Loading...

Loading...
Kitap
22 Hadis
Malik b. Huveyris şöyle anlatmıştır: Biz yaşları birbirine yakın gençler topluluğu olarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldik ve onun yanında yirmi gece kaldık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem son derece hassas ve ince yürekli idi. Konukluğumuzun uzamasından, ailelerimizi özlediğimizi anlayınca yahut ailelerimize özlem duyduğumuzu anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de haber verdik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ailelerinizin yanına dönünüz, onların içinde ikamet ediniz, onlara dini bilgileri öğretiniz, onlara dini vecibelerini eda ve haramlardan çekinmelerini emrediniz" buyurdu. Ebu Kılabe şöyle dedi: Malik b. Huveyris bana Hz.Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in daha birçok vasiyetini bildirdi. Ben onların bir kısmını ezberimde tutuyor, bir kısmını da tutamıyorum. -Malik b. Huveyris, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şunları da buyurduğunu bildirdi: - "Benim nasıl namaz kılar olduğumu görüyorsanız öylece namaz kılınız. Namaz vakti gelince, biriniz size eza n okusun, en büyüğünüz de size imamlık etsin
حدثنا محمد بن المثنى، حدثنا عبد الوهاب، حدثنا ايوب، عن ابي قلابة، حدثنا مالك، قال اتينا النبي صلى الله عليه وسلم ونحن شببة متقاربون، فاقمنا عنده عشرين ليلة، وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم رفيقا، فلما ظن انا قد اشتهينا اهلنا او قد اشتقنا سالنا عمن تركنا بعدنا فاخبرناه قال " ارجعوا الى اهليكم، فاقيموا فيهم، وعلموهم، ومروهم وذكر اشياء احفظها او لا احفظها وصلوا كما رايتموني اصلي، فاذا حضرت الصلاة فليوذن لكم احدكم، وليومكم اكبركم
Yahya'nın Teymi, Ebu Osman isnadıyla İbn Mesud'dan nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi birinizi müezzin Bilal'in ezanı sahur yemeğini yemekten alıkoymasını Çünkü Bilal gece vakti ezan okur -veya gece vakti nida eder.- Bunu teheccüd namazı kılanları sahur yemeğine döndürmek ve uykuda olanlarınızı da (sahur yemeğine) uyandırmak için okur. Fecr şöyle demek değildir." Yahya iki avucunu birleştirip, şöyle diye açıklayıp göstermiştir. Sonra iki şehadet parmağını yan yana getirerek "fecir böyle olmaktır" demiştir
حدثنا مسدد، عن يحيى، عن التيمي، عن ابي عثمان، عن ابن مسعود، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا يمنعن احدكم اذان بلال من سحوره، فانه يوذن او قال ينادي ليرجع قايمكم، وينبه نايمكم، وليس الفجر ان يقول هكذا وجمع يحيى كفيه حتى يقول هكذا ". ومد يحيى اصبعيه السبابتين
Abdullah b. Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bilal gece vakti nida eder. Siz İbn Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyiniz, içiniz
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا عبد العزيز بن مسلم، حدثنا عبد الله بن دينار، سمعت عبد الله بن عمر رضى الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ان بلالا ينادي بليل، فكلوا واشربوا حتى ينادي ابن ام مكتوم
Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere öğle namazını beş rekat olarak kıldırdı. Kendisine "Namazda arttırılma mı yapıldı?" diye soruldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Neden sordunuz?" dedi. Sahabiler "Beş rekat olarak kıldırdınız" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem selam verdikten sonra iki sehv secdesi yaptı
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا شعبة، عن الحكم، عن ابراهيم، عن علقمة، عن عبد الله، قال صلى بنا النبي صلى الله عليه وسلم الظهر خمسا فقيل ازيد في الصلاة قال " وما ذاك ". قالوا صليت خمسا. فسجد سجدتين بعد ما سلم
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle veya ikindi namazıarından birini kıldınrken iki rekattan sonra (selam verip) namazdan çıktı. Bunun üzerine Zülyedeyn denilen kişi kendisine "Ya Resulallah! Namaz kısaldı mı? Yoksa unuttunuz mu?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradaki cemaate "Zülyedeyn doğru mu söyledi?" dedi. İnsanlar "Evet doğru söyledi!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı, iki rekat daha kıldırdı. Sonra selam verdi. Ondan sonra tekbir alıp, namaz secdesi gibi veya ondan daha uzun bir secde yaptı, sonra başını secdeden kaldırdıktan sonra yine tekbir alıp yine namaz secdesi gibi bir secde daha yaptı. Sonra başını secdeden yukarı kaldırdı. (Sonra selam verdi)
