Loading...

Loading...
Kitap
409 Hadis
Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebu Kâmil El-Cahderî de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ebu Avâne, Simâk'dan, o da Câbir b. Semura'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bütün namazları aşağı yukarı sizin namazınız gibi kılardı. Yalnız yatsı namazını sizin kıldığınızdan biraz sonraya geciktirirdi. Namazı hafif kıldırırdı.» Ebu Kâmil'in rivayetinde: «Hafif tutardı...» denilmişdîr. İzah için 644 de bakın
وحدثنا قتيبة بن سعيد، وابو كامل الجحدري قالا حدثنا ابو عوانة، عن سماك، عن جابر بن سمرة، قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلي الصلوات نحوا من صلاتكم وكان يوخر العتمة بعد صلاتكم شييا وكان يخف الصلاة . وفي رواية ابي كامل يخفف
Bana Züheyr b. Harb ile İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. Züheyr Dediki: Bize Süfyân b. Uyeyne, İbni Ebu Lebîd'den, o da Ebu Seleme'den, o da Abdullâh b. Ömer'den naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Sakın Bedeviler (şu) namazınızın ismi hususunda sîze galebe çalmasınlar! Dikkat edin! Bu namaz yatsıdır. Bedeviler develer sebebiyle yatsıyı gecenin karanlığına bırakırlar (da onun için ona ateme adı verirler.) buyururken işittim
وحدثني زهير بن حرب، وابن ابي عمر، قال زهير حدثنا سفيان بن عيينة، عن ابن ابي لبيد، عن ابي سلمة، عن عبد الله بن عمر، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا تغلبنكم الاعراب على اسم صلاتكم الا انها العشاء وهم يعتمون بالابل
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Vekî' rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, Abdullah b. Ebî Lebîd'den, o da Ebu Selemete'bni Abdirrahmân'dan, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Sakın Bedeviler yatsı namazınızın İsmi hususunda size galebe çalmasınlar! Zîra o namaz Allah'ın Kitabında ışâ' (diye anılmış) dır. Bu namaz develeri sağmakla meşgul olurken karanlığa kalır (da onun için Bedeviler ona ateme derler).» buyurdular
وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا وكيع، حدثنا سفيان، عن عبد الله بن ابي لبيد، عن ابي سلمة بن عبد الرحمن، عن ابن عمر، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا تغلبنكم الاعراب على اسم صلاتكم العشاء فانها في كتاب الله العشاء وانها تعتم بحلاب الابل
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ile Amrü'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb topdan Süfyân b. Uyeyne'den rivayet ettiler. Amr Dediki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Aişe'den naklen rivayet ettiki, Mu'min kadınlar sabah namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde kılar; sonra çarşaflarına bürünerek evlerine dönerler, onları kimse tanımazmış
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعمرو الناقد، وزهير بن حرب، كلهم عن سفيان بن عيينة، - قال عمرو حدثنا سفيان بن عيينة، - عن الزهري، عن عروة، عن عايشة، ان نساء المومنات، كن يصلين الصبح مع النبي صلى الله عليه وسلم ثم يرجعن متلفعات بمروطهن لا يعرفهن احد
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dediki) : Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki) : Bana Yûnus haber verdi. Ona da ibni Şihâb haber vermiş. Demiş ki: Bana Urvetü'bnü Zübeyr haber verdi ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe şöyle demiş: «Gerçekten mu'min kadınlardan bâzıları çarşaflarına sarınarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber sabah namazına gelirlerdi. Sonra evlerine dönerler (fakat) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı alaca karanlıkda kıldırdığı için tanınmazlardı.»
