Loading...

Loading...
Kitap
39 Hadis
Büreyde (bin El-Husayb) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Bir adam. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kendisine (beş) namaz (ın) vakit lerini sordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Bu iki gün bizimle beraber namaz kıl.» buyurdu. Güneş (gök ortasından batıya doğru) zevale varınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bilal (r.a.)'e emretti. Bilal (r.a.) da ezan okudu. Sonra emretti. O da öğle namazı için ikamet getirdi. Sonra ona emretti. O da Güneş henüz yüksek ve bembeyaz iken ikindi namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da Güneş battığı zaman Akşam namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da şafak battığı zaman yatsı namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. Oda Fecir doğduğu zaman, sabah namazı için ikamet etti. İkinci gün olunca ona emretti. O da öğle için ezan okudu da öğle namazını serinliğe bıraktı. Hem de hava iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. Sonra güneş henüz yüksek iken ikindi namazını kıldı. İlk günkü vakitten sonraya te'hir etmiş oldu. Daha sonra şafak batmadan önce akşam namazını kıldı. Yatsı namazını da gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabah namazını da, ortalık iyice aydınlandıktan sonra kıldı. Daha sonra: «Namaz vakit(leri)ni soran kişi nerededir?» buyurdu. Adam da. Ben (buradayım) Ya Resulallah! deyince, O: «Namazınızın vakti, gördüğünüz süreler arasıdır.» buyurdu. Diğer tahric: Müslim ve Tirmizi
حدثنا محمد بن الصباح، واحمد بن سنان، قالا حدثنا اسحاق بن يوسف الازرق، انبانا سفيان، ح وحدثنا علي بن ميمون الرقي، حدثنا مخلد بن يزيد، عن سفيان، عن علقمة بن مرثد، عن سليمان بن بريدة، عن ابيه، قال جاء رجل الى النبي صلى الله عليه وسلم فساله عن وقت الصلاة فقال " صل معنا هذين اليومين " . فلما زالت الشمس امر بلالا فاذن ثم امره فاقام الظهر ثم امره فاقام العصر والشمس مرتفعة بيضاء نقية ثم امره فاقام المغرب حين غابت الشمس ثم امره فاقام العشاء حين غاب الشفق ثم امره فاقام الفجر حين طلع الفجر فلما كان من اليوم الثاني امره فاذن الظهر فابرد بها وانعم ان يبرد بها ثم صلى العصر والشمس مرتفعة اخرها فوق الذي كان وصلى المغرب قبل ان يغيب الشفق وصلى العشاء بعدما ذهب ثلث الليل وصلى الفجر فاسفر بها ثم قال " اين السايل عن وقت الصلاة " . فقال الرجل انا يا رسول الله . قال " وقت صلاتكم بين ما رايتم
İbn-i Şihab (ez-Zühri r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi Medine-i Münevvere emiri Ömer b. Abdü'l-Aziz r.a.'ın döşekleri üzerinde oturuyormuş. Yanında da Urve b. ez-Zübeyr r.a. bulunuyormuş. Emir Ömer (Abdu'l-Aziz) r.a. ikindi namazını biraz geciktirmiş. Bunun üzerime Urve ona: Dikkatli ol. Şüphesiz Cibril A.S. indi de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e imam olarak namaz kıldırdı. demiş; Ömer r.a de ona: - Ne söylediğini bil ya Urve, değince Urve de şöyle demiştir: - Ben, Beşir bin Ebi Mes'ud'u dinledim. diyorduki: Ben (babam) Ebu Mes'ud'u (Ukbe b. Amr el-Ensariyi) dinledim diyorduki: Ben, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim: Cibril, indi de bana imam oldu. Ben de onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Nebi s.a.v. böyle buyururken beş namazı mubarek parmaklarıyla hesaplıyordu
حدثنا محمد بن رمح المصري، انبانا الليث بن سعد، عن ابن شهاب، انه كان قاعدا على مياثر عمر بن عبد العزيز في امارته على المدينة ومعه عروة بن الزبير فاخر عمر العصر شييا فقال له عروة اما ان جبريل نزل فصلى امام رسول الله صلى الله عليه وسلم . فقال له عمر اعلم ما تقول يا عروة . قال سمعت بشير بن ابي مسعود يقول سمعت ابا مسعود يقول سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " نزل جبريل فامني فصليت معه ثم صليت معه ثم صليت معه ثم صليت معه ثم صليت معه " . يحسب باصابعه خمس صلوات
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Mu'min kadınlar'dan bazıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Seliem) ile beraber sabah namazını kılarlardı. Sonra evlerine dönerlerken, alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki de muhtelif senedlerle ve az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Buhar i, Müslim ve bazı sünen sahiplerinin rivayetlerinde ''Kadınlar çarşaflarına bürünerek ... '' kaydı mevcudtur. Ğales: Alaca karanlık, demektir. Tağlis: Alacakaranlıkta sabah namazını kılmak, demektir. 671 nolu hadiste geçecek olan ''İsfar'' sabah namazını ortalık aydınlanınca kılmaktır. Şafii, Ahmed ve İshak'a göre "İsfar'' tan yerinin iyice ağarması demektir. Sabah namazının alaca karanlıkta kılındığı ve cemaate giden kadınların, namazdan çıkınca bu karanlık henüz devam ettiği için kimsenin onları tanımadığı bu hadiste ifade edilmiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezi yazan, El-Hafız İbn-i Haceri'l-Askalani Fethü'l-Bari'de şöyle dediğini "Tağlis'' babında nakletmiştir: "Davudi: "Alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı.'' fıkrasının manası şudur: Bakan adam, onların kadın mı, erkek mi olduklarını bilemezdi. Çünkü, sadece, karaltılar görürdü, demiştir. Bazıları: Bu fıkradan maksad, geçen kadınların Hatice mi Zeyneb mi diye şahsen tanınmamalarıdır, demişlerdir. Nevevi: Örtülü kadın gündüzde şahsen tanınmaz. Burada alaca karanlığın henüz devam ettiği bildirilmek isteniyor. Cami'den dönen kadınların örtülü oldukları için şahsen tanınmamaları, örtüler'inden dolayıdır. Bu nedenle söylenen bu yorum, bir mana ifade etmez demiştir. Hafız: Eğer fıkradan maksad, bunların erkekler mi, kadınlar mı olduklarının bilinmemesi olmuş olsaydı, fıkrada tanımak anlamını ifade eden ''Ma'rifet'' fiili yerine, anlamını ifade eden ''İlim'' fiili kullanılacaktı. ''Ma'rifet'' fiili kullanıldığı için, fıkradan maksad kadınların şahsen tanınmamalandır. Nevevi'nin: "Örtülü kadınlar gündüz de şahsen tanınmazlar'' sözüne itiraz edilir. Çünkü genellikle kadınlar giyinişleri, yürüyüşleri ve genel durumlarıyla bir-i birlerinden ayırt edilebilirler, demiştir. El-Baci de: Hadis, o kadınların yüzlerinin açık olduğuna delalet eder. Çünkü yüzleri kapalı olsaydı karanlıktan i dolayı değil, kapalı oluşlarından dolayı tanınmamış olurlardı, demiştir. Nevevi'nin sözüne yapılan itiraz, El-Baci'nin sözüne de yapılır. Ebu Berze (r.a.)'in: "Adam, yanında. oturan kişiyi tanıyabildiği bir aydınlık olunca, Nebi (s.a.v.) sabah namazından dönerdi.'' mealindeki hadisi, Aişe (r.anha)'nın hadisine ters düşmez. Çünkü adamın, yanında oturan adamı tanıması başka bir şeydir, sokaktan geçen örtülü kadını tanımaması başka bir şeydir.'' Tirmizi, bu hadisi rivayet ettikten sonra şöyle der: Aişe (r.anha)'nın hadisi hasen-sahih bir hadistir. Sahabilerden Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'in dahil olduğu bir kısım alimler ve onlardan sonra gelen tabii alimlerin bir kısmı, sabah namazını alaca karanlıkta kılmayı tercih etmişlerdir. Şafii, Ahmed ve İshak da sabah namazında tağlisi müstahab görmüşlerdir.' El-Menhel yazarı da 'Sabah Vakti' babında rivayet olunan bu hadisin açıklamasını yaparken şöyle der: "Hadis, sabah namazını tan yeri ağardıktan hemen sonra kılmanın müstahab olduğuna delalet eder. Malik, Şafii, Ahmed, İshak, Ebu Sevr, El-Evzai, Davud bin Ali ve Taberi böyle demişlerdir. Ömer, Osman, İbn-i Zübeyr, Enes, Ebu Musa ve Ebu Hureyre (r.anhum)'dan rivayet olunan kavil de budur. El-Hazimi, bu kavli Hulefa-i Raşidin'den kalan Ebu Bekir (r.a.) ile Ali (r.a.)'den, ayrıca Ebu Mes'ud-i Ensari ve Hicaz ehlinden rivayet etmiştir. Bu alimler, Aişe (r.anha)'nın bu hadisini, Ebu Mes'ud'un şu mealdeki hadisini ve benzer sahih hadisleri delil olarak göstermişlerdir: "Nebi (s.a.v.), sabah namazını, bir defa alaca karanlıkta kıldı. Başka bir defa ortalık aydınlandıktan sonra kıldı. Ondan sonra, Vefat €dinceye kadar tağlis etti. Yani daima alaca karanlıkta kıldı. Hiç isfar'a dönmedi.'' Alimler, ayrıca ''Hayrat için yarışınız'' ve ''Rabbinizin magfiretine koşuşunuz.'' ayetlerini de delil göstermişlerdir. Ebu Hanife, arkadaşları, Sevri ve Irak alimlerinin ekserisi sabah namazında isfar'ın afdal olduğunu söylemişlerdir. Ashab'dan AI i ve ibn-i Mes'ud (r.a.)'dan da bu kavil rivayet edilmiştir. Bu görüşteki alimler Rafi' bin Hadic'in (672 nolu) hadisini delil göstermişlerdir. Bir de Buhari ve Müslim'in İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadise dayanmışlardır: ''Ben, Resulullah (s.a.v.)'i her hangi bir namazı vaktinden başka bir zamanda kılarken görmedim. Yalnız şu iki namazı gördüm. (Müzdelife'de akşam ve yatsı namazını beraber kıldı. Ve o gün sabah namazını vaktinden önce kıldı.'' Bu alimler: Nebi (s.a.v.)'in sabah namazını fecir doğmadan önce kilmadığı malümdur. O gün sabah namazını fecir doğduktan sonra, henüz ortalık aydınlanmadan kılarak tağlis etmiştir. Şu halde hadis, Nebi (s.a.v.)'in başka zaman tağlis etmediğine delalet eder. İsfar, cemaatın çoğalmasına, safların dolmasına ve nafile namaz için geniş bir zaman'ın verilmesine vesile olduğu için daha faziletlidir, demişlerdir. Diğer alimler şöyle cevab vermişlerdir: Rafi' bin Hadic (r.a.)'in hadisindeki isfar'dan maksad, tan yerinin iyice ağarması ve belirgin olmasıdır. Rafi'in hadisindeki: ''Şafak iyice zuhur ettikten sonra sabah namazını eda etmenin ecri daha büyüktür.'' fıkrası, isfar'ın böyle yorumlanmasına engel değildir. Çünkü buna göre isfar'dan önce sabah namazı kılınabiliyorsa da ecri daha azdır. Çünkü kişinin vaktin girdiğini kesin olarak bilmemekle beraber, kuvvetli zan ile kanaat ettiği zaman namaza durması caizdir ve ecri vardır. Eğer fecrin doğduğunu belirgin bir halde müşahede ettikten sonra namaza durursa daha afdaldır ve ecri daha büyüktür. Yahut isfar emri mehtablı gecelere mahsustur. Çünkü fecrin doğuşu, mehtablı gecelerde ilk anlarda belirgin olmuyor. Böyle gecelerde ihtiyar olmak üzere isfarla emrolunmuşlar, denilebilir. İbn-i Mes'ud (r.a.)'ın hadisine de şöyle cevap verilmiştir: Nebi (s.a.v.) sair zamanlarda, fecir doğduktan sonra cünüb adam'ın ğuslünü yapabileceği ve abdestsizin abdest alabileceği bir süre bekledikten sonra sabah namazını kılmayı itiyat (alışkanlık) haline getirmişken; Müzdelife gecesi sabah olunca Hac menasikine genişçe bir vaktin ayrılması için, mu'tadından önce sabah namazına durmuştur. Tahavi ''TağIis hadisleri'' ile ''İsfar hadisleri''nin arasını bulmak için şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.) alaca karanlıkta sabah namazına başlar ve kıraatını uzatarak. ortalık aydınlandıktan soıra namazdan çıkardı. Tahavi: Aişe (r.anha)'nın hadisi, sabah namazında kıraati uzatma emrinden önce idi. Bu nedenle Aişe (r.anha)'nın hadisi mensuhtur, demiştir. Fakat Tahavi'nin mensuhluk davası masnedsizdir. Tirmizi'nin: Aişe (r.anha)'nın hadisi hasen-sahihtir. Ebu Bekir ve Ömer (r.anhuma)'nın dahil olduğu bir grup sahabi ve onlardan sonra gelen tabiiler, bu hadiste beyan edildiği gibi sabah namazında tağlis'i seçmişlerdir, şeklindeki sözü, hadisin mensuh olmadığını takviye eder. Çünkü, eğer mensuh olmuş olsaydı nesih durumunu herkesten daha iyi bilen bu büyük zatlar tağlisi tercih etmiyeceklerdi. Aişe (r.anha)'nın hadisinin bazı hallere ait olduğu umulur. Çünkü delillerin zahirine göre çoğu zaman Nebi (s.a.v.) karanlık varken sabah namazına başlıyormuş. Bazen, henüz aydınlık olmadan namazdan çıkarmış ki Aişe (r.anha)'nın hadisi buna delalet ediyor. Bazen ortalık aydınlandıktan sonra namazdan çıkarmış ki Ebu Berze'nin. hadisi buna delalet eder. Kıraatin uzunluğuna ve kısalığına göre bu değişik durumlar oluyormuş. Çünkü sabah namazında bazen altmış ayet, bazen de yüz ayet okuyormuş. Yukarıdan beri verdiğim bilgileri okuduktan sonra tağlis görüşünün delilleri sıhhatli ve daha kuvvetli olduğu için bu kavil daha racihtir. HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Sabah namazını alaca karanlıkta kılmak daha efdaldir. 2- Bir fitne endişesi olmadığı takdirde kadınların geceleyin namaz için camiye gitmeleri caizdir. 3- Meşru bir amaçla evlerinden çıkan kadınlar iyice örtünmelidirler