حدثنا اسماعيل، حدثني مالك، عن ايوب، عن محمد، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم انصرف من اثنتين فقال له ذو اليدين اقصرت الصلاة يا رسول الله، ام نسيت فقال " اصدق ذو اليدين ". فقال الناس نعم. فقام رسول الله صلى الله عليه وسلم فصلى ركعتين اخريين، ثم سلم، ثم كبر، ثم سجد مثل سجوده او اطول، ثم رفع، ثم كبر، فسجد مثل سجوده، ثم رفع
Abdullah ibn Omer (radıyallahü anh) şöyle demiştir: İnsanlar Kubâ'da sabah namazı kılmaktalarken, onlara bir kimse geldi de: Rasûlüllah’ın üzerine bu gece Kur'ân indirildi de namazda Ka'be'ye yönelmesi emrolundu. Şimdi sizler de namazınızın içinde Ka'be tarafına yöneliniz! dedi. yüzleri Şâm tarafına doğru yönelmiş idi. Oldukları vaziyette derhâl yüzlerini Ka'be tarafına döndürdüler
حدثنا اسماعيل، حدثني مالك، عن عبد الله بن دينار، عن عبد الله بن عمر، قال بينا الناس بقباء في صلاة الصبح اذ جاءهم ات فقال ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قد انزل عليه الليلة قران، وقد امر ان يستقبل الكعبة فاستقبلوها. وكانت وجوههم الى الشام فاستداروا الى الكعبة
Bera' şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye hicret edip geldiğinde on altı veya on yedi ay Kudüs'teki Beytü'l-makdis tarafına doğru namaz kıldırdı. Fakat her zaman kıblesinin Kabe'ye karşı döndürülmesini arzu eder dururdu. Bunun üzerine Yüce Allah "Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu görüyoruz. İşte şimdi seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir"(Bakara 144) ayetini indirdi. Böylece kıble Kabe tarafına yöneltiidi. O gün sahabilerden biri ikindi namazını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Kabe'ye doğru kılmıştı. Bu zat sonra (Medine'den) çıktı. (Kuba'da sabah namazı kılmakta olan bir) Ensar cemaatine rastladı. Onlara Nebile birlikte namaz kıldığını ve onun Kabe'ye yöneıtildiğini ve kendilerinin ikindi namazında rükuda iken Kabe'ye doğru döndürüldüklerini şehadet ederek haber verdi
حدثنا يحيى، حدثنا وكيع، عن اسراييل، عن ابي اسحاق، عن البراء، قال لما قدم رسول الله صلى الله عليه وسلم المدينة صلى نحو بيت المقدس ستة عشر، او سبعة عشر شهرا، وكان يحب ان يوجه الى الكعبة فانزل الله تعالى {قد نرى تقلب وجهك في السماء فلنولينك قبلة ترضاها} فوجه نحو الكعبة، وصلى معه رجل العصر، ثم خرج فمر على قوم من الانصار فقال هو يشهد انه صلى مع النبي صلى الله عليه وسلم وانه قد وجه الى الكعبة. فانحرفوا وهم ركوع في صلاة العصر
Enes b. Malik şöyle anlatmıştır: Ben Ebu Talha el-Ensari, Ebu Ubeyde b. el-Cerrah, Ubey b. Ka'b'a hurmadan yapılan fadih içkisi veriyordum. Bu sırada birisi geldi "İçki haram kılındı" dedi. Bunun üzerine Ebu Talha bana "Ya Enes! Şu şarap küplerine doğru kalk da onları kır!" diye emretti. Enes "Bu emir üzerine ben (taştan oyulup içine içki konulan) mihras denilen kabımıza doğru yöneldim ve onun aşağısından vurdum, kırıldı" demiştir
حدثني يحيى بن قزعة، حدثني مالك، عن اسحاق بن عبد الله بن ابي طلحة، عن انس بن مالك رضى الله عنه قال كنت اسقي ابا طلحة الانصاري وابا عبيدة بن الجراح وابى بن كعب شرابا من فضيخ وهو تمر فجاءهم ات فقال ان الخمر قد حرمت. فقال ابو طلحة يا انس قم الى هذه الجرار فاكسرها، قال انس فقمت الى مهراس لنا فضربتها باسفله حتى انكسرت
Huzeyfe'nin nakline göre (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necran heyeti kendisinden emin bir kimse gönderilmesini istediklerinde onlara: 'Size elbette hakkıyla emin olan bir kimse göndereceğim" buyurmuştu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri bu göreve her birinin kendisinin gönderilmesini bekledikleri sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Ubeyde'yi göndermiştir)
حدثنا سليمان بن حرب، حدثنا شعبة، عن ابي اسحاق، عن صلة، عن حذيفة، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال لاهل نجران " لابعثن اليكم رجلا امينا حق امين ". فاستشرف لها اصحاب النبي صلى الله عليه وسلم فبعث ابا عبيدة
Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her bir ümmetin güvendiği bir kimse vardır ve şu bizim ümmetimizin emini de EbU Ubeyde'dir" buyurmuştur
حدثنا سليمان بن حرب، حدثنا شعبة، عن خالد، عن ابي قلابة، عن انس رضى الله عنه قال النبي صلى الله عليه وسلم " لكل امة امين، وامين هذه الامة ابو عبيدة
