Loading...

Loading...
Kitap
145 Hadis
Bize İshak b. Mansur tahdis etti, bize Habban b. Hilal tahdis etti, bize Eban tahdis etti. Bize Yahya'nın tahdis ettiğine göre Zeyd kendisine şunu tahdis etti: Ebu Sellam kendisine Ebu Malik el-Eş'arl'den şöyle dediğini tahdis etti: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Abdest imanın yarısıdır. Elhamdulillah mizanı doldurur. Subhanallah ve'l-hamdulillah da göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur-, namaz bir nurdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır, Kur'an senin lehine ya da aleyhine bir huccettir. Bütün insanlar sabah gider ve nefsini satar. Bu sebeple ya onu hürriyetine kavuşturur (azad eder) yahut onu helake götürür. '' Diğer tahric: Tirmizi, 3517; Tuhfetu'l-Eşraf, 12167 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah) dedi ki: "Bize İshak b. Mansur tahdis etti ... Ebu Malik el-Eş'ar'i'den." Bu Darakutni'nin ve başkalannın hakkında bazı tenkitlerde bulunduğu isnadlardan birisidir. Onlar derler ki: Bu isnadta Ebu Sellam ile Ebu Malik arasında bir ravi düşmüştür. (3/99) Düşen ravi ise Abdurrahman b. Gunm'dır. Düştüğünün delili de Muaviye b. Sellam bu hadısi kardeşi Zeyd b. Sellam'dan, O dedesi Ebu Sellam'dan, O Abdurrahman b. Gunm'dan, o Ebu Malik el-Eş'ari'den diye rivayet etmiş olmasıdır. Bu hadisi Nesai, İbn Mace ve başkaları da böyle tahriç etmişlerdir. Bu itiraza Müslim adına şu şekilde cevap vermek mümkündür: Müslim'in halinin zahirinden anlaşılan onun Ebu Sellam'ın bu hadisi Ebu Malik'ten dinlediğini bilmesidir. Bu durumda Ebu Sellam bu hadisi hem Ebu Malik'ten dinlemiş, hem de Abdurrahman b. Gunm'dan, o Ebu Malik'ten diye de dinle miştir. Bazen onu bizzat ondan, bazen de Abdurrahman'dan diye rivayet etmiştir. Durum her ne olursa olsun metin sahihtir, hakkında bir tenkit sözkonusu değildir. Allah en iyi bilendir. Habban b. Hilal'in isminde ha harfi fethalı okunur, Eban'dan daha önce kitabın baş taraflarında söz edilmiş, munsarıf ve gayrı munsarıf olabileceği, tercih edilenin de munsarıf olduğu belirtilmiş idi. Ebu Sellam'ın adı Mantur elN.rec el-Habeşı ed-Dımeşkl'dir. Onun bu nispeti Habeşlilere değil Yemen'den Himyer'in bir kolunadır. Ebu Malik'in adı hakkında ihtilM edilmiştir. Haris, Ubeyd ve Ka'b b. Asım olduğu, Amr olduğu da söylenmiştir. Şamlı raviler arasında sayılır. "Abdest imanın yarısıdır. .. yahut onu helake götürür." Bu İslam'ın esaslarından pek büyük hadistir. İslam'ın önemli birtakım kaidelerini kapsar. Tuhur (abdest)ten kasıt abdest alma eylemidir. Bu sebeple tercih edilen ve çoğunluğunun görüşüne göre tı harfinin ötreli okunacağıdır, az önce geçtiği gibi fethalı okunması da caizdir. Şatr ise yarısı demektir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Abdest imanın yarzsıdır" buyruğunun anlamı hususunda farklı açıklamalar yapılmıştır. Onun için verilecek mükMat imanın ecrinin yarısına kadar kat1andırılıp, yükselir demek olduğu söylendiği gibi iman kendisinden önceki günahları siler, süpürür, abdest de böyledir. Çünkü abdest ancak iman ile birlikte sahih olur. İman şartına bağlı olması dola~;.'ısıyla yarısı demektir anlamında olduğu da söylenmiştir. Bir diğer açıklamaya göre burada imandan kasıt namazdır. Nitekim yüce Allah: "Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir." (Bakara, 2/143) buyurmaktadır. Taharet (şer'i temizlik) namazın sıhhati için bir şarttır. Bundan dolayı yarısı gibi değerlendirilmiştir. Şatr lafzının gerçek manada yarım olması da zorunlu değildir. Görüşler arasında doğruya en yakın olan budur. Bunun şu anlama gelme ihtimali de vardır: İman kalp ile tasdik, zahiren de inkiyad (emre itaat ve bağlılık) demektir. Bu ikisi imanın birer şatrı (yarısı)dır. Taharet (abdest) ise namazı da ihtiva eder. (3/100) Bu sebepten dolayı namaz da zahiren emre bağlılığı ortaya koyar. Allah en iyi bilendir. "Elhamdulillah mizanı doldurur." Bu da ecrinin büyük olduğu ve bu ecrin mizanı doldurduğu anlamına gelir. Amellerin tartılacağına ve tartıların ağır ve hafif geleceğine dair Kur'an ve sünnetin nasıarı birbirini pekiştirmektedir. "Subhanallah ve elhamdulillah göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur. -" Bu buyruğun anlamı ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Eğer bunların sevapıarı bir cisim olarak takdir edilirse göklerle yer arasını doldurur. Faziletlerinin büyük olmasının sebebi ise subhanallah demekle yüce Allah'ın tenzih edilmesi (her türlü eksiklikten münezzeh olduğunun bildirilmesi) ve elhamdulillah diyerek de işlerin yüce Allah'a havale edilip, ona ihtiyacın arz edilmesi anlamlarını kapsadıklarındandır. Allah en iyi bilendir. "Namaz nurdur." Yani o masiyetlerden alıkoyar, hayasızlıklardan ve münkerden uzaklaştırır, doğruya iletir. Tıpkı nur ile aydınlanıldığı gibi. Bunun, namazın ecri kıyamet gününde namaz kılan için bir nur olacaktır anlamında olduğu söylendiği gibi, namaz kılarken kalp onun sebebiyle başka şeylerden boşalıp, zahiri ve batını ile yüce Allah'a yöneldiğinden ötürü hakikatlerin mükaşefesine ve kalbin genişleyip, marifet nurlarının parıldamasına sebep olduğu için de ona nur denilmiştir diye de açıklanmıştır. Şanı yüce Allah da: "Sabır ve namaz ile (Allah'tan) yardım isteyin." (Bakara, 45) buyurmaktadır. Namazın