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «... Bir de sabah namazı kıl. Çünkü şüphesiz sabah namazına şahidlik edilmiş olur.» [İsra 78] mealindeki ayet bölümünü okuyup buyurdu ki : «Gece ve gündüz melekleri, sabah namazında hazır bulunurlar.» AÇIKLAMA : Bu hadis de sabah namazında tağlisin (fecr'den hemen sonra kılmanın) isfar (ortalık aydınlanınca)'dan daha afdal olduğuna delalet eder. Fahr-İ Razi bu ayetin tefsirinde şöyle der: 'Bu ayet, tağlisin isfar'dan daha efdal olduğuna delalet eden kesin ve kuvvetli bir delildir. Çünkü insan, fecir doğduktan hemen sonra sabah namazına başlayınca, gece karanlığının bir kısmı henüz kaldığı için gece melekleri hazır bulunur. Sonra uzun kıra'at ile namaz uzatılınca karanlık gider ve aydınlık zuhur eder. Bu kere gündüz melekleri de hazır bulunmuş olur. Böylece hem gece hem gündüz melekleri sabah namazında hazır bulunmuş olurlar. Fakat isfar vaktinde sabah namazına başlandığı zaman artık gece melekleri kalmadığı için, ayette anlatılan mana hasıl olmamış olur. Böylece ayet, sabah namazının ilk vaktinde kılınmasının daha efdal olduğuna delalet eder.' Sindi de: Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in «Gece ve gündüz ... » buyruğu,' ayetteki «Şüphesiz sabah namazına ... » ilahi nazmın tefsiridir. Müellif, bu hadisi burada zikretmekle, merfu' olan bu tefsir ile sabah namazında tağlis etmenin uygunluk hükmünü çıkarmak mümkündür. Çünkü şer'i gündüz, alaca karanlığın bitmesiyle başlar ve gündüz meleklerinin inişiyle gece meleklerinin dönüşü zahiren bu vakte rastlar. İki grup meleğin sabah namazında ictima etmeleri namazın bu vakitte kılınmasını gerektirir. Bu hadisten tağlis hükmünün çıkarılması, ince bir istinbat (hüküm çıkarma) dır, demiştir
حدثنا عبيد بن اسباط بن محمد القرشي، حدثنا ابي، عن الاعمش، عن ابراهيم، عن عبد الله، والاعمش، عن ابي صالح، عن ابي هريرة، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم {وقران الفجر ان قران الفجر كان مشهودا} قال " تشهده ملايكة الليل والنهار
Muğis bin Sümeyye (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Abdullah bin Ez-Zübeyr (r.a.) ile beraber sabah namazını alaca karanlıkta kıldım. Abdullah (r.a.) selam verince ( = biz namazdan çıkınca) ben (Abdullah) bin Ömer (r.a.)'e dönerek : Bu namaz nedir? diye sordum, İbn-i Ömer (r.a.): (Tağlisle kılınan) bu namaz bizim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber ve Ebu Bekir ile Ömer (r.a.) ile beraber kılageldiğlmiz namazımızdır. Ömer (r.a.) (tağlisle kıldırdığı sabah namazında) vurulunca, Osman (r.a.) sabah namazını isfarda kıldı, (ortalık aydınlanınca kıldı.) diye cevap verdi." AÇIKLAMA : Hadiste belirtildiğine göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında ve Ebu Bekir (Radiyallahu anh) ile Ömer (r.a.)'in hilafetleri devrinde sabah namazında tağlise devam ediliyormuş. Hz. Ömer (r.a.) henüz ortalık karanlık iken sabah namazını kıldırdığında şehid edilince, katilin karanlıktan faydalandığı nedeniyle halife Hz. Osman (r.a.) ortalık aydınlandıktan sonra sabah namazına durmayı tercih etmiş ve anılan maslahat nedeniyle sahabiler de Hz. Osman (r.a.)'e' muvafakat etmişlerdir. Çünkü güvenlik bakımından isfar, tağlisten daha iyi görülmüştür. Tahavi'nin rivayet ettiğine göre İbrahim En-Nehai: Sahabiler isfar üzerinde ittifak ettikleri kadar hiç bir şey üzerinde ittifak etmemişlerdir, demiştir. Sindi: 'İbrahim, Osman (r.anhuma)'nın hilafeti vaktinde uygulanan isfarı kasdetmiştir. Halbuki belirtilen maslahat nedeniyle yapılan isfar uygulanması, tağlisin mensuhluğuna delalet etmez. Bilakis varlığını te'yid eder, demiştir. Zevaid'de hadisinin isnadının zayıf olduğu bildirilmiştir. Sindi, Zevaid'den naklen bu bilgiyi verdiğine göre hadis Kütüb-i Sitte'den yalnız sünenimizde rivayet olunan Zevaid kısmındandır
حدثنا عبد الرحمن بن ابراهيم الدمشقي، حدثنا الوليد بن مسلم، حدثنا الاوزاعي، حدثنا نهيك بن يريم الاوزاعي، حدثنا مغيث بن سمى، قال صليت مع عبد الله بن الزبير الصبح بغلس فلما سلم اقبلت على ابن عمر فقلت ما هذه الصلاة قال هذه صلاتنا كانت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم وابي بكر وعمر فلما طعن عمر اسفر بها عثمان
