Loading...

Loading...
Kitap
193 Hadis
Abdullah b. Ömer r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çoğu defa "Kalpleri çevirip döndüren Allah'a yemin olsun ki yapmam!" diye yemin ederdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rağıb şöyle demiştir: Arapçada "Taklibu şey" bir şeyi bir durumdan diğer duruma çevirmek anlamına gelir. "Taklib", "tasarruf yani çevirme" anlamınadır. Allah'ın kalpleri ve gözleri "taklibi" onları bir görüşten diğer görüşe çevirmesidir. Yukarda zikri geçen İbn Ömer hadisi ile ayetin açıklaması Eyman ve'n-Nüzur Bölümünde geçmişti. Bu ayetle hadisten kalplerin iradi ve irade dışı olarak çevrilmesinin Yüce Allah'ın yaratması ile olduğu anlaşılmaktadır. Bu hadis -mütevatir olmamakla birlikte- Yüce Allah'a "mukallibu'l-kulub" demenin caiz olduğunu savunan görüşe delildir. Hadis Allah'a kendi fiilinden türemiş bir kelimeyi isim olarak vermenin caiz olduğunu göstermektedir. Bu konudaki gerekli açıklama Daavat bölümünde Esmuu'l-Hüsna'dan söz edilirken geçmişti. "Ve nukallibu ef'idetehum" cümlesinin manası daha önce açıklandığı üzere onların kalplerini dilediğimiz şekilde çeviririz demektir. Beydavi şöyle der: Kalplerin çevrilmesinin Allah'a nispet edilmesi, onun kullarının kalplerini üstüne aldığına ve yaratıklarından hiç kimseye bırakmadığına işaret etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in duasında geçen "Ya mukallibe'l-kulub! Sebbit kalbl ald dfnike=Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl" cümlesi bu hükmün Nebilerine varıncaya kadar bütün kulları için geçerli olduğuna, Nebilerin bundan istisna edildiğini zannedenlerin bu düşüncelerinin geçersizliğine işaret etmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in burada özelolarak kendisini zikretmesi, pak ve temiz olan nefsi Allah'a sığınmaya ihtiyaç duyduğuna göre başkalarının bu ihtiyacı evleviyetle duyacaklarını bildirmek içindir
حدثني سعيد بن سليمان، عن ابن المبارك، عن موسى بن عقبة، عن سالم، عن عبد الله، قال اكثر ما كان النبي صلى الله عليه وسلم يحلف " لا ومقلب القلوب
Ebu Hureyre r.a.'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah'ın yüz'den bir eksik olarak doksandokuz ismi vardır. Bu isimleri her kim sayarsa cennete girer" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda Allah'ın doksandokuz ismi olduğundan söz eden hadise yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Daavat Bölümünde geçmişti. "Buhari 'ahsaynahu' 'hafiznahu = onu ezberledik' manasınadır demiştir." Asili şöyle demiştir: Allah'ın isimlerini saymak, onları tek tek sayıp ezberlemek değil, onlarla amel etmek demektir. Çünkü Allah'ın isimlerini sayıp ezberlemek, Havaric hadisinde belirtildiği üzere kafir ve münafıklar için de mümkündür. Sözkonusu hadiste Haricllerin Kur'an'ı okudukları ancak boğazlarından öteye geçmediği belirtilmektedir. İbn Battal şöyle demiştir: "Esmau'l-hüsna'yı saymak, sözle olabileceği gibi, amelle de olabilir. Amel ile olanı Allah'ın el-ahad, el-müteal, el-kadır vb. gibi kendisine mahsus isimleri olduğunu bilmektir. Bu isimleri ikrar etmek ve karşısında boyun eğmek vaciptir. Allah'ın er-rahım, el-kerim, el-afuvv vb. isimleri olup, bunların manalarında bu isimlere uymak müstehaptır. Netice olarak bir kulun onlara göre amel etmiş olmak için manasıyla bezenmesi müstehab olur. Böylece amell olarak Esma-i hüsna'yı saymak mümkün olur. Bu isimlerin sözlü sayımına gelince, bunları bir araya toplamak, ezberlemek ve vesile ederek dilekte bulunmakla olur. Allah'ın isimlerini sayma ve ezberleme noktasında mü mine mu'min olmayan kimsenin katılması mümkün ise de mu'min, iman ve o isimlere göre amel etme açısından ayrıcalıklı olur
حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، حدثنا ابو الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " ان لله تسعة وتسعين اسما ماية الا واحدا، من احصاها دخل الجنة ". {احصيناه} حفظناه
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Herhangi biriniz yatağına geldiği zaman elbisesinin kenarıyla üç kere yatağını silkelesin. Sonra şöyle dua etsin: 'Bismike Rabbi vadatu cenbi ve bike erfauhu. İn emsekte nefsi fağfir leha ve in erselteha fehfezha bima tahfezu bihi ibadekessalihine = Rabbim ancak senin isminle yan tarafımı yatağıma koydum. Senin sayende de kaldırırım. Rabbim eğer nefsimi tutacak olursan ona mağfiret eyle! Eğer tekrar hayata salıverecek olursan hayatımı salih kullarını muhafaza etmekte olduğun korumanla koru
حدثنا عبد العزيز بن عبد الله، حدثني مالك، عن سعيد بن ابي سعيد المقبري، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " اذا جاء احدكم فراشه فلينفضه بصنفة ثوبه ثلاث مرات، وليقل باسمك رب وضعت جنبي وبك ارفعه، ان امسكت نفسي فاغفر لها، وان ارسلتها فاحفظها بما تحفظ به عبادك الصالحين ". تابعه يحيى وبشر بن المفضل عن عبيد الله عن سعيد عن ابي هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم. وزاد زهير وابو ضمرة واسماعيل بن زكرياء عن عبيد الله عن سعيد عن ابيه عن ابي هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم. ورواه ابن عجلان عن سعيد عن ابي هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم
Huzeyfe şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağına girdiği zaman "Allahumme bismike ehya ve emutu = Allah'ım senin isminle dirilir ve ölürüm" der, sabaha erdiği zaman "elhamdulillahillezf ehyena ba'de ma ematena ve ileyhinnuşur = Bizleri öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Dönüş ancak O'nadır." derdi
حدثنا مسلم، حدثنا شعبة، عن عبد الملك، عن ربعي، عن حذيفة، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم اذا اوى الى فراشه قال " اللهم باسمك احيا واموت ". واذا اصبح قال " الحمد لله الذي احيانا بعد ما اماتنا واليه النشور
Ebu Zer' r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin yatağına girdiği zaman şöyle dua ederdi: "Bismike nemutu ve nahya = Senin isminle ölür ve yaşarız", uykusundan uyandığı zaman da "elhamdu lillahillezf ahyena ba'de ma ematena ve ileyhinnuşur = Bizleri öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamdolsun ve dönüş ancak O'nadır
حدثنا سعد بن حفص، حدثنا شيبان، عن منصور، عن ربعي بن حراش، عن خرشة بن الحر، عن ابي ذر، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم اذا اخذ مضجعه من الليل قال " باسمك نموت ونحيا، فاذا استيقظ قال الحمد لله الذي احيانا بعد ما اماتنا واليه النشور
İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Herhangi biriniz eşiyle ilişkiye girmek istediği zaman 'Bismillahi Allahumme cennibneş şeytane ve cennibişşeytane ma rezaktena = Bismillah! Allah'ım beni şeytandan uzaklaştır, şeytanı da bize ihsan ettiğin (çocuktan) uzak kıl' derse, onların bu ilişkisinden bir çocuk takdir olunursa o çocuğa ebediyen şeytan zarar veremez
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا جرير، عن منصور، عن سالم، عن كريب، عن ابن عباس رضى الله عنهما قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لو ان احدكم اذا اراد ان ياتي اهله فقال باسم الله، اللهم جنبنا الشيطان، وجنب الشيطان ما رزقتنا. فانه ان يقدر بينهما ولد في ذلك لم يضره شيطان ابدا
Adiy b.Hatim şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Öğretilmiş köpeklerimi avın üzerine salıyorum" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e öğretilmiş olan köpeklerini Allah'ın ismini zikredip de av üzerine saldığında onlar (av) yakalamışlarsa ondan yiyebilirsin. Mi'rad denilen demirli okunu ava attığında avı yaralamışsa onu da ye!" buyurdu
حدثنا عبد الله بن مسلمة، حدثنا فضيل، عن منصور، عن ابراهيم، عن همام، عن عدي بن حاتم، قال سالت النبي صلى الله عليه وسلم قلت ارسل كلابي المعلمة. قال " اذا ارسلت كلابك المعلمة وذكرت اسم الله فامسكن فكل، واذا رميت بالمعراض فخزق فكل
Aişe r.anha şöyle demiştir: Sahabiler "Ya Resulallah! Şu mıntıkada kısa süre önce müşrik olan birtakım kavimler var. Onlar bizlere etler getiriyorlar. Bu hayvanları keserlerken üzerlerine Allah'ın ismini zikrediyorlar mı yoksa etmiyorlar mı bilmiyoruz" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Sizler kendiniz (o etler üzerine) Allah'ın ismini zikredip, onlan yiyin!" buyurdu
حدثنا يوسف بن موسى، حدثنا ابو خالد الاحمر، قال سمعت هشام بن عروة، يحدث عن ابيه، عن عايشة، قالت قالوا يا رسول الله ان هنا اقواما حديثا عهدهم بشرك، ياتونا بلحمان لا ندري يذكرون اسم الله عليها ام لا. قال " اذكروا انتم اسم الله وكلوا ". تابعه محمد بن عبد الرحمن والدراوردي واسامة بن حفص
Enes' in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurban bayramında Allah'ın ismini anıp, tekbir getirerek iki koç kurban kesmiştir
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا هشام، عن قتادة، عن انس، قال ضحى النبي صلى الله عليه وسلم بكبشين، يسمي ويكبر
Cündeb, bir kurban bayramı gününde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında hazır bulunduğunu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önce bayram namazı kıldırdığını, bundan sonra hutbe okuyup, şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim namaz kılmadan önce kurban kestiyse onun yerine bir daha kessin. Her kim de kesmemişse Allah'ın ismiyle kessin
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا شعبة، عن الاسود بن قيس، عن جندب، انه شهد النبي صلى الله عليه وسلم يوم النحر صلى ثم خطب فقال " من ذبح قبل ان يصلي فليذبح مكانها اخرى، ومن لم يذبح فليذبح باسم الله
İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Babalarınızın isimleriyle yemin etmeyiniz. Her kim yemin etmek zorunda kalırsa Allah'ın adına yemin etsin" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın isimleriyle istemek ve bunlarla Allah'a sığınmak" İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buharl'nin bu başlıktan gayesi, ismin müsemmanın aynısı olduğunu ifade etmektir. Bundan dolayı Yüce Allah'ın zatına sığınmak nasıl sahihse, adına sığınmak da aynı şekilde sahih olmuştur. İmam Buhari Allah'ın ismiyle teberrük edip, onu vesile ederek bir şey isteme ve ona sığınma konusunda dokuz hadis zikretmiştir. Birinci sıradaki Ebu Hureyre hadisi yatağa gireceği sırada okunacak dua ile ilgilidir. Bu hadisin etraflı bir açıklaması Daavat bölümünde geçmişti. Hadiste "Bismike Rabbi vadatu cenbi ve bike erfauhu=Rabbim ancak senin isminle yan tarafımı yatağıma koydum, senin sayende de kaldırırım" ifadesi yer almaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanını yatağa koymayı Allah'ın adına izafe ederken, yataktan doğrulup kalkmayı zatına izafe etmiştir. Bu da isimden maksadın zat olduğunu ve yataktan. doğrulurken ve yatarken lafza değil, onun zatından yardım dileneceğini göstermektedir. "Elbisesinin kenarıyla üç kere yatağını silkelesin." Bu ifadede yer alan "essanife" kelimesi için en-Nihaye'de elbisenin uç kısmındaki kenarıdır denilmektedir. Biz de şunu hatırlatalım: Daavat Bölümünde bu ifade "dahilete izarih1" şeklinde geçmişti ve manası da orada yer almıştı. Burası için en uygun olanı, her iki rivayeti birbiriyle uzlaştırmış olmak için en uygun olanı, bundan maksat, elbisenin içten kenarıdır demektir
