Loading...

Loading...
Kitap
145 Hadis
Bize Umeyye b. Bistam ve Muhammed b. Abdula'la tahdis edip dediler ki: Bize el-Mutemir babasından şöyle dediğini tahdis etti: Bana Bekr b. Abdullah, İbn el-Muğire'den tahdis etti. Onun babasından rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mest1erine, başının ön tarafına ve sarığına mesh etti. Diğer tahric: Ebu Davud, 150; Tirmizi, 100; Nesai, 107; Tuhfetu'l-Eşraf, 11494 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize el-Mutemir babasından tahdis etti. .. İbn Muğire'den, o babasından." Bu isnadta birbirinden rivayet nakleden tabiinden dört kişi vardır. Bunlar Ebu'l-Mu'temir, Süleyman b. Tarhan, Bekr b. Abdullah, Hasan-ı Basri ve az önce geçtiği gibi adı Hamza olan İbnu'l-Muğire'dir. Tabiinden olan bu dört kişinin dördü de -KOfeli olan İbnu'l-Muğire dışında- Basrahdırlar
حدثنا امية بن بسطام، ومحمد بن عبد الاعلى، قالا حدثنا المعتمر، عن ابيه، قال حدثني بكر بن عبد الله، عن ابن المغيرة، عن ابيه، ان النبي صلى الله عليه وسلم مسح على الخفين ومقدم راسه وعلى عمامته
Bize Muhammed b. Abdil A'la'da rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir babasından o da Bekir'den, o da Hasen'den o da İbni Mugire'dan, o da babasından o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet etti
وحدثنا محمد بن عبد الاعلى، حدثنا المعتمر، عن ابيه، عن بكر، عن الحسن، عن ابن المغيرة، عن ابيه، عن النبي صلى الله عليه وسلم بمثله
Muhammed b. Beşşar ve Muhammed b. Hatim de birlikte Yahya el-Kattan'dan tahdis ettiler. İbn Hatim dedi ki: Bize Yahya b. Said etTeymi'den tahdis etti. O Bekr b. Abdullah'tan, o el-Hasan'dan, o İbn Muğire b. Şu'be'den, o babasından diye nakletti. Bekr dedi ki: Ben İbnu'l-Muğire'yi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (3/68b) abdest aldı, başının ön tarafına (alnına), sarığa ve mest1erinin üzerine mesh etti (derken) dinledim. Diğer tahric: Ebu Davud, 150; Tirmizi, 100; Nesai, 107; Tuhfetu'l-Eşraf, 11494 NEVEVİ ŞERHİ: "Ebu Bekr dedi ki: Ben İbnu'l-Muğire'yi. .. dinledim." Bu ibareyi bu şekilde tespit ettiğimiz gibi bizim ülkemizdeki asıllarda da "dinledim" şeklindedir. Sonunda (onu anlamını veren) "he" yoktur. Kadı İyaz der ki: Bizim hocalarımızın nezdindeki nüshaların tamamında te'den sonra he olup, "onu dinledim" şeklindedir. İbn Ebu Hayseme, Darakutni ve başkaları da bunu böylece zikretmişlerdir (3/173). Ama ben bunun bazılarında "İbnu'l-Muğire'den dinledim" şeklinde sonunda he harfi olmadan rivayeti bulunmakla birlikte ben bu rivayeti nakletmedim. Onun bu hadisi kendisinden dinlediği de daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Kadı lyaz'ın ifadeleri bunlardır. (Bundan sonraki) Bilal'in rivayet ettiği hadiste "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mestlerin üzerine ve başındaki örtü üzerine mesh etti" ifadesinde başörtüsünden kastı sarıktır çünkü sarık da başı tahmır eder yani örter
وحدثنا محمد بن بشار، ومحمد بن حاتم، جميعا عن يحيى القطان، قال ابن حاتم حدثنا يحيى بن سعيد، عن التيمي، عن بكر بن عبد الله، عن الحسن، عن ابن المغيرة بن شعبة، عن ابيه، قال بكر وقد سمعت من ابن المغيرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم توضا فمسح بناصيته وعلى العمامة وعلى الخفين
Bize İshak b. İbrahim el-Hanzali de tahdis etti. Bize Abdurrezzak haber verdi. Bize Sevri, Amr b. Kays el-Mulal'den haber verdi. O Hakem b. Uteybe'den, o Kasım b. Muhaymira'dan, o Şureyh b. Hani'den şöyle dediğini nakletti: Aişe'nin yanına mestler üzerine mesh etmeye dair soru sormak için gittim. O: Ben sana Ebu Talib'in oğlunu (Ali'yi) tavsiye ederim, ona sor çünkü o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yolculuk yapardı. Ona sorduk, o: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolcu için gecesi, gündüzüyle üç gün, mukim için de gecesi gündüzüyle bir gün tespit etti, dedi. (Abdurrezzak): Süfyan, Amr'ı sözkonusu edince onu överdi, dedi.413 Diğer tahric: Nesai, 128, 129; İbn Mace, 552 -uzunca-; Tuhfetu'I-Eşraf
وحدثنا اسحاق بن ابراهيم الحنظلي، اخبرنا عبد الرزاق، اخبرنا الثوري، عن عمرو بن قيس الملايي، عن الحكم بن عتيبة، عن القاسم بن مخيمرة، عن شريح بن هاني، قال اتيت عايشة اسالها عن المسح، على الخفين فقالت عليك بابن ابي طالب فسله فانه كان يسافر مع رسول الله صلى الله عليه وسلم . فسالناه فقال جعل رسول الله صلى الله عليه وسلم ثلاثة ايام ولياليهن للمسافر ويوما وليلة للمقيم . قال وكان سفيان اذا ذكر عمرا اثنى عليه
Bize İshak da rivayet etti (Dediki): Bize Zekeriyya b. Adiy, Ubeydullah b. Amr'dan, o da Zeyd b. Ebi Üneyse'den, o da Hakem'den bu isnadla bu hadisin mislini haber verdi
وحدثنا اسحاق، اخبرنا زكرياء بن عدي، عن عبيد الله بن عمرو، عن زيد بن ابي انيسة، عن الحكم، بهذا الاسناد مثله
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye, A'meş'den, o da Hakem'den o da Kaasim b. Muhaymire'den, o da Şureyh b. Hani'den naklen rivayet etti, Şureyh dedi ki: Aişe'ye mestler üzerine mesh etmeye dair soru sordum. O: Ali'nin yanına git, o bu hususu benden daha iyi bilir, dedi. Ben de Ali'nin yanına gittim. O da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ... zikretti, deyip, hadisi aynen nakletti. Diğer tahric: Nesai, 128, 129; İbn Mace, 552 -uzunca-; Tuhfetu'I-Eşraf, 10126 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: (637) Amr b. Kays el-Muıaı. .. "Vakit tayin etti" diğer rivayette (639) ise "A'meş'ten ... Şureyh'ten, o Aişe' den" şeklindedir. Senedindeki raviler ile ilgili olarak: el-Mulaı bilinen bir tür elbise çeşidi olan elbiseyi sattığı için bu nispetle anılmıştır. (3/175) Tekili "mulae"nin çoğulu ise "el-mula"'dir. el-Mulaı hayırlı kimselerden birisi idi. A'meş, Hakem, Kasım ve Şureyh KCıfeli tabiindendirler. Hadisten Çıkartılan Hükümlere Gelince: 1- Cumhurun kabul ettiği kanaat olan mestler üzerine meshin süresinin yolculuk halinde üç gün, ikamet hali için bir gün olarak tayin edilmiş olduğuna dair açık bir delil ve bir belge bulunmaktadır. Bu ise Ebu Hanife, Şafil, Ahmed ve ashab-ı kiram ile onlardan sonra gelmiş çok sayıda ilim adamının kabul ettiği görüştür. Malik ise meşhur olan görüşünde: Herhangi bir süre tayini sözkonusu olmaksızın mesh eder, demiştir. Aynı zamanda bu Şafii' den gelen kadim, zayıf bir görüştür. Bu görüş sahipleri İbn Ebli İmare'nin süre tayininin terk edildiği hususunda rivayet ettiği hadisi delil göstermişlerdir. Bu hadisi de Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Ama hadis alimlerinin ittifakıyla da zayıf bir hadistir. Mefhumdan anlaşılanı delil kabul edenlerin görüşüne göre, hadisin delalet yönü açıkça ortadadır. Bunu kabul etmeyenlerin görüşüne göre de şöyle denilir: Aslolan bundan fazla süre boyunca meshin yasak oluşudur. Şafii'nin ve pek çok kimsenin benimsediği kanaate göre süre, mestin giyinilmesinden sonra abdestin bozulması vaktinden itibaren başlar. Mestin giyilmesi