Loading...

Loading...
Kitap
311 Hadis
Ebu Musa (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, Bir a'râbî Rasûlullah (s.a.v.)'e gelip; Ya Rasûlallah "Adam ün için, övülmek için, ganimet elde etmek için ve (kahramanlıktaki) derecelerini göstermek için savaşıyor." (Bu kimse hakkında ne dersin?) demiş. Rasûlullah (s.a.v.)'de; "Kim Allah'ın kelimesinin hakim olması için savaşırsa o kimse aziz ve celîl olan Allah'ın yolundadır." buyurmuş
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا شعبة، عن عمرو بن مرة، عن ابي وايل، عن ابي موسى، : ان اعرابيا، جاء الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال : ان الرجل يقاتل للذكر، ويقاتل ليحمد، ويقاتل ليغنم، ويقاتل ليرى مكانه . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " من قاتل حتى تكون كلمة الله هي اعلى فهو في سبيل الله عز وجل
Amr (b. Mürre); "Ben Ebû Vail'den hoşuma giden bîr hadis işittim" dedi ve (önceki 2517. hadisin) mânâsını rivayet etti
حدثنا علي بن مسلم، حدثنا ابو داود، عن شعبة، عن عمرو، قال : سمعت من ابي وايل، حديثا اعجبني . فذكر معناه
Abdullah b. Amr'den; demiştir ki: Abdullah b. Amr; Ey Allah'ın Rasûlü bana cihadı anlat dedi. (Hz. Nebi'de); "Ey Abdullah b. Amr! Eğer sen sabrederek ve sevabını sadece Allah'dan bekleyerek savaşırsan, Allah da seni sabreden ve (yaptığı savaşın sevabını sadece Allah'dan) uman (bir kişi) olarak diriltir. Eğer gösteriş için (ya da mal) çokluğuyla övünmek için savaşırsan, Allah seni gösterişçi ve (mal) çokluğuyla övünen (bir kimse) olarak diriltir. Ey Abdullah b. Amr, hangi hal üzere savaşırsan Allah da seni o hal üzere diriltir" buyurdu
حدثنا مسلم بن حاتم الانصاري، حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، حدثنا محمد بن ابي الوضاح، عن العلاء بن عبد الله بن رافع، عن حنان بن خارجة، عن عبد الله بن عمرو، قال قال عبد الله بن عمرو : يا رسول الله اخبرني عن الجهاد، والغزوفقال : " يا عبد الله بن عمرو، ان قاتلت صابرا محتسبا بعثك الله صابرا محتسبا، وان قاتلت مراييا مكاثرا بعثك الله مراييا مكاثرا، يا عبد الله بن عمرو، على اى حال قاتلت او قتلت بعثك الله على تيك الحال
İbn Abbas (r.a.)'dan; demiştir ki: Rasülullah (s.a.v.), şöyle buyurdu; "Uhud'da kardeşlerinize (şehidlik) isabet edince Allah onların ruhlarını yeşil kuşların içine yerleştirdi. (Bu ruhlar yeşil kuş suretindeki taşıyıcılarına binerek) cennet nehirlerine uğrar meyvelerinden yerler (sonra), arşın gölgesinde asılı olan altından kandillere dönerler. (Şehidîer) Yediklerinin, içtiklerinin ve kaldıkları yerin güzelliğini görünce, "Bizim cennette diri olup da (Şehadetten dolayı cennet ni'metleriyle) rızıklandırıldığımızı, cihada yönelmeleri ve harbden korkup kaçmamaları için (dünyada bulunan) kardeşlerimize iletecek kim var? derler. (Bunun üzerine) Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; "(bunu) sizden onlara ben eriştireceğim" buyuracak. (Nitekim) Allah; "Allah yolunda öldürülenleri ölü zannetmeyin...”[Âl-i İmrân 169] (mealindeki) ayet-i kerimeyi sonuna kadar indirdi