حدثنا ابو نعيم، حدثنا ورقاء، عن عبد الله بن دينار، عن ابن عمر رضى الله عنهما قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " لا تحلفوا بابايكم، ومن كان حالفا فليحلف بالله
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (kendisinden dini öğretecek kimseler gönderilmesinin istenilmesi üzerine) aralarında Hubeyb el-Ensarl'nin de bulunduğu on kişi gönderdi. Ubeydullah b. Iyaz'ın nakline göre el-Haris'in kızı olayın devamını şöyle anlatmıştır: O kabileler Hubeyb'i öldürmek üzere ittifak ettiklerinde Hubeyb (kıllarını temizlemek için) bu kızdan bir ustura emanet alıp, kullanmışt!. Onlar Hubeyb'i öldürmek üzere Harem'den çıktıklarında Hubeyb şu beyitleri söylemiştir: Ve lestu ubali hine uktelu muslima Ala eyyi şikkin kane lillahi masra'i Ve zalike fi zati'l-ilahi ve in yeşe' Yubarik ala evsali şilvin mumezzai Aldırmam Müslüman olarak öldürülürsem eğer, Hangi yana olmuş Allah için düşüşüm! Önemi ne? Zatı yolundadır çünkü bu. Allah isterse eğer, Bereket bahşeder parçalanmış cesedin her eklemine! Akabinde İbnü'l-Haris (Ten' im mevkiinde) öldürmüştür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların musibete uğradıkları gün sahabilerine onların haberlerini bildirmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zat, Sıfatlar ve Allah'ın İsimleri." Yani Allah hakkında tıpkı isimlerinde olduğu gibi "zat" ve "sıfat"larının kullanılmasının caizliği veya hakkında nas olmadığı için bunların söylenemeyeceği. "Ve zalike fi zati'l-ilahi=Bu ilahın zatı hakkındadır." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Meğazı ve Cihad Bölümünün "Bir kimse kendisinin esir alınmasını talep edebilir mi?" başlığı altında geçmişti. (Buhari, Cihad) "Zatı Yüce Allah'ın ismiyle zikretmiştir." Yani zat kelimesini Allah'ın ismiyle birlikte zikretmiştir veya Allah'ın hakikatini zat sözcüğüyle zikretmiştir. KirmanI'nin ifadesi bu doğrultudadır. Biz de şunu ekleyelim: İmam Buharl'nin ifadesinin zahirinden anlaşılan, gayesinin "zat" kelimesini Allah'ın ismine eklemek olduğudur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu duymuş ve herhangi bir tepki göstermemiştir. Dolayısıyla böyle söylemek caiz olur. Kirmanı "zatu'l-ilah" ifadesinde yukarıdaki başlığı destekleyen bir nokta yoktur denilmiştir. Zira Hubeyb, "zat" kelimesiyle Buharl'nin kastettiği hakiki zatı kastetmemiştir. Onun söylemek istediği, "Allah'a itaat uğrunda" veya "Allah yolunda" demektir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Buharl'nin maksadı, genel itibariyle Allah'a "zat" demenin caiz olduğunu vurgulamaktır. Bu açıklamalardan ortaya çıkan sonuç şudur: Allah'a "zat" denmek, kelamcıların ortaya attıklan manada caiz değildir. Fakat bundan maksadın "nefis" olduğu bilindiğinde bu yaklaşım da reddedilmez. Zira nefis kelimesi Kur'an-ı Kerim'de vardır. Bu nükteden dolayı İmam Buhari bu başlığın ardından nefis kelimesinin geçtiği başlığı zikretmiştir
Abdullah b. Mes'ud r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: ''Allah'tan daha kıskanç bir kimse yoktur. Bundan dolayı o bütün fenalıkları haram kılmıştır. Bir de Allah'tan daha çok methedilmeyi seven kimse de yoktur
حدثنا عمر بن حفص بن غياث، حدثنا ابي، حدثنا الاعمش، عن شقيق، عن عبد الله، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ما من احد اغير من الله، من اجل ذلك حرم الفواحش، وما احد احب اليه المدح من الله
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Yüce Allah mahlukatı yarattığı zaman - kitabına, bu kitap kendi katında Arş'ın üzerinde bulunmaktadır. -Kendi nefsine 'Benim rahmetim gazabıma galebe etmiştir' diye yazmıştır
حدثنا عبدان، عن ابي حمزة، عن الاعمش، عن ابي صالح، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " لما خلق الله الخلق كتب في كتابه هو يكتب على نفسه، وهو وضع عنده على العرش ان رحمتي تغلب غضبي
