Loading...

Loading...
Kitap
630 Hadis
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Cuma namazının veya başka namazın bir rek'atine yetişen kimse o namaza yetişmiş olur.» Diğer tahric: Nesai ve Darekutni
حدثنا عمرو بن عثمان بن سعيد بن كثير بن دينار الحمصي، حدثنا بقية بن الوليد، حدثنا يونس بن يزيد الايلي، عن الزهري، عن سالم، عن ابن عمر، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من ادرك ركعة من صلاة الجمعة او غيرها، فقد ادرك الصلاة
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'dan; şöyle demiştir : Kuba ehli Cum'a günü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in (mescidine gelerek) beraberinde Cuma namazını kılarlardı. Not: Bunun senedindeki Nafi'nin ravisi olan Abdullah'ın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmştir. (Nafi’nin ravisi ibn-i Ömer sahabe değil, Nafi’den sonraki ravi Abdullah b. Ömer’dir)
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا سعيد بن ابي مريم، عن عبد الله بن عمر، عن نافع، عن ابن عمر، قال ان اهل قباء كانوا يجمعون مع رسول الله صلى الله عليه وسلم يوم الجمعة
Sahabilik şerefine mazhar olmuş olan Ebu'-Ca'd ed-Demri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Her kim pek önemsemediğinden dolayı Cuma namazını üç defa terkederse kalbi mühürlenir.» Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki, Darimi ve Hakim
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا عبد الله بن ادريس، ويزيد بن هارون، ومحمد بن بشر، قالوا حدثنا محمد بن عمرو، حدثني عبيدة بن سفيان الحضرمي، عن ابي الجعد الضمري، - وكان له صحبة - قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " من ترك الجمعة ثلاث مرات، تهاونا بها، طبع على قلبه
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Zaruret (şer'i özür) olmaksızın üç defa Cum'a namazını terkedenin kalbini Allah mühürler.» Not: İsnadının sahih ve ricaIinin sika olduklsırı Zevaid'de bildirilmiştir
حدثنا محمد بن المثنى، حدثنا ابو عامر، حدثنا زهير، عن اسيد بن ابي اسيد، ح وحدثنا احمد بن عيسى المصري، حدثنا عبد الله بن وهب، عن ابن ابي ذيب، عن اسيد بن ابي اسيد، عن عبد الله بن ابي قتادة، عن جابر بن عبد الله، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من ترك الجمعة، ثلاثا، من غير ضرورة، طبع الله على قلبه
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Herhangi birinizden hiç umulur mu ki: (Şehirden) bir iki mil uzakta, davar sürüsünü ittihaz etsin, orada ot temin imkansızlaşır da daha uzaklara gitsin, sonra Cuma namazı vakti olur da kendisi gelip kılmasın, (ikinci) Cuma olur da (yine) kılmasın, (üçüncü) Cuma olur da gelip kılmasın. (Hiç birinizden umulmayan bu hareket) nihayet (sahibinin) kalbinin mühürlenmesine sebep olur.» Not: Ravi Ma'dl bin Süleyman zayıf olduğundan isnac.tın zayıflığı Zevıiid'de belirtilmiştir
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا معدي بن سليمان، حدثنا ابن عجلان، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " الا هل عسى احدكم ان يتخذ الصبة من الغنم على راس ميل او ميلين، فيتعذر عليه الكلا، فيرتفع. ثم تجيء الجمعة فلا يجيء ولا يشهدها وتجيء الجمعة فلا يشهدها. وتجيء الجمعة فلا يشهدها. حتى يطبع على قلبه
Semure bin Cündüb (r.a.)'den rivayet edidiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Bile bile (bir) Cuma namazına gitmeyen kimse bir altını sadaka olarak versin, (buna) gücü yetmezse yarım altın tasadduk etsin.» Diğer tahric: Nesai, Ebu Davud, Hakim ve Beyhaki de Semure (r.a.)'in bu hadisini değişik senedie rivayet etmişlerdir
حدثنا نصر بن علي الجهضمي، حدثنا نوح بن قيس، عن اخيه، عن قتادة، عن الحسن، عن سمرة بن جندب، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " من ترك الجمعة متعمدا، فليتصدق بدينار، فان لم يجد، فبنصف دينار