ve mest yapıldığı zamandan değiL. Diğer taraftan bu hadis umumi bir hadis olmakla birlikte Safvan b. Assal (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis ile tahsis edilmiştir. O dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolcu isek mestlerimizi, cünüplük sebebi dışında üç gün üç gece boyunca çıkarmamamızı emir buyurdu. Mezhebimize mensup ilim adamları der ki: Sürenin bitiminden önce cünüp olursa artık mestler üzerine mesh caiz olmaz. Şayet gusledip, mest içindeki ayaklarını da yıkarsa cünüplüğü kalkar, namazı da caiz olur. Şayet bundan sonra abdestini bozarsa artık mest üzerine mesh etmesi caiz olmaz. Aksine mutlaka mestlerini çıkartıp, abdestli olarak mestlerini giymesi gerekir. Mest içinde ayağına necaset bulaşıp, mestin içinde iken ayağını yıkaması hali ise böyle değildir. Bu durumda bundan sonra mest üzerine mesh etme imkanı vardır. Allah en iyi bilendir. Hadis-i şerifte ilim adamlarının söyledikleri üzere şu edebe riayet de dile getirilmektedir. Şöyle ki muhaddis, öğretici ve müftü olana eğer ondan bir şey sorulacak olur da, o da bu bilginin kendisinden daha üstün birisi tarafından bilindiğini biliyorsa, soru soranı ona yönlendirmelidir. Şayet bilmiyorsa, bunu filana sor demelidir. Ebu Ömer b. Abdilberr der ki: Raviler bu hadisin merfu bir hadis mi yoksa Ali (r.a.)'a mevkuf bir hadis mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ama bu hadisi merfu olarak rivayet edenlerin hıfzı da, zaptı da daha ileridir. Şanı yüce Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis-i Şerif mest üzerine meshin müddetini beyan etmektedir. Meshin müddeti misafir için üç gün üç gece mukim içinde bir gün bir gecedir. Ebu Hanîfe, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazeratı ile ashab-ı kiramın ve onlardan sonra gelen ulemanın cumhuru buna kaildirler. İmam-ı Malikten rivayet olunan meşhur kavle göre meshin müddeti yoktur. Bir kavle göre meshin müddeti Cuma'dan Cuma'yadır. Yalnız cünüp olursa; mestleri çıkarır. İmam Şafiî'nin de eskiden buna kail olduğu söylenir. Malik (Rahimehullah)'ın delili Ebul mare hadisidir. Ebu Davud'la başkalarının tahric ettikleri bu hadîs bütün hadis ulemasınca; zayıftır. Müddetin iptidası Şafiî'lerle Hanefîlere ve diğer bir çok ulemaya göre mestleri giydikten sonra ilk hades yani abdest bozma zamanıdır. Çünkü meshe ihtiyaç o zaman başlar. Hadîs sîga itibari ile umum ifade edersede Safvan b. Gassal (R.A.) hadisi ile tahsis edilmiş; cünüp olanın hükmü ondan çıkarılmıştır. Mezkur hadiste Safvan (R.A.) «Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) misafir olduğumuz zaman cünüplük müstesna olmak üzere üç gün üç gece mestlerimizi çıkarmamayı emir buyurdu» demiştir. Şu halde cünüplükten dolayı mest üzerine mesh edilemez mest üzerine mesh kıyasa muhalif olarak nasla sabit olduğu için abdeste de kıyas edilemez. Binaenaleyh bir kimse mestlerini tam taharet üzere giydikten sonra cünüp olsa artık onların üzerine mesh edemez bu hususta misafirle mukîmin hükmü birdir. Hadis-i Şerif meshin müddetinden başka büyük bir edep ve nezaketi talim etmektedir, ki o da Hz. Aişe (R.A.)'nın mesh müddetini kendisine soranı Hz. Ali (R.A.)'a göndermesidir. Ulema bununla istidlal ederek muhaddis muallim ve müftü gibi bir zata şer'i bir mesele sorulurda kendinden daha ehliyetli biri bulunursa soranı ona göndermenin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Sorulan meseleyi bilmeyen: «Ben onu filana sorar sana söylerim» demelidir. İbni Abdilber: «Bu hadisin merfu' veya. Hz, Ali'ye mevkuf olduğunda raviler ihtilaf etmiştir. Merfu olarak rivayet, edenler daha belleyişli ve daha mazbutturlar» demiştir
Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti. Bize babam tahdis etti. Bize Süfyan, Alkame b. Mersed'den tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hakim de -ki Lafız onundur- tahdis etti. Bize Yahya b. Said b. Süfyan tahdis edip dedi ki: Bana Alkame b. Mersed, Süleyman b. Bureyde'den tahdis etti. O babasından rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethedildiği günü bütün namazları tek bir abdestle kıl(dır)dı, mestleri üzerine de mesh yaptı. Ömer ona: Bugün daha önce yapmamış olduğun bir iş yaptın, dedi. Allah Resulü: "Bunu bilerek (kasten) yaptım, ey Ömer" buyurdu. Diğer tahric: Ebu Davud, 172 -muhtasar olarak-; Tirmizi, 61; Nesai, 133; İbn Mace, 510 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 1928 NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadisi Şerif Bir Abdestle Bir Çok Namazların Kılınabileceğine Delildir. ve Bir Kaç Nevi Hüküm İfade Etmektedir. Şöyleki: 1- Mest üzerine mesh caizdir. 2- Farz ve nafile birçok namazları bir abdestle kılmak caizdir. Bu hususda sözlerine itimad edilen ulema müttefiktirler. Yalnız Ebu Caferi Tahavî ile İbni Battal Buharî şerhinde, bir takım ulemanın her namaz için abdestli olana bile yeniden abdest almak farzdır, dediklerini nakletmişlerdir. Bunların delili abdest ayetinde: «Namaza kalkmak istediğiniz vakit yüzlerinizi yıkayın...» buyurulmuş olmasıdır. Fakat Nevevî: «Bu mezhebin hiçbir kimseden sahih olarak nekledildiğini bilmiyorum. İhtimal bunlar her namaz için yeni abdest almanın müstahab olduğunu söylemek istemişlerdir.» diyor. Cumhurun delili; sahih hadislerdir ki, onlardan biri de izahı sadedinde bulunduğumuz bu hadîstir. Buharî'de Hz. Enes (R.A.)'dan şu hadîs rivayet edilmiştir: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her namaz için abdest alırdı. Bizden herhangi birimize abdestini bozmadıkça bir abdest yeterdi.» Yine Sahih-i Buharîde Süveyd b. Nu'mandan Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ikindi namazını kıldıktan sonra karıştırma yediği sonra abdest tazelemeden akşam namazı kıldığı rivayet edilmiştir. Bu manada hadîsler çoktur. Arafat ile Müzdelifede iki namazı birden kıldığını, Hendek harbinde kazaya kalan beş vakit namazı hep birden kaza ettiğini bildiren hadisler de buna delildir. Abdest ayetine gelince; ondan murad: Namaza kalktığınız vakit abdestiniz yoksa abdest alın. demektir. Bazıları bu ayetin her namaz için yeni abdest almayı icap ettiğini fakat sonradan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın fi'ili ile nesh olunduğunu söylemişlersede bu kavil pek zayıftır. Ayet-i kerime mensuh değildir. Ulema abdestli olan bir kimsenin her namaz için abdest tazelemesinin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Abdest tazelemenin kimlere müstahab olduğu hususunda birkaç kavil vardır. a) Farz veya nafile namaz kılmış olan kimseye abdest tazelemek müstehaptır. b) Yalnız farz kılmış olana müstahaptır. c) Mushafı ele almak ve secde-i tilavet yapmak gibi abdestsiz caiz 'olmayacak bir şey yapana abdest tazelemek müstahaptır. d) Abdestiyle hiçbir şey yapmamış bile olsa; üzerinden biraz vakit geçmiş bulunan kimsenin abdestini tazelemesi müstahaptır. Sahih ve meşhur olan mezhebe göre; böylesine abdest tazelemek müstahap değildir. Teyemmümün dahi tazelenmesinin müstahap olup olmadığı hususunda iki kavil vardır. Meşhur olan kavle göre müstahab değildir. Teyemmümün tazelenmesi hasta yaralı ve emsali mahzurlar hakkında tasavvur olunabilir. Çünkü bunlar su bulunduğu halde teyemmümle namaz kılmaya me'zundurlar. 