Loading...

Loading...
Kitap
400 Hadis
(Abdullah) bin Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi beraberinde Hz. Ömer (r.a.) olduğu halde Ubey bin Ka*b (r.a.)'e varmıştır. Ubey (r.a.), onlarla (görüşmeye) çıkınca: Ben mezi buldum. Bunun üzerine tenasül uzvumu yıkayıp, abdest aldım, dedi. O'nun bu konuşması üzerine Ömer (r.a.) O*na: Abdest almak kafi midir? diye sordu. Ubey: Evet deyince Ömer (r.a.) O'na: Sen abdestin kafi olduğunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittin mi? diye sordu. Ubey (r.a.) : Evet, dedi.» Not: Bu hadisin aslı Buhari ve Müslim'de mevcuttur
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا محمد بن بشر، حدثنا مسعر، عن مصعب بن شيبة، عن ابي حبيب بن يعلى بن منية، عن ابن عباس، انه اتى ابى بن كعب ومعه عمر فخرج عليهما فقال اني وجدت مذيا فغسلت ذكري وتوضات . فقال عمر او يجزي ذلك قال نعم . قال اسمعته من رسول الله صلى الله عليه وسلم قال نعم
İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) gece uykudan kalkıp helaya girdi. Kaza-i hacet ettikten sonra çıkıp yüzünü ve bileklerine kadar ellerini yıkadı. Sonra uyudu.» AÇIKLAMA : Müellif, İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği bu hadis için iki sened zikretmiştir. Birinci senedde belirtildiğine göre, ravilerden Veki'demiş ki: Ben, Süfyan'ın Zaide b. Kudame'ye: Ey Ebu's-Salt! Uyumak için abdest almak hakkında bir şey işittin mi? diye sorduğunu ve Zaide'nin: Bize Seleme bin Kuheyl, Kureyb'den O da İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet etti, diye cevap verdiğini işittim. İkinci senedde de ravilerden Bukeyr demiş ki: Ben Kureyb ile görüştüm. Kendisi İbn-i Abbas'ın Peygamber'den rivayetle şu hadisini bana anlattı. .. Sindi diyor ki: Musannifin maksadı uyumak için abdest almanın mendub olduğunu bildirmektir. Söz konusu abdest hakkında sahih hadisler vardır. İbn-i Abbas'ın. hadisi, uyumak için kafi olan abdest miktarını beyan eder. Musannifin bu istinbatı gariptir. Buna göre cünüp kişi, ğusül etmeden uyumak istediği zaman hadislerle alması istenen abdestin de böyle yorumlanması mümkündür. Fakat, cünüple ilgili olarak istenen abdeste ait hadiste bu yoruma engel vardır. Sindi'nin, Musannifin istinbatını garipsemesinin nedeni .görüldüğü gibi İbn-i Abbas'ın hadisinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yalnız ellerini ve yüzünü yıkadığı bildiriliyor. Oysa bu, şer'i abdest sayılamaz. Diğer taraftan Buhari ve Müslim'de Bera' bin Azib'den rivayet edilen hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: ''Yatağına varmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al..'' Mendub olan şey, yalnız el ve yüzü yıkamak değil, namaz abdesti gibi tam abdest almaktır. Müellifin rivayetine göre elleri ve yüzü yıkamaya 'Vudu'' = abdest denmesi ile şer'i abdest değil, kelimenin lugat manası olan temizlenme kasdedilmiştir
حدثنا علي بن محمد، حدثنا وكيع، سمعت سفيان، يقول لزايدة بن قدامة يا ابا الصلت هل سمعت في، هذا شييا فقال حدثنا سلمة بن كهيل، عن كريب، عن ابن عباس، ان النبي صلى الله عليه وسلم قام من الليل فدخل الخلاء فقضى حاجته ثم غسل وجهه وكفيه ثم نام . حدثنا ابو بكر بن خلاد الباهلي، حدثنا يحيى بن سعيد، حدثنا شعبة، انبانا سلمة بن كهيل، انبانا بكير، عن كريب، قال فلقيت كريبا فحدثني عن ابن عباس، عن النبي صلى الله عليه وسلم فذكر نحوه
Enes bin Malik (r.a.j'dea rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : «Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), her (farz) namaz için abdest alırdı. Biz de bütün (farz) namazları bir abdestle kılardık.» Diğer tahric: Buhari. Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, Beyhaki ve Tahavi AÇIKLAMA : Bu hadisin hasen-sahih,olduğunu Tirmizi belirtmiştir. EI-Menhel yazarı, hadisin açıklaması ile ilgili olarak aşağıdaki malumatı vermiştir: «Hadisteki namaz'dan maksad farz namazıdır. Peygamber (s.a.v.)'in abdestli olsun olmasın her farz namaz için abdesti tazelediği Tirmizi'nin rivayetinde belirtilmiştir. Resulullah (s.a.v.) ekseriyetle abdest tazelerdi. Bazen de iki veya daha çok farz namazı bir abdestIe kılardı. Nitekim 510 ve 511 nolu hadislerde bu durum belirtilmiştir. Buhari'nin Süveyd bin Numan'dan rivayet ettiği hadiste (492.de) belirtildiği gibi Hayber savaşına gidildiğinde Sahba: denilen mevkide konaklanıp Resulullah (s.a.v.), ikindi namazını kıldırmış ve namazdan sonra yemek yenmiştir. Akşam namazı vakti girince Resulullah (s.a.v.), abdest almadan 've (yemek yediğinden dolayı) ağzını çalkalayıp akşam namazını kıldırmıştır. Bazıları: Peygamber'in müstahab olmak üzere her farz namaz için abdest aldığı, sonra, bunun vacib olduğunun sanılmasından endişelendiğinden dolayı bu adete muhalefetle caizliğini beyan mahiyetinde bir kaç farz namazı bir abdestle kılmış olması muhtemeldir, demişlerdir. Diğer bir kısım alimler de : Muhtemelen her farz namaz için abdest almak yalnız Peygamber için vacip idi. Bilahare fetih günü Büreyde'nin (510 nolu) hadisiyle bu vücub neshedilmiştir, demişlerdir. Bu takdirde nesih durumu Mekke fethinden daha önce vuku bulmuştur. Çünkü yukarıda işaret edilen Süveyd bin Numan'ın hadisinde anlatıldığı gibi Hayber seferinde Nebimiz bir abdestle ikindi ve akşam namazını kılmıştır. Hayber seferi ise Mekke fethinden bir süre öncedir. Şöyle demek de mümkündür: Enes'in verdiği haber kendisinin muttali olduğu duruma münhasırdır. O'nun bilmediğı durum da olmuş olabilir. Hadisin: "Biz de bütün (farz) namazları bir abdestle kılardık.» parçasından murad, bir günlük farz namazıardır. Sahabiler, bazen böyle yaparlardı. Ama devamlı olarak böyle yaptıkları kasdedilmemiştir. Çünkü fazileti kazanmak üzere onların her namaz için abdest aldıkları sabittir. BİR ABDESTLE BİRDEN FAZLA FARZ NAMAZIN KILINIP KILINMAYACAĞI HUSUSUNDA ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ " Şii ve Zahiriye mezhebierine mensub bir taife: Mukim olan kimselerin her farz namaz için abdest alması gerekir. yolcular için bu mecburiyet yoktur, demişlerdir. İbn-i Ömer, Ebu Musa, Cabir bin Abdillah, Ubeyde Es-Selmani, Ebu'l-Aliye, Said bin Müseyyeb, İbrahim, Hasan ve Amr bin Ubeyd gibi bazı alimler: Kişi mukim olsun, misafir olsun, abdestli olsun olmasın her farz namaz