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا عبد الله بن ادريس، عن محمد بن اسحاق، عن اسماعيل بن امية، عن ابي الزبير، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " لما اصيب اخوانكم باحد جعل الله ارواحهم في جوف طير خضر ترد انهار الجنة، تاكل من ثمارها، وتاوي الى قناديل من ذهب معلقة في ظل العرش، فلما وجدوا طيب ماكلهم ومشربهم ومقيلهم قالوا : من يبلغ اخواننا عنا انا احياء في الجنة نرزق ليلا يزهدوا في الجهاد ولا ينكلوا عند الحرب فقال الله سبحانه : انا ابلغهم عنكم . قال : فانزل الله { ولا تحسبن الذين قتلوا في سبيل الله امواتا } " . الى اخر الاية
Hasnâ bint Muaviye dedi ki: Amcam (Eslem b. Selîm) bize (şunları) söyledi: Ben Nebi (s.a.v.)'e; Kimler cennettedir? diye sordum da; "Nebi(ler) cennettedir, şehit(ler) cennettedir, çocuk(lar) cennettedir, diri diri toprağa gömülen kız (çocukları) cennettedir." buyurdu
حدثنا مسدد، حدثنا يزيد بن زريع، حدثنا عوف، حدثتنا حسناء بنت معاوية الصريمية، قالت حدثنا عمي، قال قلت للنبي صلى الله عليه وسلم : من في الجنة قال : " النبي في الجنة، والشهيد في الجنة، والمولود في الجنة، والوييد في الجنة
Nimran b. Utbe ez-Zimârî dedi ki: Biz Ümmü'd-Derdâ'nın yanına girdik ve hepimiz yetim idik. Ümmü'd-Derdâ (bizi görünce şöyle) dedi: "Size müjdeler olsun. Çünkü ben Ebu'd-Derdâ'yı;,, "Rasûlullah (s.a.v.); "Şehid ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir'* buyurdu, derken işittim. Ebû Dâvud dediki; Nimrân b. Utbe'nin yeğeninin isminin doğrusu, Rebâh b. Selîd'dir
حدثنا احمد بن صالح، حدثنا يحيى بن حسان، حدثنا الوليد بن رباح الذماري، حدثني عمي، : نمران بن عتبة الذماري قال : دخلنا على ام الدرداء ونحن ايتام فقالت : ابشروا فاني سمعت ابا الدرداء يقول قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " يشفع الشهيد في سبعين من اهل بيته " . قال ابو داود : صوابه رباح بن الوليد
Aişe (r.anha)'dan; demiştir ki: Necâşi öldüğü zaman biz (kendi aramızda); "artık onun kabri üzerinde bir nur görünüp duracaktır," diye konuşurduk
حدثنا محمد بن عمرو الرازي، حدثنا سلمة، - يعني ابن الفضل - عن محمد بن اسحاق، حدثني يزيد بن رومان، عن عروة، عن عايشة، قالت : لما مات النجاشي كنا نتحدث انه لا يزال يرى على قبره نور
Ubeyd b. Halid es-Sülemi'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) iki adam arasında kardeşlik kurmuştu. Bunlardan biri (Allah yolunda) öldürüldü. Bir hafta ya da bir haftaya yakın bir zaman sonra da öbürü öldü. Onun cenaze namazını kıldık. Rasûlullah (s.a.v.), (bize onun hakkında) "Nasıl dua ettiniz?" diye sordu. Biz de; Ey Allahım! Onu bağışla ve kardeşi(nin derecesi)ne eriştir diye dua ettik dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.); (İik ölenin) namaz(lar)ından sonra (ikinci ölenin kıldığı) namazlar), (ilk ölenin) oruç(lar)ından sonra (ikincinin tuttuğu) oruç(lar)i- [A2] (ilk ölenin hayırlı) amel(ler)inden sonra (ikinci ölenin işlemiş olduğu hayırlı) amelleri nerede. İkisi arasında gök ile yerin arası kadar (fark) vardır." buyurdu