Ömer şöyle demiştir: Ensardan bir adam vardı. O, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan ayrı ve uzakta bulunduğu zaman ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (söz, fiil ve hallerini) ona naklederdim. Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinden uzakta kaldığım zaman ise o zat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili (söz, fiil ve halleri) bana naklederdi
حدثنا سليمان بن حرب، حدثنا حماد بن زيد، عن يحيى بن سعيد، عن عبيد بن حنين، عن ابن عباس، عن عمر رضى الله عنهم قال وكان رجل من الانصار اذا غاب عن رسول الله صلى الله عليه وسلم وشهدته اتيته بما يكون من رسول الله صلى الله عليه وسلم واذا غبت عن رسول الله صلى الله عليه وسلم وشهد اتاني بما يكون من رسول الله صلى الله عليه وسلم
Ali r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir askeri birliği hazırlayıp, başlarına birisini kumandan tayin etti. (Kişi) yolda odun toplatıp ateş yaktırdı ve askerlere "Bu ateşin içine girin!" dedi. Onlardan bir kısmı ateşe girmek istediklerinde diğerleri "Biz ateşten kaçıp (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sığınmış kimseleriz!)" dediler. Seferden dönüşte bu hadiseyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zikrettiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ateşe girmek isteyenler için "Eğer ateşe girmiş olsalardı, kıyamet gününe kadar onun içinde kalırlardı" buyurdu. Diğerlerine hitaben de "Masiyet konusunda kula itaat yoktur. İtaat ancak makul ve meşru olan emirler (maruf) hakkındadır" buyurdu
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا غندر، حدثنا شعبة، عن زبيد، عن سعد بن عبيدة، عن ابي عبد الرحمن، عن علي رضى الله عنه ان النبي صلى الله عليه وسلم بعث جيشا وامر عليهم رجلا، فاوقد نارا وقال ادخلوها. فارادوا ان يدخلوها، وقال اخرون انما فررنا منها، فذكروا للنبي صلى الله عليه وسلم فقال للذين ارادوا ان يدخلوها " لو دخلوها لم يزالوا فيها الى يوم القيامة ". وقال للاخرين " لا طاعة في معصية، انما الطاعة في المعروف
Ebu Hureyre ve Zeyd b. Halid'in nakillerine göre iki kişi davalarını çözmesi için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e başvurdular
حدثنا زهير بن حرب، حدثنا يعقوب بن ابراهيم، حدثنا ابي، عن صالح، عن ابن شهاب، ان عبيد الله بن عبد الله، اخبره ان ابا هريرة وزيد بن خالد اخبراه ان رجلين اختصما الى النبي صلى الله عليه وسلم
Ebu Hureyre ve Zeyd b. Halid'in nakillerine göre iki kişi davalarını çözmesi için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e başvurdular
حدثنا زهير بن حرب، حدثنا يعقوب بن ابراهيم، حدثنا ابي، عن صالح، عن ابن شهاب، ان عبيد الله بن عبد الله، اخبره ان ابا هريرة وزيد بن خالد اخبراه ان رجلين اختصما الى النبي صلى الله عليه وسلم
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunduğumuz bir sırada birden bedevilerden bir adam ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Benim için Allah'ın kitabı ile hükmet!" dedi. Akabinde davalısı olan kişi de ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Hasmım doğru söyledi. Sen onun için Allah'ın kitabıyla hükmet ve (konuşmak üzere) bana izin ver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona "Söyle!" buyurdu. O da şöyle dedi: Benim oğlum bu kişinin yanında ücretle çalışan bir kimse idi. Oğlum bunun karısıyla zina etmiş. İnsanlar bana oğlumun recm edilmesi gerektiğini haber verdiler. Ben de bu adama (oğlum adına) yüz koyun ve bir de cariyeyi fidye vererek oğlumu bu cezadan kurtardım. Bundan sonra meseleyi bilenlere sordum. Onlar bana. onun karısına recm cezası gerektiğini, benim oğluma da ancak yüz değnek vurulma ile bir yıl sürgüne gönderme cezası gerektiğini haber verdiler" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim: Cariye ile koyunları kendi sahibine geri veriniz. Senin oğluna gelince; Onun cezası yüz sopa ve bir yıl gurbete sürgün edilmedir" buyurdu. Bundan sonra -Esrem kabilesinden birisi olan- Uneys'e "Bu adamın karısına git! (Tahkikatını yap) eğer kadın suçunu itiraf ederse onu recm et!