Loading...

Loading...
Kitap
311 Hadis
Ebu Hureyre (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir: "Amr b. Akyeş'in câhiliye devrinde bir faiz (alacağı) vardı. Onu alıncaya kadar müslüman olmayı uygun bulmuyordu. Uhud günü (müslümanların yanına) gelip; Amcamın oğulları nerede? diye sordu. Onlar da; Uhud'da diye cevap verdiler. Falan nerededir? diye sordu. Onlar da; Uhud'dadır diye karşılık verdiler. Falanca nerededir? diye sordu. Uhud'dadır cevâbını verdiler. Bunun üzerine zırhını giydi ve merkebine bindi. Sonra onların tarafına hareket etti. (Uhud'daki) müslümanlar onu görünce; Ey Amr! Bizden uzaklaş dediler. O da; Ben iman ettim deyip yaralanıncaya kadar (düşmanla) savaştı. Yaralı olarak ailesine götürüldü. Derken Sa'd b. Muaz onun yanına geldi ve onun kız kardeşine (hitaben); Kavmini korumak için mi yahut onlar için (onların düşmanlarına duyduğun) öfkeden dolayı mı yoksa Allah için (kâfirlere duyduğun) öfkeden dolayı mı (savaşıyorsun?) diye ona bir sor, dedi. Bunun üzerine (Amr); Allah ve Rasûlü için (kâfirlere duyduğum) öfkeden dolayı savaştım deyip öldü ve Allah için hiç namaz kılmadan cennete girdi
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا حماد، اخبرنا محمد بن عمرو، عن ابي سلمة، عن ابي هريرة، ان عمرو بن اقيش، كان له ربا في الجاهلية فكره ان يسلم حتى ياخذه فجاء يوم احد . فقال : اين بنو عمي قالوا : باحد . قال : اين فلان قالوا : باحد . قال : اين فلان قالوا : باحد . فلبس لامته وركب فرسه ثم توجه قبلهم، فلما راه المسلمون قالوا : اليك عنا يا عمرو . قال : اني قد امنت . فقاتل حتى جرح، فحمل الى اهله جريحا، فجاءه سعد بن معاذ فقال لاخته : سليه حمية لقومك او غضبا لهم ام غضبا لله فقال : بل غضبا لله ولرسوله فمات . فدخل الجنة وما صلى لله صلاة
Seleme b. (Sabit) el-Ekvâ dedi ki: Hayber günü olunca kardeşim şiddetli bir şekilde savaş'a girdi. Derken kendi kılıcı geri dönüp kendisini öldürdü. Rasûlullah (s.a.v.)'in ashabı onun hakkında konuşmaya başladılar. Onun hakkında -kendi silahıyla ölen bir adam- (diye) şüpheye düştüler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "O, Allah'a itaat yolunda çalışan bir mücâhid olarak can verdi." buyurdu. İbn Şihâb dedi ki: Sonra ben (bu hadiseyi) Seleme b. el-Ekva'ın oğluna sordum. (Hadiseyi) bana babasından (aynen) bu şekilde nakletti. Ancak Rasûlullah (s.a.v.)'ın; "Yanılmışlar. O Allah'a itaat yolunda çalışan bir mücâhid olarak can verdi. Onun sevabı iki mislidir." buyurduğunu da ilave etti
حدثنا احمد بن صالح، حدثنا عبد الله بن وهب، اخبرني يونس، عن ابن شهاب، قال اخبرني عبد الرحمن، وعبد الله بن كعب بن مالك، قال ابو داود قال احمد : كذا قال هو - يعني ابن وهب - وعنبسة - يعني ابن خالد - جميعا عن يونس قال احمد : والصواب عبد الرحمن بن عبد الله ان سلمة بن الاكوع قال : لما كان يوم خيبر قاتل اخي قتالا شديدا، فارتد عليه سيفه فقتله فقال اصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم في ذلك - وشكوا فيه - : رجل مات بسلاحه . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " مات جاهدا مجاهدا " . قال ابن شهاب : ثم سالت ابنا لسلمة بن الاكوع فحدثني عن ابيه بمثل ذلك، غير انه قال فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " كذبوا مات جاهدا مجاهدا فله اجره مرتين