için abdest almak mecburiyetindedir, demişlerdir. Nevevi. Müslim'in şerhinde şöyle der: Ebu Ca'fer Et-Tahavi ve Ebu'l-Hasan bin Battal, alimlerden bir taifenin: Abdestli olunsa bile kişinin her farz namaz için abdest alması vaciptir, dediklerini ve delil olarak, abdest hakkındaki Maide suresinin şu mealdeki ayetini gösterdiklerini nakletmişlerdir : "Ey Mu'minler! Namaza durmak istediğiniz zaman yüzlerinizi ve dirseklerle beraber kollarınızı yıkayınız, başlarınızı meshedin ve topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayınız ... " Nevevi. sözlerine devamla: Ben, bu mezhebin sıhhatli olarak kimseden sabit olduğunu sanmam. Söz konusu alimlerin her farz namaz için abdest tazeIemenin müstahab olduğunu kasdetmiş olmalarını umarım. Bize İbrahim En-Nehai'nin bir abdestle beşten fazla namaz kılmadığı rivayet edilmiştir.' Hanefi. Şafii. Maliki ve Hanbeli mezhebIerine mensub alimler ile hadis alimlerinin çoğu ve diğer alimlerin görüşü şudur ki; Abdest bozulmadıkça yeniden abdest almak zorunluluğu söz konusu değildir. Bunların elinde delil olarak sahih hadisler mevcuttur. Örneğin; Buhari'de rivayet olunan Süveyd b. Numan'ın hadisi, Müslim hariç Kütübi Sitte sahiplerinin rivayet ettiği Enes bin Malik'in hadisi, Buhari hariç diğer Kütübi Sitte sahiplerinin rivayet ettikleri Büreyde'nin hadisi. .. Bunların anlamını taşıyan diğer hadislerden bahsetmek gerekirse mesela; Arefe ve Müzdelife'de iki farz namazı cem etmeye ait hadis, yolculuk halinde yine iki farz namazın cem'ine ait hadis, Hendek günü kazaya kalan farz namazları cem etmeye ait hadisler gösterilebilir. Yukarıdaki meali alınan abdeste ait ayete gelince, bundan maksad şudur: «Ey Mu'minler! Siz abdestsiz iken namaza durmak istediğiniz zaman ... » Darimi, ayetin bu şekilde yorumlanmasına delil olarak şu hadisi göstermiştir: "Abdestsizlik halinden başka hiç bir şeyden dolayı abdest almak zorunluğu yoktur.» Şafii de görüştüğü alimlerin ayeti şöyle yorumladıklarını anlatmıştır: "Ey Mu'minler! Uykudan kalkarak namaza durmak istediğiniz zaman ... » Zemahşeri de. şöyle der: Eğer sen desen ki, ayetin zahirine göre abdestsiz olsun olmasın namaza durmak isteyen herkesin abdest alması gerekir. Bunun yorumu nasıldır? Biz, şöyle cevaplarız: Ayetteki emrin vucub için olması muhtemeldir. Bu takdirde ayetin muhatabları yalnız abdestsiz olanlardır. Eğer ayetteki emir mendupluk için ise mesele açıktır. Yani, abdestli olsun, olmasın kişi namaza durmak istediği zaman yeniden abdest almalıdır. Bu onun için daha sevaptır. Tahavi de demiştir ki: . Büreyde'nin hadisinde rivayet olunduğu gibi Peygamber'in her farz namaz için abdest almasının sebebi, böyle yapması kendisine vacib olduğu için değil, daha çok sevap kazanması için olabilir. Enes bin Malik'ten rivayet olunan şu mealdeki hadis de bizim görüşümüzü te'yid eder. Şöyle ki; Amr bin Amir'den rivayet edildiğine göre Enes bin Malik şöyle demiştir: «Resulullah (s.a.v.)'e abdest suyu getirildi ve kendisi abdest aldı. Ben Enes'e: Resulullah (s.a.v.) her farz namaz için abdest alır mıydı? diye sorunca; evet, diye cevap vHdi. Bunun üzerine, Ben O'na: Ya siz? diye sordum. Enes şöyle dedi: Biz birkaç farz namazı bir abdestle kılardık.» Burada görüldüğü gibi Enes r.a.'in, Resul-i Ekrem'in fiilini bildiği ve buna uymayı farz telakki etmediği meydandadır. Çünkü, eğer Resul-i Ekrem s.a.v.'in bu fiili fazla fazilet kazanması maksadıyla olmayıp mecburiyet nedeniyle olmuş olsaydı ne Enes'in, ne de başkasının O'na muhalefet etmeleri düşünülemez
Büreyde (bin El-Hüseyn (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : «Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem), her (farz) namaz için abdest alırdı. Mekke'nin fethedildiği gün olunca farz namazların hepsini bir abdestle kıldı.» Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve Tahavi. AÇIKLAMA : Tirmizi de, bir kaç tarikten rivayet ederek hadisin hasen-sahih olduğunu beyan etmiştir. Bazı rivayetlerdeki metin daha uzundur. Örneğin: Ebu Davud'un rivayeti mealen şöyledir: ''Fetih günü Resulullah (s.a.v.) beş vakit namazı bir abdestle kıldı ve mestleri üzerine meshetti. Bunun üzerine Ömer r.a. O'na; Şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptığını görmüş oldum, deyince Resulullah (s.a.v.) cevaben: ''Ben bunu kasden yaptım.'' buyurdu." Resul~i Ekrem (s.a.v.)'in o zamana kadar her farz namaz için abdest almayı ekseriyetle itiyat haline getirmiş iken Fetih günü bir günlük namazlan bir abdestle kılması Hz. Ömer (r.a.)'in dikkatini çekmiş ve bunun için de: . Ya Resulallah! Şimdiye kadar yapmadığın bir şeyi yapmış oldun, demekle bir nevi bunun mahiyetini öğrenmek istemiştir. Hadis, birçok farz namazı ve nafileleri bir abdestle kılmanın caizliğine delalet eder. Muteber olan alimlerin icmaı ile bu caizlik sabittir. Tirmizi: İlim ehlinin uygulaması budur, demiştir. İKİ HADİS'TEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER 1)- Bir kaç farz namazı bir abdestle kılmak caizdir. 2)- Her farz namaz için abdest tazelemek müstahabtır. 3)- Resul-i Ekrem (s.a.v.). Mekke Fethine kadar geçen zamanda ekseriyetle her farz namaz için abdest tazelerdi. 4)- Alimin kendisinden üstün olan şahsiyetin mutad'ına muhalif olan fiil ve davranışlarının nedenini .sorması caizdir. Çünkü mutad'ına muhalif olan hareket, sehven yapılmış olabilir .. Bazen de alimin bilmediği bir nedenle kasden yapılır, soruşturma neticesinde o şahsiyetten istifade edilmiş olur. 5)- Kendisine soru tevcih edilen üstün şahsiyet, soruyu cevaplandırmalıdır
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعلي بن محمد، قالا حدثنا وكيع، عن سفيان، عن محارب بن دثار، عن سليمان بن بريدة، عن ابيه، ان النبي صلى الله عليه وسلم كان يتوضا لكل صلاة فلما كان يوم فتح مكة صلى الصلوات كلها بوضوء واحد
El-Fadl bin Mübeşşir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Cabir bin Abdillah'ın bir abdestle bir kaç (farz) namazı kıldığını görünce O'na : Bu nedir? diye sordum. Kendisi, şöyle cevap verdi: «Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i gördüm. Böyle yaptı. Ben de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaptığı gibi yaparım.»