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Haber-i vahidin caizliği" Başlıkta geçen "el-idıze" kelimesinden maksat haber-i vahidle amel etmenin ve onun delil değeri taşıdığını söylemenin caizliğidir. Burada yer alan "el-vahid" kelimesi gerçek manasında yani birlik anlamında kullanılmıştır. Hadis usulcülerinin terimi olarak manası ise, tevatür derecesine ulaşmamış haber demektir. İmam Buharl'nin bu başlığı atmaktan maksadı "Bir haber birden çok ravi tarafından rivayet edilmedikçe delil değeri taşımaz. Haberin şahitlik gibi olması için bu gereklidir" diyenlere cevap vermektir. Bu başlıktan haberin geçerli olabilmesi için dört veya daha fazla kişinin bulunmasını şart koşanlara da cevap verilmiş olmaktadır. Üstat Ebu Mansur el-Bağdadl'nin nakline göre bazıları haber-i vahidin kabulü için onun ilk tabakadan son tabakaya kadar üç ravinin üç raviden rivayeti şeklinde olması şarttır demişlerdir. Bazıları ise dört ravinin dört raviden rivayeti şarttır derken, başka bazıları bunu beşe, bazıları ise yediye çıkarmışlardır. Bu sayıları veren bilginlerin görüşü sözkonusu sayının tevatür değeri taşıdığı kanaatinde olmalarıdır veya onlara göre haber, mütevatir, ahad ve bu ikisi arasında orta şeklinde üçe ayrılır. "Nebi s.a.v., görevlilerini (emır) birbiri arkasına nasıl göndermiştir? Gönderilen görevlilerden (emır) biri unutursa o sünnetin hükmüne döndürüıür." Haber-i vahidle ilgili açıklamaların sonlarına doğru "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in birbiri ardından birçok valiler, kumandanlar ve elçiler göndermesi" şeklinde bir başlık gelecektir. İmam Buhari orada "elçiler gönderilmesi" şeklinde bir ifade kullanmaktadır: "Birbiri ardından" ifadesinden maksat, gönderilenierin birden çok olmasıyla birlikte gönderildikleri cihetlerin de birden çok olmasıdır. Kirmanı bu ifadeyi zahirine göre yorumlamış ve birinciden sonra ikinci bir kişinin gönderilmesinin faydası, unuttuğu takdirde ikincinin onu gerçeğe döndürmesidir demiştir. Böylece o haber, haber-i vahid olmaktan çıkmaz. Bu, haber-i vahidin Nebi s.a.v.'in uygulamasından olduğunun sabitliği için güçlü bir delildir. Çünkü haber-i vahid yeterli olmasaydı Nebi s.a.v.'in onları göndermesinde herhangi bir mana olmazdı. İmam Şafiı de -ileride değineceğimiz üzere- bu duruma dikkat çekmektedir. Bu görüşü Nebi s.a.v.'in "Burada bulunan bulunmayana tebliğ etsin" şeklindeki hadisi teyit etmektedir. Bu hadis, Buhari ve Müslim'de yer almaktadır.(Buhari, İlim; Müs!im, Hac) Bunun bir diğer delili de "Benden bir hadis duyup, bunu nakledenin Yüce Allah yüzünü ak etsin!" hadisidir. Bu hadis Sünen kitaplarında yer almaktadır.(Ebu Davud, İlim; Tirmizi, İlim; İbn Mace, Mukaddime) Bazı muhalifler "Onlar sadece zekat toplamak, fetva vermek ve benzeri şeyler için gönderilmişlerdi" diyerek buna itiraz etmişlerdir. Bu görüş bir inada dayanan sabit bir fikirdir. Çünkü görevli (emır) göndermek suretiyle bilgi hasıl olmaktadır ve bu zekat toplamaktan, ahkamı tebliğ etmekten ve başka şeylerden daha geneldir. Bu konuda sadece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Muaz b. Cebel'i emır tayin etmesi, ona emir verip "Sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onlara Allah'ın kendilerine farz kıldığın! bildir" demesi meşhur olsaydı bu bile yeterli olurdu. Onlardan her bir belde halkının Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başlarına yönetici (emır) tayin ettiği kimsenin hükmüne başvurduklarına ve verdiği haberi kabul edip, karinesine bakmaksızın ona itimat ettiklerine dair haberler çoktur. Burada zikrettiğimiz hadislerde buna dair örnekler birden fazladır. Bazı bilginler delil olarak "Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et"(Maide 67) ayetini ileri sürmektedirler. Halbuki o bütün insanlığa gönderilmiş ve onlara tebliğde bulunması üzerine vacip olan bir Nebidi. Haber-i vahid makbulolmasaydı, bütün insanlara şifahen hitapta bulunmak imkanı olmadığı için herkese şeriatı tebliğ etmek imkansız hale gelirdi. Aynı şekilde insanlara haberi mütevatir derecesine çıkaracak sayısında elçi göndermek de imkansızdır. Dolayısıyla bu, ispat için uygun bir yoldur. Buna İmam Şafil'nin sonra Buharl'nin ileri sürdüğü deliller de eklenir. Haber-i vahidi reddedenler Nebi s.a.v.