Nebi (s.a.v.)'in sahabîlerinin birinden; demiştir ki: Biz Cüheyne'lilerden bir kabile üzerine baskın yapmıştık. Müslümanlardan birisi Cüheyne kabilesinden bir er diledi. (Bu müslüman) ona vurmak istedi . Fakat isabet edemedi, yanlışlıkla kılıcı kendisine vurdu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), "Ey müslümanlar, kardeşinizle ilgilenin!" buyurdu. Halk (süratle) ona (doğru) koştular ve onu ölü halde buldular. Rasûlullah (s.a.v.) onu elbisesi ve kanıyla sardı ve üzerine namaz kılıp kabre koydu. (Orada bulunanlar); Ey Allah'ın Rasûlü! O şehid midir? dediler. (Hz. Nebi de); "Evet, şehiddir. Ben de onun için şahidim" buyurdu
حدثنا هشام بن خالد الدمشقي، حدثنا الوليد، عن معاوية بن ابي سلام، عن ابيه، عن جده ابي سلام، عن رجل، من اصحاب النبي صلى الله عليه وسلم قال : اغرنا على حى من جهينة فطلب رجل من المسلمين رجلا منهم فضربه فاخطاه واصاب نفسه بالسيف فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " اخوكم يا معشر المسلمين " . فابتدره الناس فوجدوه قد مات، فلفه رسول الله صلى الله عليه وسلم بثيابه ودمايه وصلى عليه ودفنه، فقالوا : يا رسول الله اشهيد هو قال : " نعم، وانا له شهيد
Sehl b. Sa'd (r.a.)'dan; demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu" "İki (dua) reddolunmaz. Yahut da pek az reddolunurlar: (Biri) Ezan okunduğu zaman (diğeride) savaş başlayıp da (iki taraf) birbirini öldürmeye başlayınca yapılan dua". Musa'(nın) Rızk b. Sa'd b. Abdurrahman, Ebu Hazim (zinciriyle) Sehl b. Sa'd'dan rivayet etti(ğine göre Hz. Nebi bu hadisin sonunda); "Ve yağmur yağarken" (yapılan dua da reddolunmaz)" buyurmuştur
حدثنا الحسن بن علي، حدثنا ابن ابي مريم، حدثنا موسى بن يعقوب الزمعي، عن ابي حازم، عن سهل بن سعد، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " ثنتان لا تردان، او قلما تردان : الدعاء عند النداء، وعند الباس حين يلحم بعضهم بعضا " . قال موسى : وحدثني رزق بن سعيد بن عبد الرحمن عن ابي حازم عن سهل بن سعد عن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ووقت المطر
Muaz b. Cebel'den rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işitmiş: "Kim devenin iki sağımı arasındaki süre kadar Allah yolunda savaşırsa, onun için cennet(e girmek) kesinleşir. Kim de içinden gelerek, sadâkatle Allah yolunda şehid olmak ister de sonra (yatağında) ölür veya öldürülürse, ona şehid sevabı vardır.” (Ravi) İbnü'l-Musaffa buraya (Hz. Nebi'den naklen şu cümleleri de) ilave etti: "Kim Allah yolunda (düşmandan) bir yara alırsa, ya da (Allah yolunda bir kaza geçirerek) yaralanırsa o yara, kıyamet gününde dünyadaki en derin haliyle getirilir. Rengi zâferan rengi, kokusu da misk kokusudur. Kimin vücudunda da Allah yolunda iken bir çıban çıkarsa, (bu çıban) o kimsenin üzerine şehitlik mührü olur
حدثنا هشام بن خالد ابو مروان، وابن المصفى، قالا حدثنا بقية، عن ابن ثوبان، عن ابيه، يرد الى مكحول الى مالك بن يخامر ان معاذ بن جبل، حدثهم انه، سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول : " من قاتل في سبيل الله فواق ناقة فقد وجبت له الجنة، ومن سال الله القتل من نفسه صادقا ثم مات او قتل فان له اجر شهيد " . زاد ابن المصفى من هنا : " ومن جرح جرحا في سبيل الله او نكب نكبة فانها تجيء يوم القيامة كاغزر ما كانت، لونها لون الزعفران، وريحها ريح المسك، ومن خرج به خراج في سبيل الله فان عليه طابع الشهداء