Rafi' bin Hadic (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: «Fecir doğunca hemen sabah namazını kılınız. Çünkü şüphesiz, o anda sabah namazını kılmanın sevabı daha çoktur.»" Diğer tahric: Tirmizi, Nesai ve Ebu Davud. AÇIKLAMA : Tirmizi, bunun hasen-sahih olduğunu da söylemiştir. Tirmizi'nin rivayetinde hadisin lafzı; "Şafak aydınlanınca sabah namazını kılınız.'' diye başlar. Tırmizi, bu hadisi isfar babında açmış ve hadisi rivayet ettikten sonra: 'Peygamber (s.a.v.)'in ashabından ve tabiilerden bazı ilim ehli sabah namazında isfar etmenin daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Süfyan-i Sevri de bununla hükmetmiştir. (Bunlar, hadisteki isfar ile ortalığın aydınlanmasının kasdedildiğini söylemişlerdir. Şafii, Ahmed ve İshak'a göre hadisteki isfar'ın manası, fecrin doğduğunun iyice anlaşılması ve en ufak bir şüphenin kalmamasıdır. İsfar'ın manası sabah namazının ortalık aydınlanıncaya kadar tehir edilmesi demek değildir, demiştir. Suyuti: İbn-i Mace sünenindeki Rafi' bin Hadic'in hadis lafzının; اصبحوا بالصبح diye başlamasından anlaşılıyor ki, diğer rivayette geçen; أسفروا بالفجر ifadesi ile aynı mana kasdedilmiş ve hadis mana itibariyle rivayet edilmiş olur. Yani her iki rivayetle kasdedilen mana, sabah namazını ortalık aydınlanıncaya kadar tehir etmek değil, maksad tan yeri ağarınca hemen sabah namazına durmaktır.' demiştir. Sindi, Suyuti'nin sözünü naklettikten sonra: ''Esfiru Bi'l Fecri...'' ifadesinin, hadisi mana itibariyle rivayet etmek mahiyetinde olduğunun belirlenmesi, delile muhtaçtır. Çünkü bununla aksi de olabilir: Yani: Bu rivayet asıldır, ''Asbihu Bi'! Subhi'' ifadesi, hadisi mana itibariyle rivayet olabilir. Evet, sabah namazında isfarın müstahab olduğu görüşündeki alimlerin isfar rivayetini delil göstermeleri kabule şayan değildir. Çünkü diğer rivayetin asıl olması ve isfar rivayetinin, ravinin bir tasarrufu olması muhtemeldir. Nasılki, sabah namazında tağlisin müstahablığını söyleyen alimlerin "Asbihu'' rivayetiyle istidlal etmeleri de tam değildir. Çünkü 'İsfar' rivayeti asıl olabilir, 'İsbah, rivayeti ravinin tasarrufudur, denilebilir. Ancak şu var ki tağlis delillerine uygun olanı ''İsbah'' rivayetidir. Tağlis delilleri çoktur. İsfar rivayetinden başka isfar delili yoktur. Hadisler arasında çelişkinin olmayışı asıldır. Bu nedenle diğer delillere muvafık olan ''İsbah'' rivayetinin asıl olması ve ''İsfar'' lafzının, ravinin tasarrufu olması açıktır. Şu var ki ''İsbah'' rivayetine göre, (,Sabah olunca sabah namazını kılmanın sevabı daha çoktur.'' Şu halde sabah olmadan sabah namazını kılmak da caizdir. Ve onun da sevabı vardır, gibi yanlış bir mana çıkabilir. Bu sakınca şöyle bertaraf edilebilir: Hadisin manası tan yeri iyice ağarınca ve fecr'in doğduğu hususunda en ufak bir şüpheye yer kalmadan, kesinlikle sabah olduğunu bildiğiniz zaman sabah namazına durmanızın sevabı daha çoktur. Bununla beraber, fecrin doğduğuna kuvvetle kanaat getirdiğiniz zaman, ufak bir şüpheniz olsa bile sabah namazına durmanız caizdir. Ve sevabı da vardır. Lakin sevabı diğeri kadar değildir.' der. EI-MenheI yazarının yorum şekli, bence daha uygundur. Ona göre hadisin manası şudur: Fecir doğduğu zaman sabah namazını kılmanın sevabı, ortalık aydınIanıncaya kadar sabah namazını tehir etmenin sevabından daha çoktur. Hulasa yukarıda verilen malumat'tan da anlaşıldığı gibi isbah ve isfar'dan maksad, fecrin doğduğunun anlaşılmasıdır. Hadisin fıkıh yönü ise, sabah namazında tağlisin matlub olduğu ve fecir doğduktan sonra hemen sabah namazını kılmanın sevabının, onu ortalık aydınlanıncaya kadar tehir ederek kılmanın sevabından daha çok olduğudur)
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle namazını güneş (gök ortasından batıya) kaydığı zaman kılardı. Diğer tahric: Ahmed, Müslim ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Ebu Davud'un rivayetinde: "Güneş gök ortasından zail olunca Bilal öğle ezanını okurdu.'' denilmiştir. İki rivayetin ifade ettiği mana aynıdır. Dahd: Hadiste geçen ve bu mastardan türeme 'Dahat, fi'linin asıl manası kaymaktır. Burada maksat güneşin gök ortasından zail olması ve batıya doğru kaymasıdır. Güneşin kaydığı ve öğle vaktinin girdiğini anlamak için henüz güneş gök ortasına varmadan önce düzgün bir yere bir çubuk dikilir ve gölgesinin ucuna işaret konur. Gölge kısaldıkça henüz güneşin gök ortasına varmadığı anlaşılır. Gölge kısalması durduğu an güneş gök ortasına varmış olur. Bu ana 'İstiva, zamanı denir ve bu andaki gölgeye de 'İstiva, gölgesi denir. Bu andaki gölgenin ucunu işaretlemelidir. Çünkü o gölge ikindi namazı vaktinin hesaplanmasında lazım olur. Durgun olan gölge uzamaya başlayınca Güneş'in gök ortasından batıya doğru kaydığı anlaşılmış olur. İşte o zaman öğle vakti girmiş olur. O çubuğun gölgesi gittikçe uzar. Nihayet istiva gölgesinden başka. çubuğun gölgesi, çubuğun boyu kadar uzayınca öğle namazının vakti sona ermiş olur. Nevevi: Bu hadis, öğle namazını ilk vaktinde kılmanın müstahablığına delalet eder. Şafii ve cumhurun kavli de budur, demiştir. El-Ayni ise: Hadis, öğle namazının, ilk vaktinde kılınmasının müstahablığına delalet etmez. Çünkü hava serinleyinceye kadar öğle namazını geciktirerek kılan kişi de bu hadis gereğince güneşin zevalinden sonra namaz kılmış denilebilir, demiştir
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا يحيى بن سعيد، عن شعبة، عن سماك بن حرب، عن جابر بن سمرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم كان يصلي الظهر اذا دحضت الشمس
Ebu Berze El-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sizin öğle namazı dediğiniz hecir namazını, güneş (gök ortasından) kayınca kılardı." AÇIKLAMA : Hecir: Günün ortası demektir. Öğle namazı da bu sıralarda kılındığı için; ravi ona hecir namazı demiştir. Tuhfetu'I-Ahvezi'nin beyanına göre Buhari ve Müslim de Ebu Berze (r.a.)'in hadisini rivayet etmişlerdir. Bu hadis de bir önceki hadisin hükmünü ifade eder. Ebu Davud ise Ebu Berze (r.a.)'in hadisini daha uzun bir metin halinde rivayet ederek öğle, ikindi, yatsı ve sabah namazıarının Peygamber (s.a.v.) tarafından hangi vakitte kılındığını açıklamaktadır