(Abdullah) bin Abbas (r.a.)'dan, şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Cum'a farzından önce dört rek'at namaz kılardı. Bu dört rekatın arasında selam vermezdi. Not: Zevaid'de: ,Bu isnad, zayıf raviler zincirinden kuruludur. Çünkü ravilerden Atiyye'nin zayıflığı hususunda ittifak edilmiştir, Haccac, tedlisçidir, Mübeşşir bin Ubeyd, Kezzabtır, İbnü'l-Velid olan Bakiyye de tedlisçidir, denmiştir
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا يزيد بن عبد ربه، حدثنا بقية، عن مبشر بن عبيد، عن حجاج بن ارطاة، عن عطية العوفي، عن ابن عباس، قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم يركع من قبل الجمعة اربعا، لا يفصل في شىء منهن
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre : Cuma farzını kılınca (mescidden) dönüp giderdi de evinde iki rek'at namaz kılardı. Sonra demiştir ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), böyle yapardı. Diğer tahric: Müslim, Nesai ve Tirmizi AÇIKLAMA 1132’de
حدثنا محمد بن رمح، انبانا الليث بن سعد، عن نافع، عن عبد الله بن عمر، انه كان اذا صلى الجمعة انصرف فصلى سجدتين في بيته ثم قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يصنع ذلك
Salim'in babası (İbn-i Ömer) (r.a.)'den; şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). Cuma farzından sonra (evinde) iki rek'at namaz kılardı. Diğer tahric: Müslim, Tirmizi ve Beyhaki AÇIKLAMA 1132’de
حدثنا محمد بن الصباح، انبانا سفيان، عن عمرو، عن ابن شهاب، عن سالم، عن ابيه، ان النبي صلى الله عليه وسلم كان يصلي بعد الجمعة ركعتين
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu; demiştir : ' «Cuma farzından sonra namaz kıldığınızda dört rek'at kılınız.» Diğer tahric: Müsliın, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Beyhaki
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وابو السايب، سلم بن جنادة قالا حدثنا عبد الله بن ادريس، عن سهيل بن ابي صالح، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا صليتم بعد الجمعة، فصلوا اربعا
Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (r.a.)'den: şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cum'a günü namaz'dan önce mescidde halka biçiminde oturmaktan nehiy etmiştir. Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve Ahmed
حدثنا ابو كريب، حدثنا حاتم بن اسماعيل، ح وحدثنا محمد بن رمح، انبانا ابن لهيعة، جميعا عن ابن عجلان، عن عمرو بن شعيب، عن ابيه، عن جده، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم نهى ان يحلق في المسجد يوم الجمعة قبل الصلاة
Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin As) (radiyallahu anh)'den; şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cum'a günü ihtiba biçiminde oturmaktan nehiy etmiştir. Ravi demiştir ki: Yani imam hutbe okurken. Not: Zevaid'de deniyor ki: Bu hadisin isnadındaki Bakiyye tedlisçidir. Onun şeyhi (Abdullah bin Vakidi)yi Tirmizi. sika saymışsa da meçhuldür
حدثنا محمد بن المصفى الحمصي، حدثنا بقية، عن عبد الله بن واقد، عن محمد بن عجلان، عن عمرو بن شعيب، عن ابيه، عن جده، قال نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الاحتباء يوم الجمعة - يعني - والامام يخطب