حدثنا اسماعيل بن توبة، حدثنا زياد بن عبد الله، حدثنا الفضل بن مبشر، قال رايت جابر بن عبد الله يصلي الصلوات بوضوء واحد . فقلت ما هذا فقال رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم يصنع هذا فانا اصنع كما صنع رسول الله صلى الله عليه وسلم
Ebu Gutayf El-Huzeli (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Abdullah bin Ömer bin El-Hattab (r.a.), Mescid-de, yerinde oturuyordu. (Öğle) namazı vakti olunca kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine dönüp oturdu. Ta ikindi namazı zamanı gelince (abdesti olduğu halde) yeniden abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine geçip oturdu. Akşam namazı zamanı olunca kalkıp (tekrar) abdest tazeleyip namaz kıldıktan sonra yine yerine dönünce ben O'na : Allah, seni salihlerden kılsın, her farz namaz zamanı abdest tazelemek farz mıdır? Sünnet midir? diye sordum. Kendisi bana: Sen bana ve benim şu yaptığıma mı baktm? diye sordu. Ben de: Evet, deyince kendisi: Hayır. Ben, sabah namazı için abdest alsaydım, abdestim bozulmadıkça onunla (günlük) bütün namazları kılabilirdim. Lakin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Kim abdest üzerine abdest alırsa kendisi için on hasene vardır.» Gerçekten ben de bu hasenelere rağbet ettim, dedi." Not: Zevaid'de: Hadisin sıhhat bakımından medarı ravi Abdurrahman bin Ziyad El-İfriki üzerindedir. Kendisi zayıftır. Ve zayıf olmakla berabar tedlis yapardl. Ebu Davud da hadisi rivayet etmiş, Tirmizi ise hadis'ten yalnız Resul-i Ekrem'e ait metni rivayet etmiştir, denilmektedir. AÇIKLAMA : Hadisin son kısmı İbn-i Ömer (r.a.)'in mevcut abdestini bozmadan abdest tazelediğine delalet ettiği için tercemede bu durumu parentez .içi ilavelerle ifade ettik. Hasene: Kulun işlediği hayırlı haslete denir. Abdest almak bir hasenedir. Hadis, abdest üzerine abdest alan kimseye AIlah Teala'nın on abdest sevabını vereceğini bildiriyor. İşlenen bir hasene karşılığında Allah'ın vadettiği mükafatın en azı o hasenenin 10 katıdır, Bazen bu mükafat 70 kat, bazen 700 kat bazen daha çok olabilir. Ebu Davud ve Tirmizi Sünenlerinin şerhleri, Tuhfe ve Menhel'de bu durum belirtiliyor. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, her farz namaz için abdest tazelemenin müstahab olduğuna delalet eder. Bu hususta mukim ve yolcu arasında bir fark yoktur. Cumhur'un mezhebi budur. 2- Tecdid-i Vudu', yani abdest üzerine abdest almamn mükafatını bildiriyor. 3- İbn-i Ömer (r.a.) aldığı bir abdestIe namaz kıldıktan sonra ikinci bir farz namaz için, abdest üzerine abdest aldığı noktasından hareketle bazı alimler: 'Bir abdestIe; namaz, Kur'an'ı ellemek ve Ka'be'yi tavaf gibi bir ibadet yapıldıktan sonra abdest üzerine abdest almak müstahabtır. Aksi takdirde yani alınan abdestle bir ibadet yapılmadıkça o abdes.t üzerine tekrar abdest almak müstahab değildir, demişlerdir. Bazı alimler ise: 'Abdest üzerine abdest almak için böyle bir kayıtlama yoktur. Tecdid-i Vudu', daima müstahabtır, demişlerdir
Abbad bin Temim'in amcası (Abdullah bin Zeyd bin asim) r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Namazda iken abdesti bozuldu diye şüphelenen kişinin durumu Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e arzedildi. (= Namazın bozulup bozulmadığı soruldu.) Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki : «Böyle bir kimse koku duymadıkça veya ses işitmedikçe namazdan çıkmasın.» Diğer tahric: Buhari, Müslim. Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki AÇIKLAMA : Buhari ve Müsliın'de Peygamber s.a.v.'e adamın durumu arz eden zatın Abbad bin Temim'ın amcası olan Abdullah bin Zeyd bin Asım olduğu belirtilmiştir. Abdillah bin Zeyd'den bu hadisi Abbad bin Temim'in rivayet ettiği sabittir. Ancak Said bin El-Müseyyeb'in de Abdullah'tan rivayet edip etmediği kesinlikle bilinmemektedir. Hafız El-Fetih'te şöyle der: «Abbad» kelimesi, ''Said" kelimesine atfedilmiştir. Said bin Abdullah'tan hadisi rivayet etmesi muhtemeldir. Bu takdirde hem Said. hem Abbad, Abdullah'tan rivayet etmiş olurlar. İkinci bir ihtimal: AbduIIah'tan yalnız yeğeni olan Abbad rivayet etmiş olup, Said'in şeyhi ise mahfuzdur. (Senedde alınmamıştır.) Bu takdirde sened, Said bakımından mürseldir. EI-Etraf müellifi. birinci ihtimali benimsemiştir. 514 nolu senedde Said bin El-Müseyyeb'in şeyhi olarak Ebu Said-i Hudri'nin gösterilmiş olması ikinci ihtimali te'yid eder. Hadisin manasına gelince: Namaza duran kişi, namaz esnasında yellendi diye bir şüphe duyarsa namazını kesecek mi, yoksa bu şüpheye itibar etmeyerek namaza devam edecek mi? Sahabilerden AbduIIah bin Zeyd bin Asım bu durumu ve buna ait şer'i hükmü Peygamber'e sormak istemiş ve O'ndan şu cevabı almıştır: Hayır. Namazdan çıkmasın. Ancak, yellendiğini kesinlikle bildiği takdirde abdesti bozulmuş olur. Dolayısıyla namazdan çıkmış olur. Yellendiğini kesinlikle bilmesi; bir koku duyması veya ses işitmesiyle mümkündür. Yellendiğinin kesinlik kazanması için koku duymak veya ses işitmek şart değildir. Çünkü kişi, sağır olabilir veya koklama duygusu bozuk olabilir. Hadiste koku duyulması veya ses işitilmesi tabiri. çoğunluk itibarı iledir. Hattabi: 'Resul-i Ekrem (s.a.v.), hadiste ses işitmeyi ve koku duymayı zikretmekle abdestin ancak bunlarla bozulabileceğini namaz esnasında abdestin başka türlü bozulmıyacağını kasdetmemiştir. Soruya uygun olsun diye cevapta bu ifade tarzı tercih edilmiştir. Ön ve arkadan çıkan her şey. yel hükmündedir. Bazen yel çıkar ama ne ses duyulur, ne de koku. Buna rağmen durum kesinlikle bilindiği takdirde abdest bozulmuş olur. Bazen kişi sağır olur ses işitmez. Bazen burnu tıkalı olur koku işitmez ...'' demiştir. Ebu Davud'un abdest bahsinde rivayet ettiği bu hadisin serhinde EI-Menhel yazarı özetle şöyle der: "Bu hadis, İslam dininin temellerinden ve fıkıh kaidelerinden biridir. Bu kaide şudur ki: «Sabit olan her şeyin devamı asıldır. Aksi sabit olmadıkça o şeyin devamlılığına hükmedilir.» Beliren şüpheler, etki yapamaz. Bu kaideye «İstisbah» derler. Hadiste söz konusu olan mes'ele, bu genel kaidenin kapsamına giren yüzlerce mes'eleden biridir. Şöyle ki; Abdest aldığını kesinlikle bilen kişi, abdestinin bozulduğundan şüphe ederse, abdestinin devamlılığına hükmedilir. Şüphenin namaz içinde veya dışında olması arasında bir fark yoktur. Selef ve haleften olan alimlerin cumhür'unun görüşü budur. Maliki'lerden (İbn-i Nafi' de bu görüşe katılmıştır. Onların delili bu babtaki hadislerdir. Onlara göre hadiste söz konusu edilen şüphe, namaz içinde vuku bulan şüphe türünden ise de, şüphenin namaza bağlanması sorudan doğmadır. Yani soru namaz içindeki şüpheyle ilgili olduğu için, ona uygun olsun diye cevapta namazdan bahsedilmiştir. Maliki'lerin Cumhüruna göre kişi, namaza başlamadan önce abdestinden şüphelenirse, abdesti bozulmuş sayılır. Dolayısıyla abdest almadan namaza duramaz. Şayet kişi, namaza başladıktan sonra şüphelenirse, abdestinin bozulduğunu kesinlikle bilmedikçe namazına devam eder. Namazdan çıktıktan sonra şüphesi zail olursa ona. bir şey yapmak gerekmez. Eğer, namazdan çıktıktan sonra da.