nur olmasının şu anlamda olduğu da söylenmiştir: Namaz kıyamet gününde namaz kılanın yüzü üzerinde açıkça görünen bir nur olacaktır. Nitekim dünyada da namaz kılmayanların aksine namaz kılanın yüzünde bir parlaklık ve aydınlık olur. Allah en iyi bilendir. "Sadaka burhandır. " Tahrir sahibi der ki: Yani delil ve belgelere başvurulduğu gibi, sadakaya da sığınılır. Çünkü ku la kıyamet gününde malını nerede harcadığı sorulacak olursa onun verdiği sadakalar bu soruya verilecek cevabın burhanları (delilleri, belgeleri) olacak, o: Malımı tasadduk ettim diyecek. (Devamla) der ki: Sadaka veren kimsenin kendisiyle tanınacağı bir aiametle alametlendirilecek olması da mümkündür. Böylelikle bu alamet onun halinin ne olduğuna dair bir burhan olur ve malını nerede harcadığı ona sorulmaz. Tahrir sahibinden başkası da şöyle demektedir: Yani sadaka, sadaka verenin imanına dair bir delildir; çünkü münafık sadakaya inanmadığından ötürü sadaka vermez. Bundan dolayı sadaka verenin verdiği sadaka imanının sıdkına (doğruluğuna) delildir. Allah en iyi bilendir. "Sabır bir ziyadır." Bunun anlamı şeriatta sevilen sabır türüdür. Bu da yüce Allah'a itaat üzere sabır, masiyetleri işlemekten uzak durmakta sabır ve aynı zamanda dünyada hoşlanılmayan türlü hal ve musibetlere karşı sabırdır. Maksat ise sabrın övülen bir halolup, sabırlı kimsenin her zaman için doğruluk üzerinde aydınlanan ve sürekli olarak hidayet üzere olan bir kimse olduğunun anlatılmasıdır. (3/101) İbrahim el-Hawas dedi ki: Sabır, kitap ve sünnet üzere sebat etmektir. İbn Ata dedi ki: Sabır, bela halinde güzel bir edeple durmaktır. Üstat Ebu Ali ed-Dekkak (rahimehullah) da şöyle demektedir: Sabrın hakikati takdire itiraz etmemektir. Şikayet etmek maksadıyla olmamak üzere uğradığı belayı açıklamak ise sabra aykırı değildir. Çünkü Eyyub (aleyhisselam): "Rabbim başıma bu bela gelip çattı." (Enbiya, 21/83) dediği bildirilmekle birlikte yüce Allah da onun hakkında: "Gerçekten biz onu sabredici bulduk, o ne güzel kuldur." (Sad, 38/44) buyurmaktadır. Allah en iyi bilendir. "Kur'an senin lehine ya da aleyhine bir deli/dir" anlamı gayet açıktır yani onu okuyup, gereğince amel edecek olursan ondan yararlanırsın, aksi takdirde o senin aleyhine bir delil olur. "Bütün insanlar sabahleyin gider ... " Bütün insanlar bizzat kendisi için çalışır. Kimisi itaat etmek suretiyle nefsini yüce Allah'a satarak azaptan azat eder, kurtarır, kimisi de onu şeytana ve hevaya uymak suretiyle onlara onu satar ve böylelikle onu helak eder. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İSNADI VE TAHRİCİ: Bu hadisi Nesaî ile İbni Mace'de tahriç etmişlerdir. Hadisin isnadı hakkında Dare Kutnî ile diğer bazı hadis uleması söz etmiş ve Ebu Sellam ile Ebu Malik arasından ravi Abdurrahman b. Gunm'un düştüğünü söylemişlerdir, «Buna delil Muaviye b. Sellam'ın aynı hadisi kardeşi Zeyd b. Sellam 'dan, o da dedesi Ebu Sellam'dan, o da Abdurrahman b.Gunm'dan, o da Ebu Malik'i Eş'arî'den naklen rivayet etmiş olmasıdır. Hadisi Nesaî, İbni Mace ve -diğer imamlar bu şekilde tahric etmişlerdir» derler. Nevevî: «Müslim tarafından buna şöyle cevap verilebilir: Zahîre göre! Müslim bu hadisi Ebu Sellam'in Ebu Malik'ten dinlediğini işitmiştir ve Ebu Sellam bunu hem Ebu Malik 'ten hemde Abdurrahman b. Malik 'ten bazanda Abdurrahman b. Gunm 'dan rivayet etmiştir. Ne olursa olsun bu metin sahihtir. Ta'n edecek yeri yoktur.» diyor
حدثنا اسحاق بن منصور، حدثنا حبان بن هلال، حدثنا ابان، حدثنا يحيى، ان زيدا، حدثه ان ابا سلام حدثه عن ابي مالك الاشعري، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " الطهور شطر الايمان والحمد لله تملا الميزان . وسبحان الله والحمد لله تملان - او تملا - ما بين السموات والارض والصلاة نور والصدقة برهان والصبر ضياء والقران حجة لك او عليك كل الناس يغدو فبايع نفسه فمعتقها او موبقها
Bize Sa'id b. Mansur ile Kuteybetü'bnü Sa'id ve Ebu Kâmil el-Cahderî rivayet ettiler lâfız Sa'id'indir dediler ki: Bize Ebu Avane, Simâk b. Harb'den, o da Müs'ab b. Sa'id'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Abdullah b. Ömer hasta olan İbn Amir'i ziyaret etmek üzere yanına girdi. Ona: Ey İbn Ömer benim için Allah'a dua etmez misin, dedi. O: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Abdestsiz bir namaz, ganimetten çalınan maldan da sadaka kabul olunmaz." Halbuki sen Basra'nın emiri idin,dedi. Diğer tahric: (Benzeri) Tirmizi, 273 (hno:1); (Benzeri) Ebu Davud (hno:59); (Benzeri) İbn-i Mace 272. Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا سعيد بن منصور، وقتيبة بن سعيد، وابو كامل الجحدري - واللفظ لسعيد - قالوا حدثنا ابو عوانة، عن سماك بن حرب، عن مصعب بن سعد، قال دخل عبد الله بن عمر على ابن عامر يعوده وهو مريض فقال الا تدعو الله لي يا ابن عمر . قال اني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا تقبل صلاة بغير طهور ولا صدقة من غلول " . وكنت على البصرة
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis edip dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti. (H) Bize . Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Huseyn b. Ali, Zaide'den tahdis . etti. Ebu Bekr dedi ki: Bize Veki' de İsrail'den tahdis etti. Hepsi Simak b. Harb'den bu isnad ile Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den aynısını rivayet etti. 309 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ 225.sayfada