Saib bin Yezid (r.a.)'den; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yalnız bir tek müezzini vardı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (cuma günü minbere) çıktığı zaman müezzin ezan okurdu ve (hutbeden sonra minberden) indiği zaman ikamet getirirdi. Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) da (halifeyken) beyleydiler. Osman (r.a.) (halife) olunca ve cemaat çoğalınca çarşıdaki Zevra adlı bina üstünde üçüncü çağrıyı (şimdi okunmakta olan ilk ezanı) ilave etti. Osman (r.a.) minbere çıktığı zaman müezzin ezan okurdu ve minberden indiği zaman müezzin ikamet ederdi. Diğer tahric: Buhari, Tirmizi, Nesai ve Ebu Davud Buhari'nin rivayeti mealen şöyledir: "Cuma günü ilk nida (ezan) Resulullah (s.a.v.). Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) zamanlarında imam minbere oturduğu vakit başlardı. Osman (r.a.) (halife) olup halk da çoğalınca Zevra' üzerinde (okunan) üçüncü çağrıyı (ezanı) ilave etti
حدثنا يوسف بن موسى القطان، حدثنا جرير، ح وحدثنا عبد الله بن سعيد، حدثنا ابو خالد الاحمر، جميعا عن محمد بن اسحاق، عن الزهري، عن السايب بن يزيد، قال ما كان لرسول الله صلى الله عليه وسلم الا موذن واحد. فاذا خرج اذن، واذا نزل اقام. وابو بكر وعمر كذلك. فلما كان عثمان، وكثر الناس، زاد النداء الثالث على دار في السوق، يقال لها الزوراء. فاذا خرج اذن، واذا نزل اقام
Adiyy bin Sabit'in babası (Sabit) (r.a.)'dan; şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minber üzerinde hutbe için ayakta durduğu zaman Ashabı, yüzlerini O'na döndürürlerdi. Not: İsnaddaki ricalin sika oldukları, fakat hadisin mürsel olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا الهيثم بن جميل، حدثنا ابن المبارك، عن ابان بن تغلب، عن عدي بن ثابت، عن ابيه، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم اذا قام على المنبر استقبله اصحابه بوجوههم
Ebu Hureyre (r.a.)'den; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Cum'a gününde öyle bir saat vardır ki O saate rastlıyarak onda namaz kılıp Allah'tan hayır dileyen her müslüman adam'ın dileğini Allah bahşeder.» buyurdu. Ve (O saatin) kısa olduğunu anlatmak için (mübarek) eliyle işaret etti. AÇIKLAMA 1139’da
حدثنا محمد بن الصباح، انبانا سفيان بن عيينة، عن ايوب، عن محمد بن سيرين، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ان في الجمعة ساعة، لا يوافقها رجل مسلم، قايم يصلي، يسال الله فيها خيرا، الا اعطاه " . وقللها بيده
Amr bin Avf el-Müzeni (r.a.)'den. şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu ki: — «Cum'a günü gündüzünde bir saat vardır. Mu'min kul onda Allah'dan ne isterse behemehal onun dileği verilir.» — Hangi saattir? diye soruldu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Cum'a namazına ikamet edildiği zamandan, namazdan çıkılıncaya kadardır.» buyurdu. AÇIKLAMA 1139’da
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا خالد بن مخلد، حدثنا كثير بن عبد الله بن عمرو بن عوف المزني، عن ابيه، عن جده، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: " في يوم الجمعة ساعة من النهار، لا يسال الله فيها العبد شييا الا اعطي سوله " قيل: اى ساعة؟ قال " حين تقام الصلاة الى الانصراف منها
Abdullaiı bin Selam (r.a.)'den; şöyle demiştir; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in oturduğu bir mecliste Ben dedim ki, Şüphesiz biz Allah'ın Kitabında (Tevrat'ta) şunu buluyoruz: Cum'a gününde öyle bir saat vardır ki onu denk getirerek onda namaz kılıp Allah'tan bir şey dileyen her mu'min kulun dileğini Allan bahşeder. SeIam demiştir ki: Bu sözüm üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yahut bir saatin bir parçasıdır.» diye bana işaret buyurdu. Ben : Doğru söyledin, (veya bir saatin bir parçasıdır) diye sözümü tashih ettim. (Bu arada) Ben: Bu saat hangi saattir? diye sordum. O: «Gündüz saatlarınm sonuncusudur.» buyurdu. Ben: Gündüzün son saati namaz saati değildir, dedim. O: «Hayır (namaz saatidir.) Çünkü mu'min kul namaz kıldığı ve namazdan sonra gelecek namaz vaktini