وحدثني حرملة بن يحيى، اخبرنا ابن وهب، اخبرني يونس، ان ابن شهاب، اخبره قال اخبرني عروة بن الزبير، ان عايشة، زوج النبي صلى الله عليه وسلم قالت لقد كان نساء من المومنات يشهدن الفجر مع رسول الله صلى الله عليه وسلم متلفعات بمروطهن ثم ينقلبن الى بيوتهن وما يعرفن من تغليس رسول الله صلى الله عليه وسلم بالصلاة
Bize Nasr b. Aliy El-Cehdamî ile İshâk b. Mûse'I - Ensârî rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ma'n, Mâlik'den, o da Yahya b. Saîd'den, o da Amre'den, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aişe şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kılardı da kadınlar Çarşaflarına sarınarak dağılırlar; alaca karanlıkdan dolayı tanınmazlardı.» Ensârî kendi rivayetinde müteleffifât» tâbirini kullandı. İzah Bu hadîsi Buhari «Namaz» bahsinin bir iki yerinde; Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce dahî «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Müteleffiât; tâbiri «Mü teleffif ât» şeklinde de rivayet edilmişdir. Ekseri rivayetler müteleffiât kelimesi ile vârid olmuşlardır. Her iki kelimenin mânâları «Bürünerek» demekse de aralarında fark vardır. Esmaî'nin beyânına göre, müteleffiât: Hiç bir tarafı görünmemek şartı ile âdeta çul ile sarınır gibi sarınanlardır. Bâzılarına göre kadınların bu şekilde sarındıkları örtüye «Lifâ» derler. El-Muvatta» şerhinde şöyle denilmişdir: «Teleffu': Elbiseyi başın üzerine koyarak; onunla sarınmakdır. iltifâ'; ancak başı Örtmekle olur. (İltifâ', istimal gibidir, yânî gelişi güzel sannmakdan ibarettir.) deyenler hatâ etmişdir. Teleffüf ise başını örtmekle olduğu gibi açmakla da tehakkuk eder.» Mirt: Kazzâz'in beyânına göre çarşaf demekdir. Bâzıları mırt'ın ipek, yün veya ketenden yapma bir örtü olduğunu söylerler. Bir takımları, bunun yeşil elbise demek olduğunu; diğerleri de siyah kıl'dan yapma elbise olduğunu söylemişlerdir. Mırt'ın çizgili elbiseler demek olduğunu söyleyenler hattâ gömleğe mırt denildiğini ileri sürenler de olmuştur. Bunu kadınların giymediği söylenirse de «El-Muvatta» şârihi Abdülmelik: «Mırt ince yünden yapılmış dört köşeli hafif elbisedir. O zamanın kadınları bununla örtünürlerdi.» demişdir. Kadınların tanınmaması yâ karanlık devam ettiği için yahut sımsıkı sarınıp büründüklerindendir. Aynî bu cümleyi îzâh ederken: «En iyisi onların kadın mı, erkek mi olduklarını kimse tanımaz. Görenlerin gözüne yalnız bir karaltı görünürdü; demekdir,» şeklinde mutâlea beyân etmişdir
وحدثنا نصر بن علي الجهضمي، واسحاق بن موسى الانصاري، قالا حدثنا معن، عن مالك، عن يحيى بن سعيد، عن عمرة، عن عايشة، قالت ان كان رسول الله صلى الله عليه وسلم ليصلي الصبح فينصرف النساء متلفعات بمروطهن ما يعرفن من الغلس . وقال الانصاري في روايته متلففات
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Gunider, Şu'be'den rivayet etti. H. Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile İbııi Beşşâr da rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den, o da Muhammed b. Amr b. El-Hasen b. Alî'den naklen rurâyet etti. Şöyle demiş: «Haccâc, Medine'ye gelince (namazları geciktirmeye başladı.) bunun üzerine Câbir b. Abdillâh'a (Namaz vakitlerini) sorduk. Câbir: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğleyi zeval vaktinde, ikindiyi güneş henüz berrak iken, akşam'ı güneş battığı vakit kılardı; yatsıyı bazen te'hîr eder; bazen de vakti girdiği gibi kılardı. Ashabın toplandıklarını görürse vaktin evvelinde kıldırır; geciktiklerini görürse te'hîr ederdi. Sabah namazını onlar yahut Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) alaca karanlıkda kılardı.» dedi