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا شعبة، عن عمرو بن مرة، قال سمعت عمرو بن ميمون، عن عبد الله بن ربيعة، عن عبيد بن خالد السلمي، قال : اخى رسول الله صلى الله عليه وسلم بين رجلين فقتل احدهما ومات الاخر بعده بجمعة او نحوها، فصلينا عليه، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " ما قلتم " . فقلنا : دعونا له، وقلنا : اللهم اغفر له والحقه بصاحبه . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " فاين صلاته بعد صلاته وصومه بعد صومه " . شك شعبة في صومه : " وعمله بعد عمله ان بينهما كما بين السماء والارض
Ebu Eyyûb (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Kendisi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işitmiş: "Yakında birçok şehirler fethedilecek ve (ülkenizde) büyük topluluklardan oluşan ordular bulunacak sizin bu orduda askerlik yapmanız emredilecek. Bunun üzerine sizden bir kimse bu orduda (ücretsiz) asker olmak istemeyerek kavminden kaçacak sonra, "Beni kendi yerine askerlik yapmam için kiralayacak birisi yok mu?" diye (diğer) kabileleri dolaşarak kendini onlara arzedecek. Dikkatli olunuz bu (adam) kanının son damlasına kadar (da çarpışsa yine de) kiralık bir kimseden başka birisi değildir." Diğer tahric: Ahmed b. Hanbel, V
حدثنا ابراهيم بن موسى الرازي، اخبرنا ح، وحدثنا عمرو بن عثمان، حدثنا محمد بن حرب، - المعنى وانا لحديثه، اتقن - عن ابي سلمة، : سليمان بن سليم عن يحيى بن جابر الطايي، عن ابن اخي ابي ايوب الانصاري، عن ابي ايوب، انه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول : " ستفتح عليكم الامصار، وستكون جنود مجندة تقطع عليكم فيها بعوث فيكره الرجل منكم البعث فيها فيتخلص من قومه ثم يتصفح القبايل يعرض نفسه عليهم يقول : من اكفيه بعث كذا، من اكفيه بعث كذا الا وذلك الاجير الى اخر قطرة من دمه
Abdullah b. Amr'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle, buyurmuştur; "Mücâhid için (sadece kendi cihadının) sevabı vardır. (Ona silah temininde) yardımcı olan kimse için hem (yardımının) sevabı hem de cihad sevabı vardır." Diğer Tahric: Ahmed b. Hanbel, II
حدثنا ابراهيم بن الحسن المصيصي، حدثنا حجاج، - يعني ابن محمد - ح وحدثنا عبد الملك بن شعيب، حدثنا ابن وهب، عن الليث بن سعد، عن حيوة بن شريح، عن ابن شفى، عن ابيه، عن عبد الله بن عمرو، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : " للغازي اجره، وللجاعل اجره واجر الغازي
Ya'lâ b. Münye (Ümeyye)'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.), seferberlik ilan etti. Ben de yaşlı bir ihtiyardım. Hizmetçim de yoktu. (Savaşta) Benim hizmetimi karşılayacak ücretli birini aradım. (Ganimetten kendisine düşecek olan) payını da kendisine verecektim. Derken (bunu kabul eden) bir adam buldum. Hareket (vakti) yaklaşınca bana gelip; (Ganimet'ten elime geçecek) hisselerin ne kadar olduğunu ve payıma ne düşeceğini bilmiyorum. Binaenaleyh bana bir mikdar tâyin et. (Çünkü) harbin sonunda ganimetten bana düşecek bir pay ya bulunur, ya da bulunmaz, dedi. Ben de ona üç dinar tayin ettim. Ganimeti (ortaya) gelince ona hissesini vermek istedim, (onun için tayin ettiğim) dinarları hatırladım. Ve Nebi (s.a.v.)'e varıp bu adam'ın durumunu anlattım. "Ben (bu kimsenin eline) bu savaştan dünya ve ahirette (kendisine) tayin edilen dinarlardan başka (birşey geçeceğini) zannetmiyorum." buyurdu