ı'in Zülyedeyn'in haberini kabul etmekte duraksadığını delil göstermişlerdir. Oysa bu olayın delil değeri yoktur. Çünkü onun verdiği haber bilgisi ile çelişikti. "İlimle çelişen tüm haber-i vahidler kabul edilmez." Haber-i vahidi reddedenlerin bir diğer delili ise Ebu Bekir ve Ömer'in, Mugıra'nin nine ve ceninin mirası konusunda naklettiği iki hadisi Muhammed b. Mesleme şehadet etmedikçe kabul etmeyip duraksamalarıdır. Diğer delilleri ise Hz. Ömer'in, Ebu Musa'nın izin istemeyle ilgili haberini Ebu Said ona şehadet etmedikçe kabul etmemesi ve İbn Ömer'in "dirilerin ağlamasıyla ölünün azap göreceği" şeklindeki haberini Aişe r.anha'nın kabul etmeyip duraksamasıdır. Buna şöyle cevap verilmiştir: Sözü geçen kişilerin duraksamaları, ya Ebu Musa olayında olduğu gibi şüphe duymaktan kaynaklanmaktadır. Çünkü o söz konusu haberi, Ömer' den üç kez izin isteyip sonra geri dönmesine tepki gösterffiısi ve kendisini tehdit etmesi üzerine nakletmiştir. Bunun üzerine Ömer sözkonuw tenkitten kendisini korumak endişesi ile nakletmiş olabileceği için ondan bu hadisi ispat etmesini istemiştir. Bu konuyu İstizan Bölümünde delilleriyle birlikte açıklamıştık. Haber-i vahidin Aişe r.anha'nın tepkisinde olduğu üzere kesin delille çatışması meselesine gelince, Hz. Aişe r.anha görüşünü "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez"(En'am 164) ayet-i kerimesine dayandırmıştır. Bütün bunlara haber-i vahidin kabulü için iki ravinin iki raviden nakletmesi şarttır diyenler bu delillere dayanabilirler. Aksi takdirde bundan daha fazla raviyi şart koşanlaraHz. Aişe radıyalliihu anhii tarafından rivayet edilenlerin tümü karşı delildir. Çünkü onlar haberi sadece iki kişiden kabul etmektedirler. Bu da tevatür derecesine ulaşmamaktadır. Aslolan karinenin bulunmamasıdır. Zira karine mevcut olsa, ikinciye ihtiyaç kalmaz. Ebu Bekir, Hz. Aişe radıyalliihu anhii'nın "Nebi s.a.v.'in pazartesi günü vefat ettiği"ne dair verdiği haberi kabul etmiştir. Ömer, Amr b. Hazm'ın "Parmakların diyetinin birbirine eşit olduğu" haberini, ed-Dahhak b. Süfyan'ın "Kadının kocasının diyetine mirasçı olabileceği" haberini, Abdurrahman b. Avf'ın "Veba hastalığı ve Mecusilerden cizye almanın caiz olduğu" haberini, Sa' d b. Ebi' Vakkas'ın "Mest üzerine mesh verme" haberini kabul etmiştir. Osman, Ebi' Said'in kızkardeşi el-Furey'a bnt. Sinan'ın "Kocası ölüp, iddet bekleyen kadının evinde kalması" yolundaki haberini kabul etmiştir. Meseleye akli yönden yaklaşacak olursak Nebi s.a.v. ahkamı tebliğ etmek için insanlar göndermiştir. Haber-i vahidi doğrulamak mümkündür ve ihtiyaten buna göre amel etmek gerekir. Doğru sözlü bir kimsenin haberi ile zannın isabetli çıkması ağır basan bir husustur. Bundan hata olması nadirdir. Dolayısıyla ağır basan masıahat, nadiren görülen mefsedet endişesiyle terk edilemez. Çünkü ahkamın dayanağı şehadete göre ameldir. Bu da kendi başına kesinlik ifade etmez. "Nebie geldik." Yani heyetlerin geldiği sene heyet halinde Nebie geldik. İbn Sa'd adı geçen Malik b. Huveyris topluluğu olan Leys oğullarının varışının Tebuk savaşından önce olduğunu gösteren ifadeler kullanmıştır. Tebuk savaşı hicretin dokuzuncu yılı Receb ayında yapılmıştı. "Biz gençler" ifadede yer alan "şebebe", "şabb" kelimesinin çoğuludur. Şabb orta yaşın altındaki kişi demektir. Orta yaşın başlangıcının açıklaması Ahkam Bölümünde geçmişti. "Yakın" yani yaşça yakın demektir. Hatta bu yakınlık yaştan daha da geneldir. Ebu Davud'da "Bizler o günbilgice birbirimize yakındık"(Ebu Davud, Salat) ifadesi yer alırken Müslim'de "Bizler kıraat açısından birbirimize yakındık" ifadesine yer verilmektedir. (Müslim, Mesacid) "Raki'kan" Bu kelime refikan şeklinde de okunmuştur. Her ikisi buradaki anlam açısından birbirine yakındır. "Ailemizi özledik." Burada "aile" kelimesinden maksat, her bir kişinin eşidir veya bundan daha geneldir. "Bize sordu" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadiste adı geçenlere sordu. "Ailelerinizin yanına dönünüz." Nebi s.a.v.'in onlara geri dönmeye izin vermesi şundandır. Hicret Mekke'nin fethinden sonra son bulmuştu. Medine'de ikamet, artık gelen kişinin tercihine kalmıştı. Bunların içerisinde Medine'de ikamet