beklemek niyetiyle yerinde oturduğu sürece şüphesiz o fazilet bakımından namaz içinde sayılır.» buyurdu." Not: Bu hadisin isnadının sahih ve ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir" AÇIKLAMA(1137, 1138, 1139): Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisini Buhari ve Müslim de rivayet. etmişlerdir. Nevevi bu hadisin şerhinde şöyle der: "Bir rivayette; قائم lafzı yoktur. Bir rivayette: "O kısa bir saattir,,., bir rivayette; "O saatin kısa olduğunu anlatmak üzere eliyle işaret etti.. denilmiştir. El-Kadı; 'Selef alimleri bu saatın vakti hususunda ihtilaf hususunda ihtilaf etmişlerdir. Keza; قائم يصلي cümlesinin manasında da ihtilaf etmişlerdir. Bazı alimler; Bu saat ikindiden sonra güneş batıncaya kadardır ve; يصلي'nin manası ''namaz kılar,. değil dua eder,. demektir. قائم 'nun manası da ''ayakta durur değil dua ve ibadete devam eder" demektir, demişlerdir. Bir kısım alimler de: İmamın minbere çıktığı zamandan namaz bitinceye kadar olan süredir, demişlerdir. Başka bir grup alim de : Cuma namazına kamet edildiği zamandan, namazdan çıkılıncaya kadar geçen süredir, demişlerdir. Bunlara göre; يصلي fiili namaz kılar anlamındadır. Bazıları da; Cuma gününün son saatidir, demişlerdir. Başka tür söyliyenler de vardır.demiştir. Kadı iyaz, sözlerine devamla; Yukarıda aldığım kavilleri açıklayan hadisler, Nebi (s.a.v.)'den rivayet edilmiştir. Bütün bu zamanların Mezkur saatin şumulüne girdiği anlamı kasdedilmiştir. Çünkü o sürenin çok az olduğu belirtilmiştir. Mezkur saat, bu vakitler esnasındadır, demiştir. Sahih olanı, hatta doğrusu Müslim'in Ebu Musa (r.a.)'dan merfu' olarak rivayet ettiği Nebi (s.a.v.)'in şu hadisi ile beyan edilenidir; ''imamın minbere oturduğu an ile namazın bitimi arasındaki süredir.'' Amr bin Avf (r.a.)'ın hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir. Bu hadise göre mezku.r saat, Cuma namazına kamet edildiği an başlar ve namazın bitimi ile son bulur. Abdullah bin Selam (r.a.)'ın hadisi Zevaid türündendir. Buna göre mezkur saat, Cuma gündüzünün son saatidir. Ebu. Davud'un Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği uzunca bir hadiste Abdullah bin Selam (r.a.)'ın hadisine kısmen benzeyen şu parça vardır: . "Ebu Hureyre (r.a.) demiştir ki: Ka'b bin el-Ahbar (r.a.), mezkur saatın yılda yalnız bir Cuma gününde. bulunduğunu söyledi. Ben: Hayır. Her. Cuma'da bu saat vardır, dedim. Ka'b (r.a.) Tevrat'ı tetkik ettikten sonra: Resulullah (s.a.v.) doğru söylemiş, dedi. Ben bilahere Ka'b (r.a.) ile aramızdaki konuşmayı Abdullah bin Selam (r.a.)'a anlattım. Abdullah (r.a.) : - Bu saatin hangi saat olduğunu bilirim dedi. Ebu Hureyre (r.a.) : - O saati bana bildir, dedim dedi. Bunun üzerine Abdullah (r.a.) : - Cuma gününün son saatidir, dedi. Ben: - Bu saat nasıl Cuma gününün son saatı olur? Oysaki ResuluIlah (s.a.v.) : "Bu saati denk getirerek onda namaz kılan bir kul... buyurmuştur. Halbuki şu dediğin saatte namaz kılınmaz, dedim. Abdullah (r.a.) : - Resulullah (s.a.v.) buyurmamış mı ki : "Bir yerde oturup namaz kılmak için bekliyen bir kimse, namaz kılınıncaya kadar namazda sayılır.''dedi. Ebu Hureyre (r.a.) demiştir ki : Ben: - Evet Resulullah (s.a.v.) öyle buyurmuştur, dedim. Abdullah (r.a.) da: - Bu odur, dedi." Ebu. Davud'dan mealini yukarıya aldığım Ebu.Hureyre (r.a.)'in hadis parçası dikkate alınırsa 1139 nolu Abdullah (r.a.)'