حدثنا احمد بن صالح، حدثنا عبد الله بن وهب، اخبرني عاصم بن حكيم، عن يحيى بن ابي عمرو السيباني، عن عبد الله بن الديلمي، ان يعلى بن منية، قال : اذن رسول الله صلى الله عليه وسلم بالغزو وانا شيخ كبير ليس لي خادم، فالتمست اجيرا يكفيني واجري له سهمه، فوجدت رجلا، فلما دنا الرحيل اتاني فقال : ما ادري ما السهمان وما يبلغ سهمي فسم لي شييا كان السهم او لم يكن . فسميت له ثلاثة دنانير، فلما حضرت غنيمته اردت ان اجري له سهمه، فذكرت الدنانير، فجيت النبي صلى الله عليه وسلم فذكرت له امره، فقال : " ما اجد له في غزوته هذه في الدنيا والاخرة الا دنانيره التي سمى
Abdullah b. Amr'den; demiştir ki: Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)'e gelerek; Hicret etmek üzere seninle antlaşmaya geldim. Annemi ve babamı da (arkamda) ağlıyor olarak bıraktım dedi. (Hz. Nebi (s.a.v.)'de); ''Geri don onları ağlattığın gibi güldür." buyurdu
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا سفيان، حدثنا عطاء بن السايب، عن ابيه، عن عبد الله بن عمرو، قال : جاء رجل الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال : جيت ابايعك على الهجرة وتركت ابوى يبكيان . فقال : " ارجع عليهما فاضحكهما كما ابكيتهما
Abdullah b. Amr'dan; demiştir ki: Bir adam Nebi (s.a)'e gelerek; Ey Allah'ın Rasûlü ben cihad'a çıkabilir miyim? dedi. (Peygamber (s.a.v.)'de); "Senin annen baban var mı?" diye sordu. (O kimse de); Evet diye cevap verdi. (Bunun üzerine Nebi); "Öyleyse onların hizmetinde (bulunarak) cihâd et!" buyurdu. Buhari, cihad, Edeb; Tirmizi cihâd; Müslim, birr; Ahmed b. Hanbeİ, II, 165, 172, 188, 193, 197, 221. Ebû Dâvud dedi ki; Ebu'l-Abbas, ismi es-Sâib b. Ferruh olan şâir (râvi)'dir
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا سفيان، عن حبيب بن ابي ثابت، عن ابي العباس، عن عبد الله بن عمرو، قال : جاء رجل الى النبي صلى الله عليه وسلم فقال : يا رسول الله اجاهد قال : " الك ابوان " . قال : نعم . قال : " ففيهما فجاهد " . قال ابو داود : ابو العباس هذا الشاعر اسمه السايب بن فروخ
Ebu Said el-Hudrî'den rivayet olunduğuna göre, Bir adam (cihad'a katılmak için) Yemen'den Rasûlullah (s.a.v.)'in yanına hicret etmiş, Rasûl-i zi-şan efendimiz de ona; "Yemen'de herhangi bir kimsen var mı?" diye sormuş. (Adam); Annemle babam var, cevabını vermiş. (Fahr-i kâinat); "(Buraya gelmen için) Sana izin verdiler mi?" diye (ikinci bir soru daha) sormuş (O zat tekrar); Hayır diye cevap vermiş. (Bunun üzerine Fahr-i Kâinat efendimiz); "Dön onlardan izin iste, eğer izin verirlerse cihada katıl, yoksa onlara hizmet et." buyurmuştur
حدثنا سعيد بن منصور، حدثنا عبد الله بن وهب، اخبرني عمرو بن الحارث، ان دراجا ابا السمح، حدثه عن ابي الهيثم، عن ابي سعيد الخدري، : ان رجلا، هاجر الى رسول الله صلى الله عليه وسلم من اليمن، فقال : " هل لك احد باليمن " . قال : ابواى . قال : " اذنا لك " . قال : لا . قال : " ارجع اليهما فاستاذنهما، فان اذنا لك فجاهد، والا فبرهما