حدثنا محمد بن المثنى، وابن، بشار قالا حدثنا محمد بن جعفر، حدثنا شعبة، ح وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا حسين بن علي، عن زايدة، قال ابو بكر ووكيع عن اسراييل، كلهم عن سماك بن حرب، بهذا الاسناد عن النبي صلى الله عليه وسلم بمثله
Bize Muhammed b. Rafi' tahdis etti. Bize Abdurrezzak b. Hemmam tahdis etti, bize Ma'mer b. Raşid, Vehb b. Münebbih'in kardeşi, Hemmam b. Münebbih'ten tahdis edip dedi ki: Bu bize Ebu Hureyre'nin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Muhammed'den tahdis ettikleridir deyip, zikrettiği çeşitli hadisler arasında bu da vardı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizden birinizin abdestini bozan bir hali olursa abdest almadıkça namazı kabul edilmez. " Diğer tahric: Buhari, 135; Ebu Davud, 60; Tirmizi, 76; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا محمد بن رافع، حدثنا عبد الرزاق بن همام، حدثنا معمر بن راشد، عن همام بن منبه، اخي وهب بن منبه قال هذا ما حدثنا ابو هريرة، عن محمد، رسول الله صلى الله عليه وسلم . فذكر احاديث منها وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا تقبل صلاة احدكم اذا احدث حتى يتوضا
Bana Ebu't-Tahir Ahmed b. Amr b. Abdullah b. Amr b. Serh ve Harmele b. Yahya et-Tucibi tahdis edip dediler ki: Bize İbn Vehb, Yunus'tan tahdis etti. Onun İbn Şihab'dan rivayetine göre Ata b. Yezid Leysi kendisine şunu haber vermiştir: Osman'ın azatlısı Humran'ın kendisine haber verdiğine göre Osman b. Aftan (r.a.) kendisine abdest için su getirilmesini istedi. Sonra abdest aldı. Ellerini üç defa yıkadıktan sonra mazmaza yapıp, burnuna su verip çıkardı. Sonra yüzünü üç defa yıkadı. Sonra sağ elini (kolunu) dirseğe kadar üç defa yıkadı. Sonra sol elini aynı şekilde (dirseğe kadar) yıkadı. Sonra başına mesh etti. Sonra sağ ayağını üç defa topuklara kadar yıkadı. Sonra sol ayağını da aynı şekilde yıkadı. Sonra: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i benim bu abdestim gibi abdest aldığını gördüm dedi. Sonra da O (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim benim bu abdestim gibi abdest aldıktan sonra kalkıp iki rekat namaz kılar ve içinden namaz dışında bir şey geçirmezse geçmiş günahları ona bağışlanır" buyurdu, dedi. İbn Şihab dedi ki: Bizim ilim adamlarımız: Bu abdest, bir kimsenin namaz için alacağı en mükemmel abdesttir, derlerdi. Diğer tahric: Buhari, 159, 164, 1934; Ebu Davud, 106; Nesai, 84, 85, 116; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثني ابو الطاهر، احمد بن عمرو بن عبد الله بن عمرو بن سرح وحرملة بن يحيى التجيبي قالا اخبرنا ابن وهب، عن يونس، عن ابن شهاب، ان عطاء بن يزيد الليثي، اخبره ان حمران مولى عثمان اخبره ان عثمان بن عفان - رضى الله عنه - دعا بوضوء فتوضا فغسل كفيه ثلاث مرات ثم مضمض واستنثر ثم غسل وجهه ثلاث مرات ثم غسل يده اليمنى الى المرفق ثلاث مرات ثم غسل يده اليسرى مثل ذلك ثم مسح راسه ثم غسل رجله اليمنى الى الكعبين ثلاث مرات ثم غسل اليسرى مثل ذلك ثم قال رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم توضا نحو وضويي هذا ثم قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من توضا نحو وضويي هذا ثم قام فركع ركعتين لا يحدث فيهما نفسه غفر له ما تقدم من ذنبه " . قال ابن شهاب وكان علماونا يقولون هذا الوضوء اسبغ ما يتوضا به احد للصلاة
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yakub b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam İbni Şihâp'tan, onunda Ata b. Yezid el-Leysi'nin rivayetine göre Osman (r.a.)'ın azatlısı Humran, Osman'ın bir su kabı getirilmesini istediğini, ellerine üç defa su döküp, ellerini yıkadığını sonra sağ elini kaba daldırıp, ağzına su alıp çalkaladığını, burnuna su verip çıkardığını sonra yüzünü üç defa, ellerini (kollarını) da dirseklerine kadar üçer defa yıkadığını, sonra başına mesh ettiğini, sonra ayaklarını üç defa yıkadığını, sonra da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim benim bu abdestim gibi abdest alır sonra da içinden namaz ile ilgisi olmayan şeyler geçirmeksizin iki rekdt namaz kılarsa onun geçmiş günahları ona bağışlanır" buyurduğunu naklettiğini görmüştür
وحدثني زهير بن حرب، حدثنا يعقوب بن ابراهيم، حدثنا ابي، عن ابن شهاب، عن عطاء بن يزيد الليثي، عن حمران، مولى عثمان انه راى عثمان دعا باناء فافرغ على كفيه ثلاث مرار فغسلهما ثم ادخل يمينه في الاناء فمضمض واستنثر ثم غسل وجهه ثلاث مرات ويديه الى المرفقين ثلاث مرات ثم مسح براسه ثم غسل رجليه ثلاث مرات ثم قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من توضا نحو وضويي هذا ثم صلى ركعتين لا يحدث فيهما نفسه غفر له ما تقدم من ذنبه
Bize Kuteybetü'bnü Sa'id ile Osman b. Muhammed b. Ebi Şeybe ve İshâk b. İbrahim El-Hanzalî rivayet ettiler. Lâfız kuteybe'nindir. İshâk (Ahberena) tabirini, Ötekiler (Haddesena) yı kullandılar. Dediler ki: Bize Cerir, Hişâm b. Urveden, o da Babasından, o da Osman'ın azadlısı Humran'dan naklen rivayet etti. Humran şöyle demiş: Osman b. Affan'ı mescidin yakınında iken -müezzin de ikindi vaktinde onun yanına gelmişken- su getirilmesini istediğini işittim.Abdest aldıktan sonra dedi ki: Yemin ederim ki size bir hadis nakledeceğim. Şayet Allah'ın kitabındaki bir ayet olmasaydı size bu hadisi nakletmeyecektim. Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Bir Müslüman güzel bir şekilde abdest alıp da arkasından bir namaz kılacak olursa, mutlaka o namaz ile ondan sonraki namaz arası (günahları)nı Allah ona bağışlar. " Diğer tahric: Buhari, 160 -uzun olarak-; Nesai, 146; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا قتيبة بن سعيد، وعثمان بن محمد بن ابي شيبة، واسحاق بن ابراهيم الحنظلي، - واللفظ لقتيبة - قال اسحاق اخبرنا وقال الاخران، حدثنا جرير، عن هشام بن عروة، عن ابيه، عن حمران، مولى عثمان قال سمعت عثمان بن عفان، وهو بفناء المسجد فجاءه الموذن عند العصر فدعا بوضوء فتوضا ثم قال والله لاحدثنكم حديثا لولا اية في كتاب الله ما حدثتكم اني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا يتوضا رجل مسلم فيحسن الوضوء فيصلي صلاة الا غفر الله له ما بينه وبين الصلاة التي تليها