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا يحيى بن سعيد، عن عوف بن ابي جميلة، عن سيار بن سلامة، عن ابي برزة الاسلمي، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم يصلي صلاة الهجير التي تدعونها الظهر اذا دحضت الشمس
Habbab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kızgın kumların hararetinden şikayet ettik. Fakat şikayetimizi gidermedi.' El-Kattan dedi ki: Bize Ebu Hatim tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize El-Ensari tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize Avf bu hadisin mislini tahdis etti..." Tahric: Habbab (r.a.)'in hadisini Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir
حدثنا علي بن محمد، حدثنا وكيع، حدثنا الاعمش، عن ابي اسحاق، عن حارثة بن مضرب العبدي، عن خباب، قال شكونا الى رسول الله صلى الله عليه وسلم حر الرمضاء فلم يشكنا . قال القطان حدثنا ابو حاتم، حدثنا الانصاري، حدثنا عوف، نحوه
Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Biz, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kızgın kumların hararetinden şikayet ettik. Fakat bizim şikayetimizi gidermedi." Not: Ravi Malik et-Tai'nin tanınmadığı ve Muaviye bin Hişam'ın pek zabıt sahibi olmaması nedeniyle bu isnadın söz götürdüğü Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Ramda:: Güneş hararetiyle fazla ısınan kumdur. İşka': Şikayeti gidermektir. Sa'leb, buna başka bir mana bularak: Şikayet etmeye muhtaç kılmamaktır, demiştir. Nesai, Habbab (r.a.)'in hadisini ''Mevakit'' kitabında rivayet etmiştir. Suyuti, Nesai'nin şerhinde bu hadisle ilgili olarak şöyle der: ''Nihaye'de belirtildiğine göre ravi Habbab şunu demek istemiştir: 'Sahabiler öğle namazını kılmak için mescide gitmek üzere dışarı çıktıkları zaman, kızgın kumların harareti ayaklarına dokunarak onları rahatsız ediyordu. Bu nedenle öğle namazını biraz tehir etmek talebinde bulunmuşlar, fakat Peygamber s.a.v. onların dileklerini yerine getirmemiş ve şikayetlerini gidermemiştir.' Hadisçiler, bu hadisi namaz vakitleri bahsinde zikrederler. Çünkü ravisi Ebu İshak'a: Sahabilerin şikayeti öğle namazının erken kılınması hakkında mıydı? diye sorulmuş; Ebu İshak da: Evet, diye cevap vermiştir. Fıkıhçılar ise bu hadisi Secde bahsinde zikrederler. Sebebi de şudur: Kumların sıcaklığının şiddetinden dolayı sahabiler elbiselerinin bir kenarı üzerine secde ediyorlardı. Peygamber (s.a.v.), onları böyle yapmaktan men etmişti. Sahabiler kızgın kum üzerinde secde etmenin meşekkatini Peygamber (s.a.v.)'e şikayet ederek elbiselerinin bir tarafını secde ederken alınlarının altına koyma iznini istemişler fakat Peygamber s.a.v. böyle yapmalarına müsaade etmemiştir. Kurtubi de: 'Peygamber (s.a.v.)'in söz konusu şikayeti gidermemesi, muhtemelen öğle namazının serinliğe bırakılması emri verilmeden önceymiş. Yahut hava nisbeten serinleninceye kadar öğle namazının geciktirilmesi emri verilmişken şikayetçi olan zatlar, öğle namazını daha fazla tehir etme talebinde bulunmuşlar da Peygamber (s.a.v.) onların talebini kabul etmemiştir, demiştir. Sa'leb ise, hadisin; فلم يشكنا cümlesini şöyle yorumlamıştır: ''Yani bizi şikayet ve sızlanmaya muhtaç buyurmadı. Ve hava serinleninceye kadar öğle namazını geciktirmek için bize ruhsat verdi.'' Sa'leb'in bu yorum şeklini Kadi Ebu'l-Ferec nakletmiştir. Bu yorum şekline göre Habbab'ın hadisi ile öğle namazının serinliğe bırakılmasının caizliğine ait hadisler, aynı manayı ifade etmiş olurlar
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Sıcak şiddetlendiği zaman (öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kaynamasındandır.»" AÇIKLAMA 681 de
حدثنا هشام بن عمار، حدثنا مالك بن انس، حدثنا ابو الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا اشتد الحر فابردوا بالصلاة فان شدة الحر من فيح جهنم
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Sıcak şiddetlendiği zaman öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kükreyişindendir.» AÇIKLAMA 681 de
حدثنا محمد بن رمح، انبانا الليث بن سعد، عن ابن شهاب، عن سعيد بن المسيب، وابي، سلمة بن عبد الرحمن عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " اذا اشتد الحر فابردوا بالظهر فان شدة الحر من فيح جهنم
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kükreyişindendir.» AÇIKLAMA 681 de
حدثنا ابو كريب، حدثنا ابو معاوية، عن الاعمش، عن ابي صالح، عن ابي سعيد، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ابردوا بالظهر فان شدة الحر من فيح جهنم
El-Muğire bin Şu'be (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber öğle namazını (zevalden hemen sonra) gündüzün ortasında ve sıcağında kılardık. Sonra O, bize: «(Öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin galeyanından dır.» buyururdu." Not: Zevaid'de; isnadımn sahih, ricalinin de sİka olduğu, İbn-i Hibban'ın bu hadisi sahihinde rivayet ettiği bildirilmiştir. AÇIKLAMA 681 de
حدثنا تميم بن المنتصر الواسطي، حدثنا اسحاق بن يوسف، عن شريك، عن بيان، عن قيس بن ابي حازم، عن المغيرة بن شعبة، قال كنا نصلي مع رسول الله صلى الله عليه وسلم صلاة الظهر بالهاجرة فقال لنا " ابردوا بالصلاة فان شدة الحر من فيح جهنم