Enes (r.a.)'den; demiştir ki "Rasûlullah (s.a.v.) su taşımaları ve yaraları tedavi etmeleri için Ümmü Süleym ve Ensar'dan (bazı) kadınları harbe götürmüştür
حدثنا عبد السلام بن مطهر، حدثنا جعفر بن سليمان، عن ثابت، عن انس، قال : كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يغزو بام سليم ونسوة من الانصار ليسقين الماء ويداوين الجرحى
Enes b. Malik (r.a.)'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Üç şey imanın esasındandır. (Birincisi) Lâ ilahe illallah diyen bir kimseye (el ve dil uzatmaktan) çekinmemiz, (işlemiş olduğu) bir günah yüzünden onu kâfir saymamamızdır. (Yani İslâm'a uymayan) bir fiilinden dolayı onu İslam dışı ilan etmememizdir. (ikincisi) Cihad, Allah'ın beni (Nebi olarak) gönderdiği andan, ümmetimin en çok neslinin Deccal'le savaşacağı ana kadar devam edecektir. Adaletli (bir idareci)nin adaleti onu ortadan kaldıramayacağı gibi zâlim (bir idarecinin zulmü de kaldıramaz. (Üçüncüsü ise) Kadere inanmaktır.”
حدثنا سعيد بن منصور، حدثنا ابو معاوية، حدثنا جعفر بن برقان، عن يزيد بن ابي نشبة، عن انس بن مالك، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " ثلاثة من اصل الايمان : الكف عمن قال لا اله الا الله ولا تكفره بذنب ولا تخرجه من الاسلام بعمل، والجهاد ماض منذ بعثني الله الى ان يقاتل اخر امتي الدجال لا يبطله جور جاير ولا عدل عادل، والايمان بالاقدار
Ebu Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İyi olsun kötü olsun her (müslüman) devlet reisi ile birlikte cihad üzerinize (düşen) kaçınılmaz bir görevdir. İyi olsun kötü olsun her müslüman (imam)ın arkasında namaz kılmanız üzerinize (düşen) kaçınılmaz bir görevdir. (Hatta o imam) büyük günahlar işlemiş bile olsa. İyi olsun kötü olsun (ölen) her müslümanın üzerine (cenaze) namaz(ı) kılmak farz(-ı kifaye)dir. Büyük günahlar işlemiş olsa bile
حدثنا احمد بن صالح، حدثنا ابن وهب، حدثني معاوية بن صالح، عن العلاء بن الحارث، عن مكحول، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " الجهاد واجب عليكم مع كل امير برا كان او فاجرا، والصلاة واجبة عليكم خلف كل مسلم برا كان او فاجرا وان عمل الكباير، والصلاة واجبة على كل مسلم برا كان او فاجرا وان عمل الكباير
Câbir b. Abdillah'ın naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün) savaşa gitmek isteyince; "Ey muhacir ve ensar toplulukları, sizin (din) kardeşlerinizden mal ve akrabası olmayan kimseler var. Sizin her biriniz (onlardan) iki veya üç kişiyi bağrına bassın. Bizden birinin (savaşa giderken) kendisini taşıyacak (özel) bir bineği olamayabilir. Ancak onlarınki gibi nöbetleşe binebileceği bir bineği olabilir" buyurdu. (Câbir b. Abdillah) dedi ki: Bunun üzerine ben (onlardan) iki veya üç kişiyi yanıma aldım. Benim de ancak onlarla (birlikte) kendi deveme sıram geldiğinde binme hakkım vardı