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni zannı üzereyim. Kulum beni andığı zaman ben muhakkak onunla beraber bulunurum. o beni gönlünde gizlice zikrederse ben de onu bu suretle nefsimde zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse ben de onu bu cemaat fertlerinden daha hayırlı bir cemiyet içinde anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşınm. o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim. ,,, Fethu'l-Bari Açıklaması: Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserinde "en-nefis" kelimesi ile bir başlık atmış ve şu iki ayete yer vermiştir: "Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. "(En'am 54) "Seni kendim için (elçi) seçtim. "(Taha 41) Hadislere gelince, bunlar, içinde "sen kendi nefsini nasıl övmüşsen öylesin"(Müslim, Salat) ve "Ben zulmü kendi nefsime haram kıldım"(Müslim, Bİrr ve's-Sıla) cümlesinin geçtiği hadislerdir. Bu iki hadis, Müslim' de yer almaktadır. Biz de şunu ekleyelim: Bu konuda bir de "Nefsimden razı olan Allah'ı tesbih ederim"(Müslim, Zikir ve Dua) ifadesinin geçtiği hadis vardır. Beyhaki şöyle devam eder: Arap dilinde "en-nefis" kelimesi, birkaç anlamda kullanılır. Bunlardan birisi, Arapların "fi nefsi'l-emr=aslında" kullanımlarında olduğu üzere hakiki manadadır. Bu anlamlardan bir diğerine göre kelime "zat" anlamına gelir. Beyhaki şöyle devam eder: Yüce Allah'ın "ta'lemu ma fı nefsı ve la a'lemu ma if nefsik=sen benim içindekini bilirsin, halbuki ben senin zatında {nefsinde} olanı bilmem"(Maide 116) ayet-i kerimesine şu mana verilmiştir: "Sen benim içimde gizlediğimi ve sır olarak sakladığımı bilirsin, halbuki ben senin benden gizlediğini bilmem." İbn Battal şöyle der: Yukarıdaki ayet ve hadisler, Allah'ın nefsi olduğunu ifade etmektedir. Hadisteki "ağyeru minallah =Allah'tan daha kıskanç" ifadesinin ne demek olduğu Küsuf Bölümünde geçmişti. Bazı bilginlere göre "gayretullah" Yüce Allah'ın kulun çirkin fiilleri yapmasından hoşlanmaması anlamındadır demişlerdir. "Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben kulum un beni zannı üzereyim." Yani kulum kendisine nasıl muamele edeceğimi zannediyorsa ben o şekilde muamele etmeye ka diri m demektir. Kimiimı şöyle demiştir: Bu ifade akışında umudun (redı) korkuya (havf) ağır bastığına işaret vardır. Kirmanı sanki bunu Allah'ın kulun zannı üzere olmasından (tesviye) çıkarmış gibidir. Zira aklı başında olan bir kimse, böyle bir ifadeyi duyduğunda Rabbinin kendisine yönelik tehdidini uygulayacağı zannına kapılmaz. Bu, "havf" tarafıdır. Çünkü kul kendi nefsi için bunu tercih etmez. Tam tersine Allah'ın vaadinin vuku bulacağı zannına meyleder ki bu da "reca" yönüdür. Bu, -tahkik ehli bilginlerin de dedikleri gibi- son nefesini verme haliyle kayıtlıdır. Bu anlayışı, "Herhangi biriniz Yüce Allah'a güzel bir zan beslemedikçe ölmesin"(Müslim, Cenne) hadisi teyit etmektedir. Bu hadis Cabir' dennakledilip, Müslim' de yer almaktadır. Son nefesten önceki duruma gelince, birincisi hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Bunlardan üçüncüsü itidaldir. İbn Ebi Cemre, hadiste geçen zandan maksat, bilgidir demiştir. Ona göre bu ifade "ve zannu en la melcee minallahi illa ileyh = nihayet Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı"(Tevbe 118) ayetinin ifadesine benzer. Kurtubı, el-Müfhim isimli eserinde şöyle demiştir: "Kulumun beni zannı" ifadesinden maksat, kulun dua ederken duasını kabul edeceği yolundaki taşıdığı zan, tövbe ettiğinde tövbesini kabul edeceği, istiğfar ettiğinde bağışlanacağı ve ibadeti şartlarına uygun olarak yaptığında -vaadinde doğruldan ayrılmayarak- onun karşılığını vereceği yolundaki zannıdır. Bu yaklaşımı, Efendimizin bir başka hadisteki "Allah'a kesin olarak kabul edileceğine inanarak dua ediniz" ifadesi teyit etmektedir.(Tirmizi, Daavat) Kurtubi şöyle devam eder: Bundan dolayı kişinin üzerindeki vedbeleri Yüce Allah'ın kabul edeceğine ve kendisini bağışlayacağına kesin inanç içinde yapmaya çalışması isabetli olur. Zira o, bunu vaat etmektedir. Allah, vaadinden dönmez. Kişi Allah'ın duasını kabul etmeyeceğini ve bunun kendisine fayda vermeyeceğini zanneder veya buna inanırsa bu Allah'ın rahmetinden ümitsizlik anlamına gelir ki büyük günahlardandır. Her kim bu inanış üzere ölecek olursa, zannına havale edilir. Nitekim hadisin bazı rivayet yollarında "Kulum beni dilediği gibi zannetsin" ifadesi yer almaktadır. Kurtubi açıklamasını şöyle tamamlar: Günahta ısrar ettiği halde Allah'ın bağışlayacağını zannetmeye gelince, bu sırf bir cehalet ve kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. Böyle bir anlayış insanı Mürde mezhebine götürür. "Kulum beni andığı zaman ben muhakkak onunla beraber bulunurum" Bu ifade tıpkı Yüce Allah'ın "Çünkü ben sizinle beraberim. İşitir, görürüm"(Taha 46) ifadesine benzemektedir. "O beni gönlünde gizlice zikrederse ben de onu bu suretle nefsimde zikrederim." Yani o beni nefsinde gizlice tenzih edip tazim ederse ben de onu sevap ve rahmetle gizlice zikrederim. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Bu ifadenin Yüce Allah'ın "Siz beni anın ki ben de sizi anayım "(Bakara 152) ayetine paralelolma ihtimali vardır. Çünkü ayetin manası, siz beni tazimle anın ki ben de sizi nimetle anayım demektir. Yüce Allah bir başka ayette Allah'ı anmak elbette en büyüğüdür"(Ankebut 45) yani ibadetlerin en büyüğüdür buyurmuştur. Kim Allah'ı ondan korkarak zikrederse Allah onun korkusunu giderir. Allah'ı yalnız ve tek başına zikrederse Allah ona arkadaş olur. Yüce Allah "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur"(Rad, 28) buyurmaktadır. "Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse ben de onu bu cemaat fertlerinden daha hayırlı bir cemiyet içinde anarım." Bazı alimler şöyle demişlerdir: Bu ifadeden gizli zikrin açık zikirden daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. İfadenin takdiri şudur: Kulum beni kendi içinden zikrederse ben de onu sevapla zikrederim ve bunu hiç kimseye bildirmem. Eğer beni açıktan zikrederse ben de onu mele-i a'la'nın (ruhlar aleminin) haberdar olduğu bir sevapla zikrederim. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ifade, meleklerin Ademoğlundan daha faziletli olduklarını göstermektedir. Alimlerin çoğunluğunun yaklaşımı bu doğrultudadır. Bu anlayışa Kur'an'dan örnek ayet bulmak mümkündür. "Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı. "(Araf 20) Ebedi olan, fani olandan daha üstündür. Melekler Ademoğlundan daha üstündürler. Ancak bu yaklaşım şu şekilde tenkide uğramıştır. Bilindiği üzere ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğuna göre insanoğlunun salihleri, diğer yaratık cinslerinden daha faziletlidir. Meleklerin daha üstün olduğu kanaatini benimseyenler ise, önce filozoflar, sonra Mutezile, ehl-i sünnetten az bir grup, mutasavvıflar ve bazı zahiriler olmuştur
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: "Deki Allah'ın size üstünüzden bir azap göndermeye gücü yeter" ayeti inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzü bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzu bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Ya da birbirinize düşürüp, kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu daha kolaydır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'O'nun zatından başka her şey yok olacaktır' sözü." İmam Buhari bu konuda Yüce Allah'ın "Deki: Allah'ın size ... azap göndermeye gücü yeter." ayetinin inişi hakkındaki Cabir hadisine yer vermiştir. Bunun açıklaması En' am suresinin tefsirinde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu ayet ve hadis, Yüce Allah'ın "vech"i olduğunu göstermektedir. Vecih onun zatı sıfatlarından birisidir. Yoksa -yaratıkların yüzlerinde gördüğümüz üzere- bir organ değildir. Bu ayet ve hadis Allah'ın yüzü olduğunu ifade etmektedir. Yüce Allah'ın yüzü yaratıkların yüzü gibi değildir. Hiçbir şey onun gibi değildir. O işiten ve görendir. Bazı alimlere göre "el-vech" sözcüğü, zaiddir. Buna göre mana, "Onun zatından başka her şey yok olacaktır" demek olur. "Ve yebka vechu Rabbike=Rabbinin zatı baki kalacak"(Rahman 27) ayeti de böyledir. Bazılarına göre "el-vech" kelimesinden maksat, niyettir. Buna göre mana, kendisiyle zatı irade edilen kalacak demektir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Bu son yaklaşım, Süfyan ve başkalarından nakledilmiştir. Bu konuda ileri sürülen görüşler, Kasas suresinin tefsirinin baş taraflarında geçmişti. Beyhaki şöyle der: Kur'an ve sahih sünnette "el-vech" tekrar edilir. Bu kelime, bazı ayet ve hadislerde zatı sıfat anlamındadır. "Ancak yüzündeki kibriya ridası hariç" ifadesi buna örnektir. Bu cümle Buhari'nin Sahih'inde Ebu Musa' dan nakledilmektedir. Bazı ayet ve hadislerde ise kelime "min edi = ... yüzünden" manasındadır. "İnnema nut'imuküm li vechillahi=Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz"(İnsan, 9) ayeti buna örnektir. Başka bazı ayet ve hadislerde ise kelime "rıza" anlamınadır. "YurıdCme vechehCı=Rablerinin rızasını isteyerek. "(En'am 52) "İllebtiğae vechi Rabbihi'l-a'ld= Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka ... "(LeyI, 20) ayetleri buna örnektir. Buralardaki "vech" kelimesi, kesinlikle organ anlamında değildir. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında Deccal' den söz edildi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz Allah sizin üzerinize gizli olmaz. Çünkü Allah sakat gözlü değildir" buyurdu ve eliyle kendi gözüne işaret etti. "Mesih Deccal ise sağ gözü sakattır. Sanki onun gözü salkımındaki emsalinden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibidir
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا جويرية، عن نافع، عن عبد الله، قال ذكر الدجال عند النبي صلى الله عليه وسلم فقال " ان الله لا يخفى عليكم، ان الله ليس باعور واشار بيده الى عينه وان المسيح الدجال اعور العين اليمنى كان عينه عنبة طافية