3- Hz. Ömer (R.A)'ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellerh)e: «Bugün şimdiye kadar hiç yapmadığın bir işi yaptın» demesi Resul-i Ekremin efdal ile amel ederek her namaz için abdest almaya devam ettiğini gösterir. O gün ise; bir abdestle bir kaç namazın kılınması caiz olduğunu göstermek için öyle hareket etmiştir. Hz. Ömer'e: «Ben bunu kasten yaptım ya Ömer!» buyurması bunun en sarîh ifadesidir. 4- Bir kimse kendinden faziletçe daha üstün olan bir zatın bazı amellerini adete muhalif görerek «bunu niçin yaptın» diye sorabilir. Çünkü bunları unutarak yapmış olması ihtimali vardır. Bu takdirde sualden mütenebbih olur o işi bir daha yapmaz. Bazende soranın bilmediği gizli bir manadan dolayı kasten yapmış olabilir. O zamanda sebebini izah edince soran kimse müstefîd olur. NEVEVİ ŞERHİ: "Bureyde (r.a.)'dan rivayete göre ... kasten yaptım ey Ömer, buyurdu." Bu Hadiste Çeşitli Bilgiler Vardır. 1 - Mestler üzerine mesh etmek caizdir. 2- Farz ve nafile birçok namaz, bozulmadığı sürece tek abdestle kılınabilir ve bu, içtihadı muteber olan ilim adamlarının icmaı ile caizdir. Ebu Cafer etTahavi ve Buhari'nin Şerhinde Ebu'l-Hasan b. Battal bir grup ilim adamından: Abdestli dahi olsa her bir namaz için abdest almak icap eder, dediklerini nakletmektedirler. Bu kanaatte olanlar yüce Allah'ın: "Namaz için kalkacak olursanız yüzlerinizi. .. yıkayınız." (Maide, 5/6) ayetini delil göstermişlerdir. Bu kanaatin herhangi bir kimseden sahih olarak nakledilmiş olabileceğini sanmıyorum. Muhtemelen bu görüşleriyle her bir namaz kılınacağı vakit yeni bir abdest almanın müstehap olduğunu kastetmiş olmalıdırlar. Cumhurun delili ise bu husustaki sahih hadislerdir. Bunlardan biri bu hadistir, diğeri de Buhari'nin sahihinde yer alan Enes'in rivayet ettiği şu hadistir: "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her bir namaz için bir abdest alırdı. Bizden herhangi birimize abdestini bozacak bir hali olmadığı sürece tek bir abdest yeterli idi." Yine Buhari'nin sahihinde yer alan Suveyd b. en-Numan'ın rivayet ettiği şu hadiste buna delildir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ikindi namazını kıldırdıktan sonra sevik yedi sonra abdest almaksızın akşam namazını kıldırdı." Bu manada çok sayıda hadis-i şerif vardır ki, Arafat ile Müzdelife' de vesair seferlerde ikişer vakit namazı bir arada cem edip kıldığına dair hadis ile Hendek günü geçirdiği namazıarı bir arada kılmasına dair hadis ve diğer rivayetler de buna delildir. Ayet-i kerimeden maksat ise -yüce Allah en iyi bilendir- hadesli (abdestsiz) olarak namaza kalktığınız vakit demektir. Ayrıca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in fiili uygulamasıyla nesh edilmiş olduğu da söylenmiştir. Ama bu görüş zayıftır. Allah en iyi bilendir. Abdest ve Teyemmüm Tazelemenin Hükmü Mezhep alimlerimiz der ki: Abdesti tazelemek müstehaptır. Bu da bir kimsenin abdestli olmakla birlikte hadessiz olarak (abdesti bozulmadığı halde) ikinci olarak abdest almasıdır. Abdest tazelemenin müstehap oluşunun şart olması ile ilgili olarak çeşitli görüşler vardır: a. Abdestiyle farz ya da nafile bir namaz kılmış kimseler için abdest tazelemek müstehaptır. b. Ancak abdestle farz namaz kılmış olan kimseler için tazelemek müstehaptır. c. Abdest ile mushafa dokunmak, tilavet secdesi yapmak gibi ancak abdestli olarak yapılması caiz olan bir işi yapmış kimseler için tazelemek müstehaptır. d. Yeni abdest ile önceki abdest arasında bir süre geçmiş olması şartıyla o abdestle hiçbir iş yapmamış olsa dahi abdestini tazelemesi müstehaptır (3/177) ama meşhur ve sahih mezhebe göre yeni bir gusül almak müstehap değildir; ama İmamu'I-Harameyn bir şekilde müstehap olduğuna dair bir görüş nakletmektedir. e. Teyemmümün yenilenmesinin müstehap oluşuyla ilgili iki görüş vardır. Bu görüşlerin daha meşhur olanına göre müstehap olmaz. Bu da suyun bulunması ile birlikte teyemmüm yapmış olan yaralı, hasta ve benzeri durumdaki kimseler hakkındadır. Eğer teyemmüm yapacak kimse için su aramak icap etmez görüşünü kabul edecek olursak, başka kimseler hakkında da aynı durum düşünülebilir. İkinci husus ise teyemmümün yapılacağı yer ile ilgilidir. Allah en iyi bilendir. Ömer (r.a.)'ın: "Bugün daha önce yapmadığın bir iş yaptın" demesi, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in daha faziletli olan ile amel etmek üzere her bir namaz için abdest almayı devamlı sürdürdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca sözü geçen günde beş vakit namazı tek bir abdest ile de caiz oluşunu beyan etmek üzere kıldığını göstermektedir. Nitekim Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bunu bilerek yaptım, ey Ömer" buyurması bunu göstermektedir. 3- Hadiste bir kimsenin daha faziletli olan zata dış görünüşü itibariyle alışkın olduğu adete muhalif olmayan bazı davranışları hakkında soru sormasının caiz olduğu anlaşılmaktadır; çünkü bu aykırı davranışlar unutluktan dolayı yapılmış ve hatırlarsa ondan dönme ihtimali olabilir. Bazen de daha faziletli olanın yaptığı bu davranışı fark edemediği bir sebep dolayısıyla kasten yapmış olabilir, böylelikle soran kişi bu fark edemediği sebebi öğrenmiş ve yararlanmış olur. Allah en iyi bilendir. Başlıktaki hadisin isnadına gelince, "İbn Numeyr dedi ki: Bize Süfyan, Alkame b. Mersed'den tahdis etti" denilmektedir. Diğer rivayet yolunda da: "Yahya b. Said, Süfyan'dan dedi ki: Bana Alkame b. Mersed tahdis etti" şeklindedir. Müslim (rahimehullah)'ın böyle yapıp, Süfyan ve Alkame'yi tekrar zikretmesinin çeşitli faydaları vardır. Bunlardan birisi şudur: Süfyan (rahimehullah) tedlis yapan ravilerdendir. İlk rivayette ise: Alkame'den diye rivayeti nakletmiştir. Tedlis yapan ravinin ise an (dan) lafzını kullanarak yaptığı rivayet ittifakla delil gösterilmez. Ancak bir başka yoldan onu dinlediği sabit olması hali müstesnadır. Bundan dolayı Müslim, Süfyan'ın, Alkame'den hadisi dinlemiş olduğunu açıkça ifade eden ikinci rivayet yolunu zikrederek: "Bana Alkame tahdis etti" dediğini kaydetmiştir. İsnattaki diğer faydalı husus da şudur: İbn Numeyr dedi ki: Bize Süfyan ve Yahya b. Said tahdis etti. O Süfyan'dan diye rivayet etti. Müslim (rahimehullah) her iki ravinin rivayetini onlardan birisinin kullandığı siga ile nakletmeyi caiz görmemiştir. Çünkü "bize tahdis etti" lafzı ittifakla senedin muttasıl olduğu anlamında kabul edilir. Ancak "an"lafzının -mukaddimenin Şerhinde kaydettiğimiz gibi- ittisal ifade edip, etmediği ihtilaflıdır