Utbe b. Abd es-Sülemî'den rivayet olunduğuna göre, Kendisi Rasûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işitmiştir: "Atların alın(larındaki saç)lannı, yelelerini ve kuyruklarını kırkmayınız. Çünkü kuyruğu onun yelpazesidir, yelesi elbisesidir, alınlannda ise, hayırlar düğümlenmiştir
حدثنا ابو توبة، عن الهيثم بن حميد، ح وحدثنا خشيش بن اصرم، حدثنا ابو عاصم، جميعا عن ثور بن يزيد، عن نصر الكناني، عن رجلوقال ابو توبة : عن ثور بن يزيد، عن شيخ، من بني سليم عن عتبة بن عبد السلمي، - وهذا لفظه - انه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول : " لا تقصوا نواصي الخيل ولا معارفها ولا اذنابها، فان اذنابها مذابها، ومعارفها دفاوها، ونواصيها معقود فيها الخير
Ebu Vehb el-Cüşemi'den; demiştir ki: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:" "Doru, sakar (beyaz alınlı), ayakları sekili yahut da al, sakar, ayakları sekili, ya da siyah, sakar, ayakları sekili (olan) atları besleyiniz." Diğer tahric: Nesai, hayl; Ahmed b. Hanbel, IV
حدثنا هارون بن عبد الله، حدثنا هشام بن سعيد الطالقاني، حدثنا محمد بن المهاجر الانصاري، حدثني عقيل بن شبيب، عن ابي وهب الجشمي، - وكانت له صحبة - قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " عليكم بكل كميت اغر محجل، او اشقر اغر محجل، او ادهم اغر محجل
Ebu Vehb (El-Kilaîyden; demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu": "Al, sakar, ayakları sekili yahut da doru, sakar atlar besleyiniz." Daha sonra (Ebu'l-Muğire yahut Muhammed b. Muhacir, önceki 2543. hadisin) benzerini rivayet etti. Muhammed b. Muhacir dedi ki: Ben Akîl (b. Şebîb)e, Niçin al (at diğerlerinden) üstün kılındı? diye sordum. Çünkü Nebi (s.a.v.), bir akıncı birliği göndermişti de Feth (haberin)i ilk getiren al (at) sahibi oldu, diye cevap verdi. Diğer tahric: Beyhakî, es-Sünenu’l-kübra, VI
حدثنا محمد بن عوف الطايي، حدثنا ابو المغيرة، حدثنا محمد بن مهاجر، حدثنا عقيل بن شبيب، عن ابي وهب، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " عليكم بكل اشقر اغر محجل، او كميت اغر " . فذكر نحوه . قال محمد - يعني ابن مهاجر - سالته : لم فضل الاشقر قال : لان النبي صلى الله عليه وسلم بعث سرية فكان اول من جاء بالفتح صاحب اشقر
İbn Abbas'dan; demiştir ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle buyurdular: "Atların bereketi, kırmızılarındadır" Diğer tahric: Tirmizi, cihad; Ahmed b. Hanbel, I
حدثنا يحيى بن معين، حدثنا حسين بن محمد، عن شيبان، عن عيسى بن علي، عن ابيه، عن جده ابن عباس، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " يمن الخيل في شقرها
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) atın dişisiae de, "Feres" derdi.”
حدثنا موسى بن مروان الرقي، حدثنا مروان بن معاوية، عن ابي حيان التيمي، حدثنا ابو زرعة، عن ابي هريرة، : ان رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يسمي الانثى من الخيل فرسا
Ebu Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: "Nebi (s.a.v.) atların şikal olanını beğenmezdi. Şikal, atın sağ arka ayağı ile sol ön ayağında yahut da, sağ ön ayağı ile sol arka ayağında beyazlık olmasıdır." Müslim, imâre; Tirmizi, cihâd; Nesaî, hayl; İbn Mâce, cihâd; Ahmed b. Hanbel, II, 250, 436, 461, 476. Ebû Dâvud dedi ki: "(Ayak renklerinin) çapraz olmasıdır.”