şüphesi devam ederse veya abdestinin kesinlikle bozulduğunu hatırlarsa yeniden abdest alır ve kıldığı namazı iyade eder. Maliki'lerin meşhur kavli budur. Onlar hadisin zahirine dayanmışlardır. Yukarıda belirtildiği gibi kesinlikle bilinen bu hususa ait hükmün şüpheyle değişmiyeceğine dair olup, mezkur hadisten alınan genel kaidenin kapsamına giren mes'elelerin bir kısmını Nevevi şöyle anlatmıştır: Aslında tahir olan su, süt, bal, yağ, elbise gibi bir maddenin necis olduğunda tereddüt eden kişi, bu şüpheye itibar etmemeli ve aslında tahir olan o maddenin taharetine hükmetmelidir. Kendisinde beliren şüphe ve necaset ihtimali % 50'den aşağı veya % 50'den yukarı olması neticeyi değiştirmez. Keza boşamada, köleyi azad etmekte veya eşinin aybaşı adetinde tereddüt eden kişi, bu şüphelere iltifat etmeyerek nikahın, kölesinin kölelik halinin ve eşinin temizlik durumunun devamına hükmederek, buna göre hareket eder ve hareketinden dolayı mes'ul değildir. Kişinin söz konusu zannı belli bir sebebe dayanmadıkça hüküm budur. Ama muayyen bir sebebe dayanırsa, mesela necaseti kullanmayı ibadet telakki edenlerin elbisesi, mezbahalarda hayvanları boğazlayanların elbiseleri ve şarap imal edip, buna düşkün olanların giyecekleri hususunda ayrı hükümler vardır. Bazı alimler, zahirle amel ederek bu elbiselerin necis olduklarına hükmetmişlerdir. Bir kısım alimler de, elbiselerin aslında temiz olmalarını dikkate alarak taharetIiklerine hükmetmişlerdir. İkinci görüş daha kuvvetlidir)
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e, namaz esnasında abdestin bozulması şüphesinin hükmü soruldu. Resulullah, şöyle buyurdu: «Namaz kılan kişi bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça namazdan çıkmasın.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Hadisin ricali sikalardan oluşur. Ancak Zühri'nin Hafız olan arkadaşları Zühri'nin Said bin Abdillah bin Zeyd'den rivayet ettiğini ifade ederler. İmam Ahmed de Muharibi'nin Ma'mer'den hadisini münker sayardı. Çünkü Ma'mer'den hadis işitmemiştir. Üstelik tediis yapardı
حدثنا ابو كريب، حدثنا المحاربي، عن معمر بن راشد، عن الزهري، انبانا سعيد بن المسيب، عن ابي سعيد الخدري، قال سيل النبي صلى الله عليه وسلم عن التشبه في الصلاة فقال " لا ينصرف حتى يسمع صوتا او يجد ريحا
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Abdest, ancak ses veya kokudan ötürü gerekir.» AÇIKLAMA : Bu hadisi Müslim, Buhari ve Tirmizi manaya değişiklik getirmeyen fakat lafız bakımından farklı metinler halinde rivayet etmişlerdir. Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu ifade etmiştir. Müslim'in rivayeti mealen şöyledir: «Sizden birisi karnında bir şey duyar da (dübüründen) bir şeyin çıkıp çıkmad!ğına tereddüt ederse bir ses işitince veya bir koku duyuncaya kadar sakın mescidden (namazdan) çıkmasın.» Bu hadis de, daha önceki hadisleri destekler mahiyette olup, abdestin yellenme şüphesi ile bozulmadığını bildirir ve dübüründen çıkan yelin abdesti bozduğunu ifade eder. Bunda alimlerin icmaı vardır. Ön kısımdan çıkan yelin hükmü de İbn-i Mübarek, Şafii, İshak ve Ahmed'e göre budur. Hanefi alimlerinden Muhammed'den bir rivayette aynı hüküm vardır. Fakat Hanefi'lerden meşhur olan söze göre, ön kısımdan Çlkan yel, abdesti bozmaz. Maliki alimleri de bozmaz demişlerdir, Ancak, dübür kapanır ve büyük abdest ön kısımdan çıkacak olursa bu takdirde önden gelen yel'de de abdest bozulur
حدثنا علي بن محمد، حدثنا وكيع، ح وحدثنا محمد بن بشار، حدثنا محمد بن جعفر، وعبد الرحمن، قالوا حدثنا شعبة، عن سهيل بن ابي صالح، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا وضوء الا من صوت او ريح
Muhammed bin Amr bin Ata' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi: Ben, Saib bin Yezid'i elbisesini koklarken gördüm ve O'na: Şu elbise koklaman neden icab etti? diye sordum, demiştir. Saib: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim, dedi: «Abdest, ancak koku veya işitmekten ötürü gerekir.» Not: Hadisin isnadında bulunan ravi Abdülaziz'in zayıf olduğu, Zeviiid'de bildirilmiştir
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا اسماعيل بن عياش، عن عبد العزيز بن عبيد الله، عن محمد بن عمرو بن عطاء، قال رايت السايب بن يزيد يشم ثوبه فقلت مم ذلك قال اني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا وضوء الا من ريح او سماع
Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Binek hayvanları ile yırtıcı hayvanların peşpeşe geldikleri göldeki su'yun hükmü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e sorulduğunda şöyle cevap buyurduğuna şahit oldum: «Su iki kulleye ulaştığı zaman hiç bir şey onu necis etmez.» Diğer tahric: Tertip el-Müsned, Taharet 1/21 no: 36; Şafii elumm, tahare; Tirmizi, Taharet 1/97 no: 67; Ebu Davud, Taharet no: 63; Nesai, tahare EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
حدثنا ابو بكر بن خلاد الباهلي، حدثنا يزيد بن هارون، انبانا محمد بن اسحاق، عن محمد بن جعفر بن الزبير، عن عبيد الله بن عبد الله بن عمر، عن ابيه، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم سيل عن الماء يكون بالفلاة من الارض وما ينوبه من الدواب والسباع فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا بلغ الماء قلتين لم ينجسه شىء " . حدثنا عمرو بن رافع، حدثنا عبد الله بن المبارك، عن محمد بن اسحاق، عن محمد بن جعفر، عن عبيد الله بن عبد الله بن عمر، عن ابيه، عن النبي صلى الله عليه وسلم نحوه
Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Su iki veya üç kulleye ulaştığı zaman hiç bir şey onu necis etmez.» Not: Hadısin isnadındaki ricalin sıka olduğu ve ''veya üç kulle ... '' kısmı hariç, hadisin Ebu Davud ile Tirmizi tarafından da rivayet edildiği Zzvaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Müellif, her iki hadis, için ikişer sened zikretmiştir. İlk hadiste Resulullah ls.a.v.)'e yöneltilen sorunun açıklamasını yapan EI-Menhel yazarı şöyle der: 'Binek hayvanları ve yırtıcı hayvanlar su içmek için defalarca vardıkları su'dan içtikleri gibi, ona işer ve tersleri de ona karışır. Böyle bir su necis sayılırmı sayılmaz mı? diye Resulullah'a soru sorulmuştur.' Devabb: Bu kelime, «Dabbe"nin çoğuludur. Dabbe lugatta yer yüzünde yürüyen hayvan demektir. Genellikle dört ayaklı olup, binek olarak kullanılan hayvanlara denir. Bazı lügat kitapları dabbe'yi binek hayvanı olarak tanımlamıştır. Siba: .Sebu'un çoğuludur. Yırtıcı hayvan demektir. Kulleteyn: «Kulle'nin tesniyesidir. 2 kulle demektir. Kulle, büyük küp ve testi demektir. Hattabi «Kulle», elle taşınan ve içme suyu için kullanılan testi anlamında kullanıldığı gibi. çok kuvvetli adamın kaldırabildigi büyük küp manasına da kullanılır. Hadiste, çölde hayvanların sulandığı suyun durumu sorulduğu için buradaki kulle'nin küçük testi anlamında kullanılmadığı açıktır. Çünkü, böyle bir suyun bir iki testi miktarı ile sınırlandırılması örf ve adete aykırıdır. ibn-i Cüreyc (r.a.)'in rivayetinde hadisin metni şöyle geçer: ''Su, hecer kulleleri ile iki kulle olduğu zaman ... " Hecer kulleleri hacimce malum ve meşhur olup. en büyük kulledir." demiştir. Bahreyn tarafında bulunan Hecer şehrine mensup olan Kulleler ya orada yapılır Medine-i Münevvere'ye getirtiliyordu. Yahut da Medine-i Münevvere'de yapılıyordu. Kulle'nin, hacim ölçüsü birimi ile ne kadar su aldığı hususuna gelince iki kulle Mısır Rıtıl'ı ile dört yüz kırk altı tam yedide üç rıtıl'dır. Bizim ölçülerimizle 210 LT dir «Şafii ve arkadaşları bu hadis'e dayanarak: 'İki kulle miktarı olan su değişmedikçe (renk, koku ve tadı bakımından), necasetin girmesiyle pislenmez' demişlerdir. Ahmed ve Ebu Sevr'in mezhebi de budur. Bu görüşte olan alimlere göre iki kulleye ulaşmayan suya necaset girdiği takdirde suyun vasıfları değişsin değişmesin pislenmiş olur. Ebu Hanife ve arkadaşları şöyle demişlerdir: Durgun su, az olduğu zaman içine necaset girince pis olur. Akan su ise, içinde necaset eseri zuhur etmedikçe temizdir ve taharette kullanılır. Çok suyun bir kenarına necaset düştüğü zaman, suyun başka bir kenarından abdest almak caizdir. Hanefi alimleri, çok suyun tarifinde muhtelif kaviller söylemişlerdir. En meşhur kavle göre alanı 10 X 10 kulaç olan bir su çok sayılır. Bu suyun derinliğindeki ölçü ise, ondan avuçlamakla dibinin görülmemesidir. Zeylai şöyle der: «Ebu Hanife'den alınan zahiri rivayete göre abdest alan veya gusül eden kişinin rey'i esastır. Eğer kuvvetli kanaatına göre suyun bir kenarına düşen necaset diğer kenara ulaşmış ise o su kullanılmaz. Aksi takdirde kullanılır. EI-Gaye'de yazar bunu zikrederek; en sahih kavlin bu olduğunu söylemiştir.» Tahavi de: "Biz Kulleteyn hadisi ile hükmetmedik, çünkü kulleteyn miktarı sabit değildir, demiştir." İkinci hadisteki: «İki kulle veya üç kulle ... » tabiri ile ilgili olarak şöyle der: Bu tabir, ravinin tereddüdü için değil, Resull-i Ekrem (s.a.v.)'in buyruğundandır. Bundan maksadı, söz konusu hüküm için suyun iki kulleden fazla olmasının mahzurlu olmadığını, fakat iki kulleı'den eksik olmasının mahzurlu olduğunu beyan etmektir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1)- Binek hayvanlarının ve yırtıcı hayvanlarının su artığı necistir. Çünkü, eğer necis olmasaydı soru ve cevabın anlamı kalmazdı. 2)- Bu hayvanların sidik ve tersi necistir. Zira cevapta suyun iki kulle kadar olması şart koşuluyor. Eğer bunlar necis olmasaydı az suyu bile necis etmezdi. Bu hayvanların sidik ve terslerinin necis olduğu hadisten şöyle anlaşılıyor: Yırtıcı hayvanlar suya vardıkları zaman içine girip işerler, uzuvları pislikten boş olmaz. Bu hal, onların mu'tadıdır. 3)- Çok suya necaset girdiği zaman evsafı değişmedikçe su temizleyicidir. Çünkü Ebu Ümame'den merfu' olarak rivayet edilen bir hadiste şöyle buyuruluyor: «Hiç bir şey suyu necis etmez. Fakat suyun kokusuna. tadına ve rengine galip gelen necaset onu pisler.» İbn-i Maceh ve Taberani'nin rivayet ettikleri bu hadisin senedi zayıf ise de manaları ile amel etmek hakkında alimlerin icmaı vardır. 4)- Su, iki kulleden az olduğu zaman,necasetin girmesiyle vasıfları değişmese bile necistir. İlk hadisi Nesai, Ebu Davud, Şafii, Ahmed, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Hakim. Darekutni, Beyhaki, Tahavi, Darimi ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Hafız, Telhis'te şöyle der: Hakim : Bu hadis, Buhari ve Müslim'in şartı üzerine sahih olup bütün ravileri ile ihticac etmişlerdir, demiştir. Bir Noktayı Belirttlim: İki kulle veya daha çok olan suya bir necaset girdiği halde suyun vasıfları değişmemişse abdest, ğusül ve necasetin giderilmesinde o su kullanılabilir. Hanefi alimlerine göre çok sayılan suyun hükmü budur. Mahir: Yukarıdaki hüküm abdest, ğusül ve necasetten din'en temizlenmeye dairdir. Din bize kolaylık sağlamış ve bu özellikteki su ile ibadete yeten tahareti kabul etmiştir
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e Mekke ile Medine arasında bulunan ve yırtıcı hayvanların, köpeklerin ve eşeklerin geldiği havuzların durumu ve onlardan taharet (abdest, gusül. necasetin giderilmesi işini) yapmanın hükmü soruldu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap buyurdu : «O hayvanların karınlarında taşıdıkları su, onlaradır. Kalan su, bizim içindir. Taharette kullanılabilir.» Not: Hadisin isnadındaki ravi Abdurrahman'ın babasından mevdu hadisler rivayet ettiği El-Hakim tarafından beyan edilmiş olduğu ve İbnü'l-Cevzi'nin; Alimlerin Abdurrahman'ın zayıflığına icma ettiklerini söylediği Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Sindi, bu hadisin açıklamasında der ki: Hadiste durumu sorulan havuzların suyu genellikle iki kulle'den fazla olduğu için anılan hayvanların artığı sayılmaz. Veyahut necaset, suyun evsafını değiştirmedikçe suyun temizliğine olumsuz yönden etkı etmez. Bu iki nedenden birisi ile söz konusu havuzların suyu ile taharet yapılacağı hükme bağlanmıştır. Hadis, yırtıcı hayvanların artığı olan suyun temizliğine delalet etmez. Bil'akis bu ve benzeri hadisler ve bilhassa iki kulleye ait (517 - 518 nolu) hadisler, yırtıcı hayvanların su artığının necasetine delalet eder. Eğer bu artık temiz olsaydı az olsun çok olsun, suyun artık olmasıyla pislenmiyeceği beyan buyurulacaktı