Bize Nasr b. Ali el-Cehdami ile Hamid b. Ömer el-Bekravı tahdis edip dediler ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal Halid'den, o Abdullah b. Şakik'den, o Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biriniz uykudan uyandığı vakit elini üç defa yzkamadıkça kaba daldırmasın. Çünkü o elinin geceyi nerede geçirdiğini bilmez" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثنا نصر بن علي الجهضمي، وحامد بن عمر البكراوي، قالا حدثنا بشر بن المفضل، عن خالد، عن عبد الله بن شقيق، عن ابي هريرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " اذا استيقظ احدكم من نومه فلا يغمس يده في الاناء حتى يغسلها ثلاثا فانه لا يدري اين باتت يده
Bize Ebu Kureyb ve Ebu Said el-Eşe c tahdis edip dediler ki: Bize Veki" tahdis etti. (H) Bize Ebu Kureyb de tahdis etti, bize Ebu Muaviye tahdis etti. (Vekı" ile) ikisi A'meş'ten, o Ebu Rezin ve Ebu Salih'ten onlar Ebu Hureyre' den diye rivayet etti. Ebu Muaviye rivayetinde: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dedi.Veki' rivayetinde: Hadisi Allah Resulüne ref edip, aynısını nakletti, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud, 103; Tuhfetu'I-Eşraf
حدثنا ابو كريب، وابو سعيد الاشج قالا حدثنا وكيع، ح وحدثنا ابو كريب، حدثنا ابو معاوية، كلاهما عن الاعمش، عن ابي رزين، وابي، صالح عن ابي هريرة، في حديث ابي معاوية قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم . وفي حديث وكيع قال يرفعه بمثله
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Amr en-Nakid ve Zuheyr b. Harb tahdis edip dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Zührl'den tahdis etti. O Ebu Seleme'den (H). Bunu bana ayrıca (3/70b) Muhammed b. Rafi' de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti, bize Ma'mer, Zühn'den haber verdi. O İbnu'l-Müseyyeb' den diye nakletti. (Ebu Seleme ile birlikte ikisi) Ebu Hureyre'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadisi aynen rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعمرو الناقد، وزهير بن حرب، قالوا حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن ابي سلمة، ح وحدثنيه محمد بن رافع، حدثنا عبد الرزاق، اخبرنا معمر، عن الزهري، عن ابن المسيب، كلاهما عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم بمثله
Bana Seleme b. Şebib de tahdis edip dedi ki: Bize Hasan b. /'\yen tahdis etti. Bize Ma'kil, Ebu'z-Zubeyr'den tahdis etti. O Cabir'den, o Ebu Hureyre' den rivayet ettiğine göre kendisine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Biriniz uyandığı zaman elini kabına daldırmadan önce eline üç defa su döksün. Çünkü o elinin geceyi nerede geçirdiğini bilemez" buyurduğunu haber verdi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثني سلمة بن شبيب، قال حدثنا الحسن بن اعين، حدثنا معقل، عن ابي الزبير، عن جابر، عن ابي هريرة، انه اخبره ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " اذا استيقظ احدكم فليفرغ على يده ثلاث مرات قبل ان يدخل يده في انايه فانه لا يدري فيم باتت يده
Bize Kuteybe b. Said de tahdis etti. Bize Muğlre -yani elHizami-, Ebu'z-Zinad'dan tahdis etti. O el-A'ree'den, o Ebu Hureyre'den (H). Bize Nasr b. Ali de tahdis etti. Bize Abdula'la, Hişam'dan tahdis etti. O Muhammed'den, o Ebu Hureyre'den (H). Bana Ebu Kureyb de tahdis etti, bize (3171a) Halid -yani b. Mahled- Muhammed b. Cafer'den tahdis etti. O Ala'dan, o babasından, o Ebu Hureyre'den (H). Bana Muhammed b. Rafi"de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti, bize Ma'mer, Hemmam b. Münebbih'ten haber verdi, o Ebu Hureyre'den (H). Bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Muhammed b. Bekr tahdis etti. (H) Bize el-Hulvani ve İbn Rafi' de tahdis edip dediler ki: Bize Abdurrezzak tahdis etti. Hepsi birlikte: Bize İbn Cureyc bildirdi, dediler. Bana Ziyad'm haber verdiğine göre Abdurrahman b. Zeyd'in azatlısı Sabit kendisine şunu haber vermiştir: O Ebu Hureyre'yi -hepsinin rivayetlerinde- Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hadisi naklettiğini dinlemiştir. Hepsi de rivayetlerinde: "Onu yıkayıncaya kadar" demişlerdir. Ancak onlardan hiçbiri "üç defa" dememiştir. Yalnız daha önce kaydettiğimiz Cabir, İbnu'l-Müseyyeb, Ebu Seleme, Abdullah b. Şakik, Ebu Salih (3171b) ve Ebu Rezın müstesnadır. Onların hadisi rivayetlerinde üç defa sözkonusu edilmiştir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12228, 13897, 14089, 14533 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (641- 645 :) (641) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman ... buyurdu." (3/178) Şafii ve diğer ilim adamları -yüce Allah'ın rahmeti onlara- Resulullah {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Elinin geceyi nerede geçirdiğini bilemez" buyruğunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: Hicazhlar taşlarla istinca yapıyorlardı. Onların ülkeleri de sıcaktı. Onlardan biri uyudu mu terlerdi. Uyuyan bir kimsenin elinin o necis yerde yahut bir sivilce (yara), bir pire ya da bunun dışında bir pislik üzerinde gezinmeyeceğinden emin olamaz. Bu hadiste hem bizim mezhebimize, hem de cumhurun mezhebine göre çok sayıda meseleye delalet vardır. 1- Az miktardaki suya bir necaset gelecek olursa bu necaset az da olsa ve onun niteliklerini değiştirmese dahi o suyu necis eder; çünkü ele bulaşan bir necaset görülmeyecek kadar oldukça az olur. İki kulle (testi) almayacak hatta ona yakın miktardaki bir suyu almayacak kadar küçük hacimli kapları kullanmak adetleri idi. 2- Suyun necasetin üzerine gelmesi ile necasetin suya gelmesi arasında fark vardır. Necaset suya gelecek olursa suyu necis eder; ama su necaset üzerine gelirse onu izale eder. 3- Yedi defa (necis kabın) yıkanması bütün necasetler hakkında genel bir hüküm değildir. Şeriat bu hususta özelolarak köpeğin yaladığı kap hakkında varid olmuştur. 4- İstinca yapılan yer taşlarla temizlenmiş olmaz. Aksine o namaz için bağışlanır bir necaset olarak kalmaya devam eder. 5- Necasetin üç defa yıkanması müstehaptır. Çünkü necis olması muhtemelolan hakkında üç defa yıkamak emredildiğine göre necis olduğu kesin bilinen için bu emrin sözkonusu olması öncelikledir. 6- Necis olduğundan şüphe olunan yerin üç defa yıkanması müstehaptır. 7 - Necis olduğu sanılan bir yerin üç defa yıkanması müstehaptır, su serpmenin onda bir etkisi yoktur. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yıkamadıkça, yıkamadan" buyurmuş, onu yıkamadan yahut ona su serpmeden ... buyurmamıştır. 