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ''Allah Teala'nın gönderdiği her bir Nebi kendi kavmine muhakkak o pek yalancı, şaşı Deccal'den haber verip sakındırmıştır. Çünkü o sakat gözıüdür. Rabbiniz ise sakat gözlü değildir. Deccal'in iki gözü arasında 'kafir' yazılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Gemi gözlerimizin önünde (yani bilgimizle) akıp gidiyordu' sözü." İmam Buhari bu konuda Deccal'den söz eden İbn Ömer ve sonra Enes hadisine yer vermiştir. Bu iki hadis açıklamalarıyla birlikte Fiten Bölümünde geçmişti. Her iki hadiste de Allah'ın sakat gözlü olmadığı belirtilmektedir. "Ve ii tusnaa ala aynı" yani benim muhafazamla yetiştirilmen için. Beyhaki şöyle demiştir: Bilginlerin arasında "el-ayn" kelimesinin -tıpkı "elvech" kelimesinin açıklamasında geçtiği gibi- zat sıfatı olduğunu söyleyenler vardır. Bazı bilginler ise şöyle demişlerdir: "el-Ayn"dan maksat görmektir. Buna göre Yüce Allah'ın "ve li tusnaa ala aynı" ifadesi, benim gözümün önünde yetiştirilmen için anlamındadır. Aynı şekilde "uasbir li hukmi Rabbike fe inneke bi a'yunina=Rabbinin hükmüne karşı sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin"(Tur 48) ayetindeki "bi a'yunina", "gözlerimizin önünde" anlamındadır. Kelimenin sonundaki "na" tazim ifade etmektedir. Beyhaki bu iki görüşten birincisini tercih etmeye taraftar olmuştur. Çünkü o, selefin mezhebidir. Bu yaklaşım hadisteki "eliyle işaret etti" cümlesi ile güçlenmektedir. Zira bunda kelimenin kudret anlamına olduğunu söyleyenlere bir reddiye bulunduğuna işaret vardır. Bunun zatı sıfat olduğunu söyleyenlerin görüşü, sözkonusu yaklaşımı açıkça ifade etmektedir. İbnü'I-Müneyyir şöyle der: Deccal hadisindeki "Allah sakat gözlü değildir" ifadesinden Allah'ın gözü olduğu şu şekilde anlaşılmaktadır: Arapçada "el-aver" kullanım itibariyle gözü olmamak anlamındadır. "el-Aver"in zıttı, gözün olmasıdır. Yüce Allah'ın sözkonusu noksanlıktan uzak olduğu vurgulanınca geriye onun zıttı olan mükemmellik kalır ki bu da gözün bulunmasıdır. Allah'ın gözünün olduğunu söylemek, onun bir organı olduğunu söylemek anlamına değil, bir temsil ve daha kolay kavramayı sağlamaya yöneliktir. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Kelamcılar göz, yüz, el gibi sıfatlar hakkında üç görüşe ayrılmışlardır. Bunlardan birincisi, sözkonusu kelimelerin Allah'ın zat! sıfatları olduğudur. Yüce Allah bunları duyurmuştur. Ancak bunu aklen kavramak mümkün değildir. İkincisi "ayn=göz", görme sıfatının kinayeli anlatımıdır, "el-yedd=el" kudret sıfatının kinayeli anlatımıdır, "el-vech=yüz" varlık sıfatının kinayeli anlatımıdır. Üçüncüsü ise manasını Allah'a havale ederek bunların ifade edildiği üzere geçerli olduğunu kabul etmektir. Şeyh Şihabuddin es-Sühreverdı el-Akıde isimli eserinde şöyle der: Yüce Allah kitabında ve Nebii hadislerinde "el-istiva = oturmak" , "en-nüzu I=inmek", "en-nefs=nefis", "el-yedd=el", "el-ayn=göz"den söz etmektedir. Bunları yaratıkların organlarına benzetmek caiz olmadığı gibi, inkar etmek de mümkün değildir. Zira Allah'ın ve Nebiinin haber vermesi olmasaydı, insan aklı bu tehlikeli noktada dolaşmaya cesaret edemezdi. Esas alınan görüş budur. Selef-i salihinin yaklaşımı bu doğrultudadır. Bir başkası ise şöyle demiştir: Ne Hz. Nebiden ve ne de sahabilerinden sahih bir yolla bunların tevil edilmesinin gerektiğine dair açık bir ifade nakledilmediği gibi, bunların zikrine dair yasaklama da sözkonusu değildir. Yüce Allah'ın Nebiine Rabbinden kendisine indirileni tebliğ etmesini emretmesi ve ona "Bugün size dininizi ikmal ettim"(Maide 3) ayetinin inmesi, sonra da bu konuda herhangi bir açıklama yapmayarak Allah'a nispet edilmesi caiz olan şeylerle olmayanları birbirinden ayırmaması imkansızdır. Üstelik Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsin" emriyle kendisinden duyulanların tebliğ edilmesini emretmiştir. Hatta onun sözlerini, fiillerini, hal ve sıfat1arını, huzurunda yapılanları nakletmişlerdir. Bütün bunlar sahabilerin sözkonusu kavramlara Yüce Allah'ın istediği şekilde iman etmek noktasında ittifak ettiklerini göstermektedir. Allah'ın yaratıklarına benzemekten tenzih edilmesi, "Onun benzeri hiçbir şey yoktur"(Şura 11) ayeti ile vaciptir. Her kim onlardan sonra bunun aksinin vacip olduğunu söyleyecek olursa selefin yoluna aykırı hareket etmiş olur. Başarı yalnız Allah'tandır
Ebu Said el-Hudrı, Mustalik oğulları gazvesinde kafirlerden pek çok esir cariye elde ettiklerini ve bu kadınlardan cima suretiyle fakat gebe kalmaksızın faydalanmak istediklerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e azlin hükmünü sorduklarını haber vermiştir. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunu yapmanızda herhangi bir sakınca yoktur. Fakat Allah kıyamet gününe kadar yaratacak olduğu kimseleri muhakkak yazmıştır" dedi. Ebu Said şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yaratılması takdir edilmiş olan hiçbir nefis hariç olmamak üzere muhakkak Allah onların hepsini yaratacaktır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Tıbı şöyle demiştir: Bazıları yukarıdaki başlıkta geçen üç kelime (el-halik, el-barı', el-musawir) birbiriyle eş anlamlıdır demiştir. Ancak bu bir yanılgıdır. Çünkü "el-halik", "el-halk=yaratmak" kökünden türemedir. Kelimenin asıl manası, doğru ve dürüst bir takdir demektir. "İbda"ya halk denilir. İbda, herhangi bir şeyi daha önce örneği olmaksızın yoktan var etmek demektir. Bu Yüce Allah'ın "halaka's-semavati ve'l-arda = Gökleri ve yeri yaratan ... "(En'am 1) ayeti gibidir. "et-Tekvin" kelimesine "el-halk" dendiği olmuştur. "Halaka'l-insane min nutfe=O insanı bir damla sudan yarattı"(Nahl 4) ayeti, buna örnektir. "el-Bar!", "elben" kökünden türemiştir. Kelimenin aslı, bir şeyin bir başkasından ayrılması demektir. Bu ya bir şeyin bir başka şeyden uzaklaşması yoluyladır ki "beree fülanun min maradihı=fiIanca hastalığından iyileşti" ve "beree'l-medyunu min deynihı=borçlu borcundan beri oldu, temize Çıktı" cümlelerindeki kullanım bu anlamdadır. 