edenler olduğu gibi, ihtiyaç duyduğu şeyi öğrendikten sonra geri dönenler de olmuştur. "Ben onların bir kısmını ezberimde tutuyor, bir kısmını da tutamıyorum." Bir başka rivayette "veya tutamıyorum" ifadesi yer almaktadır. Bu kuşku ifade etmek için değil, çeşitlilik bildirmek içindir. "Namaz vakti gelince" yani vakti girince "Biriniz size ezan okusun" bu hadisin açıklaması Ezan bölümünde geçmişti. "Başlarına birisini kumandan tayin ettL" Bu kişi Abdullah b. Huzafe'dir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Meğazl Bölümünün sonlarında geçmişti. Ahkam Bölümünün baş taraflarında bir emire -masiyet konusu olan şeylerde değil de- itaat niteliği olan hususlarda itaat etmenin vacip olduğu ile alakalı olarak geçmişti. İbnü'l-Kayyim, Kur'an'a ilaveten bir hüküm getirdiğinde haber-i vahidi reddedenlere cevap mahiyetinde özetle şöyle demektir: Sünnetin Kur'an karşısındaki durumu üçtür. Birincisi sünnet her açıdan Kur'an'la uyumludur. Bu durumda delillerin ardarda gelmesinden söz edilir. İkinci olarak sünnet Kur'an'la kastedileni beyan etmek üzere gelir. Üçüncüsü ise sünnet Kur'an'ın değinmediği bir hükmü ifade eder. Bu üçüncüsü Nebi s.a.v. tarafından verilmiş başlı başına bir hükümdür. Bu konuda ona itaat etmek gerekir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sadece Kur'an'a uygun düşen hususlarda itaat edilecek olsaydı, bu durumda ona özel bir itaat bulunmamış olurdu. Oysa Yüce Allah; "Kim Resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur"(Nisa 80) buyurmaktadır. "Mütevatir veya meşhur olmadıkça Kur'an'üzerine zaid hükmü kabul etmem" diyen kimse çelişkiye düşer. Bilginler şu hükümleri haber-i vahide dayanarak vermişlerdir: Bir kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanması haramdır, neseb itibariyle haram olanlar süt emme itibariyle de haramdır. Şart muhayyerliği, şuf'a, seferı değilken rehin bırakma, ninenin mirastan payalması caizdir. Bir cariye azad edildiğinde kocasını kabul edip etmemekte muhayyerdir. Adet halindeki kadın, oruç tutamaz, namaıkılamaz. Ramazan günü eşiyle ilişkiy. giren kimseye kefaret gerekir. Kocası ölmüş olan kadının yas tutması gerekir. Hurma şırasıyla (nEbiz) abdest almak caizdir. Vitr namazı vaciptir. Mehrin en az miktarı on dirhemdir. Bir kimsenin oğlunun kızı, kızıyla birlikte mirasçı olduğunda mirasın altıda birini alır. Esir düşen kadın rahminde çocuk olup olmadığının anlaşılması için bir adet süresi bekler (istibra). Ana bir kardeşler birbirlerine mirasçı olurlar. çocuğunu öldüren baba kısas edilmez. Mecusilerden cizye alınır. Bir hırsız ikinci kez suç işlediğinde ayağı kesilir. Bir yara iyileşmeden önce karşılığında kısas uygulanmaz. Veresiye malın veresiye fiyatla satılması yasaktır ve bunun dışında açıklaması uzun olan daha bir sürü hükümler sıralamak mümkündür. Bu hadislerin tamamı haber-i vahiddir. Bunların bir kısmı sabitken, bir kısmı böyle değildir. Fakat bilginjer haber-i vahidi üçe ayırmışlardır. Onların bu konuda açıklaması uzun sürecek ayrıntılı görüşleri vardır. Bu görüşlerin ayrıntısıyla ele alınacağı yer usul-i fıkıhtır. Başarı yalnız Allah'tandır
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek günü bana kim (düşman ile ilgili haber getirebilir diye) ashabına çağrıda bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu isteğine ZUbeyr icabet etti. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu isteğinı tekrarladı. Aynı şekilde bu isteğe ZUbeyr icabet etti. Sonra yine böyle bir istekte bulundu. Bu sefer yine ZUbeyr icabet etti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her Nebiin bir havarisi vardır, benim havarim ZUbeyr'dir" buyurdu .. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ZUbeyr' i düşmanın durumunu öğrenip haber getirmesi için tek başına öncü ve casus olarak göndermesi" başlığıyla İmam Buhari bu konuda Cabir hadisine yer vermiştir. Bu, haber-i vahide göre amel etmenin caizliğine dair zikredilen ondördüncü hadis yukarıda geçti. Bu hadisin açıklaması Cihad bölümünde de ayrıca geçmişti