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا سفيان، عن سلم، - هو ابن عبد الرحمن - عن ابي زرعة، عن ابي هريرة، قال : كان النبي صلى الله عليه وسلم يكره الشكال من الخيل . والشكال : يكون الفرس في رجله اليمنى بياض وفي يده اليسرى بياض، او في يده اليمنى وفي رجله اليسرى . قال ابو داود : اى مخالف
Sehl b. el-Hanzaliyye'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (açlıktan) karnı sırtına yapışmış bir deveye rastladı da; "Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah'dan korkunuz. Onlara (binmeye) elverişli hallerinde bininiz ve (yenmeye) elverişli hallerinde onları yiyiniz,” buyurdu
حدثنا عبد الله بن محمد النفيلي، حدثنا مسكين، - يعني ابن بكير - حدثنا محمد بن مهاجر، عن ربيعة بن يزيد، عن ابي كبشة السلولي، عن سهل ابن الحنظلية، قال : مر رسول الله صلى الله عليه وسلم ببعير قد لحق ظهره ببطنه، فقال : " اتقوا الله في هذه البهايم المعجمة فاركبوها وكلوها صالحة
Abdullah b. Ca'fer'den; demiştir ki: "Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) beni terkisine aldı da bana sır olarak bir söz söyledi ki ben onu insanlardan hiçbir kimseye söylemem. Rasûlullah (s.a.v.)'in abdest bozmak için arkasına gizlenmeyi en uygun bulduğu şey ya yüksek binalar yahut da sık hurma ağaçları idi." (Abdullah) dedi ki: (Hz. Nebi bir gün) ensardan bir adamın bostanına girdi. Bir de ne görsün, bir deve! Rasûlullah (s.a.v.)'i görünce (deve) inledi, gözlerinden yaşlar aktı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) onun yanına gelip kulak kökünü okşadı, (hayvan da) sakinleşti. Nebi (s.a.v.): "Bu devenin sahibi kimdir, kimindir bu deve?" diye sordu. Ensar'dan bir genç gelip; Ey Allah'ın Rasûlü o benimdir, dedi (Nebi (s.a.v.)'de) "Allah'ın, seni kendisine sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Gerçekten bu hayvan senin kendisini aç bıraktığını ve yorduğunu bana şikâyet ediyor." buyurdu
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا مهدي، حدثنا ابن ابي يعقوب، عن الحسن بن سعد، مولى الحسن بن علي عن عبد الله بن جعفر، قال : اردفني رسول الله صلى الله عليه وسلم خلفه ذات يوم فاسر الى حديثا لا احدث به احدا من الناس، وكان احب ما استتر به رسول الله صلى الله عليه وسلم لحاجته هدفا او حايش نخل . قال : فدخل حايطا لرجل من الانصار فاذا جمل فلما راى النبي صلى الله عليه وسلم حن وذرفت عيناه، فاتاه النبي صلى الله عليه وسلم فمسح ذفراه فسكت، فقال : " من رب هذا الجمل، لمن هذا الجمل " . فجاء فتى من الانصار فقال : لي يا رسول الله . فقال : " افلا تتقي الله في هذه البهيمة التي ملكك الله اياها، فانه شكى الى انك تجيعه وتديبه
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bir adam yolda giderken çok susamıştı. Bir kuyu buldu. Ona inip, su içti, sonra çıktı. Bir de ne görsün, (dilini çıkarmış) soluyan, susuzluktan ıslak toprağı yalayan bir köpek. Adam (kendi kendine); "Gerçekten bana gelen susuzluğun aynısı bu köpeğe de gelmiş" deyip kuyuya indi ve mestini suyla doldurdu. Mesti ağzıyla tutup (kuyudan) çıktı, köpeği suladı. Allah onun bu iyiliğini kabul etti ve onu bağışladı. (Orada bulunan ashab); Ey Allah'ın Rasûlü, hayvanlarda olan davranışlarımızdan dolayı bizim için sevap var mıdır? dediler. (Nebi (s.a.v.)de); "Her karaciğeri yaş olan (hayvan) da bizim için sevap vardır." buyurdu