حدثنا ابو مصعب المدني، حدثنا عبد الرحمن بن زيد بن اسلم، عن ابيه، عن عطاء بن يسار، عن ابي سعيد الخدري، ان النبي صلى الله عليه وسلم سيل عن الحياض التي بين مكة والمدينة تردها السباع والكلاب والحمر وعن الطهارة منها فقال " لها ما حملت في بطونها ولنا ما غبر طهور
Cabir bin Abdillah (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Biz, bir göl'e vardık. Ve gölde bir merkep laşesine rastlayınca göl'den su almaktan çekindik. Nihayet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza teşrif edince : «Şüphesiz hiç bir şey suyu pislemez.» buyurdu. Bunun üzerine biz su aldık, içirdik ve taşıdık.» Not: Ravilerden Tarif bin Şihab'ın zayıf olduğuna alimlerin icma ettiklerini İbn-i Abdi'l-Berr'in söylediği ve bu nedenle Cabir'in bu hadisine ait isnadın zayıflığı Zevuid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Sindi şöyle der: 'Hadis'ten maksad şudur: Suya karışan necaset onun vasıflarını değiştirmedikçe, su necis sayılmaz. Fakat, suyun rengini, tadını veya kokusunu değiştirince necaset, onu su olmaktan çıkarmış olur. Dolayısıyla böyle bir su temizleyici olamaz.' Çok sayılmayan suyun, pis bir şeyin girmesiyle necis olduğu ve çok suyun içine pis bir şey girdiği zaman, suyun vasıflarına, bakılacağı, bu vasıilarda değişıklik meydana geldiği anlaşıldığı takdirde suyun taharette kullanılmıyacağı, bundan önceki babta izah edilmiştir
حدثنا احمد بن سنان، حدثنا يزيد بن هارون، حدثنا شريك، عن طريف بن شهاب، قال سمعت ابا نضرة، يحدث عن جابر بن عبد الله، قال انتهينا الى غدير فاذا فيه جيفة حمار . قال فكففنا عنه حتى انتهى الينا رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال " ان الماء لا ينجسه شىء " . فاستقينا واروينا وحملنا
Ebu Ümame El-Bahili (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Şüphesiz hiç bir şey, suyu necis etmez. Ancak suyun kokusuna, tadına ve rengine galebe çalan şey, onu necis eder.» Not: Ravilerden Rişdin. zayıf olduğu için, isnadın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Sindi: 'Hadisin «Ancak suyun .. ,» kısmı hariç baş kısmı Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi tarafından Ebu Said-i Hudri'nin hadsinden rivayet edilmiştir.' der. AÇIKLAMA : Hadisin ilk bölümü yani: 'Şüphesiz hiç bir şey suyu necis etmez' kısmı yukarıdaki notta işaret edildiği gibi Sünen sahipleri tarafından rivayet edilmiştir. Ancak, son ravisi Ebu Ümame değil, Ebu Said-i Hudri'dir. EI-Menhel yazarının beyanına göre: Tirmizi, hadisin hasen olduğunu ve Ahmed bin Hanbel de hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Hadis, Şafii, Darekutni, Hakim ve Beyhaki tarafından da rivayet edilerek Yahya bin Main ve Ebu Muhammed bin Hazm tarafından da sahih görülmüştür. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : EI-Menhel yazarı 'Bidaet Kuyusu' için açılan bab'ta rivayet edilen bu hadisin fıkıh yönünü özetle şöyle beyan eder: 'Hadis, az olsun çok olsun suyun, içine giren bir şeyle pislenmediğine delalet eder. Hatta suyun evsafı değişse bile hükmün bu olduğu görülür. Fakat, bir necasetle suyun vasıflarından birisi değiştiği zaman, taharette kullanılamıyacağı hususunda icma' vardır. Şu halde vasıtları değişen suyun pislenme hükmü icmaa dayalıdır, Ebu Ümame'den rivayet edilen hadisteki; «Ancak suyun kokusuna. tadına ve rengine galebe çalan şey onu necis eder.» mealindeki istisnaya dayalı değildir. Çünkü hadisin istisna kısmı sabit görülmemiştir. Yukarda belirtilen duruma göre suyun evsafı değişmedikçe miktarı az olsun, çok olsun necasetin girmesiyle pislenmez. Hadisin zahiri buna delalet eder. İbn-i Abbas, Ebu Hureyre, Hasan-ı Basri, İbnü'l-Müseyyeb, İkrime, İbn-i Ebi Leyla, Sevri, Davud-i Zahiri, Nehai, Cabir bin Zeyd, Malik ve Gazali bu görüştedirIer. İbn-i Ömer, Mücahid, İshak, Ehl-i Beyt'ten El-Hadi, EI-Müeyyed Billah, Ebu Talib, Nasır ile Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimleri şöyle demişlerdir : Necaset, az suyun içine girdiği zaman suyun evsafı değişsin değişmesin onu necis eder. Çünkü o su. kullanıldığı zaman içindeki necaset de kullanılmış olur. Bunların delilleri şu hadislerdir: 1- "Biriniz uykudan kalktığı zaman elini yıkamadan kab'a sokmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.'' Bu hadiste uykudan uyanan kişi elini kab'a batırmaktan men ediliyor ve yasaklama sebebi de necaset endişesi olarak gösteriliyar. Bilindiği gibi ele uykuda dokunan ve görülmeyen necaset, suyu değiştirecek durumda değildir. 2- "Köpek. birinizin kabını yaladığı zaman, içindekini döktükten sonra yedi defa yıkasın." Buradaki dökme ve yıkama emri necasetin delilidir. 3- "Sakın hiç biriniz durgun suyu içmesin.» 4- "Müftüler sana fetva verseler bile sen, kalbinden fetva iste." 5- "Seni şüpheye düşüreni bırak. Şüphesiz olana git.» Bu görüşte olan alimler: ''Hiç bir şey suyu necis etmez." mealindeki hadisin yukarıda anılan delillerle muhassas oldugunu söylemişlerdir. Bu alimler az su ve çok su miktarı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: Su kullanıldığı zaman içine düşen necasetin de kullanıldığı sanıldığı, takdirde bu su az sayılır, demişlerdir. Bir rivayete göre, Ebu Hanife de böyle demiştir. Diğer bir kısım alimler: İki kulleden az olan su az sayılır, demişlerdir. Şafii ve arkadaşları bu görüştedirIer. EI-Menhel'in verdiği izah çok uzundur. Alimlerin değişik görüşleri ve karşılıklı müdafaa ve itirazları bu izahta beyan edilmektedir