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا غندر، عن شعبة، ح قال وحدثنا محمد بن المثنى، وابن، بشار قالا حدثنا محمد بن جعفر، حدثنا شعبة، عن سعد بن ابراهيم، عن محمد بن عمرو بن الحسن بن علي، قال لما قدم الحجاج المدينة فسالنا جابر بن عبد الله فقال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلي الظهر بالهاجرة والعصر والشمس نقية والمغرب اذا وجبت والعشاء احيانا يوخرها واحيانا يعجل كان اذا راهم قد اجتمعوا عجل واذا راهم قد ابطيوا اخر والصبح كانوا او - قال - كان النبي صلى الله عليه وسلم يصليها بغلس
Bize bu hadîsi Ubeydullah b. Muaz dahî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki) : Bize Şu'be, Sa'd'dan rivayet etti. O da Muhammed b. Amr b. El-Hasen b. Alî'den dinlemiş Muhammed: «Haccâc namazları te'hîr ederdi; bunun üzerine biz Câbir b. Abdillâh'a sorduk...» diyerek Gunder'in hadîsi gibi rivâyetde bulunmuş. İzah Bu hadîsi Buhârî «Namaz» ve Mevâkîtü's-Salat» bahislerinde; Ebu Dâvûd ile Nesâî de «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Haccâc: Irak valisi İbni Yûsûf'es-Sekafî 'dir. Medine'ye dahî Abdülmelik b. Mervân tarafından (74) târihinde vali olarak gönderilmişdir. Hadîsin birinci rivayetinde Hz. Câbir b. Abdillâh 'a sorulan şey'in ne olduğu bildirilmemişse de, ikinci rivayetinde: Haccâc namazları te'hîr ediyordu; bunun üzerine biz, Câbir b. Abdillâh'a sorduk» denilerek sordukları şey'in namaz vakitleri olduğuna işaret edilmişdir. Hâcira: Sıcağın şiddeti demekdir. Bundan murâd zevalden hemen sonra gelen zamandır. Çünkü hâcira; hicret'den alınmadır. Hicret terk etmek demekdir. Sıcağın şiddetinden o zamanda insanlar işi gücü bırakarak istirahata çekildikleri için ona bu ismi vermişlerdir. Hadîsin sonundaki: «Sabah namazını onlar yahut Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) alaca karanlıkda kılardı.» cümlesinde râvi Câbir (Radiyallahu anh) şekketmişdir
وحدثناه عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا شعبة، عن سعد، سمع محمد بن عمرو بن الحسن بن علي، قال كان الحجاج يوخر الصلوات فسالنا جابر بن عبد الله بمثل حديث غندر
Bize Yahya b. Habîb El-Hârisî de rivayet etti. (Dediki): Bize Hâl/d b. El-Haris rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Bana Seyyar b. Selâme haber verdi. Dediki: Babamı, Ebu Berze'ye, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in namazını sorarken işittim. Râvî demiş ki: Ben Seyyâr'a : Bunu .sen mi işittin? dedim, Seyyar: —Hem de şimdi seni nasıl işitiyorsam öyle (işittim.) dedi. Ve sözüne şöyle devam etti: — Babamı, ona Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını sorarken işittim. Ebu Berze şu cevâbı verdi: — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu (yâni yatsı namazını) bazen gecenin yarısına kadar te'hîr etmekde beis görmüyordu. Yatsıdan önce uyumayı ve ondan sonra konuşmayı sevmezdi. Şu'be demiş ki: «Sonra ben, Seyyâr'a rastlıyarak kendisine sordum. Seyyar şöyle dedi: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğleyi güneşin zevalinden sonra, ikindiyi bir insanın, güneş dipdiri iken Medine'nin en uzak yerine gidebileceği bir zamanda kılardı. Akşam namazı hakkında hangi vakti söylediğini bilmiyorum.» Şu'be demiş ki: Bir zaman sonra Seyyâr'a yine tesadüf ederek, kendisine sordum. Seyyar şu cevâbı verdi : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldırır; namazdan çıktıkdan sonra insan tanıdığı ahbabının yüzüne bakınca, onu tanırdı. Sabah namazında altmışdan, yüz'e kadar âyet okurdu.»