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Öğle namazını serinliğe bırakınız.» Not: Zevaid'de:. İsnadının sahih olduğu ve İbn-i Hibban'ın bunu sahihinde rivayet ettiği bildirilmiştir. Tahric: Bu babta geçen Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA (677, 678, 679, 680 ve 681) : Tuhfetü'l-Ahvezi yazarının bildirdiğine göre Ebu Said (r.a.)'in hadisini Buhari de rivayet etmiştir. Muğire (r.a.)'in hadisi (notta bildirildiği gibi Zevaid kısmından olmakla beraber) Ahmed tarafından da tahric edilmiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini Buhari de rivayet etmiştir. (Halbuki notta belirtildiği gibi Zevaid yazarı, İbn-i. Ömer'in hadisini Zevaid kısmından saymıştır.! Tirmizi, Ebu Hure yre (r.a.)'in hadisini rivayet ederek hasen-sahih olduğunu söyledikten sonra; "Bu babta Ebu Said, Ebu Zer, İbn-i Ömer, El-Muğire, Ebu Musa, İbn-i Abbas, Enes ve Safvan (r.anhum)'dan rivayetler vardır. Alimlerden bir cemaat sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda öğle namazını tehir elmeyi tercih etmişlerdir. İbnü'l-Mübarek, Ahmed ve İshak'ın kavli budur. Şafii de: Cemaati uzak yerden gelen mescidde kılındığı zaman, şiddetli sıcakta öğle namazını tehir etmeyi tercih etmiş fakat münferit olarak namaz kılan ile kendi yanındaki mescidde namaz kılanların bence sevimli olanı şiddetli sıcakta bile öğleyi tehir etmemeleridir, demiştir. Münferid olsun olmasın; kendi mahalle mescidinde kılsın veya uzak bir camiye gitsin, hadislere uyma bakımından en uygun olanı, sıcağın şiddetli zamanında öğle namazını tehir etmektir.'' demiştir. EI-Menhel yazarı "Öğle namazı vakti babında rivayet olunan hadislerin izahı bahsinde aşağıdaki malumatı vermiştir: ''Öğle namazını şiddetli sıcakta ibrad etme yani serinliğe bırakmaya ait hadislerin zahirine göre ibrad vacibtir. Kadi İyad'ın anlattığına göre bazıları: İbrad vacibtir, demişlerdir. Fakat cumhura göre hadiste ibrad ile ilgili verilen emir, mendubluk içindir. Vucub için olmadığının alameti şudur: İbrad'ın hikmeti namaz kılanın zorluktan kurtarılması olunca verilen emir onun menfaatı ve güçlükten kurtarılması içindir. Eğer verilen emir vucub için olsaydı, bu emir onun için kolaylık değil bir güçlük ve tazyik olurdu. Dolayısıyla onun yararına değil zararına olacaktı. Cumhura göre ibrad'ın mendubluğu, sıcağın şiddetli zamanına mahsustur. Hadislerin zahirıne göre ibrad hususunda cemaatla namaz kılan ile münferit namaz kılan arasında fark yoktur. Ahmed, İshak ve Kufe alimleri böyle demişlerdir. Malikiler'in ekserisine göre münferit için efdal olanı ibrad etmemektir. Şafii, ibrad etmeyi sıcak memleketlere tahsis etmiş ve; Uzaklardan gelen cemaat için ibrad mendubtur. Fakat cemaat toplu halde hazır ise, yahut gölgelikte gitmeleri mümkün ise, acele etmek, ibrad'dan efdaldir, demiştir. Bundan önceki babta geçen ve öğle namazının zeval'den hemen sonra kılınmasıııı öngören hadisler ile ibrad'a ait hadisler arasında zahiren bir çelişki görülüyorsa da alimler bu durumu şöyle cevaplamışlardır : Öğle namazının ta'cili ve ilk vaktin daha faziletli oluşuna dair varid olan hadisler mutlaktır veya umumidir. İbrad hadisleri kayıtlıdır veya hususidir. Umumi hadis ile hususi hadis arasında veyahut mutlak hadis ile kayıtlı hadis arasında bir çelişkinin varlığı söz konusu edilemez. Yani şiddetli sıcak zamanı öğle namazının tehiri ibrad hadisleri ile istendiği için böyle günlerde kılman öğle namazı, ilk vakit fazileti hükmünden müstesna kılınmış olur. Böyle zamanlarda öğle namazının ibradı daha efdaldır. Sair zamanlarda ise ta'cili efdaldır. 675 noda geçen Habbab (r.a.)'in hadisine de alimler şöyle demişlerdir: Esrem ve Tahavi'nin dediği gibi Habbab (r.a.)'in hadisi mensuhtur. Delili de Muğire (r.a.)'in (680 nolu) hadisidir. Habbab (r.a.)'in hadisi için şöyle de denilebilir: Bazı sahabiler ibrad için tanınan tehir süresini az görerek süreyi uzatmak için kumların hararetinden Peygamber (s.a.v.)'e şikayet etmişler, Peygamber (s.a.v.) bu dileği reddetmiştir. Habbab (r.a.) bunu anlatmak istemiştir. Bazı alimler: İbrad hadisiyle tanınan geciktirme süresi, eşyanın öğleden sonraki gölgesinin yararlanılabilir hale gelmesi ile tayin edilmiştir. Artık gölgeliklerden faydalanarak mescidlere gitmek mümkün olur. Bu kadarlık bir geciktirmeye müsaade edilmiştir. Habbab (r.a.)'in hadisiyle istenilen geciktirme süresi ise kum ve çakılların soğuması için gereken süredir. Güneş sararmadıkça bunlar soğumaz. Bunun için ibra'da müsaade edilmiş fakat namazın, öğle vakti çıkıncaya kadar tehirine müsaade edilmemiştir. Nevevi de; 'Alimler, Habbab (r.a.)'in hadisi ile ibrad hadislerinin arasını bulmak hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ibrad ruhsattır, ta'cil efdaldır diyerek Habbab (r.a.)'in hadisine dayanmışlar ve ibrad hadisini; ruhsat ve kolaylık içindir, diye yorumlamışlardır. Bizim arkadaşlarımızın bir kısmı ve diğer mezheb alimleri böyle demişlerdir. Alimlerden bir cemaat da; Habbab (r.a.)'in hadisi, ibrad hadisleriyle mensuhtur, demişlerdir. Başka bir grup alim de; İbrad müstahabtır. Çünkü bir çok hadisle sabittir. Habbab (r.a.)'in hadisi de bazı sahabilerin ibrad süresinden daha fazla bir süre tehir talebinde bulundukları yolunda yorumlanır, demiştir.' diye malumat vermiştir. İbrad hadislerinde öğle namazının geciktirilmesi nedeni olarak .. Çünkü sıcağın şiddeti cehennernin kaynarnasından, kükrernesinden, galeyanından.'' buyurulmuştur. Bu fıkrada geçen ''Feyh'' kelimesi galeyan, kaynama, kükreme, yayılma ve benzeri manalara geldiği için tercemelerde bu kelimelere yer verilmiştir. Şiddetli sıcak, namazın huzur ve huşuunu giderdiği için ve meşakkati defetmek gayesiyle şiddetli sıcakta öğle namazının ibradı meşru kılınmıştır. Açık olan hikmet budur. Şöyle de denilebilfr: Sıcağın şiddeti anında ilahi azab yayılır. Bu nedenle o esnada namaza durulmaması istenmiştir. Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Namaz, ilahi rahmete vesiledir. Namaz kılmak, ilahi azabın kalkmasına yarar. Bu ibadetin o esnada terkedilmesi nasıl emredilebilir. Ebu'l-Feth El-Ya'muri şöyle cevap vermiştir: Şarii Hakim tarafından gelen hikmetin sırrı kavranmasa bile kabul edilmesi gerekir. Ez-Zeyn bin El-Münzir ise şöyle münasip bir cevap vermiştir: İlahi öfkenin zuhur ettiği vakit mezun olan zatlar müstesna hiç kimsenin dileği yerine getirilmez. Namaz, dilek ve duadan boş değildir. İlahi gazabın yayıldığı esnada mezun olmayan zatların o esnada susması uygun düşer. Fıkranın zahirine göre sıcağın şiddeti gerçekten Cehennemin hararetinin yayılmasından ve kaynamasından meydana gelir. Bu fıkra teşbih üzerinde kurulmuş olabilir. Yani: Sıcağın şiddeti, cehennem ateşine benzer. Bundan kaçının ve zararından sakının. denilmiş olabilir. Nevevi: Doğrusu bunun, zahirine göre kabul edilmesidir. Çünkü fıkranın hakiki manasına yorumlanmasına hiç bir mani yoktur, demiştir. İbrad süresinin sonucu hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Kimisi eşyanın istiva zamanındaki gölgesinden başka, gölgenin bir arşın kadar uzamasını; kimisi normal bir boyun dörtte biri kadar, kimisi üçte biri kadar, kimisi de yarısı kadar uzamasını ibrad süresinin bitimi olarak göstermişlerdir. El-Maziri: lbrad süresinin bitimi, zaman ve ahvale göre değişir. Zaman ve zemin ne olursa olsun, bu sürenin öğle vaktinin bitimine kadar uzamaması şarttır, demiştir
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını güneş henüz yüksek ve dipdiri iken kılardı. Namazdan sonra Avali'ye gitmek isteyen adam henüz güneş yüksek iken oraya giderdi. Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai, Ebu Davud ve Beyhaki AÇIKLAMA : Bazı rivayetlerde hadisin son fıkrası şöyledir: ''Namazdan sonra Avali'ye gitmek isteyen kimse gider ve güneş henüz yüksek iken Avali'ye varırdı.'' Avali: Aliye'nin çoğuludur. Aliye yüksek demektir. Burada Avali'den maksad Medine-i Münevvere'nin yakınındaki yüksek yerlerdir. EI-Menhel yazarının ''İkindi namazı babındaki beyanına göre Avali Medine'nin doğu tarafında bulunan ve en yakını 2 MİL, en uzağı da 8 MİL mesafedeki köylere denirdi. EI-Feth yazarı: Avali Medine'nin çevresinde bulunan ve Necd istikametine düşen köylerdir. Tihame yönündeki köylere Safile denir, demiştir. İbnü'l-Esir; Avali denilen köylerden Medine'ye en yakın olanı 4 MİL ve en uzağı 8 MİL mesafededir, demiştir. 1 MİL 3500 ile 4000 adımlık mesafedir. EI-Menhel yazarı hadisin açıklaması ile ilgili olarak şöyle der; "Hadis ikindi namazının ilk vaktinde kılınması müstahablığına delalet eder. Çünkü her cismin istiva anındaki gölgesinden başka gölgesi onun bir boyu kadar uzadığı zaman bir kimse ikindi namazını kılıp yola çıkarsa güneş henüz yüksek ve sararmamış iken iki üç millik mesafeyi katetmesi mümkündür. Şayet cismin gölgesi iki boyu kadar uzadıktan sonra namaz kılıp yola çıkarsa anılan mesafeyi kat edinceye kadar Güneş bir hayli alçalmış ve sararmış olur. Demek oluyor ki cismin gölgesi istiva gölgesi müstesna bir boyu kadar uzadığı zaman Peygamber (s.a.v.) ikindi namazını kılarmış. Bu vakit ikindi namazının ilk vaktidir. Hadiste anılan ve üç - dört MİL mesafedeki Avali'ye varılırken Güneş'in henüz yüksekte oluşu ancak uzun günlerde olabilir. Ebu Davud'un Zühri'den bir senedIe rivayet ettiğine göre Zühri: Avali'nin 2 - 3 veya 4 millik mesafede olduğunu söylemiştir. Hadis, ikindi vaktinin her cismin istiva anındaki gölgesi hariç, bir boyu kadar gölgesi uzadığı zaman, ikindi vaktinin girdiğini söyleyen alimlerin cumhurunun mezhebine delildir. Hanefi alimlerinden Ebu Yusuf, Muhammed, El-Hasan, Züfer ve Tahavi cumhurun mezhebini benimsemişlerdir. El-Hasan'ın Ebu Hanife'den rivayeti de böyledir. Tutulan ve azhar olan kavil budur. Bununla fetva verilir. Bir çok haber ve eser buna delalet eder. Fakat Ebu Hanife'nin meşhur kavIine göre, cismin istiva zamanındaki gölgesi hariç, iki boyu kadar bölgesi uzamadıkça, ikindi namazının vakti girmez. Ebu Hanife'nin delili Peygamber (s.a.v.)'in; ''Öğle namazını serinliğe bırakınız.'' mealindeki hadisidir. Şöyle ki; Hadisin manası, sıcaklığın şiddeti azalınca öğle namazını kılın. Hicaz'da sıcağın şiddeti, cismin gölgesi istiva anındaki hariç, bir boyu kadar uzadığı zaman gerçekleşir. Ve iki boyu kadar uzadıktan sonra sıcaklık hafifler. Hadisler, birbirine muarız olunca, her hüküm eskisi gibi kalır. Öğle namazının vakti, kesinlikle sabittir. Şüpheyle değişmez. İkindi namazının kat'i olanı bellidir. Şüpheyle daha önce girmez, demek istemiştir. Ebu Hanife'ye göre, anılan cismin gölgesi, bir boyu kadar uzamadan öğle namazı kılınmalı ve iki boyu kadar uzadıktan sonra ikindi namazı kılınmalıdır. Bir boy ile iki boy arasındaki zaman zarfında ne öğle ne de ikindi namazı kılınmamalıdır. EI-Menhel yazarı daha sonra Ebu Hanife'nin, Hicaz'da sıcaklığın şiddetinin, cisimlerin gölgeleri istiva zamanındaki hariç, bir boyu kadar uzadığı zaman oluştuğu ve iki boyu kadar uzamadıkça gevşemediği, yolundaki sözünün kabul olunmayacağını beyanla şöyle der: Çünkü Ebu Zer r (r.a.) 'in hadisiyle sabit olduğu gibi öğle namazının ibrad sonucu tepeciklerin gölgesinin zuhur etmesidir. Cisimlerin gölgelerinin bir boyu kadar uzaması ölçüsü ibrad (serine bırakmak) için söz konusu değildir. İmam Ebu Hanife'nin delillerinden ikisi de şu mealdeki hadislerdir; 'Ali bin Şeyban: Biz Resulullah (s.a.v.)'in yanına varmak için Medine'ye gittik. O, güneş bembeyaz kaldığı müddetçe ikindi namazını geciktirirdi, demiştir: 'Cabir: Her cismin gölgesi, iki boyu kadar uzayınca, Peygamber (s.a.v.), bize ikindi namazını kıldırdı, demiştir: Bu iki hadisin delil gösterilmesi pek uygun değildir. Çünkü bunlar, gölge iki kat kadar uzadığı zaman ikindi namazını kılmanın caizliğine delalet ederler. Fakat bundan önce ikindi namazı valttinin girmediğine delalet etmezler. Kaldı ki bir çok sahih hadisler her şey'in gölgesi, istiva vaktindekinden başka onun boyu kadar uzadığı zaman ikindi vaktinin girdigine delalet ederler. Fıkıhçılardan bir cemaat, İmam-ı A'zam'ın iki boy gölge hükmünden bir boy hükmüne rücu' ettiğini anlatmıştır. Hadiste geçen ''....Güneş dipdiri iken ... '' tabiri ile, Güneş'in sıcaklığının şiddeti, renginin bembeyazlığı ve ışığının kalışı kasdedilmiştir. Beyhaki bu yorumu Hayseme'den bir senedIe nakletmiştir