حدثنا عبد الله بن مسلمة القعنبي، عن مالك، عن سمى، مولى ابي بكر عن ابي صالح السمان، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : " بينما رجل يمشي بطريق فاشتد عليه العطش، فوجد بيرا فنزل فيها فشرب ثم خرج فاذا كلب يلهث ياكل الثرى من العطش، فقال الرجل : لقد بلغ هذا الكلب من العطش مثل الذي كان بلغني، فنزل البير فملا خفيه فامسكه بفيه حتى رقي فسقى الكلب، فشكر الله له فغفر له " . فقالوا : يا رسول الله وان لنا في البهايم لاجرا فقال : " في كل ذات كبد رطبة اجر
Enes b. Mâlik (r.a.) dedi ki: "Biz (yolculukta) bir yere konakladığımız zaman, hayvanların yükü indirilmedikçe nafile namaz kılmazdık
حدثنا محمد بن المثنى، حدثني محمد بن جعفر، حدثنا شعبة، عن حمزة الضبي، قال سمعت انس بن مالك، قال كنا اذا نزلنا منزلا لا نسبح حتى نحل الرحال
Ebu Beşir el-Ensârî'nin dediğine göre, Kendisi Rasûlullah (s.a.v.) ile bir yolculukta bulunmuş. Rasulullah (s.a.v.) bir elçi göndermiş. (Bu hadisi Ebu Beşir'den nakleden) Abdullah b. Ebi Bekir dedi ki; "Öyle zannediyorum ki (Ubâde b. Temini) dedi ki; (Hz. Nebi bu elçiyi gönderdiği sırada, kendilerine elçi gönderilen) insanlar geceledikleri yerlerinde idiler (ve Hz. Nebi elçiye şunları söylemesini emretmiş); "Hiçbir devenin boynunda (takılı) bir yay ipi (kiriş), veya bir gerdanlık kalmasın hepsi kesilsin.” Mâlik dedi ki: "Bunların göz değmesinden korunmak) için (takılmış) olduklarını zannediyorum
حدثنا عبد الله بن مسلمة القعنبي، عن مالك، عن عبد الله بن ابي بكر بن محمد بن عمرو بن حزم، عن عباد بن تميم، ان ابا بشير الانصاري، اخبره انه، كان مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في بعض اسفاره فارسل رسول الله صلى الله عليه وسلم رسولا - قال عبد الله بن ابي بكر حسبت انه قال - والناس في مبيتهم " لا يبقين في رقبة بعير قلادة من وتر ولا قلادة الا قطعت " . قال مالك ارى ان ذلك من اجل العين
Ebû Vehb el-Cüşemî'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Atları (her an harbe hazır tutmak için) bağlayınız, alınlarını ve sağrılarını sıvazlayınız" buyurdu. Yahut da "kabalarını (sıvazlayınız)" dedi. (Sonra sözlerine şöyle devam etti); "Onlara gereken gerdanlıktan takınız. (Fakat yayın iki ucu arasına gerilen) kirişleri takmayınız
حدثنا هارون بن عبد الله، حدثنا هشام بن سعيد الطالقاني، اخبرنا محمد بن المهاجر، حدثني عقيل بن شبيب، عن ابي وهب الجشمي، - وكانت له صحبة - قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ارتبطوا الخيل وامسحوا بنواصيها واعجازها " . او قال " اكفالها " . " وقلدوها ولا تقلدوها الاوتار
Ümmü Habibe (r.anha)'den rivayet olunduğuna göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Melekler aralarında çan (sesi) bulunan yolcularla arkadaşlık etmezler
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن عبيد الله، عن نافع، عن سالم، عن ابي الجراح، مولى ام حبيبة عن ام حبيبة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " لا تصحب الملايكة رفقة فيها جرس
Ebu Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu": "Melekler, aralarında köpek ve çan sesi bulunan yoldaşlara arkadaş olmazlar.”
حدثنا احمد بن يونس، حدثنا زهير، حدثنا سهيل بن ابي صالح، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا تصحب الملايكة رفقة فيها كلب او جرس
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) çan hakkında "şeytan'ın düdüğüdür'* buyurmuştur
حدثنا محمد بن رافع، حدثنا ابو بكر بن ابي اويس، حدثني سليمان بن بلال، عن العلاء بن عبد الرحمن، عن ابيه، عن ابي هريرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال في الجرس " مزمار الشيطان