8- İbadetlerde ve diğer hususlarda ihtiyat sınırından çıkıp, vesvese sınırına girmediği sürece ihtiyatlı olanı yapmak müstehaptır. İhtiyat ile vesvese arasındaki fark ile ilgili yapılacak açıklamalar uzun olup, ben bunları el-Mühezzeb Şerhinde kaplar ile ilgili babta açıklamış bulunuyorum. (3/179) 9- Açıkça söylenmesinden sakınılan hususlarda kinayeli lafızlar kullanmak müstehaptır. Çünkü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Elinin geceyi nerede geçirdiğini bilemez" buyurmuş, eli dübürüne yahut zekerine değmiş yahut bir necaset ve benzeri yerlere değmiş olabilir buyurmamaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bu buyruğunun anlamı bu olsa bile Kur'an-ı Azimuşşan'da ve sahih hadislerde bunun benzerleri de pek çoktur. Ancak böyle bir yola dinleyicinin kinayeli lafızlarla maksadı anladığı bilinecek olursa başvurulur. Eğer böyle değilse karışıklığı gidermek ve istenene aykırı bir duruma düşmeyi önlemek için açık ifadeler kullanmak zorunludur. Açık ifadeler kullanılarak gelen rivayetler de buna göre yorumlanır. Allah en iyi bilendir. Bunlar bu hadiste burada kastedilen ve anlaşılan hükmün dışında hadisten çıkartılan hükümlerdir. Burada maksat olarak gözetilen hüküm ise elin yıkanmadan önce kaba daldırılmasının yasak oluşudur. Bu hususta da icma vardır ama önceki ve sonraki ilim adamlarının büyük çoğunluğu buradaki yasağın tahrimi değil, tenzihi olduğunu kabul etmişlerdir. Emre muhalefet edip, elini kaba yıkamadan daldırsa su bozulmaz ve bu şekilde elini daldıran kişi de günahkar olmaz. Mezhep alimlerimiz Hasan-ı Basrl (rahimehullah)'dan eğer gece uykusundan kalkmış ise böyle bir suyun necis olduğuna hükmettiğini nakletmektedirler. Onlar bu görüşü aynı zamanda İshak b. Rahuye ve Muhammed b. Cerir et-Taberi'den de rivayet etmişlerdir ama bu görüş oldukça zayıftır. Çünkü su ve elde aslolan temiz olmalarıdır, şüphe ile necis olmazlar. Şeriattaki kaideler de bunun böyle olduğu hususunda birbirini desteklemektedir. El hakkında güçlü kanaatin necis olduğudur, demek de mümkün değildir. Hadise gelince yasak, tenzih olarak yorumlanır. Diğer taraftan bizim ve muhakkiklerin mezhebindeki kanaate göre bu hüküm uykudan kalkmaya özel değildir. Aksine bu hususta itibar edilen elin necis olup olmadığı hususundaki şüphedir. Elin necis olup olmadığı hususunda ne zaman şüphe ederse yıkamadan onu su kabına daldırması mekruh olur. İster gece, ister gündüz uykusundan uyanmış olsun, isterse de uyumaksızın necis olup olmadığı hususunda şüphe etsin fark etmez. İlim adamlarının çoğunluğunun kanaati budur. (3/180) Bununla birlikte Ahmed b. Hanbel (rahimehullah)'dan nakledilen bir rivayete göre eğer kişi gece uykusundan uyanmış ise (yıkamadan kaba daldırması) tahrimen mekruhtur. Eğer gündüz uykusundan uyanmışsa tenzihen mekruhtur. Davud ez-Zahiri de hadiste zikredilen "geceyi geçirmek" lafzına dayanarak ona uygun kanaat belirtmiştir, bu da oldukça zayıf bir görüştür. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Çünkü o elinin geceyi nerede geçirdiğini bilemez" buyruğu ile illete dikkat çekmiş bulunmaktadır; yani o elinin necis olmadığından emin olamaz demektir. Bu da gece ve gündüz uykusu esnasında ve uyanık iken dahi necaset ihtimalinin varlığı halinde genel bir hükümdür. Öncelikle gecenin sözkonusu edilmesi ise çoğunlukla görülen halin bu oluşundan dolayıdır. Ona ait özel bir hüküm olduğu zannı ile sadece gece hakkında olduğu sözkonusu edilemez, aksine bundan sonra illeti zikretmiş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. Bütün bu hükümler elin necaseti hususunda şüphe etmesi halindedir. Elinin temiz olduğundan emin olup, onu yıkamadan önce kaba daldırmak isterse mezhep alimlerimizden bir topluluk, bunun da hükmü şüphe hükmü ile aynıdır. Çünkü necaset sebepleri bazı hallerde çoğu kimse tarafından fark edilemez ve bilinemez, demişlerdir. Bundan dolayı bilmeyen kimsenin bu hususta işini gevşek tutmaması için kapıyı kapatmak sözkonusu olmuştur. Bununla birlikte mezhep alimlerimizin büyük çoğunluğunun benimsediği daha sahih olan kanaat, bunun mekruh olmadığıdır, aksine burada ilk olarak elini daldırmak ile yıkamak arasında muhayyerlik sözkonusudur; çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uykuyu sözkonusu etmiş ve illet olan şüpheye dikkat çekmiştir. İllet ortada yoksa mekruh oluşta ortadan kalkar. Şayet yasak genelolsaydı o takdirde sizden biriniz su kullanmak isterse elini yıkamadan suya daldırmasın demeli idi, böyle bir ifade daha genel ve daha güzeldir. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz şöyle der: Şayet su büyük bir kapta yahut bir kayada (havuzda) bulunup da ondan su dökme imkanı yoksa yanında da onunla suyu alabileceği küçük bir kap bulunmuyorsa bunun yolu suyu ağzına aldıktan sonra o su ile ellerini yıkamasıdır yahut elbisesinin temiz tarafı ile suyu alır ya da başkasının yardımını ister. Allah en iyi bilendir. Başlıktaki Senedler Hakkında Senette geçen "el-Cehdami" nisbeti ile ilgili açıklama mukaddimede geçmişti. Hamid b. Ömer el-Bekravl'nin adı (3/181) Hamid b. Ömer b. Hafs b. Ömer b. Abdullah olup, Abdullah da sahabi olan Ebu Bekre Nufey' b. Haris'in oğludur. Böylelikle Hamid dedesine nispet edilmiş olmaktadır. Senetteki Ebu Rezın'in adı Mesud b. Malik el-Klifi olup, Klife'nin alimlerinden idi. Ebu Vail, Şakik b. Seleme'nin azatlısıdır. Senette (642) Müslim (rahimehullah)'ın: "Ebu Muaviye rivayetinde: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dedi. Veki' rivayetinde: Hadisi Allah Resulüne ref edip, aynısını nakletti, dedi." Demesi onun ihtiyatının, oldukça dikkatli ve incelikli bakışının, geniş bilgisinin, son derece sağlam anlayışının bir neticesidir. Çünkü Ebu Muaviye ile Vekı"in rivayetleri farklıdır. Onlardan biri: Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, derken, diğeri: Ebu Hureyre'den hadisi Resulullah'a merfu olarak nispet etti, demiştir. Bu ise daha önce ilgili fasıllarda kaydettiğimiz gibi ilim ehli nezdinde öteki ile aynı anlamdadır. Ama Müslim (rahimehullah) mana yoluyla rivayet etmek istememiştir. Çünkü mana yoluyla rivayet birçok ilim adamı topluluğu nezdinde haram olmakla birlikte çoğunluğa göre caizdir. Ancak daha uygunu ondan sakınmaktır. Allah en iyi bilendir. Senette (644) "Ma' kil, Ebu'z-Zubeyr'den" ibaresi de vardır ki Ebu'z-Zubeyr Muhammed b. Müslim b. Tedrus olup, birkaç yerde buna dair açıklama geçmişti. Muğıre el-Hizami ise meşhur olana göre Muğire'nin mim harfinin ötreli oluşudur, kesreli de söylenir. Mukaddime'de her ikisinden söz edilmişti. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadîsi bütün kütübü sitte sahipleri yani Buharî Müslim Ebu Davud, Tirmîzî, Nesaî ve İbni Mace muhtelif ravîlerden muhtelif lafızlarla tahriç ettikleri gibi» Tahavî «Maani'l-Asar» nam eserinde Dare Kutnî'de «EI-Evsat»ında tahric etmiş; Beyhakî, İbni Adiy ve İbni Ebî Hatim gibi zevatta onu rivayet etmişlerdir. Müslim'in de işaret ettiği gibi rivayetlerin bazısında «üç defa» kaydı yoktur. Bazılarında kaba daldırmazdan önce besmele çekileceği de zikredilmiştir. İbni Adiy'in Hasan-ı Basrî vasıtasiyle Ebu Hureyre (R.A.)'dan tahriç etliği merfu' rivayette: «Eğer elini yıkamadan kaba daldırırsa o suyu döksün.» buyurulmuştur. Hadisin ekseri rivayetleri Ebu Hureyre (R.A.)'dan gelmekle beraber onu Cabir ve İbni Ömer (R.A.) dahi rivayet etmişlerdir. Cabir rivayetinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz gece uykusundan uyandığı vakit abdest almak isterse elini yıkamadan hemen kaba daldırmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini ve onu nereye koyduğunu bilemez.» buyurmuştur. Bu hadîsi güzel bir isnadla İbni Ömer hadisini de Dare-kutnî şu lafızlarla rivayet eder. İbni Ömer demiş ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz uykusundan uyandığı vakit elini üç defa yıkamadıkça onu hemen kabın içine daldırmasın; çünkü elinin vücudunun neresinde gecelediğini yahut nerede dolaştığını bilmez.» buyurdular. Bunun üzerine bir zat İbni Ömer'e: «Ya elimi bir havuza daldırırsam ne buyurursun?» demiş îbni Ömer ona taş atarak: «Ben sana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den hadîs rivayet ediyorum sen bana ya elimi bir havuza daldirsam ne buyurursun diyorsun. Cevabını vermiştir. Bu hadisin isnadıda güzeldir. Böyle bir hadisi Ebu'z. Zübeyr Aişe (R.A.)'dan da Merfu' olarak rivayet etmiştir. Hadîsin muhtelif rivayetlerinin bazılarında «Elini kaba sokmadan.» diğer bazılarında «Elini kaba daldırmadan.» hatta Bezzarın rivayetinde kelimenin sonuna te'kid nunu getirilerek «Elini katiyyen kaba daldırmadan.» denilmiştir. Burada daldırmak tabiri elini sokmaktan daha vazıh görülmüştür. Çünkü mutlak surette eli kaba daldırmaya kerahat terettüp etmez. Elinde maşraba veya bardak gibi bir şey olurda suyu onunla alır. Bu surette eli kaba daldırmak tahakkuk eder fakat kerahat yoktur. Beyzavî diyorki: Bu sözde yıkama emrinin verilmesine; necaset ihtimalinin sebep olduğuna işaret vardır. Çünkü Şari' hazretleri bir hüküm beyan ederde arkasından bir illet gösterirse bu o hükme o illetin sebep olduğuna delildir.» «Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.» cümlesi hakkında Nevevî şunları söylemiştir. İmam Şafiî ile diğer ulemanın beyanına göre Hicaz'lılar taşla taharetlenirlerdi. Onların memleketi sıcaktır. Bir hangisi uyudumu terler ve uyku halinde elini o pis yere yahud bir yara vesaire üzerine götürebilir. Elleri yıkama emri bundan dolayı verilmiştir
Bana Alî b. Hucr es-Sa'dî rivayet etti. (Dediki): Bize Ali b. Müshir rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş Ebu Rezîn ile Ebu Salih'ten, onlarda Ebu Hureyre'den naklen haber verdi. Ebu Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Köpek birinizin kabına dilini sokup yalarsa onu döksün sonra o kabı yedi defa yıkasın. "422 Diğer tahric: Nesai, 66; İbn Mace, 363; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثني علي بن حجر السعدي، حدثنا علي بن مسهر، اخبرنا الاعمش، عن ابي رزين، وابي، صالح عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا ولغ الكلب في اناء احدكم فليرقه ثم ليغسله سبع مرار
Bana Muhammed b. Sabbah'ta rivayet etti. Dedi ki: Bize İsmail b. Zekeriyya A'meş'den bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etti. Ama «onu döksün» demedi
وحدثني محمد بن الصباح، حدثنا اسماعيل بن زكرياء، عن الاعمش، بهذا الاسناد مثله ولم يقل فليرقه
Bize Yahya b. Yahya tahdis edip dedi ki: Malik'e, Ebu'z-Zinad'dan naklen okudum. O el-A'rec'den, onun Ebu Hureyre'den rivayetine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Köpek birinizin kabına dilini sokup yalayacak olursa onu yedi defa yıkasın" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 172; Nesai, 63; İbn Mace, 364; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا يحيى بن يحيى، قال قرات على مالك عن ابي الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " اذا شرب الكلب في اناء احدكم فليغسله سبع مرات
Bize Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize îsmail b. İbrahim, Hişam b. Hassan'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Köpek birinizin kabına dilini sokup yalayacak olursa, o kabın temizlenmesi birincileri toprak ile olmak üzere yedi defa onu yıkamasıdır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثنا زهير بن حرب، حدثنا اسماعيل بن ابراهيم، عن هشام بن حسان، عن محمد بن سيرين، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " طهور اناء احدكم اذا ولغ فيه الكلب ان يغسله سبع مرات اولاهن بالتراب
Bize Muhammed b. Rafi' rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzak rivayet etti. Dediki Bize Ma'mer Hemmam b. Münebbih'ten rivayet etti. Hemmam dedi ki: Bu(nlar) Ebu Hureyre'nin bize Resulullah Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği hadislerdir deyip çeşitli hadisler zikretti. Bunlardan birisi: Ve (Ebu Hureyre) dedi ki: Resu.lullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Köpek dilini herhangi birinizin kabına sarkıtıp, yalayacak olursa onun temizliği o kabı yedi defa yıkamasıdır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14443 AÇIKLAMALAR 280.sayfada
حدثنا محمد بن رافع، حدثنا عبد الرزاق، حدثنا معمر، عن همام بن منبه، قال هذا ما حدثنا ابو هريرة، عن محمد، رسول الله صلى الله عليه وسلم . فذكر احاديث منها وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " طهور اناء احدكم اذا ولغ الكلب فيه ان يغسله سبع مرات
Bize Ubeydullah b. Muaz'da rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebu't, Teyyah'dan rivayet etti. O da Mutarrif b. Abdillahı İbni Mugaffel'den naklen rivayet ederken işitmiş. İbni Mügaffel : Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) köpekleri n öldürülmesini emretti sonra: "Köpeklerden onlara ne" buyurdu. Sonra av köpeği ve koyun köpeği (çoban köpeği) hakkında ruhsat verdi ve: "Köpek dilini kaba daldırzp, yalayacak olursa onu yedi defa yıkayınız, sekizincisinde de onu toprakla ovalayınız" buyurdu. Diğer tahric: Müslim, 3997, 3998; Ebu Davud, 74; Nesai, 67, 335, 336; İbn Mace, 365 -muhtasar olarak-, 3200, 3201; Tuhfetu'l-Eşraf
وحدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا شعبة، عن ابي التياح، سمع مطرف بن عبد الله، يحدث عن ابن المغفل، قال امر رسول الله صلى الله عليه وسلم بقتل الكلاب ثم قال " ما بالهم وبال الكلاب " . ثم رخص في كلب الصيد وكلب الغنم وقال " اذا ولغ الكلب في الاناء فاغسلوه سبع مرات وعفروه الثامنة في التراب