وحدثنا يحيى بن حبيب الحارثي، حدثنا خالد بن الحارث، حدثنا شعبة، اخبرني سيار بن سلامة، قال سمعت ابي يسال ابا برزة، عن صلاة، رسول الله صلى الله عليه وسلم - قال - قلت انت سمعته قال فقال كانما اسمعك الساعة - قال - سمعت ابي يساله عن صلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال كان لا يبالي بعض تاخيرها - قال يعني العشاء - الى نصف الليل ولا يحب النوم قبلها ولا الحديث بعدها . قال شعبة ثم لقيته بعد فسالته فقال وكان يصلي الظهر حين تزول الشمس والعصر يذهب الرجل الى اقصى المدينة والشمس حية - قال - والمغرب لا ادري اى حين ذكر . قال ثم لقيته بعد فسالته فقال وكان يصلي الصبح فينصرف الرجل فينظر الى وجه جليسه الذي يعرف فيعرفه . قال وكان يقرا فيها بالستين الى الماية
Bize Ubeydullâh b. Muâz rivayet etti. (Dediki) : Bize babam rivayet etti. (Dediki) : Bize Şu'be, Seyyar b. Selâme'den rivayet etti, demiş ki: Ebu Berze'yi şöyle derken işittim: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazen yatsı namazını gece yarısına kadar te'hîr etmekde bir beis görmezdi. Yatsıdan evvel uykuyu, ondan sonra konuşmayı sevmezdi.» Şu'be demiş ki: «Sonra Seyyâr'a başka bir defa rastladım. O defa Seyyar (yahut gecenin üçte birine) dedi.»
حدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا شعبة، عن سيار بن سلامة، قال سمعت ابا برزة، يقول كان رسول الله صلى الله عليه وسلم لا يبالي بعض تاخير صلاة العشاء الى نصف الليل وكان لا يحب النوم قبلها ولا الحديث بعدها . قال شعبة ثم لقيته مرة اخرى فقال او ثلث الليل
Bize bu hadîsi Ebu Kûreyb de rivayet etti. (Dediki) : Bize Süveyd b. Amr El-Kelbî Hammâd b. Seleme'den, o da Seyyâr b. Selâme Ebu Minhâl'den naklen rivayet etti. Demişki: Ben, Ebu Berzete'l-Eslemî'yi şöyle derken işittim: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsıyı gecenin üçte birine kadar te'hîr ederdi. Yatsıdan önce uykuyu ve ondan sonra konuşmayı sevmezdi. Sabah namazında yüzle altmış arası âyet okurdu. Namazdan biri birimizin yüzünü tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman çıkardı.» İzah için buraya tıklayın
وحدثناه ابو كريب، حدثنا سويد بن عمرو الكلبي، عن حماد بن سلمة، عن سيار بن سلامة ابي المنهال، قال سمعت ابا برزة الاسلمي، يقول كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يوخر العشاء الى ثلث الليل ويكره النوم قبلها والحديث بعدها وكان يقرا في صلاة الفجر من الماية الى الستين وكان ينصرف حين يعرف بعضنا وجه بعض
Bize Halef b. Hîşâm rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bana Ebu'r-Rabi' Ez-Zehrânî ile Ebu Kâmil El-Cahderî de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Hammâd, Ebu îmrân El-Cevnî'den, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ye Sellem) : «Sana namazı vaktinden geri bırakan yahut vaktinden (çıkararak) namazı öldüren emirler, âmir olunca acaba hâlin nice olacak?» buyurdular. Ben: — Bana ne emir buyurursun dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Namaz'ı vaktinde kıl! Eğer ona o emirlerle birlikde yetişirsen tekrar kıl! Çünkü bu senin için nafile olur.» buyurdu. Halef: «Vaktinden» sözünü zikretmedi
حدثنا خلف بن هشام، حدثنا حماد بن زيد، ح قال وحدثني ابو الربيع الزهراني، وابو كامل الجحدري قالا حدثنا حماد، عن ابي عمران الجوني، عن عبد الله بن الصامت، عن ابي ذر، قال قال لي رسول الله " كيف انت اذا كانت عليك امراء يوخرون الصلاة عن وقتها او يميتون الصلاة عن وقتها " . قال قلت فما تامرني قال " صل الصلاة لوقتها فان ادركتها معهم فصل فانها لك نافلة " . ولم يذكر خلف عن وقتها
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'ler b. Süleyman, Ebu İmrân El-Cevnî'den, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen haber verdi. Ebu Zerr şöyle demiş: Bana Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Yâ Ebâ Zerr! Hiç şüphe yok ki benden sonra namazı öldüren bir lakım emirler gelecekdir. Ama sen namazı vaktinde kıl! Eğer vakti içinde o namazı (tekrar) kılarsan bu senin için nafile olmuş olur; tekrar kılamazsan sen namazını ihraz etmiş olursun.» buyurdular
حدثنا يحيى بن يحيى، اخبرنا جعفر بن سليمان، عن ابي عمران الجوني، عن عبد الله بن الصامت، عن ابي ذر، قال قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم " يا ابا ذر انه سيكون بعدي امراء يميتون الصلاة فصل الصلاة لوقتها فان صليت لوقتها كانت لك نافلة والا كنت قد احرزت صلاتك
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki) : Bize Abdullah b. İdrîs, Şu'be'den, o da Ebu İmrân'dan, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Halîlim, bana (başımdaki âmirim) elleri ayakları kesilmiş bir köle de olsa (onu) dinleyip, kendisine itaat etmemi ve namazı vaktinde kılmamı tavsiye buyurdu. (Şunu da ilâve etti) : «Eğer cemaata namazlarını kıldıkdan sonra yetişirsen, sen namazını ihraz etmiş olursun. Böyle olmaz da onların namazına yetişirsen bu, senin için bir nafile olur.»
وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا عبد الله بن ادريس، عن شعبة، عن ابي عمران، عن عبد الله بن الصامت، عن ابي ذر، قال ان خليلي اوصاني ان اسمع واطيع وان كان عبدا مجدع الاطراف وان اصلي الصلاة لوقتها " فان ادركت القوم وقد صلوا كنت قد احرزت صلاتك والا كانت لك نافلة
Bana Yahya b. Habîb El-Harisi rivayet etti. (Dediki) : Bize Hâlid b. El- Haris rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Büdeyl'deri rivayet etti. Demişki: Ben Ebu'l-Aliye'yi, Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet ederken işittim. Ebu Zerr şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uyluğuma vurarak: «Namazı vaktinden geri bırakan bir kavmin içinde kaldığın zaman acep hâlin nasıl olacak?» buyurdu. Ebu Zerr: — Sen ne buyurursun? dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Namazı vaktinde kıl! sonra işine git! Şayet sen mescidde iken namaza ikaamet getirilirse, sen de kıl!» buyurdular
وحدثني يحيى بن حبيب الحارثي، حدثنا خالد بن الحارث، حدثنا شعبة، عن بديل، قال سمعت ابا العالية، يحدث عن عبد الله بن الصامت، عن ابي ذر، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم وضرب فخذي " كيف انت اذا بقيت في قوم يوخرون الصلاة عن وقتها " . قال قال ما تامر قال " صل الصلاة لوقتها ثم اذهب لحاجتك فان اقيمت الصلاة وانت في المسجد فصل
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki) : Bize İsmail b. İbrâhîm Eyyûb'dan, o da Ebu'l-Aliye El-Berrâ'dan, naklen rivayet etti. Demişki: İbni Ziyâd namazı te'hir etti. Bunun üzerine Abdullah b. Sâmit bana geldi. Kendisine bir sandalye takdim ettim. Üzerine oturdu. Müteakiben ibni Ziyâd'ın yaptığını ona anlattım. Dudağını ısırarak uyluğuma vurdu; Ve şunları söyledi: Senin bana sorduğun gibi, ben de Ebu Zerr'e sordum. Senin uyluğuna vurduğum gibi, o da benim uyluğuma vurdu ve: Senin bana sorduğun gibi, ben de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sordum, o da senin uyluğuna vurduğum gibi benim uyluğuma vurdu ve: «Namazı vaktinde kıl! Eğer sen cemaatla beraberken namaz vakti gelirse yine kıl! Ben bu namazı kıldım tekrar kılmam deme!» buyurdular
وحدثني زهير بن حرب، حدثنا اسماعيل بن ابراهيم، عن ايوب، عن ابي العالية البراء، قال اخر ابن زياد الصلاة فجاءني عبد الله بن الصامت فالقيت له كرسيا فجلس عليه فذكرت له صنيع ابن زياد فعض على شفته وضرب فخذي وقال اني سالت ابا ذر كما سالتني فضرب فخذي كما ضربت فخذك وقال اني سالت رسول الله صلى الله عليه وسلم كما سالتني فضرب فخذي كما ضربت فخذك وقال " صل الصلاة لوقتها فان ادركتك الصلاة معهم فصل ولا تقل اني قد صليت فلا اصلي
Bize Âsim b. Nadr Et-Teymî de rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. El-Haris rivayet etti, (Dediki): Bize Şu'be, Ebu Neâme'den, o da Abdullah b. Sânıit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Namazı vaktinden te'hîr eden bir kavmin içinde kaldığın vakit acep hâlin (yahut acep hâliniz) ne olacak? Ama sen namazı vaktinde kıl! Sonra o namaza (tekrar) ikaamet getirilirse cemaatla beraber yine kıl!i Çünkü namaz hayır ziyâdesidir.» buyurdular