حدثنا علي بن عبد الله، حدثنا سفيان، حدثنا ابن المنكدر، قال سمعت جابر بن عبد الله، قال ندب النبي صلى الله عليه وسلم يوم الخندق فانتدب الزبير، ثم ندبهم فانتدب الزبير، ثم ندبهم فانتدب الزبير فقال " لكل نبي حواري وحواري الزبير ". قال سفيان حفظته من ابن المنكدر. وقال له ايوب يا ابا بكر حدثهم عن جابر، فان القوم يعجبهم ان تحدثهم عن جابر. فقال في ذلك المجلس سمعت جابرا فتابع بين احاديث سمعت جابرا، قلت لسفيان فان الثوري يقول يوم قريظة فقال كذا حفظته كما انك جالس يوم الخندق. قال سفيان هو يوم واحد. وتبسم سفيان
Ebu Musa r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bahçeye girdi, bana kapıyı bekleyip, korumamı emretti. Biraz sonra bir adam geldi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına girmek için izin istedi. (Ben bu isteği Nebie arz ettim.) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona izin ver ve cennetle müjdele!" buyurdu. Bu gelen Ebu Bekir'di. Sonra Ömer geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona da izin ver ve onu da cennetle müjdele!" buyurdu. Sonra Osman geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona da izin ver ve onu da cennetle müjdele!" buyurdu
حدثنا سليمان بن حرب، حدثنا حماد، عن ايوب، عن ابي عثمان، عن ابي موسى، ان النبي صلى الله عليه وسلم دخل حايطا وامرني بحفظ الباب فجاء رجل يستاذن فقال " ايذن له، وبشره بالجنة ". فاذا ابو بكر، ثم جاء عمر فقال " ايذن له، وبشره بالجنة ". ثم جاء عثمان فقال " ايذن له، وبشره بالجنة
Ömer r.a. şöyle demiştir: "Ben (kadınlardan ayrı bir yere çekildiği zaman) geldim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yüksekçe bir oda içinde buldum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu odanın merdiveni başında siyah bir hizmetçisi vardı. Ona "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyle bu gelen Ömer b. el-Hattab'tır" dedim. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girmeme izin verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eğer ona bir kişi (vahid) izin verirse içeri girmek caiz olur." Başlığıyla bu hadisten hükmün nasıl çıkarılacağına gelince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, izin verdiğini bildiren kişi için herhangi bir sayı getirmemiştir. Dolayısıyla bir kişi, iznin verilmesi açısından sözünün kabul edileceği kişi haline gelmiştir. Bu konu çoğunluk nezdinde gereğine göre am el edilme noktasında ittifak edilmiş bir husustur. Hatta bilginlerin çoğunluğu, bu konuda kişinin doğru söylediğine karine bulunduğu için adaleti sabit olmayan bir kimsenin haberiyle yetinmişlerdir. Ebu Musa hadisinin açıklaması Menakıb Bölümünde geçmişti. İzin isteme ayetiyle ilgili açıklamalar ise Ahzab suresinin tefsirinde geniş bir şekilde yapılmıştı
حدثنا عبد العزيز بن عبد الله، حدثنا سليمان بن بلال، عن يحيى، عن عبيد بن حنين، سمع ابن عباس، عن عمر رضى الله عنهم قال جيت فاذا رسول الله صلى الله عليه وسلم في مشربة له، وغلام لرسول الله صلى الله عليه وسلم اسود على راس الدرجة فقلت قل هذا عمر بن الخطاب فاذن لي
Abdullah b. Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir mektubunu Kisra'ya gönderdi ve mektubu götüren elçisine onu Kisra'ya vermek üzere Bahreyn'in büyük emırine teslim etmesini emretti. Kisra mektubu okuyunca yırttı. İbn Şihab şöyle devam etti: Ben Said b. el-Müseyyeb'in "Bu haber kendisine erişince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kisra'nın mülkünün tamamıyla parçalanması için beddua etti" dediğini sanıyorum demiştir
حدثنا يحيى بن بكير، حدثني الليث، عن يونس، عن ابن شهاب، انه قال اخبرني عبيد الله بن عبد الله بن عتبة، ان عبد الله بن عباس، اخبره ان رسول الله صلى الله عليه وسلم بعث بكتابه الى كسرى، فامره ان يدفعه الى عظيم البحرين، يدفعه عظيم البحرين الى كسرى، فلما قراه كسرى مزقه، فحسبت ان ابن المسيب قال فدعا عليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم ان يمزقوا كل ممزق