Bunu bana Yahya b. Habib el-Harisı de tahdis etti. Bize Halid -yani b. el-Haris- tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Yahya b. Said tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. el-Velid de tahdis etti, bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Hepsi Şu'be'den bu isnad ile hadisi aynen nakletti, ancak Yahya b. Said'in rivayetinde: "Koyun, av ve ziraat köpeğine ruhsat verdi" fazlalığı vardır. Fakat Yahya'dan başka "ziraat" kaydını zikreden yoktur. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (646 – 652 ): Bu bapta (646) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Köpek birinizin kabına dilini sarkıtıp yalarsa ... yedi defa yıkasın." Diğer (649) nolu rivayette: "Köpek birinizin kabına dilini sarkıtıp yalarsa ... birincileri toprak ile olmak üzere"; (650) Diğer rivayette "köpek dilini sarkıtıp yalarsa ... yedi defa yıkamasıdır" (651) Diğer rivayette "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öldürülmesini emretti ... sekizincisinde de toprakla ovalayınız." (652) Diğer "rivayette koyun, av ve ziraat köpeği için ruhsat verdi" buyurmaktadır. Başlıktaki rivayetlerin senetleri ile lafızlarına dair açıklamalara gelince (3/183): Ebu Rezin'den bundan önceki bapta söz edilmişti. "Velağa" fiili hakkında dilbilginlerinin dediklerine göre dilinin ucu ile su içmek demektir. Ebu Zeyd dedi ki: Köpek içeceğimizi yaladı denilip, bu fiil kullanılacak olursa "be" ve "fi" ile "min" edatları ile geçişi yapılır. "Hemmam'ın sahifesinde, dedi ve çeşitli hadisler zikretti. Bunlardan birisi de ... " Daha önce fasıllarda ve başka yerlerde bu ibarenin faydası ve anlamı ile ilgili açıklama geçti. Başlığın sonunda "fakat Yahya'dan başka "ziraat" kaydını zikreden yoktur" ibaresi bütün asıl nüshalarda bu şekildedir ve doğrudur. Bu da Yahya dışında bu rivayeti kimse zikretmemiştir, demektir. Senette geçen Ebu't-Teyyah'ın adı Yezid b. Humeyd ed-Dubaı el-Basri olup, salih bir zat idi. Şu'be: Biz onu Ebu Hammad künyesi ile çağırırdık, demiştir. Yine dedi ki: Bana ulaştığına göre o henüz bir genç iken Ebu't-Teyyah künyesi ile anılırdı. İbnu'l-Muğaffel'in adı Abdullah b. el-Muğaffel el-Müzenı'dir. Müslim'in (651) "bize Ubeydullah b. Muaz tahdis etti. .. Ebu'l-Muğaffel'den" (652): "Bunu Yahya b. Habib el-Harisı de tahdis etti ... Hepsi Şu'be' den" Bu isnadta ve onun gibi bütün yollardaki bu isnadların ravileri hep Basralıdır. Daha önce defalarca Şu'be'nin hem Vasıt'lı, hem de Basralı olduğunu belirtmiştik. Burada zikredilen Yahya b. Said de "el-Kattan"dır. Allah en iyi bilendir. Baptaki Hadislerden Çıkartılan Hükümler 1- Bu bapta Şafii ve onun dışında köpeğin necis olduğunu söyleyenlerin görüşleri lehine açık bir delalet vardır; çünkü temizlik ya hadesten ya da necasetten olur. Burada hades sözkonusu olmadığına göre geriye sadece necaset kalmaktadır. Eğer burada temizlikten kasıt sözlük anlamıyla temizliktir denilecek olursa buna sözün şer'i bakımdan hakikat anlamına göre anlaşılması, sözlük anlamına göre önceliklidir diye cevap verilir. 2- Köpeğin yaladığı şey necis olur. Eğer bu şey sıvı bir yiyecek ise onu yemek de haram olur; çünkü onu dökmek onu zayi etmektir. Eğer temiz olsaydı onu dökmeyi bize emretmezdi; çünkü bize malı zayi etmek yasaklanmıştır. Bizim mezhebimizin görüşü budur. Çoğunluğun mezhebi ise içinde yaladığı şey necis olur. Bu hususta barındırılmasında izin verilen köpek ile başkası arasında bir fark olmadığı gibi,çölde yaşayan köpek ile şehirde yaşayan köpek arasında da -lafzın genelliğinden ötürü- fark yoktur. Malik'in mezhebinde dört görüş vardır: Temiz olduğu, necis olduğu, edinilmesine izin verilenin artığının temiz diğerlerinin temiz olmadığı görüşü. Bu üçü Malik'ten nakledilmiştir. Dördüncüsü ise Abdulmelik b. Macişun el-Maliki' den nakledilmiş olup, buna göre çölde yaşayan köpek ile şehirde yaşayan arasında da bir fark yoktur. 3- Köpeğin yaladığının dökülmesi emredilmiştir. Bizim mezhebimizde bunun üzerinde ittifak vardır. Ama onu dökmek aynı dolayısıyla mı vaciptir yoksa (3/184) kabı kullanmak istediği zaman mı onu döker? Bu hususta farklı görüşler vardır. Mezhep alimlerimizin çoğunluğunun zikrettiğine göre aynı dolayısıyla onu dökmek icap etmez. Aksine bu müstehaptır ama kabı kullanmak isteyince onu döker. Bazı alimlerimizin kanaatine göre ise onu derhal dökmek vaciptir. İsterse kabı kullanmak istemesin. Bu görüşü de Maverdı, elHavı adlı kitabında bizim mezhep alimlerimizden nakletmiş bulunmaktadır. Bu görüş lehine emrin mutlak oluşu delil gösterilir. Mutlak emir ise tercih edilen kanaate göre vücub gerektirir. Fukahanın çoğunluğunun görüşü de budur. Birincisinin lehine ise diğer necis sulara kıyas delil gösterilir. Çünkü onların dökülmesinin vacip olmadığı hususunda görüş ayrılığı yoktur. Ama buna da köpeğin yalaması meselesinde maksat yasaklayıp, alıkoymak, hükmün ağırlığını bildirmek ve köpeklerden nefret ettirmekte mübalağa etmektir diye cevap verilebilir. Allah en iyi bilendir. 4- Köpeğin yalaması dolayısıyla sözkonusu olan necaseti yedi defa yıkamak kap eder. Bizim mezhebimiz de budur. Malik, Ahmed ve büyük çoğunluğun görüşü de budur. Ebu Hanife ise onu üç defa yıkamak yeterlidir,demiştir. Allah en iyi bilendir. Rivayetlerin Telif Edilmesi Rivayetlerin birbirleriyle telif edilmesine gelince, bir rivayette "yedi defa", diğerinde "birincileri toprak ile olmak üzere yedi defa", bir rivayette "sonuncuları yahut birincileri", bir başka rivayette "yedincisi toprak ile olmak üzere yedi defa", başka bir rivayette: "Yedi defa yıkayınız ve sekizincisini de toprakla ovalayınız" buyurulmaktadır. Beyhaki ve başkaları bütün bu rivayetleri kaydetmiş bulunmaktadır. Bu rivayetlerde birinci defanın ve diğerlerinin kayıtlı olarak zikredilmesi şart olarak zikredilmemiştir. Maksat bu yıkamalardan birisinin böyle olmasıdır. Sekizincisini toprakla ovalayınız rivayetine gelince, bizim ve büyük çoğunluğun kanaatine göre maksat kabı yedi defa yıkayınız ve onlardan birisi su ve toprak ile birlikte olsun adeta toprak da onu (ayrıca) bir defa yıkamak yerini tuttuğundan ötürü bu sebeple ona sekizinci defa denilmiştir. Allah en iyi bilendir. 5- Şunu da bilmek gerekir ki, bizim mezhebimize göre köpeğin dili ile yalaması ile, onun diğer cüzleri arasında bir fark yoktur. Mesela köpeğin sidiği yahut pisliği, kanı, teri, kılı, salyası yahut organlarından herhangi birisi temiz bir şeye isabet edip, ikisinden birisi eğer nemli durumda ise, birileri toprakla olmak üzere onu yedi defa yıkamak kap eder. Bir kapta iki köpek yahut bir köpek birkaç defa yalayacak olursa bizim mezhebimizin bu hususta üç görüşü vardır. Sahih görüş hepsi için yedi defa yıkamasının yeterli olduğudur, ikincisi görüşe göre her bir yalama için yedi defa yıkamak kap eder, üçüncü görüş ise tek bir köpek birkaç defa yalamışsa yedi defa yıkamak gerekir ve her bir köpek için de yedi defa gerekir. 