ın hadisindeki: 'Bu saat hangi saattir? diye sordüm' sözünün AbduIlah (r.a.)'in olmayıp, ravisi olan Ebu Seleme'nin sözü olması ve buna verilen cevabın da Nebi (s.a.v.)'e ait olmayıp Abdullah bin Selam (r.a.)'a ait olması; keza bundan sonra devam eden karşılıklı konuşmanın bu iki zat'a ait bulunması muhtemeldir. Fakat terceme ederken bu ihtimalin açık bir belirtisi görülmediği için Mezkur konuşmayı AbduIlah bin Selam (r.a.) ile Nebi (s.a.v.) arasında cereyan etmiş olarak gösterdim. Zaten Mezkur saatin Cuma gününün son saati olduğuna dair merfu' rivayet vardır. Keza namaz kılmak için oturduğu yerde bekliyen kişinin fazilet bakımından namaz içinde sayıldığına dair merfu' rivayetler vardır. Tuhfetu'I-Ahvezi yazarı Mezkur saat hakkında şöyle der; "Alimler, bu saatin hangi saat olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hafız İbn-i Hacer, eI-Fetih'te bu hususta kırktan fazla kavil rivayet ettikten sonra: Şüphe yok ki Mezkur kavillerin en kuvvetlisi, Ebu Musa (r.a.)'ın hadisi ile Abdullah bin Selam (r.a.)'ın hadisidir, demiştir. Ebu Musa (r.a.)'ın hadisinden maksad; Mezkur saatın minber üzerinde oturduğu an ile namazın bitimi arasındaki süre olduğuna dair Müslim'in kendisinden rivayet ettiği hadistir. Abdullah bin Selam (r.a.)'ın hadisinden maksad da, Mezkur saatin, ikindiden sonra gün batışına kadar olan süre olduğuna dair Tirmizi, Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettikleri Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi içinde bulunan Abdullah bin Selam (r.a.)'in hadisidir. El-Hafız İbn-i Hacer, Taberi'nin; Mezkur saat hakkında rivayet olunan hadisler içinde en sahihi, Ebu Musa (r.a.)'ın hadisidir ve bu saat hakkında soylenen kavillerin en meşhuru, Abdullah bin Selam (r.a.)'ın kavlidir, dediğini söylemiştir. Hafız, daha sonra; 'Bu iki hadisin dışında kalan rivayetler ya ikisine veya birisine muvafıktır yahud isnadı zayıftır veyahut mevkuftur. Nebi (s.a.v.)'in önceden bu saati bildiği, sonradan unutturulduğu yolundaki Ebu Said (r.a.)'in hadisi, bu iki hadise muarız değildir. Çünkü Beyhaki ve başkalarının rivayet ettiği gibi unutturulma olayı vuku' bulmadan önce Ebu Musa ve Abdullah bin Selam (r.a.)'ın Nebi (s.a.v.)'den işitmiş olmaları muhtemeldir. Bu iki rivayet'ten hangisinin daha kuvvetli olduğu hususunda da ihtilaf olmuştur. Müslim, Beyhaki, İbnü'l-Arabi ve bir cemaat Ebu Musa (r.a.)'ın hadisini tercih etmişlerdir. Ahmed, İbn-i Abdi'l-Ber, İshak, Şafii ve bir cemaat Abdullah bin Selam (r.a.)'ın hadisini tercih etmişlerdir. Said bin Mansur'un sahih bir senedIe Ebu Seleme bin Abdurrahman'dan rivayet ettiğine göre sahabilerden bir cemaat, toplanarak Mezkur saatin hangi saat olduğu hususunda müzakere etmişler, Cuma gününün son saati olduğunda ittifak ederek dağılmışlardır. Bazı alimler, her iki rivayeti fırsat bilerek bu iki saati iyice değerlendirme yolunu tercih etmişlerdir.'demiştir. Gazali de makbul saatin sabit olmayıp Cuma günü içinde dolaştığı yolundaki kavli tercih etmiştir. Muhibb-i Taberi ve İbn-i Asakir de bu görüşü paylaşmışlardır. Eı~Menheı yazarı da; Sahabilerin ve Tabiilerin cumhuruna göre bu saat, Cuma gününün son saatıdır, demiştir
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Kim (her gün şu) on iki rekat sünnet kılmaya devam ederse cennette onun için bir ev yapılır, öğle farzından önce dört rekat, öğle farzından sonra iki rekat, akşam farzından sonra iki rekat, yatsı farzından sonra iki rek'at ve sabah farzından önce iki rek'at. » Diğer tahric: Tirmizi ve Nesai AÇIKLAMA 1142’de