Bunu bize Ebu Kureyb de tahdis etti. Bize Ebu Üsame tahdis etti. (H) Bize Zuheyr b. Harb ve Ebu Kureyb de tahdis edip dediler ki: Bize Veki' tahdis etti. (H) Bize İbn Ebi. Ömer de tahdis etti. Bize Süfyan tahdis etti. Hepsi Hişam'dan bu isnad ile rivayet ettiler. Ebu Üsame'nin hadisi rivayetinde: "Güzel bir şekilde abdestini aldıktan sonra farz olan namazı kılarsa" demiştir
وحدثناه ابو كريب، حدثنا ابو اسامة، ح وحدثنا زهير بن حرب، وابو كريب قالا حدثنا وكيع، ح وحدثنا ابن ابي عمر، حدثنا سفيان، جميعا عن هشام، بهذا الاسناد وفي حديث ابي اسامة " فيحسن وضوءه ثم يصلي المكتوبة
Bize Zuheyr b. Harb da tahdis etti. Bize Yakub b. İbrahim tahdis etti. Bize babam Salih'ten tahdis etti. İbn Şihab dedi ki: Ama Urve, Humran'dan şöyle dediğini tahdis etmiştir: Osman abdest aldıktan sonra: Allah'a yemin ederim ki size bir hadis nakledeceğim. Allah'a yemin ederim ki şayet Allah'ın kitabındaki bir ayet olmasaydı o hadisi size nakletmeyecektim. Şüphesiz ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Bir adam güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra namazı kılacak olursa, mutlaka onun kıldığı o namaz ile ondan sonraki namaz arası (günahları) ona mağfiret olunur" buyururken dinledim. Urve dedi ki: Ayet: "Muhakkak indirdiğimiz apaçık ayetlerimizi ve hidayeti insanlara kitapta apaçık bir şekilde bildirdikten sonra gizleyenler var ya ... lanet edenler lanet eder" (Bakara, 159) ayetidir. Diğer tahric: Buhari, 160 -uzun olarak-; Nesai, 146; Tuhfetu'l-Eşraf, 9793 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Finau'I mescid: Mescid'in etrafı avlusu manasınadır. Osman (R.A.)'ın : «Eğer Allah'ın kitabında bir âyet olmasaydı onu size rivayet etmezdim» sözünden maksadı «Eğer Allah Teâlâ bir kimsenin bildiği bir ilmi başkasına tebliğ etmesini farz kılmasaydi size hadis rivayet etmek istemez ve bu suretle sizin başınızı ağrıtmazdım» yahut; «bu âyet olmasaydı haber vereceğim müjdeye itimad ederek ibadetleri terk-edersiniz endişesi ile bu hadisi size söylemezdim» demektir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bu hadiste bir kimse tertemiz abdest alır ve onunla iki rekat namaz kılarsa o namazla ondan sonra gelecek namaz arasındaki günahlarının affedileceğini beyan buyurmuştur. Halbuki bundan önceki hadiste yine aynı hüküm ve hâdise hakkında : «Geçmiş günahları affolunur.» buyurmuştu. Bu hadisin zahirî umum bildirmektedir. Yâni; tertemiz abdest alarak iki rekat namaz kılan kimsenin bütün geçmiş günahları affedilecek demektir. Bu noktadan iki rivayet arasında zahiren münâfât ve zıddiyet var gibi görünüyorsada hakikatta hiç bir münafat ve zıddiyet yoktur. Hadislerin arası şöyle bulunur. Umum bildiren hadiste mudaf hazfedilmiştir. Cümlenin takdiri: «Allah o kimsenin o namazla mükellef olduğu zamanla gelecek namaz arasındaki günahlarını affeder.» şeklindedir. Hadis-i Şerif müezzinin namaz vaktini haber vermek için imama gidebileceğine ve zaruret olmadığı halde bazen yemin etmenin caiz olduğuna delâlet etmektedir
وحدثنا زهير بن حرب، حدثنا يعقوب بن ابراهيم، حدثنا ابي، عن صالح، قال ابن شهاب ولكن عروة يحدث عن حمران، انه قال فلما توضا عثمان قال والله لاحدثنكم حديثا والله لولا اية في كتاب الله ما حدثتكموه اني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا يتوضا رجل فيحسن وضوءه ثم يصلي الصلاة الا غفر له ما بينه وبين الصلاة التي تليها " . قال عروة الاية { ان الذين يكتمون ما انزلنا من البينات والهدى} الى قوله { اللاعنون}
Bize Abd b. Humeyd ve Haccac b. eş-Şair tahdis etti. İkisi Ebu'l-Velid' den nakletti. Abd dedi ki: Bana Ebu'l-Velid tahdis etti. Bize İshak b. Said b. Amr b. Said b. As tahdis etti. Bana babam kendi babasından şöyle dediğini tahdis etti. Osman'ın yanında idim. Su getirilmesini istedi ve şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Farz bir namaz vaktine yetişip de onun içine güzel bir şekilde abdest alan, huşu ve rükuunu güzel bir şekilde yerine getiren Müslüman her bir kimse için mutlaka kıldığı o namaz kendisinden önceki günahlar için -büyük bir günah işlenmemiş olduğu sürece- kefaret olur ve bu bütün zaman boyunca böyledir. " Yalnız Müs!im rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 9833 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Tertemiz abdest almaktan murad abdestin bütün kemal sıfatları ile adabına riayet etmektir. «Büyük günah işlemedikçe...» kaydından küçük günahların affedilmesi için büyük günah işlememenin şart olduğu mânası anlaşılmamalıdır. Bundan murad küçük günahlar affedilir. Büyükleri edilmez demektir. Çünkü büyük günahlar ya tevbe ile yahut fadl~ı ilâhi ile affolunurlar. Kaadi İyâz: «Bu hadiste zikredüdiği vecihle küçük günahların affedilmesi büyüklerinin ise; ancak tevbe yahut Allah'ın fadl-u rahmeti ile affolunması ehl-i sünnetin mezhebidir» diyor. «Bu her zaman için böyledir» cümlesinden murad küçük günahların affedilmesi her zaman bu suretle abdest alarak namaz kılmakla olur, yahut büyük günah işlememek meselesi her zaman için böyledir demektir. Bu ve emsali hadisler abdest ve namazın bütün şerait ve adabına dikkat ederek ihtiyatla amel edilmesine ve ibadetin bütün mezhep ulemâsına göre sahih olacak şekilde yapılmasına teşvik mahiyetindedirler