Seleme b. el-Ekva'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Eslem kabilesinden bir adam'a kavminin içinde veya insanların içinde aşure günü gündüzün "Her kim (gündüzün başında) yemek yediyse gününün kalanını yemeyerek tamamlasın. Bir şey yememiş olan kimse de orucunu tutsun!" diye ilan ettirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in birbiri ardından birçok valiler, kumandanlar ve elçiler göndermesi." Bu konunun açıklaması bu bölümlerin başında kısaca geçmişti. Bu konuda İmam Şafiı, herkesten önce şu tespitte bulunmuştur: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (etrafa) müfrezelerini (seriyelaskeri birlik) gönderdi. Her bir birliğin/seiyenin başında bir kumandan vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elçilerini (yabancı devletlere) gönderdi. Her bir hükümdara bir kişi gönderdi. Onun valilerine emir ve yasaklamalarını bildiren mektupları götürülmeye devam etti. Valilerinden hiçbiri onun emrini yerine getirmekten kaçınmadığı gibi ondan sonraki halifeler de böyle yaptılar." Seriyyelerin başındaki kumandanıarı (emırler) Muhammed b. Sa'd, et-Tercumetü'n-Nebeviyye'de kayıt altına almıştır. Bu eserde onlar için bir bölüm açmış ve her birinin adını sırasıyla yazmıştır. Fethedilen beldelerdeki emirlere gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye Attab b. Useyd'i, Taif'e Osman b. Ebü'ı-As'ı, Bahreyn'e el-Ala b. elHadrami'yi, Uman'a Amr b. eı-As'ı, Necran'a Ebu Sufyan b. Harb'ı, San'a'ya ve Yemen'in diğer dağlık noktalarına Bazan'ı, sonra oğlu Şehr ve Feyruz'u ve el-Muhacir b. Ebu Ümeyye'yi, Eban b. Said b. eı-As 'ı, Yemen'in sahil kesimine (es-Sevahil) Ebu Musa'yı, askerı, idarı, iktisadı işleri idare etmeye Muaz b. Cebel'i emir tayin etti. Bu idarecilerden (emırlerden) her biri kendi işiyle ilgili olarak hüküm veriyor ve görevine devam ediyordu. Bunlar daha önce geçtiği üzere bazen birbiriyle karşılaşabiliyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Amr b. Said b. eı-As'ı Vadi'I-Kura'ya, Yezid b. Ebu Süfyan' ı Teyma'ya, Sümame b. Esal'i Yemame'ye emır tayin etti. Seriyye ve heyetlerin emırlerine gelince, onların görevleri bu savaşın sona ermesiyle bitiyordu. Köylerin emırleri ise bu görevlerine devam ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emırlerinden bazıları şunlardı: Hicretin 9. yılı hac emırliğine getirilen Ebu Bekir, Yemen'de ganimeti n ve humusun taksimi ve Ebu Bekr'in haccında Berae suresinin müşriklere okunması için Ali, Bahreyn'den cizyeyi almak için Ebu Ubeyde, Mute savaşında şehit düşene kadar Hayber ürünlerinin rekoltesini tahmin etmek üzere görevlendirilen Abdullah b. Revaha. Bunların içerisinde Nebi s.a.v.'in İbnü'I-Utbiyye olayında geçtiği üzere zekatı teslim almak üzere görevlendirdiği memurları da vardı. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elçilerini (yabancı devletlere) gönderdi." İbn Abbas bunlardan Dıhye ve Abdullah b. Huzafe'den söz etmiştir. Bu ikisi bu başlıkta yer almaktadır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kisra'nın mülkünün tamamıyla parçalanması için beddua etti." Bu cümlede Yüce Allah'ın Sebe halkına yapmış olduğu şeyleri haber vermesine işaret vardır. Yüce Allah bu bedduaya icabette bulunmuş ve Şireveyh'i Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektubunu parçalayan babası Kisra Perviz' e musallat etmiş ve onu öldürmüştür. Şireveyh bundan sonra babasının yerine geçmiş, çok geçmeden o da ölmüştü. Bu olay meşhurdur. Üçüncü sıradaki Seleme b. el-Ekva hadisi aşura günü orucu hakkındadır. Bu hadisin açıklaması Oruç bölümünde geçmişti
وحدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، عن الزهري، اخبرني عبيد الله بن عبد الله بن عتبة بن مسعود، ان ابا هريرة، قال بينما نحن عند رسول الله صلى الله عليه وسلم اذ قام رجل من الاعراب فقال يا رسول الله اقض لي بكتاب الله. فقام خصمه فقال صدق يا رسول الله، اقض له بكتاب الله، واذن لي. فقال له النبي صلى الله عليه وسلم " قل ". فقال ان ابني كان عسيفا على هذا والعسيف الاجير فزنى بامراته فاخبروني ان على ابني الرجم، فافتديت منه بماية من الغنم ووليدة، ثم سالت اهل العلم فاخبروني ان على امراته الرجم، وانما على ابني جلد ماية وتغريب عام. فقال " والذي نفسي بيده لاقضين بينكما بكتاب الله، اما الوليدة والغنم فردوها، واما ابنك فعليه جلد ماية وتغريب عام، واما انت يا انيس لرجل من اسلم فاغد على امراة هذا، فان اعترفت فارجمها ". فغدا عليها انيس فاعترفت فرجمها
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن يزيد بن ابي عبيد، حدثنا سلمة بن الاكوع، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لرجل من اسلم " اذن في قومك او في الناس يوم عاشوراء ان من اكل فليتم بقية يومه، ومن لم يكن اكل فليصم