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا اسحاق بن سليمان الرازي، عن مغيرة بن زياد، عن عطاء، عن عايشة، قالت قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من ثابر على ثنتى عشرة ركعة من السنة، بني له بيت في الجنة. اربع قبل الظهر، وركعتين بعد الظهر، وركعتين بعد المغرب، وركعتين بعد العشاء، وركعتين قبل الفجر
Nebi {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)"in muhterem eşlerinden) Ümma Habibe bint-i Ebi Süfyan (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Kim (her) gün ve gecede on iki rek'at (sünnet) kılarsa cennette onun için bir ev yapılır.» Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Ahmed, Hakim ve Beyhaki AÇIKLAMA 1142’de
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا يزيد بن هارون، انبانا اسماعيل بن ابي خالد، عن المسيب بن رافع، عن عنبسة بن ابي سفيان، عن ام حبيبة بنت ابي سفيان، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " من صلى في يوم وليلة ثنتى عشرة ركعة، بني له بيت في الجنة
Ebu Hureyre (r.a.)*den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Kim (her) günde (farzdan başka şu) on iki rek'at (sünneti) kılarsa cennette onun için bir ev yapılır. İki rek'at sabah farzından önce, ikişer rek'at öğle farzından önce ve sonra, iki rek'at (zan ediyorum dedi ki) ikindi farzından önce, iki rek'at akşam farzından sonra ve iki rek'at (zan ediyorum dedi ki) yatsı farzından sonra.» Not: İsnadındaki İbnü'l-Asbahani'nin zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA (1140, 1141, 1142): Aişe (r.anha)'nın hadisini Tirmizi ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisini Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Ahmed, Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Burada olduğu gibi bazı rivayetlerde bu rek'atlerin yerleri belirtilmemiştir. Tirmizi'nin rivayetinde bu yerler aynen Aişe (r.anha)'nın hadisindeki gibi zikredilmiştir. Nesai'nin rivayetinde de yerler zikredilmiştir. Şu farkla ki "Yatsı'dan sonra iki rek'at'' yerine "ikindiden önce iki rek'at'' denilmiştir. Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisini Nesai de rivayet etmiştir. Zevaid sahibinin bunu Zevaid türünden saymasının nedenini bilemedim. Bu hadiste gösterilen yerlerin Aişe (r.anha)'nın hadisindeki yerlerden farklı durumu, görüldüğü gibi bu hadiste öğle farzından önce iki rek'at gösterilmiş ve diğer iki rek'at yerine ikindiden önce iki rek'at gösterilmiştir. Toplam yine on iki rek'attir. EI-Menhel yazarı şöyle der: "Beş vakit farz namaz'a tabi sünnetlerin 12 rek'at olduğuna bu hadisler delildir. Hasen-i Basri'nin sabah namazından önceki iki rek'at ile akşam namazından sonraki iki rek'atın vucubuna dair kavli bu hadislerle reddedilmiştir. Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisindeki ihtilafı bilmiş oldunuz. Şöyle ki: Tirmizi'nin rivayetinde yatsı'dan sonraki iki rek'at var, ikindiden önceki iki rek'at yoktur. Nesai'nin rivayeti bunun tam aksinedir. Bu rivayetlerin tümünde anlatılan sünnetlerin hepsini tutmak sahihtir. Hepsi ile amel edilince günlük sünnet 14 rek'at olur. Halbuki anılan sevabın on iki rek'atle hasıl olduğu belirtilmiştir. Şöyle denilebilir. Rivayetler muhtelif olduğu için ondört rek'at kılınmadıkça Mezkur vakitlerde kılınması Resulullah (s.a.v.) tarafından emredilen on iki rek'at'ın kılındığı kesin söylenemez. Mezkur sünnetlere devam eden kimse için mükafat olarak cennette köşk yapılması, farzlarını eksiksiz yapması halindedir. Farzlarda noksanlığı varsa bu noksanlığı sünnet namazları ile doldurulur. Nitekim Ebu Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ''Kişinin tam