حدثنا عبد بن حميد، وحجاج بن الشاعر، كلاهما عن ابي الوليد، قال عبد حدثني ابو الوليد، حدثنا اسحاق بن سعيد بن عمرو بن سعيد بن العاص، حدثني ابي، عن ابيه، قال كنت عند عثمان فدعا بطهور فقال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " ما من امري مسلم تحضره صلاة مكتوبة فيحسن وضوءها وخشوعها وركوعها الا كانت كفارة لما قبلها من الذنوب ما لم يوت كبيرة وذلك الدهر كله
Bize Kuteybetü'bnü Sa'id ile Ahmed b. Abdete'd-Dabbî rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Abdilaziz — ki Deraverdîdir — Zeyd b. Eslemden, o da Osman'ın azadlısı Humran'dan naklen rivayet etti. Humran şöyle demiş: Osman b. Affan'a abdest suyu getirdim. Abdest aldıktan sonra şöyle dedi: Birtakım insanlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bazı hadisler rivayet ediyorlar. Onların mahiyetini bilmiyorum ancak ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i benim aldığım şu abdest gibi abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Kim bu şekilde abdest alırsa onun geçmiş günahları bağışlanır, namazı ve mescide yürüyüşü de nafile (bir ibadet) olur." İbn Abde'nin rivayetinde ise: Osman'a geldim de abdest aldı, şeklindedir. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9791 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Kıldığı namazla mescide kadar yürümesi de (kendisine) nafile (ibâdet) olur.» buyurulması kılacağı namazdan ve mescide gitmesinden hâsıl olacak sevap nafile ibadet olur. Manasınadır. Yoksa farz namaz nafileye tebdil edilir. Seklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü şeraitine riayetle alınan abdest geçmiş küçük günahlara keffaret olunca; namazdan hasıl olacak sevap ziyade olarak kalır. Nafileden murad da budur. Bununla o kulun ya âhiretteki dereceleri yükseltilir. Yahut o namazdan sonra işleyeceği günahları affedilir. Ziyade edilen şeyin mezidun aleyh cinsinden olması şart değildir. Binaenaleyh kulun derecelerinin yükseltilmesi günahlarına keffâratın üzerine ziyade edilmiş bir fazlalıkta olabilir
حدثنا قتيبة بن سعيد، واحمد بن عبدة الضبي، قالا حدثنا عبد العزيز، - وهو الدراوردي - عن زيد بن اسلم، عن حمران، مولى عثمان قال اتيت عثمان بن عفان بوضوء فتوضا ثم قال ان ناسا يتحدثون عن رسول الله صلى الله عليه وسلم احاديث لا ادري ما هي الا اني رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم توضا مثل وضويي هذا ثم قال " من توضا هكذا غفر له ما تقدم من ذنبه وكانت صلاته ومشيه الى المسجد نافلة " . وفي رواية ابن عبدة اتيت عثمان فتوضا
Bize Kuteybe b. Said, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Zuheyr b. Harb -lafız Kuteybe ve Ebu Bekir'e aittir - tahdis edip dediler ki: Bize Vekl', Süfyan'dan tahdis etti, o Ebu'n-Nadr'dan, o Enes'ten rivayet ettiğine göre Osman (mescidin yakınındaki) oturmak için ayrılmış yerlerde abdest aldı ve: Size Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığını göstereyim mi, dedikten sonra (abdest azalarını) üçer üçer yıkayarak abdest aldı. Kuteybe rivayetinde şu fazlalığı eklemiştir: Süfyan dedi ki: Ebu'n-Nadr Ebu Enes'ten şöyle dediğini nakletti: Ebu Enes: Yanında da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazı adamlar da vardı, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا قتيبة بن سعيد، وابو بكر بن ابي شيبة وزهير بن حرب - واللفظ لقتيبة وابي بكر - قالوا حدثنا وكيع، عن سفيان، عن ابي النضر، عن ابي انس، ان عثمان، توضا بالمقاعد فقال الا اريكم وضوء رسول الله صلى الله عليه وسلم ثم توضا ثلاثا ثلاثا . وزاد قتيبة في روايته قال سفيان قال ابو النضر عن ابي انس قال وعنده رجال من اصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم
Bize Ebu Küreyb Muhammed b. El-AIa', ile İshak b. İbrahim hep birlikte Veki'den rivayet ettiler. Ebu Kureyb dedi ki: Bize Veki', Mis'ar'dan, o da Ebu Sahra Cami' b. Şeddad'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Ben Humran b. Ebandan dinledim. Şöyle dedi: Osman'a abdest için su koyardım. Üzerine biraz su dökmeden bir gün dahi geçmezdi. Osman dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize bu namazımızdan ayrılırken -Mis'ar: Zannederim, o ikindi namazıdır, dedi- tahdis edip buyurdu ki: "Bilemiyorum bir şeyi size anlatayım mı yoksa susayım mı?" Biz: Ey Allah'ın Resulü, eğer bir hayırsa bize anlat, eğer böyle değilse Allah ve Resulü en iyi bilendir, dedik. O: "Müslüman bir kimse abdest alıp da Allah'ın kendisine farz kıldığı abdesti tam olarak yaparsa, sonra da bu beş vakit namazı kılarsa, mutlaka aralarındaki (günah) lara kefaret olurlar" buyurdu. Diğer tahric: Nesai, 145; Ibn Mace, 459; Tuhfetu'I-Eşraf, 9789 NEVEVİ ŞERHİ: "Cami b. Şeddad Ebu Sahra" isminin nasıl okunacağına dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır: "Üzerine biraz su dökmeden bir gün geçmezdİ." Nutfe (nun harfi ötreli) az miktardaki su demektir. Maksadı mutlaka her gün o miktardaki bir su ile yıkanırdl. Onun yıkanmayı sürekli tekrar etmesinin sebebi, çokça temizlenmeyi sürdürmek ve böylelikle hadisinde sözünü ettiği pek büyük ecri kazanmak idi. -Allah en iyi bilendir.- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bilmiyorum, bir hususu size anlatayım mı yoksa susayım mı? .. " Bunun: Benim bu zamanda size bu hadisi söyleyişim bir masıahat mıdır değil midir bilmiyorum, demektir. Sonra o halde iken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunun maslahatını görünce onlara bu hadisi söyledi. Çünkü bu hadis onları taharete (abdest almaya vs. temizliğe) ve diğer çeşitli itaatlere teşvik eder bir mahiyette idi. Önce tereddüt göstermesinin sebebi ise, onların buna güvenerek bel bağlamalarının sebep olacağı olumsuzluktan korkması idi, sonra bu hususu onlara söylemekteki maslahatı gördü (ve onlara hadisi zikretti.) Ashabın: "Eğer hayırsa bize söyle" sözlerinin şu anlamda olma ihtimali vardır: Eğer bu bizim için bir müjde ve bizim daha çok gayrete gelmem ize bir sebep, salih ameller işlemeye şevkimizi artıracak yahut masiyetlerden ve emidere aykırı davranmaktan bizi sakındırıp uzaklaştıracak bir hadis ise bize onu söyle, biz de hayır işlemeye, kötülükten de yüz çevirmeye gayretle devam edelim. Eğer ameller ile ilgisi olmayan bir teşvik ve bir korkutma da ihtiva etmeyen bir hadis ise Allah ve Resulü en iyi bilendir, demektir. Yani bu hususta sen nasıl uygun görüyorsan öyle yap. Allah en iyi bilendir. "Bir Müslüman abdest alıp da yüce Allah 'ın kendisine farz kıldığı abdesti eksiksiz tamamlayıp ... " Bu rivayette oldukça nefis, faydalı bir bilgi vardır. O da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Allah'ın kendisine farz kıldığı abdest" ifadesidir. Bu da bir kimsenin abdest alışında yalnızca yıkanması farz olan organları yıkamakla yetinerek sünnet ve müstehapları terk edecek olsa bile bu fazileti elde edeceğine delildir. Sünnetleri de yerine getirerek abdest alanın abdesti daha mükemmel ve kefaret olması daha ileri derecede olsa dahi bu böyledir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Nutfe: Az su demektir. «Gün geçmezdiki üzerine biraz su dökmesin» cümlesinden murad yıkanmağa devam ettiğini temizliğe çok ehemmiyet verdiğini bu suretle hadiste kendi rivayet ettiği sevabı elde etmeğe çalıştığını anlatmaktır: «Size bir şey söylesem mi? Yoksa sükut mu etsem? Bilmiyorum.» buyurması ihtimalki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir an tereddüt buyurması vereceği müjdeye dayanarak ibâdet hususunda gevşeklik gösterirler endişesinden olabilir. Daha doğrusu Resulullâh (Sallallahu Aieyhi ve Sellem) bu sözü ile Ashabı neşat ve gayrete getirmek istemiştir. Ashab-ı Kiram'ın; «Hayırsa söyle» diye cevap vermeleri; eğer söyliyeceğin müjde ise ve bizim daha ziyade ibâdet etmemize sevap olarak neşatımızı arttıracak günahlardan biri men edecek bir şeyse söyle de hayırlı işlere daha ziyade ehemmiyet verelim kötülüklerden daha fazla kaçınalım, mânalarını ifade eder. «Başka bir şeyse» yani amellere tergip ve terhibe aid birşey söylemiyeceksen sen bilirsin Ya Resulullâh! Demektir. Hadis-i şerif nefis bir faide beyan etmektedir. Fayda şudur. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Allah'ın farz kıldığı temizliği tastamam yapan...» buyurması abdest alırken yalnız farz olan yerleri yıkayıp sünnet ve müstehaplara riayet etmeyen bir kimsenin bunlara riayet eden kadar sevap ve fazilete nail olmayacağına delildir. Maamafih sünnet ve müstehaplara riayet edenin sevabı elbetteki daha mükemmel ve günahları için daha çok keffaret olur
Bize Ubeydullah b. Muaz tahdis etti, bize babam tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. Osman ve İbn Beşşar da tahdis edip dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Hep birlikte (yani Muaz ve Muhammed) dediler ki: Bize Şu'be, Cami b. Şeddad'dan şöyle dediğini tahdis etti: Bu mescitte Ebu Burde ile Bişr'in emirliği zamanında tahdis ederken dinledim: Osman b. Affan dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim yüce Allah'ın kendisine emrettiği şekilde tam olarak abdest alırsa, farz olan namazlar da aralarındakilere kefarettirler" buyurdu. Bu, İbn Muaz'ın hadisi rivayet ettiği şekildir. Fakat Gunder'in hadisi rivayetinde "Bişr'in emidiği döneminde" ibaresi de yoktur, "farz (namaz) lar" dan da söz edilmemiştir. Diğer tahric: Nesai, 145; Ibn Mace, 459; Tuhfetu'I-Eşraf
حدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي ح، وحدثنا محمد بن المثنى، وابن، بشار قالا حدثنا محمد بن جعفر، قالا جميعا حدثنا شعبة، عن جامع بن شداد، قال سمعت حمران بن ابان، يحدث ابا بردة في هذا المسجد في امارة بشر ان عثمان بن عفان قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من اتم الوضوء كما امره الله تعالى فالصلوات المكتوبات كفارات لما بينهن " . هذا حديث ابن معاذ وليس في حديث غندر في امارة بشر ولا ذكر المكتوبات