Lübabe binti'l-Haris (r.anhaa)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ali'nin oğlu Hüseyin (r.a.), Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in kucağında işedi. Ben: Ya Resulallah elbiseni bana ver (ki yıkayayım) ve başka elbise giy, dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki : «Erkek çocuğun bevlinden dolayı yalnız su serpilir. Kız çocuğun bevlinden de yıkamak gerekir.» Tahric: Ahmed, Ebu Davud, Tahavi, İbn-i Huzeyme, Beyhaki ve Hakim de, Lübabe'nin hadisini az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadis, henüz yemek yemeyen erkek ve kız çocukları eşit tutarak bevillerinin dokunduğu elbiseyi yıkamak gerekir diyenlerle, her ikisinde de su serpmek kafidir diyenlerin görüşünü reddeder. Ve: 'Erkek çocuğunkine su serpmek kafi olup, kız çocuğunkini yıkamak gerekir' diyenlere delildir. Lübabe r.a., yıkamak için Peygamber (s.a.v.)'den elbisesini soymasını istemiş olup, bu husus bazı rivayetlerde açıkça belirtilmiştir. ,Tercemedeki parantez içi ifade, bu rivayetlerden alınmadır
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو الاحوص، عن سماك بن حرب، عن قابوس بن ابي المخارق، عن لبابة بنت الحارث، قالت بال الحسين بن علي في حجر النبي صلى الله عليه وسلم فقلت يا رسول الله اعطني ثوبك والبس ثوبا غيره فقال " انما ينضح من بول الذكر ويغسل من بول الانثى
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e henüz yemek yemeyen küçük bir erkek çocuk getirildi. Çocuk, Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in elbisesine işedi, Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem), hemen işenen yere su döktü de yıkamadı.» AÇIKLAMA : Sabi: Süt emen erkek çocuğa denir. Sütten kesilince yedi yaşına kadar ona "Ğulam'' denilir. Kastalani, Sabi: Gıda için süt'ten başka henüz birşey yemeyen ve içmeyen çocuğa denir. Hz. Aişe'nin hadisinde söz konusu edilen sabi Ümmü Kays'ın oğlu veya Hasan bin Ali yahut da kardeşi Hüseyin'dir. Buhari ve Müslim'in de rivayet ettikleri bu hadis de bir önceki hadis gibi, henüz yemek yemeyen erkek çocuğun işediği yeri yıkamanın icab etmediğine ve üzerine su dökmenin kafi geldiğine delalet eder
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعلي بن محمد، قالا حدثنا وكيع، حدثنا هشام بن عروة، عن ابيه، عن عايشة، قالت اتي النبي صلى الله عليه وسلم بصبي فبال عليه فاتبعه الماء ولم يغسله
Ümmü Kays binti Mihsan (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Ben, henüz yemek yemeyen bir oğlumu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in huzuruna çıkardım. Çocuk, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in elbisesine işedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) su isteyerek işenen yere su serpti.» Diğer tahric: Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Tahavi ve Darimi AÇIKLAMA : Buhari ve Ebu Davud'un rivayetlerinde hadis metninin sonunda: ''....Ve işenen yeri yıkamadı...'' cümlesi vardı. Ayrıca, yine Buhari, Müslim ve Ebu Davud'un rivayetinden Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Ümmü Kays'ın oğlunu kucağında oturttuğu ve kucağında işediği anlaşılmaktadır. Bu hadis de henüz yemek yemeyen erkek çocuğun işediği yeri temizlemek için su serpmenin kafi olduğuna ve yıkamaya gerek olmadığına delalet eder. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Yemek yemeyen erkek çocuğun bevlinin necis olduğu hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Hatta bazı arkadaşlarımız bu hususta alimlerin icma'ını nakletmişlerdir. Yalnız Davud-i Zahiri muhalif kalmıştır. Şafii ve başkası sabinin bevli tahirdir, bununla beraber dokunduğu yere su serpilir, diye Ebu'l-Hasan bin Battal'ın ve O'nu takiben Kadİ İyad'ın hikaye ettikleri söz, kesinlikle yanlıştır.' Alimler, bu konuda müttefik olmakla beraber, sabinin işediği yerin temizletilmesi hususunda ihtilaf ederek üç mezhebe ayrılmışlardır : 1. Henüz yemek yemeyen erkek çocuk ise, işediği yere su serpmek kafidir. Kız ise yıkamak gerekir. Ali, Ata', Hasan, Zühri, Ahmed, Sevri, Şafii alimleri, Nahai ve şaz bir rivayete göre Malik'in kavli budur. Onlarm delilleri bu hususta rivayet edilen Ümmü Kays'ın, Aişe'nin, Ümmü Kürz'ün, Lübabe bint-i Haris'in hadisleri ve benzer hadislerdir. 2 . Erkek ve çocuğun işedikleri yere su serpmek yeterlidir. Aralarında bir fark yoktur. Evzai'nin mezhebi budur. Malik ve Şafii'den de böyle bir rivayet vardır. Bu mezhebin deliline rastlanamamıştır. 3 . Her ikisini yıkamak gerekir. Hanefiler ve sair kufe alimleri ile Malikilerin görüşü budur. Bunların delili Ammar'ın merfu' olarak rivayet ettiği şu mealdeki hadisidir: ''Elbise ancak büyük ve küçük abdest'ten dolayı yıkanır.'' Ayrıca bu görüşteki alimler erkek çocuğun bevline kıyaslayarak şöyle derler: Erkek ve kız çocuk sütten başka şey yedikten sonra her ikisinin dokunduğu yeri yıkama'nın gereği husunda icma' vardır. Necasetin giderilmesinde yıkamak asıldır. Öyle ise henüz yemek yemeyen erkek çocuk ta kız çocuk gibidir. Erkek çocuğun bevline su serpmek kafidir. diye varid olan hadislerdeki 'Nadh' kelimesini su serpmek şeklinde manalandırmayarak bununla yıkamanın kastedildiğini ve Nadh'ın yıkama anlamında kullanıldığını söylemişlerdir. Hadislerdeki; Ve lem yeğsilhu «Ve o yeri yıkamadı.» cümlesini de: O yeri bol yıkamadı, sıkmadı. ovmadı diye yorumlamışlardır. El-Menhel yazarı, alimler arasındaki ihtilafı açıkladıktan sonra birinci mezhebin daha kuvvetli olduğunu beyan eder: Üçüncü gurup alimin delil olarak gösterdikleri Ammar'ın hadisi zayıftır. Çünkü isnadında Sabin bin Hammad vardır ki, bazı alimler kendisini mevdu hadisleri rivayet etmekle itham etmişlerdir. Bu hadis sahih olsa bile, hükmü, bu babtaki hadislerle tahsis edilmiş olur. Yaptıkları kıyaslama açık degildir. Çünkü, sarih nassa muarız olduğu zaman kıyas geçersizdir. 'Nadh' tan murad yıkamaktır. sözü de makbul değildir. Çünkü açık olan manasından döndürücü bir karine yoktur. " Ve onu yıkamadı.'' cümlesini ''İyice yıkamadı, sıkmadı, ovmadı» diye yorumlamak da zahire muhaliftir... El-Menhel yazarı, bundan sonra aynı görüşü teyid eden İbn-i Dakiki'l-iyd'den uzunca bir nakil yapmaktadır. Buraya almayı gereksiz buluyorum. Henüz yemek yemeyen erkek çocuk hakkında. bu ihtilaf vardır. Yemek yemeye başladı mı, işediği yeri yıkamak husüsunda alimler müttefiktirler