وحدثنا عاصم بن النضر التيمي، حدثنا خالد بن الحارث، حدثنا شعبة، عن ابي نعامة، عن عبد الله بن الصامت، عن ابي ذر، قال قال " كيف انتم - او قال كيف انت - اذا بقيت في قوم يوخرون الصلاة عن وقتها فصل الصلاة لوقتها ثم ان اقيمت الصلاة فصل معهم فانها زيادة خير
Bana Ebu Gassân El-Mismaî de rivayet etti. (Dediki): Bize Muâz — ki İbni Hişâm'dir — rivayet etti. (Dediki) : Bana babam, Matar'dan, o da Ebu'l - Âliye El-Berra'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Abdullah b. Sâmit'e: «Biz cum'a günü namazı bir takım emirlerin arkasında kılıyoruz. Onlar da namazı te'hîr ediyorlar.» dedim. Abdullah uyluğuma öyle bir vurdu ki canımı yaktı ve: — Ben bu mes'eleyi Ebu Zerr'e sordum, o da benim uyluğuma vurarak: Ben bu mes'eleyi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e sordum da : «Namazı vaktinde kılın! Cemaatla beraber kılacağınız namazı da nafile yapın!» buyurdular; dedi. Abdullah da: «Bana anlatıldığına göre Nebiyyullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Zerr'in uyluğuna vurmuş.» demiş
وحدثني ابو غسان المسمعي، حدثنا معاذ، - وهو ابن هشام - حدثني ابي، عن مطر، عن ابي العالية البراء، قال قلت لعبد الله بن الصامت نصلي يوم الجمعة خلف امراء فيوخرون الصلاة - قال - فضرب فخذي ضربة اوجعتني وقال سالت ابا ذر عن ذلك فضرب فخذي وقال سالت رسول الله صلى الله عليه وسلم عن ذلك فقال " صلوا الصلاة لوقتها واجعلوا صلاتكم معهم نافلة " . قال وقال عبد الله ذكر لي ان نبي الله صلى الله عليه وسلم ضرب فخذ ابي ذر
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e îbni Şihâb'dan duyduğum, onun da Saîd b. El-Müseyyeb'den, onunda Ebu Hureyre'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Cemaatla kılınan namaz, sizden birinizin yalnız başına kıldığı namazdan yirmi beş cüz' daha faziletlidir.» buyurmuşlar
حدثنا يحيى بن يحيى، قال قرات على مالك عن ابن شهاب، عن سعيد بن المسيب، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " صلاة الجماعة افضل من صلاة احدكم وحده بخمسة وعشرين جزءا
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülâ'lâ, Ma'mer'den, o da Zührî'den, o da Saîd b. El-Müseyyeb'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Efendimiz: «Cemâat içinde kılınan bir namaz, kişinin yalnız kıldığı namaz üzerine yirmibeş derece daha faziletlidir.» buyurmuş ve şunu söylemişdir: «Gece melekleri ile gündüz melekleri de sabah namazında toplanırlar.» Ebu Hureyre: «İsterseniz şu âyeti okuyun: «Sabah namazını da kıl! Çünkü sabah namazı şahitlidir [ İsra 78 ].» demiş
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا عبد الاعلى، عن معمر، عن الزهري، عن سعيد بن المسيب، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " تفضل صلاة في الجميع على صلاة الرجل وحده خمسا وعشرين درجة " . قال " وتجتمع ملايكة الليل وملايكة النهار في صلاة الفجر " . قال ابو هريرة اقرءوا ان شيتم { وقران الفجر ان قران الفجر كان مشهودا}