6- Şayet başka bir necaset köpeğin yalamış olduğu bir kaba düşecek olursa hepsi için yedi defa yıkamak yeterlidir. Sahih kabul edilen kanaate göre sekizinci yıkamanın yalnız su ile yapılması, kabın çok miktardaki suya daldırılıp içinde yedi defa yıkayacak kadar bir süre kalması toprakla yıkamanın yerini tutmaz. Tuttuğu söylendiği gibi sabun ve çöven ile benzerleri de sahih kabul edilen görüşe göre toprağın bulunması ile bulunmaması arasında da fark yoktur. Sahih kabul edilen görüşe göre necis toprakla yıkamak la gerçekleşmez, şayet bulaşan necaset köpeğin kanı yahut onun pisliği ise bu necasetin aynı -mesela- ancak altı defa yıkamakla iz ale edilebilirse acaba bu altı defa yıkamak mı sayılacaktır yoksa bir defa yıkamak mı yoksa kesinlikle yedi yıkamadan sayılmayacak mı? Bu hususta üç görüş vardır. Sahih olanı bir defa yıkamak sayılacağıdır. Domuzun hükmü de bütün bu meselelerde köpeğin hükmü ile aynıdır. Bizim görüşümüz budur ama ilim adamlarının çoğunluğu domuzun yedi defa yıkamaya ihtiyacının olmadığı şeklindedir. Şafii'nin de görüşü budur, delil itibariyle de kuvvetli bir görüştür. Mezhep alimlerimiz der ki: Toprakla yıkamanın anlamı toprağı su bulanıncaya kadar suya karıştırmaktır. Suyu toprağa dökmek ile toprağı suyun içine atmak arasında bir fark olmadığı gibi bulanık suyu bir yerden alıp, onunla yıkamak arasında da fark yoktur. Necaset yerinin toprakla silinmesi ise yeterli değildir. Elin kaba sokulması da icap etmez. Aksine bunu toprağa atıp, hareket ettirmesi yeterli olur. Toprakla yıkamanın son yıkamanın dışındaki yıkamalarda olması müstehaptır. Böylelikle onun üzerinden onu temizleyecek olan (su) gelsin. Efdal olan da birinci defada toprak kullanılmasıdır. Eğer köpek suyu iki kulle (testi)den azaltmayacak kadar çok miktardaki suya dilini sarkıtıp yalarsa o suyu necis etmez. Şayet az miktardaki suya ya da yiyeceğe dilini sarkıtıp, o suya ya da yiyeceğe bir elbiseye, bedene ya da bir başka kaba isabet edecek olursa onu da birileri toprakla olmak üzere yedi defa yıkamak icap eder. Eğer köpek katı (donuk) bir yiyeceğin bulunduğu bir kabı yalayacak olursa dilinin değdiği yer ve etrafı atılır, geri kalandan ilk temizliği esas alınarak yararlanılır. Nitekim donmuş yağda ölmüş fare hükmünde olduğu gibi. Allah en iyi bilendir. (651) "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) köpekleri n öldürülmesini emre tti sonra da: Köpeklerden onlara ne buyurdu, sonra da av köpeği ile koyun (çoban) köpeklerine ruhsat verdi." Diğer rivayette de: "Tarla köpeğine de ruhsat verdi" denilmektedir. Bu ifadeler köpek barındırmanın yasaklandığını ortaya koymaktadır. Bizim mezhep alimlerimiz de başkaları da mesela suretini beğendiği yahut başkalarına karşı onunla övünmek istediği için ihtiyaç bulunmaksızın köpek barındırmanın haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Bunun haram olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Köpek barındırmayı caiz kılan ihtiyacın ne olduğuna gelince, hadis-i şerifte üç şeyden birisi dolayısıyla ruhsat sözkonusu edilmiştir. Bunlar da ekin, davar ve avdır. Bu maksatla köpek barındırmanın caiz olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Fakat evleri ve yolları korumak, eniği eğitmek maksadıyla barındırmak hususunda mezhep alimlerimiz farklı görüşlere sahiptir. Aralarından bunun haram olduğunu söyleyenler vardır; çünkü ruhsat sadece az önce geçen üç husus hakkında varid olmuştur. Kimisi de bunun mübah olduğunu söylemiştir, daha sahih olan budur çünkü bunlar da o üç husus ile aynı anlamı taşımaktadır. Yine avcı olmayan bir kimsenin av köpeğini barındırması hakkında da farklı görüşlere sahiptirler. Allah en iyi bilendir. Köpeklerin öldürülmesinin emredilmesine gelince, mezhep alimlerimiz der ki: Eğer köpek saldıran, ısıran bir köpek ise öldürülür. Eğer saldıran, ısıran değilse ister sözü geçen faydalardan bir faydası olsun, ister olmasın öldürülmesi caiz değildir. İmamu'I-Harameyn İmam Ebu'I-Meali dedi ki: Köpeklerin öldürülmesi emri nesh edilmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir defa köpeklerin öldürülmesini emrettiği sahih olduğu rivayet edildiği gibi, daha sonra onları öldürmeyi yasakladığı da sahih olarak rivayet edilmiş ve böylece şeriat bu hususta -az önce belirttiğimiz etraflı açıklama esası üzerekarar bulmuştur. Simsiyah köpeğin öldürülmesini de emretmiştir ama bu ilk zamanlarda idi. Şu anda ise nesh edilmiştir. (3/186) İmamu'I-Harameyn'in sözleri bunlardır ve onun bu tahkikinden fazla söylenecek bir söz de yoktur. Allah en iyi bilendir
Bize Yahya b. Yahya ve Muhammed b. Rumh tahdis edip dediler ki: Bize Leys haber verdi. (H) Bize Kuteybe de tahdis etti, bize Leys Ebu'z-Zubeyr'den tahdis etti. O Cabir'den, o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' den durgun suda küçük abdest bozmayı yasakladığını rivayet etti. Diğer tahric: Nesai, 35; İbn Mace, 343; Tuhfetu'l-Eşraf, 2911 AÇIKLAMALAR 282.sayfada
وحدثنا يحيى بن يحيى، ومحمد بن رمح، قالا اخبرنا الليث، ح وحدثنا قتيبة، حدثنا الليث، عن ابي الزبير، عن جابر، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم انه نهى ان يبال في الماء الراكد
وحدثني زهير بن حرب، حدثنا ابو معاوية، عن الاعمش، عن الحكم، عن القاسم بن مخيمرة، عن شريح بن هاني، قال سالت عايشة عن المسح، على الخفين فقالت ايت عليا فانه اعلم بذلك مني فاتيت عليا فذكر عن النبي صلى الله عليه وسلم بمثله
حدثنا محمد بن عبد الله بن نمير، حدثنا ابي، حدثنا سفيان، عن علقمة بن مرثد، ح وحدثني محمد بن حاتم، - واللفظ له - حدثنا يحيى بن سعيد، عن سفيان، قال حدثني علقمة بن مرثد، عن سليمان بن بريدة، عن ابيه، ان النبي صلى الله عليه وسلم صلى الصلوات يوم الفتح بوضوء واحد ومسح على خفيه فقال له عمر لقد صنعت اليوم شييا لم تكن تصنعه . قال " عمدا صنعته يا عمر
وحدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا المغيرة، - يعني الحزامي - عن ابي الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، ح وحدثنا نصر بن علي، حدثنا عبد الاعلى، عن هشام، عن محمد، عن ابي هريرة، ح وحدثني ابو كريب، حدثنا خالد، - يعني ابن مخلد - عن محمد بن جعفر، عن العلاء، عن ابيه، عن ابي هريرة، ح وحدثنا محمد بن رافع، حدثنا عبد الرزاق، حدثنا معمر، عن همام بن منبه، عن ابي هريرة، ح وحدثني محمد بن حاتم، حدثنا محمد بن بكر، ح وحدثنا الحلواني، وابن، رافع قالا حدثنا عبد الرزاق، قالا جميعا اخبرنا ابن جريج، اخبرني زياد، ان ثابتا، مولى عبد الرحمن بن زيد اخبره انه، سمع ابا هريرة، في روايتهم جميعا عن النبي صلى الله عليه وسلم بهذا الحديث كلهم يقول حتى يغسلها . ولم يقل واحد منهم ثلاثا . الا ما قدمنا من رواية جابر وابن المسيب وابي سلمة وعبد الله بن شقيق وابي صالح وابي رزين فان في حديثهم ذكر الثلاث
وحدثنيه يحيى بن حبيب الحارثي، حدثنا خالد يعني ابن الحارث، ح وحدثني محمد بن حاتم، حدثنا يحيى بن سعيد، ح وحدثني محمد بن الوليد، حدثنا محمد بن جعفر، كلهم عن شعبة، في هذا الاسناد بمثله غير ان في رواية يحيى بن سعيد من الزيادة ورخص في كلب الغنم والصيد والزرع وليس ذكر الزرع في الرواية غير يحيى