'İstebre'tu'l-cariyete=Cariyeyi istibra ettim. " Yada "el-ben" inşa yollu olur. "Bereallahu'n-nesemete=Allah varlıkları yarattı" kullanımı buna örnektir. Bazılarına göre "el-bari"', düzeni ihlal eden farklılık ve çelişkiden uzak olan yaratıcı demektir. "el-Musavvir" yaratılmışlara şekil veren ve onları hikmetin gereğine göre tertip eden, yoktan var eden demektir. Allah her şeyin halikıdır. Yani onları bir asıldan veya asla dayanmaksızın yoktan var edendir. Allah her şeyin bariidir. Yani herhangi bir sakatlık veya farklılık sözkonusu olmaksızın hikmetin gereğine göre yaratıcısıdır, her şeye şekil veren musawiridir ki o şeyin tüm özellikleri o şekle dayanır ve onunla kemale erer. Bu üç kelime, Allah'ın fiil sıfaatlarındandır. Ancak "el-hiHik" kelimesi ile "el-mukaddir=takdir eden" anlamı kastedilirse, bu takdirde "el-halik" zatı sıfatlarından olur. Çünkü takdir iradeye rücu eder. Buna göre önce takdir yapılır, sonra takdir edilen şekle uygun olarak yoktan var etme gerçekleşir. Ardından da üçüncü aşamada tesviye ile birlikte tasvir yapılır. Hallmı şöyle demiştir: "el-halik" kelimesinin manası yoktan var edilenleri sınıf sınıf hale getiren ve her bir sınıfa bir miktar bahşeden demektir. "el-Bar!" ise kendi ilminde var olana uygun olarak yoktan var eden demektir. "Biz onu yaratmadan önce"(Hadid 22) ayetinde geçen bu ifade ona işaret etmektedir. Halımı şöyle devam eder: Bundan maksat zatıarı kalıba döken demektir. Zira Allah, suyu, toprağı, ateşi ve havayı herhangi bir asla bağlı olmaksızın yoktan var etmiş, sonra bunlardan değişik cisimler yaratmıştır. "el-Musawir", eşyayı irade ettiği benzerlik ve farklılığa göre hazırlayan demektir. "Ebu Said' e sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki ... " İbn Battal şöyle der: Burada geçen "el-halik" kelimesinden maksat, yaratıkların zatlarını benzersiz şekilde yoktan var eden demektir. Bu öyle bir özelliktir ki bu konuda hiç kimse Allah'a ortak değildir. İbn Battal şöyle devam eder: Yüce Allah kendi nefsini yaratmanın ezeli olması imkansız olduğunda ileride yaratacağı anlamında kendisine hala "halık" ismini vermektedir. Kirmanı, Nebi s.a.v.'in hadisteki ifadesinin anlamı şudur demiştir: Yaratılması takdir edilmiş hiçbir nefis hariç olmamak üzere muhakkak Allah onların hepsini yaratmayı takdir etmiştir veya Allah katında yaratılacakları malumdur. Şu halde bunlar varlık alemine mutlaka çıkacaklardır. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah kıyamet gününde mu'minleri böylece toplar. 'İçinde bulunduğumuz şu durumumuzdan bizleri rahata kavuşturması için Rabbimize şefaat dilesek' derler. Ardından Adem Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelirler ve 'Ya Adem! İnsanların (sıkıntıda olduklarını) görmüyor musun? Allah seni kendi eliyle yarattı. Meleklerini sana secde ettirdi ve her şeyin ismini sana öğretti. Rabbinden bizim için şefaat dile de bizi şu bulunduğumuz mekanımızdan rahatlığa kavuştursun' derler. Adem 'Ben buna ehil değilim' der ve onlara işlemiş olduğu o ağaçtan yeme günahından söz ederek 'Fakat sizler Nuh'a gidin iz çünkü o Allah'ın bütün yeryüzü ahalisine göndermiş olduğu ilk resuldür!' der. İnsanlar Nuh'a gelirler. (Ondan şefaat isterler.) O da 'Ben buna ehil değilim' der ve vaktiyle işlediği (kavmi aleyhine dua etmesi) hatasından söz ederek 'Fakat siz halilurrahman olan İbrahim'e gidin' der. İnsanlar İbrahim'e gidip, (ondan şefaat isterler). O da 'Ben buna ehil değilim' der ve onlara vaktiyle işlediği hatalarını anlatır ve 'Fakat sizler Allah'ın kendisine Tevrat vermiş ve kendisiyle konuşmuş olduğu bir kulolan Musa'ya gidin' der. Onlar da Musa'ya giderler. Musa 'Ben buna ehil değilim' der ve onlara vaktiyle işlediği hatasını zikreder. 'Fakat sizler Allah'ın kulu, resulü, kelimesi ve ruhu olan İsa'ya gidin' der. Onlar İsa'ya gelip (ondan şefaat isterler). İsa da onlara 'Ben buna ehil değilim. Fakat siz geçmiş ve gelecek günahları mağfiret olunmuş bir kulolan Muhammed'e gidin' der. Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben de akabinde gider, Rabbimin huzuruna izin isterim. Bana huzuruna girmem için izin verilir. Ben de Rabbimi görünce hemen onun için secdeye kapanırım. Allah beni bu vaziyette bırakmak istediği kadar bırakır. Sonra Allah tarafından bana 'Başını kaldır ya Muhammed! Söyle, sözün dinlenecektir, iste, sana verilecektir, şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır!' denilir. Ben, bana öğrettiği birçok hamdlerle Rabbime hamd ederim, sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır tayin edilir. Ben onları cennete sokarım. Sonra tekrar dönerim. Rabbimi görünce secdeye kapanırım. O beni bırakmak istediği kadar bırakır. <=.: Jnra Allah tarafından 'Başını kaldır ya Muhammed! Söyle, sözün işitilir, iste :ana verilir, şefaat et, şefaatin kabulolunur!' denilir. Ben yine Rabbimin bana 0ğ. tmiş olduğu birçok hamdlerle Rabbime hamd ederim, sonra şefaat ederim. Bana yine bir sınır tayin edilir. Ben onları da cennete koyarım. Bundan sonra yine döner, Rabbimi görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni o vaziyette bırakmak istediği kadar bırakır. Sonra 'Kalk ya Muhammed! Söyle, sözün işitilir, iste, sana verilir, şefaat et, şefaatin kabulolunur!' denilir. Ben yine Rabbimin bana öğretmiş olduğu birçok hamdlerle Rabbime hamd ederim, sonra şefaat ederim. Benim için yine bir sınır konulur. Ben o sınır içindekileri de alır cennete korum, sonra döner ve Rabbime 'Ya Rabbi! Ateşte Kur'an'ın hapsettiklerinden ve kendisine ebediyet vacip olanlardan başka kimse kalmadı' derim." Enes b. Malik dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "La ilahe illallah diyen ve kalbinde bir arpa ağırlığınca hayır (yani iman) bulunan kimseler ateşten çıkar. Bundan sonra id ildhe illailah diyen ve kalbinde bir buğday tanesi ağırlığı kadar hayır bulunan kimseler ateşten çıkar. Daha sonra id ildhe ilIallah diyen ve kalbinde bir tek zerre ağırlığı kadar hayır olan kimseler ateşten çıkar" buyurdu
حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، عن الزهري، اخبرني عمرو بن ابي سفيان بن اسيد بن جارية الثقفي حليف لبني زهرة وكان من اصحاب ابي هريرة ان ابا هريرة قال بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم عشرة منهم خبيب الانصاري، فاخبرني عبيد الله بن عياض ان ابنة الحارث اخبرته انهم حين اجتمعوا استعار منها موسى يستحد بها، فلما خرجوا من الحرم ليقتلوه قال خبيب الانصاري ولست ابالي حين اقتل مسلما ** على اي شق كان لله مصرعي وذلك في ذات الاله وان يشا ** يبارك على اوصال شلو ممزع فقتله ابن الحارث فاخبر النبي صلى الله عليه وسلم اصحابه خبرهم يوم اصيبوا
حدثنا عمر بن حفص، حدثنا ابي، حدثنا الاعمش، سمعت ابا صالح، عن ابي هريرة رضى الله عنه قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " يقول الله تعالى انا عند ظن عبدي بي، وانا معه اذا ذكرني، فان ذكرني في نفسه ذكرته في نفسي، وان ذكرني في ملا ذكرته في ملا خير منهم، وان تقرب الى بشبر تقربت اليه ذراعا، وان تقرب الى ذراعا تقربت اليه باعا، وان اتاني يمشي اتيته هرولة
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا حماد، عن عمرو، عن جابر بن عبد الله، قال لما نزلت هذه الاية {قل هو القادر على ان يبعث عليكم عذابا من فوقكم} قال النبي صلى الله عليه وسلم " اعوذ بوجهك ". فقال {او من تحت ارجلكم} فقال النبي صلى الله عليه وسلم " اعوذ بوجهك ". قال {او يلبسكم شيعا} فقال النبي صلى الله عليه وسلم " هذا ايسر
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا شعبة، اخبرنا قتادة، قال سمعت انسا رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ما بعث الله من نبي الا انذر قومه الاعور الكذاب، انه اعور، وان ربكم ليس باعور، مكتوب بين عينيه كافر
حدثنا اسحاق، حدثنا عفان، حدثنا وهيب، حدثنا موسى هو ابن عقبة حدثني محمد بن يحيى بن حبان، عن ابن محيريز، عن ابي سعيد الخدري، في غزوة بني المصطلق انهم اصابوا سبايا فارادوا ان يستمتعوا بهن ولا يحملن فسالوا النبي صلى الله عليه وسلم عن العزل فقال " ما عليكم ان لا تفعلوا، فان الله قد كتب من هو خالق الى يوم القيامة ". وقال مجاهد عن قزعة سمعت ابا سعيد فقال قال النبي صلى الله عليه وسلم " ليست نفس مخلوقة الا الله خالقها
حدثني معاذ بن فضالة، حدثنا هشام، عن قتادة، عن انس، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " يجمع الله المومنين يوم القيامة كذلك فيقولون لو استشفعنا الى ربنا حتى يريحنا من مكاننا هذا. فياتون ادم فيقولون يا ادم اما ترى الناس خلقك الله بيده واسجد لك ملايكته وعلمك اسماء كل شىء، شفع لنا الى ربنا حتى يريحنا من مكاننا هذا. فيقول لست هناك ويذكر لهم خطييته التي اصاب ولكن ايتوا نوحا، فانه اول رسول بعثه الله الى اهل الارض. فياتون نوحا فيقول لست هناكم ويذكر خطييته التي اصاب ولكن ايتوا ابراهيم خليل الرحمن. فياتون ابراهيم فيقول لست هناكم ويذكر لهم خطاياه التي اصابها ولكن ايتوا موسى عبدا اتاه الله التوراة وكلمه تكليما فياتون موسى فيقول لست هناكم ويذكر لهم خطييته التي اصاب ولكن ايتوا عيسى عبد الله ورسوله وكلمته وروحه. فياتون عيسى فيقول لست هناكم ولكن ايتوا محمدا صلى الله عليه وسلم عبدا غفر له ما تقدم من ذنبه وما تاخر. فياتوني فانطلق فاستاذن على ربي فيوذن لي عليه، فاذا رايت ربي وقعت له ساجدا فيدعني ما شاء الله ان يدعني ثم يقال لي ارفع محمد، وقل يسمع، وسل تعطه، واشفع تشفع. فاحمد ربي بمحامد علمنيها، ثم اشفع فيحد لي حدا فادخلهم الجنة، ثم ارجع فاذا رايت ربي وقعت ساجدا، فيدعني ما شاء الله ان يدعني ثم يقال ارفع محمد، وقل يسمع، وسل تعطه، واشفع تشفع، فاحمد ربي بمحامد علمنيها ربي ثم اشفع فيحد لي حدا فادخلهم الجنة، ثم ارجع فاذا رايت ربي وقعت ساجدا، فيدعني ما شاء الله ان يدعني ثم يقال ارفع محمد، قل يسمع، وسل تعطه، واشفع تشفع، فاحمد ربي بمحامد علمنيها، ثم اشفع فيحد لي حدا فادخلهم الجنة، ثم ارجع فاقول يا رب ما بقي في النار الا من حبسه القران ووجب عليه الخلود ". قال النبي صلى الله عليه وسلم " يخرج من النار من قال لا اله الا الله. وكان في قلبه من الخير ما يزن شعيرة، ثم يخرج من النار من قال لا اله الا الله. وكان في قلبه من الخير ما يزن برة، ثم يخرج من النار من قال لا اله الا الله. وكان في قلبه ما يزن من الخير ذرة