حدثنا محمد بن سليمان الانباري، حدثنا عبيدة بن حميد، عن الاسود بن قيس، عن نبيح العنزي، عن جابر بن عبد الله، حدث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم انه اراد ان يغزو فقال : " يا معشر المهاجرين والانصار، ان من اخوانكم قوما ليس لهم مال ولا عشيرة فليضم احدكم اليه الرجلين او الثلاثة فما لاحدنا من ظهر يحمله الا عقبة كعقبة " . يعني احدهم . فضممت الى اثنين او ثلاثة، قال : ما لي الا عقبة كعقبة احدهم من جملي
İbn Züğb el-Eyâdî dedi ki: Abdullah b. Havale (bir gün misafirim olarak) yanıma gelip bana (şunları) anlattı: (Bir defasında) Rasûlullah (s.a.v.) bizi yaya olarak ganimet elde etmeye göndermişti. Biz de hiç bir şey ele geçiremeden dönüp geldik. (Çektiğimiz) yorgunluğu yüzlerimizden anladı. Bunun üzerine ayağa kalkıp bizim İçin; "Ey Allahım! Onları(n işini) bana bırakma. Çünkü ben onlar(a yardım)dan âcizim. Onları(n işini) kendilerine de bırakma. Çünkü (kendi) nefislerinin ihtiyaçlarını temin)den (kendileri de) âcizlerdir. Onları insanlara da bırakma. Çünkü insanlar (kendilerini) onlara tercih ederler." diye dua etti. Sonra da elini başımın üzerine koydu. (Râvi İbn Züğb burada tereddüd edip) Yahut da, (Abdullah b. Havale, Rasûlullah elini), tepeme koydu (demiş olabilir) dedi. (İbn Havale sözlerine şöyle devam etti): Sonra (Hz. Nebi) buyurdu ki: "Halifeliğin Şam'a intikal ettiğini gördüğün vakit (içtimaî) sarsıntılar ve bunalımlar ve önemli hadiseler yaklaşmış olacaktır. İşte o gün kıyamet (alâmetlerinin ortaya çıkması), insanlara, elimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır." Ahmed b. Hanbel, V, 288. Ebû Dâvud dedi ki: "Abdullah b. Havale, Humus'ludur
حدثنا احمد بن صالح، حدثنا اسد بن موسى، حدثنا معاوية بن صالح، حدثني ضمرة، ان ابن زغب الايادي، حدثه قال : نزل على عبد الله بن حوالة الازدي فقال لي : بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم لنغنم على اقدامنا فرجعنا فلم نغنم شييا وعرف الجهد في وجوهنا فقام فينا فقال : " اللهم لا تكلهم الى فاضعف عنهم، ولا تكلهم الى انفسهم فيعجزوا عنها، ولا تكلهم الى الناس فيستاثروا عليهم " . ثم وضع يده على راسي - او قال : على هامتي - ثم قال : " يا ابن حوالة اذا رايت الخلافة قد نزلت ارض المقدسة فقد دنت الزلازل والبلابل والامور العظام، والساعة يوميذ اقرب من الناس من يدي هذه من راسك " . قال ابو داود : عبد الله بن حوالة حمصي
Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu: "Aziz ve Celil olan Rabbimiz, Allah yolunda savaşıp da arkadaşları bozguna uğrayınca (harp'ten kaçmanın) kendi üzerindeki vebalini düşünerek tekrar (düşman üzerine) dönen ve kanı dökülünceye kadar savaşan kimseyi çok beğenir de meleklerine (şöyle)der: "(Şu) Kulum'a bakınız! Benim yanımdaki sevaba rağbet edip yanımdaki (âzabdan) korkarak (tek başına düşmanla savaşmak için) geri döndü. Nihayet (bu yolda) kanı döküldü
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا حماد، اخبرنا عطاء بن السايب، عن مرة الهمداني، عن عبد الله بن مسعود، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " عجب ربنا من رجل غزا في سبيل الله فانهزم " . يعني اصحابه : " فعلم ما عليه فرجع حتى اهريق دمه، فيقول الله تعالى لملايكته : انظروا الى عبدي رجع رغبة فيما عندي وشفقة مما عندي حتى اهريق دمه