kılmadığı farz namazların eksiklikleri onun kıldığı sünnetlerinden doldurulur ..'' FARZ'A BAĞLl SÜNNET NAMAZ HAKKINDA DÖRT MEZHEBİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi mezhebine göre beş vakit farz namaza bağlı sünnet namaz on iki rek'attir. Görüşleri Aişe (r.anha)'nın hadisine tamamen uyuyor. Yani sabah farzından önce iki, öğle farzından önce dört, farzdan sonra iki, akşam ve yatsı farzlarından sonra ikişer rek'attir. Bir de mendup olanı vardır. O da şunlardır: İkindi farzından önce iki veya dört rek'at, akşam farzından sonra altı rek'at, yatsı farzından önce ve sonra dörder rek'at. Öğleden önceki dört rek'at sünnet, yatsıdan önceki ve sonraki dörder rek'at bir selamla kılınır. Fakat ikindiden önceki dört rek'at ve akşamdan sonraki altı rek'at namazda iki rek'atten bir selam verilebildiği gibi hepsi bir selamla da kılınabilir. 2- Şafii mezhebine göre farz namazlara bağlı sünnetler, müekked ve gayr-i müekked olarak ikiye ayrılır. Müekked sünnetler, sabah farzından önce iki, öğle farzından önce ve sonra ikişer, akşam ve yatsı farzlarından sonra ikişer rek'at olmak üzere toplam on rek'attir. Bunların delili ise Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki'nin İbn-i Ömer(r.a.)'den rivayet ettikleri merfu' bir hadistir: Bu hadise göre Nebi (s.a.v.) öğleden önce, öğleden sonra, akşam ve yatsıdan sonra ikişer rek'ati evinde kılardı. Gayr-i müekked olan sünnet de şunlardır: Öğleden önce ve sonra (müekkedden başka) ikişer, ikindiden önce dört, akşam ve yatsı farzlarından önce ikişer rek'at olmak üzere toplam on iki rek'attir. 3- Maliki mezhebine göre farzlara tabi nafileler revatib ve gayr-i revatib olmak üzere ikiye ayrılır. Revatib : Öğle farzından önce ve sonra, ikindi farzından önce ve akşam farzından sonra kılınan nafilelerdir. Bunlar belirli bir sayı ile tahdit edilmemiştir. Lakin en efdalı, öğle farzından önce ve sonra dörder, ikindi farzından önce dört, akşam farzından sonra altı rek'attir. Bunlar kuvvetli mendup sayılır. Gayr-i Revatib ise, sabah farzından önce iki rek'attir. Buna rağibe denir. Rağibe. kuvvet bakımından sünnetten aşağı ve müstahabtan yukarıdır. Bir de yatsıdan sonra ve vitirden önce kılınan ve sefi'denilen nafile de gayr-i revatib sayılır. En az iki rek'attir. En çoğu için sınır yoktur. Bu namaz mendup türündendir. Vitir de gayr-ı revatibden sayılır ... 4- Hanbeli mezhebine göre vakit namazlarına bağlı sünnetler Ratibe ve Gayr-i ratibe olmak üzere ikiye ayrılır. Ratibeler aynen Şafii mezhebindekilerdir. Gayr-i ratibeler ise öğle farzından önce ve sonra dörder, ikindiden önce dört ve yatsıdan sonra dörder rek'attir
حدثنا عبد الرحمن بن ابراهيم الدمشقي، حدثنا ابن ابي فديك، عن الضحاك بن عثمان، عن ابي النضر، عن ابي سلمة، عن عبد الله بن سلام، قال قلت ورسول الله صلى الله عليه وسلم جالس انا لنجد في كتاب الله في يوم الجمعة ساعة لا يوافقها عبد مومن يصلي يسال الله فيها شييا الا قضى له حاجته . قال عبد الله فاشار الى رسول الله صلى الله عليه وسلم او بعض ساعة . فقلت صدقت، او بعض ساعة . قلت: اى ساعة هي؟ قال: " هي اخر ساعة من ساعات النهار " قلت: انها ليست ساعة صلاة . قال: " بلى. ان العبد المومن اذا صلى ثم جلس، لا يحبسه الا الصلاة، فهو في صلاة
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا محمد بن سليمان بن الاصبهاني، عن سهيل، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من صلى في يوم ثنتى عشرة ركعة بني له بيت في الجنة ركعتين قبل الفجر وركعتين قبل الظهر وركعتين بعد الظهر وركعتين - اظنه قال - قبل العصر وركعتين بعد المغرب - اظنه قال - وركعتين بعد العشاء الاخرة