(Hz.) Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine flöre şöyle söylemiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) süt emen çocuğun bevli hakkında buyurdular ki : «Erkek çocuğun bevline su serpilir. Kız çocuğun bevli yıkanır.» (Müellif diyor ki:) Ebü'l-Hasan bin Seleme dedi ki: Bize Ahmed bin Musa bin Ma'kil tahdis etti. (O dediki): Bize, Ebü'l-Yaman El-Mısri bize tahdis ederek dediler ki: Ben, Şafii'ye Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in: «Erkek çocuğun bevlinden dolayı su serpilir, kız çocuğun bevllnden dolayı yıkamak gerekir.» mealindeki hadisi sorarak; Her iki sidik birdir. (Bu ayırımın hikmeti nedir?) Şafii: — Çünkü erkek çocuğun bevli su ve çamurdandır. Kız çocuğunun bevli et ve kandandır, diye cevap verdikten sonra Bana: Anladın mı? diye sordu. Ebül-Yeman dedi ki: Ben : — Hayır anlamadım dedim. Şafii : — Şüphesiz Allah Taala Adem (Aleyhisselam)'ı yarattığı zaman Havva Onun kısa kaburga kemiğinden yaratıldı. Bu sebeple erkek çocuğun bevli su ve çammdan oluştu. Kız çocuaun bevli de et ve kandan oluştu, dedi. Ebü'l-Yeman dedi ki: Şafii bana: Anladın mı? diye sordu. Ben : — Evet, (anladım) diye cevap verdim. Şafii bana: — Allah, seni öğrendiğinden yararlandırsın. AÇIKLAMA : Ebu Davud ve İbn-i Ebi Şeybe de Hz. Ali r.a.'in hadisini rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde metnin sonunda .... = «Erkek çocuk yemek yemedikçe ... » cümlesi de mevcuttur. Bu hadis de daha evvel geçen hadislerin hükmünü ifade eder. Erkek çocuğun bevli ile kız çocuğun bevli arasındaki fark hakkında bazı eserler vardır. El-Menhel yazarı bu eserleri sıralarken önce Ebu'l-Yeman El-Mısri ile İmam-ı Şafii arasında geçen konuşmayı naklederek Şafii'nin belirttiği farkı kaydeder. Daha sonra şu farkları da beyan eder: 1- Bu fark cahiliyet devrinde devam edegelmişti. Resul-i Ekrem (s.a.v.) bunu olduğu gibi ibka' etmiştir. 2 - Kız çocuğun bevli, erkek çocuğunkinden daha ğaliz ve daha pis kokar. 3 - Erkek çocuktan insan tabiatı tiksinmez, kız çocuğundan tiksinir. Bu nedenle erkek çocukla fazla ihtilat yapıldığı için kolaylık olsun diye bu fark va'z edilmiştir. Sindi, farkın nedenlerini anlattıktan sonra: Hak budur ki, Şari'in emrine uymak durumundayız. Bu hüküm taabbüdidir. Bunun hikmetlerinden sormak konunun dışında kalır
حدثنا حوثرة بن محمد، ومحمد بن سعيد بن يزيد بن ابراهيم، قالا حدثنا معاذ بن هشام، انبانا ابي، عن قتادة، عن ابي حرب بن ابي الاسود الديلي، عن ابيه، عن علي، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال في بول الرضيع " ينضح بول الغلام ويغسل بول الجارية " . قال ابو الحسن بن سلمة حدثنا احمد بن موسى بن معقل، حدثنا ابو اليمان المصري، قال سالت الشافعي عن حديث النبي، صلى الله عليه وسلم " يرش من بول الغلام ويغسل من بول الجارية " . والماءان جميعا واحد قال لان بول الغلام من الماء والطين وبول الجارية من اللحم والدم . ثم قال لي فهمت او قال لقنت قال قلت لا . قال ان الله تعالى لما خلق ادم خلقت حواء من ضلعه القصير فصار بول الغلام من الماء والطين وصار بول الجارية من اللحم والدم . قال قال لي فهمت قلت نعم . قال لي نفعك الله به
Ebü's-Semh (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Resul i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in hizmetçis idim. Hasan veya Hüseyin (r.a.) getirildi. Getirilen çocuk, O'nun mübarek göğsüne bevletti. Orada bulunanlar, o yeri yıkamak istediler. Rcsulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: «Oraya su serp. Çünkü, kız çocuğun bevli yıkanır. Erkek çocuğun bevlinden dolayı ise su serpilir.» AÇIKLAMA : Getirilen çocuğun Hasan veya Hüseyin (r.a.) olduğu hususundaki tereddüt, ravilerden birisine aittir. Bu şüphenin ravi Muhii bin Halife'ye ait olması kuvvetle muhtemeldir. Getirilen çocuğun, Peygamber (s.a.v.)'in mübarek göğsü hizasındaki elbiseye bevlettiği, hadisin şerhlerinde ifade edilmektedir. Ebu Davud'un rivayetinde Ebu's-Semh diyor ki : 'Ben, o yeri yıkamak istedim.' Bu hadis; Nesai, Ebu Davud, Bezzar, İbn-i Huzeyme, Hakim ve Darekutni tarafından da rivayet edilmiştir
حدثنا عمرو بن علي، ومجاهد بن موسى، والعباس بن عبد العظيم، قالوا حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، حدثنا يحيى بن الوليد، حدثنا محل بن خليفة، اخبرنا ابو السمح، قال كنت خادم النبي صلى الله عليه وسلم فجيء بالحسن او الحسين فبال على صدره فارادوا ان يغسلوه فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " رشه فانه يغسل بول الجارية ويرش على بول الغلام
حدثنا سويد بن سعيد، حدثنا شريك، عن عمرو بن عامر، عن انس بن مالك، قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يتوضا لكل صلاة وكنا نحن نصلي الصلوات كلها بوضوء واحد
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا عبد الله بن يزيد المقري، حدثنا عبد الرحمن بن زياد، عن ابي غطيف الهذلي، قال سمعت عبد الله بن عمر بن الخطاب، في مجلسه في المسجد فلما حضرت الصلاة قام فتوضا وصلى ثم عاد الى مجلسه فلما حضرت العصر قام فتوضا وصلى ثم عاد الى مجلسه فلما حضرت المغرب قام فتوضا وصلى ثم عاد الى مجلسه فقلت اصلحك الله افريضة ام سنة الوضوء عند كل صلاة قال او فطنت الى والى هذا مني فقلت نعم . فقال لا لو توضات لصلاة الصبح لصليت به الصلوات كلها ما لم احدث ولكني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " من توضا على كل طهر فله عشر حسنات " . وانما رغبت في الحسنات
حدثنا محمد بن الصباح، قال انبانا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن سعيد، وعباد بن تميم، عن عمه، قال شكي الى النبي صلى الله عليه وسلم الرجل يجد الشىء في الصلاة فقال " لا حتى يجد ريحا او يسمع صوتا
حدثنا علي بن محمد، حدثنا وكيع، حدثنا حماد بن سلمة، عن عاصم بن المنذر، عن عبيد الله بن عبد الله بن عمر، عن ابيه، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا كان الماء قلتين او ثلاثا لم ينجسه شىء " . قال ابو الحسن بن سلمة حدثنا ابو حاتم، حدثنا ابو الوليد، وابو سلمة وابن عايشة القرشي قالوا حدثنا حماد بن سلمة، فذكر نحوه
حدثنا محمود بن خالد، والعباس بن الوليد الدمشقيان، قالا حدثنا مروان بن محمد، حدثنا رشدين، انبانا معاوية بن صالح، عن راشد بن سعد، عن ابي امامة الباهلي، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ان الماء لا ينجسه شىء الا ما غلب على ريحه وطعمه ولونه
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، ومحمد بن الصباح، قالا حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن عبيد الله بن عبد الله، عن ام قيس بنت محصن، قالت دخلت بابن لي على رسول الله صلى الله عليه وسلم لم ياكل الطعام فبال عليه فدعا بماء فرش عليه