Bize Harun b. Sa'id el-Eyli rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana Mahremetü'bnü Bükeyr, babasından, o da Osman'ın azadlısı Humran'dan naklen haber verdi. Humran dedi ki: Osman b. Affan bir gün güzel bir abdest aldıktan sonra: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i güzel bir şekilde abdest alırken gördüm, dedi. Sonra da: "Kim bu şekilde abdest alır sonra da namazın dışında başka bir şeyonu harekete geçirmeksizin mescide çıkıp giderse onun geçmiş günahları bağışlahır" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9787 NEVEVİ ŞERHİ: "Namazdan başka onu bir şey harekete geçirmezse" namazın dışında hiçbir şeyonu itmez, yerinden kaldırtmaz ve harekete geçmesine sebep olmazsa demektir. Dilciler der ki: "Neheze" fiili itmek demektir. "Neheze ra'seh: Başını hareket ettirdi" anlamındadır. Hadis-i şerifte itaatlerde ihlaslı olmak ve itaatlerin katıksız yüce Allah için yapılması teşvik edilmektedir. Allah en iyi bilendir. (3/116) DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisteki «Yen hezu» fiilini bazıları «Yünhizu» şeklinde rivayet etmişsede «El-Metali'» sahibi bunun hata olduğunu söylemiş sonra: «Bunun bir lugât olduğunu söyliyenlerde vardır demiştir.».Her iki rivayete göre kelimenin mânası: «Hareket ettirmek» demektir. Hadis-i şerif ibadet ve taatlarda ihlâs ve samimiyete teşvik etmektedir
حدثنا هارون بن سعيد الايلي، حدثنا ابن وهب، قال واخبرني مخرمة بن بكير، عن ابيه، عن حمران، مولى عثمان قال توضا عثمان بن عفان يوما وضوءا حسنا ثم قال رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم توضا فاحسن الوضوء ثم قال " من توضا هكذا ثم خرج الى المسجد لا ينهزه الا الصلاة غفر له ما خلا من ذنبه
Bana Ebu't-Tahir ve Yunus b. Abdula'la tahdis edip dediler ki: Bize Abdullah b. Vehb'in, Amr b. el-Haris'den bildirdiğine göre Hukeym b. Abdullah el-Kuraşı kendisine şunu tahdis etmiştir: Nafi' b. Cubeyr ile Abdullah b. Ebi Seleme'nin kendisine tahdis ettiklerine göre Muaz b. Abdurrahman her ikisine Osman b. Aftan'ın azatlısı Humran'dan tahdis etti. 0, Osman b. Aftan'dan şöyle dediğini nakletli: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Kim namaz için abdest alıp da abdest organlarını iyice yıkadıktan sonra farz namaza (kılmak için) yürüyüp gider, onu insanlarla beraber -yahut cemaatle birlikte ya da mescitte- kılarsa Allah ona günahlarını bağışlar. " Diğer tahric: Buhari, 6433; Nesai, 855; Tuhfetu'I-Eşraf, 9597 NEVEVİ ŞERHİ: "el-Hukeym b. Abdullah el-Kuraşi'nin kendisine tahdis ettiğine göre ... " Bu isnadta el-Hukeym, Nafi' b. Cubeyr, Muaz ve Umran bir arada yer almaktadır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Burada Hafız İbni Hacer şunları söylemiştir: «Hâsılı Humran, Hz. Osman'dan iki hadis rivayet etmiştir. Bunların birisi namazda bir şey hatırına getirmemekle mukayyet olan iki rekât namaz; diğeri bu kayıddan hâlu bulunan farz namaz, yahud cemaatle namaz hakkmdadır.> Hadis-i Şerif mâna itibariyle yukarıkiler gibidir
وحدثني ابو الطاهر، ويونس بن عبد الاعلى، قالا اخبرنا عبد الله بن وهب، عن عمرو بن الحارث، ان الحكيم بن عبد الله القرشي، حدثه ان نافع بن جبير وعبد الله بن ابي سلمة حدثاه ان معاذ بن عبد الرحمن حدثهما عن حمران، مولى عثمان بن عفان عن عثمان بن عفان، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " من توضا للصلاة فاسبغ الوضوء ثم مشى الى الصلاة المكتوبة فصلاها مع الناس او مع الجماعة او في المسجد غفر الله له ذنوبه
Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybetü'bnü Saide ve Aliyyübnü Hucr hep birden İsmail'den rivayet ettiler. İbni Eyyüb dedi ki: Bize İsmail b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bana Huraka'nın azadlısı Âla b. Abdirrahman b.Ya'kub, babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi ki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma (namazı) büyük günahlar işlenmediği sürece, aralarındaki (günah}lara kefarettir." Diğer tahric: Tirmizi, 214; Tuhfetu'I-Eşraf, 13980 NEVEVİ ŞERHİ: "el-Huraka'nın azatlısı" ha harfi ötreli, re harfi de fethalıdır. Kitabın baş taraf/arında açıklaması geçti
حدثنا يحيى بن ايوب، وقتيبة بن سعيد، وعلي بن حجر، كلهم عن اسماعيل، - قال ابن ايوب حدثنا اسماعيل بن جعفر، - اخبرني العلاء بن عبد الرحمن بن يعقوب، مولى الحرقة عن ابيه، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " الصلاة الخمس والجمعة الى الجمعة كفارة لما بينهن ما لم تغش الكباير
Bana Nasr b. Aliy el-Cehdamî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdil â'la haber verdi. Dediki: Bize Hişâm Muhammed'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletli: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma namazı aralanndaki (günah}/ar için kefarettir. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثني نصر بن علي الجهضمي، اخبرنا عبد الاعلى، حدثنا هشام، عن محمد، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " الصلوات الخمس والجمعة الى الجمعة كفارات لما بينهن
Bana Ebu't-Tahirile Harun b. Sa'id el-Eyli rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb, Ebu Sahır'dan naklen haber verdi. Ona da Zaide'nin azadlısı Ömer b. İshâk babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber vermiş ki Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururlarmış: "Beş vakit namaz, bir sonraki cumaya kadar Cuma namazı,bir sonraki ramazana kadar ramazan ayı (orucu) -büyük günahlardan uzak kalınmak şartıyla- aralarında (işlenen günahlar) için kefarettirler. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12183 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize İbn Vehb, Ebu Sahr'dan tahdis etti." Bu sonunda "he" (yuvarlak te) olmaksızın "Ebu Sahr" şeklinde bir künye olup, adı Humeyd b. Ziyad'dır. Humeyd b. Sahr olduğu söylendiği gibi Hammad b. Ziyad olduğu da söylenmiştir. (3/117) Ona Ebu's-Sahr el-Harrat Sahibu'l-Aba el-Medeni de denilir. Mısır' da yerleşmiştir. "Ramazandan bir sonraki ramazana aralarındaki için kefarettir" ifadesinden "şehr: ay" kelimesini ona izafe etmeksizin sadece "ramazan" demenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Doğrusu budur. Bunu kabul etmeyenlerin karşı çıkmalarının açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bu mesele yüce Allah'ın izniyle delilleriyle geniş bir şekilde açıklanıp, açıkça anlatılarak oruç kitabında (bölümünde) gelecektir. "Büyük günahlardan uzak kalınması şartıyla" anlamındaki ibarede "uzak kalınması" demek olan "uctunibet" kelimesi asıl nüshaların birçoğunda sonu tek noktalı be ile bitecek şekilde "idenebe" şeklindedir. Büyük günahlar anlamındaki "el-kebair" de nasb iledir. Yani söylenen amelleri yerine getiren kişi büyük günahlardan uzak kalırsa demektir. Bazı asıl nüshalarda ise sonu açık te ve edilgen mı olup "el-kebair" ise merfudur. (Büyük günahlardan uzak kalınması demek olup, tercümede de böyledir.) Her ikisi de doğru ve açık bir ifadedir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Yukarıdan beri sıraladığımız bu rivayetlerin bazılarında abdestin bazılarında abdestten sonra.: iki rekat namazın; bir kısmında beş vakit namazın diğerlerinde iki cum'a ile iki Ramazanın küçük günahlara, keffâret olacakları bildirilmektedir Neyevî diyor ki: «Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir. Mademki abdest geçmiş küçük günahlara keffâret oluyor o halde namaz neye keffâret olacaktır? Namaz küçük günahlara keffâret olursa cum'alarla ramazanlar neye keffâret olacaktır? Hatta Arife günü oruç tutulursa; iki senenin küçük günahlarına; Aşura günü oruç tutulursa bir senenin günahlarına keffâret olacağı keza bir kulun âmin demesi meleklerin âminine tesadüf ederse geçmiş günahları affolunacağı bildiriliyor. Bunlar neye keffâret olacaktır? diye sorulabilir. Ulemâ bu suale şu cevabı vermişlerdir: Bu zikredilenlerin her biri keffâret olmaya elverişlidir. Eğer keffâret olacak küçük günahlar bulunursa onlara keffâret olurlar. Kulun büyük veya küçük hiç bir günahı yoksa mezkur abdest ve namazlarla kula hasenat yazılır. Dereceleri yükseltilir. Küçük günahı yokta büyük günahı bulunursa büyük günahların cezasını hafifleteceklerini ümit ederiz Allah-u A'lem
Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi tahdis etti. Bize Muaviye b. Salih, Rabia -yani b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlanl'den, o Ukbe b. Amir'den (H). Bana Ebu Osman da Cubeyr b. Nufeyr'den tahdis etti. O Ukbe b. Amir'den şöyle dediğini nakletti: Deve çobanlığı (sırası) bizde idi. Benim sıram geldi, akşam vakti onları götürdüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ayakta insanlara konuşma yaparken yetiştim. Onun sözlerinden: "Herhangi bir Müslüman güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra kalbiyle ve yüzüyle kendisini onlara vererek iki rekat namaz kılacak olursa, mutlaka ona cennet vacip olur" sözlerini söylerken yetiştim. Ben: Bu ne güzel bir şey, dedim. Bir de baktım ki önümdeki birisi: Bundan önceki daha da güzeldi, dedi. (Kim olduğuna) bakınca Ömer olduğunu gördüm. Şöyle dedi: Ben senin az önce geldiğini gördüm. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz abdest alıp da abdestini eksiksiz alır -yahut abdest organlarını tamamen yıkar- sonra da eşhedu en Ia iahe illallah ve enne Muhammeden Abdullahi ve Resuluh: Allah'tan bClşka bir ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim, diyecek olursa, mutlaka ona cennetin sekiz kapısı açılır, hangisinden dilerse ondan girer. " Diğer tahric: Ebu Davud, 169 -uzunca-, 906; Nesai, 148, 151; İbn Mace, 470; Tuhfetu'l-Eşraf, 9914 ve
حدثني محمد بن حاتم بن ميمون، حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، حدثنا معاوية بن صالح، عن ربيعة، - يعني ابن يزيد - عن ابي ادريس الخولاني، عن عقبة بن عامر، ح وحدثني ابو عثمان، عن جبير بن نفير، عن عقبة بن عامر، قال كانت علينا رعاية الابل فجاءت نوبتي فروحتها بعشي فادركت رسول الله صلى الله عليه وسلم قايما يحدث الناس فادركت من قوله " ما من مسلم يتوضا فيحسن وضوءه ثم يقوم فيصلي ركعتين مقبل عليهما بقلبه ووجهه الا وجبت له الجنة " . قال فقلت ما اجود هذه . فاذا قايل بين يدى يقول التي قبلها اجود . فنظرت فاذا عمر قال اني قد رايتك جيت انفا قال " ما منكم من احد يتوضا فيبلغ - او فيسبغ - الوضوء ثم يقول اشهد ان لا اله الا الله وان محمدا عبد الله ورسوله الا فتحت له ابواب الجنة الثمانية يدخل من ايها شاء
حدثنا ابو كريب، محمد بن العلاء واسحاق بن ابراهيم جميعا عن وكيع، قال ابو كريب حدثنا وكيع، عن مسعر، عن جامع بن شداد ابي صخرة، قال سمعت حمران بن ابان، قال كنت اضع لعثمان طهوره فما اتى عليه يوم الا وهو يفيض عليه نطفة . وقال عثمان حدثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم عند انصرافنا من صلاتنا هذه - قال مسعر اراها العصر - فقال " ما ادري احدثكم بشىء او اسكت " . فقلنا يا رسول الله ان كان خيرا فحدثنا وان كان غير ذلك فالله ورسوله اعلم . قال " ما من مسلم يتطهر فيتم الطهور الذي كتب الله عليه فيصلي هذه الصلوات الخمس الا كانت كفارات لما بينها
حدثني ابو الطاهر، وهارون بن سعيد الايلي، قالا اخبرنا ابن وهب، عن ابي صخر، ان عمر بن اسحاق، مولى زايدة حدثه عن ابيه، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يقول " الصلوات الخمس والجمعة الى الجمعة ورمضان الى رمضان مكفرات ما بينهن اذا اجتنب الكباير