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Güneş benim hücrem içinde olup gölgesi henüz hücremin üstüne yükselmemiş iken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize ikindi namazını kıldırdı. Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişler, AÇIKLAMA : Tirmizi: ''Bu hadis hasen-sahihtir. Sahabi ve tabiilerden ilim ehlinin bir kısmı Aişe (r.anha)'nın hadisini seçerek ikindi namazının erken kılınmasına ve tehirinin mekruh olduğuna hükmetmişlerdir. Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Aişe ve Enes (r.anhum) ile Abdullah, İbn-i Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak (r.anhum) böyle demişlerdir.'' demiştir. Aişe (r.anha)'nın: "Güneş benim hücrem içinde ... '' sözünden maksadı Güneş ışığı O'nun odasının zemininde iken ve güneş gölgesi O'nun odasının tabanının tamamını kaplamamış iken ikindi namazına durulduğunu beyan etmektir. Keza: (Güneş) gölgesi henüz hücremin üstüne yükselmemiş ... '' cümlesinden maksadı güneş ışığının hücre tabanından doğu duvarına yükselmemiş olduğunu belirtmektir. Hattabi: Bu cümledeki ''Zuhur''un manası Güneş ışığının yükselmesidir, demiştir. Nevevi: Aişe (r.anha)'nın hücresi dardı. Duvarları kısaydı. Öyle ki duvarlarının yüksekliği, hücrenin genişliğinden biraz fazlaydı. Duvarın gölgesi bir boyu kadar uzayınca ikindi vakti girmiş olurdu. Ve Güneş ışığı, hücre tabanının sonlarına çekilmiş olurdu. Bu esnada gölge henüz doğu cephesindeki duvara gelmemiş olurdu. Aişe (r.anha)'nın bu hadisi, cisimlerin gölgesi bir misli uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine ve Peygamber (s.a.v.)'in ikindi namazını ilk vakitte kıldırdığına delalet eder, demiştir. El-Hafız, EI-Fetih'te: İkindi namazının ilk vaktinde kılınmasının sünneti Nebeviyye'ye uygunluğu bu hadisten anlaşılıyor. Aişe (r.anha)'nın ravisi Urve'nin görüşleri budur. Urve, buna dayanarak ikindi namazını tehir eden Ömer bin Abdü'l-Aziz'i uyarmıştır, der. Tahavi: Bu hadis ikindi namazının erken kılındığına delalet etmez. Çünkü hücre duvarının alçak olması muhtemeldir. Bu takdirde Güneş ışığı, ancak batmaya yakın, hücreden kalkmış olur ve dolayısıyla hadis ikindi namazının erken değil bilakis tehirine delalet eder, demiştir. Fakat, hücre tabanı geniş olduğu takdirde Tahavi'nin dediği şey düşünülebilir. Halbuki müşahade ve bir çok rivayetlerle sabit olmuştur ki, Peygamber (s.a.v.)'in muhterem eşlerinin odaları (hücreleri) geniş değillerdi. Dar olan bir odanın tabanında güneş ışığının bulunması, ancak güneş yüksekte iken mümkün olabilir. Güneş, tam olarak eğildiği zaman, ışığı dar olan hücrenin tabanından kalkar. Şafii, bu hadisi zikrettikten sonra: Bu hadis, ikindi namazının ilk vakitte kılındığına dair rivayetlerin en açık olanlarındandır. Çünkü Peygamber (s.a.v.)'in zevcelerinin hücreleri Medine'nin alçak bir semtinde idiler. Ve hücreler geniş değildi. Bu nedenle ikindi'nin ilk vaktinde Güneş ışığının hücrelerden kalkması sağlam görülmektedir
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hendek günü kafirler hakkında buyurdular ki: «Onlar, bizi orta namazdan alıkoydukları gibi Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.»" AÇIKLAMA : Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Buhari ve Müsliın'in rivayetlerindeki hadisin sonunda; " ... Güneş batıncaya kadar ... '' ifadesi de bulunur. Bazı rivayetlerde Hendek günü yerine Ahzab günü ifadesi bulunur. Meşhur Hendek savaşına Ahzab savaşı da denildiği için ikisi aynı manayı ifade eder. Buhari'nin tercihine göre Hendek savaşı, hicretin 4. yılı Şevval ayında vuku bulmuştur. 5. yılı vuku bulduğunu söyleyenler de vardır. Medine etrafında hendek kazıldığı için ve savaş Hendek dolaylarında cereyan ettiği için savaşa bu isim verilmiştir. Kureyş müşrikleri, Yahudiler ve onlardan yana çıkan düşman taifeleri, müslümanlarla savaşmak üzere toplandıkları için Hizibler demek olan Ahzab ismi de bu savaşa verilmiştir. Savaşa katılan müslümanların kuvveti 3000 kişi idi. Müşrikler 10.000 kişi idi. Savaş nedenleri, safhaları ve sonucunu öğrenmek isteyenler Sİyer kitabIarına müracaat etsinler. Hadisin manasına gelince; ''Onlar, bizi orta namaz'dan alıkoyduklarl...'' parçasının manası şudur: Kafirler orta namazı kılmamıza mani oldular. Çünkü onların yüzünden hendek kazmakla meşgul olduk ve dolayısıyla orta namazı kılmadık veya kılamadık. Ebu Davud ve Müslim'in rivayetinde orta namazın ikindi namazı olduğu belirtilmiştir. Müslim'in, Aişe (r.anha)'nın azatlısı Ebu Yunus'tan rivayet ettiğine göre; Aişe (r.anha), kendisi için bir mushaf yazmasını Ebu Yunus'a emretmiş ve: "Namazlara ve orta namaz'a devam edin.'' (mealindeki Bakara suresinin 238.) ayetine ulaşıldığı zaman haberdar edilmesini istemiş. Ebu Yunus Mushaf'ı yazarak, o ayete varınca Aişe (r.anha)'ya haber vermiş; Aişe (r.anha) da ona ayeti şöyle yazmasını emretmiş: ''Namazlara, ve orta namaza (ikindi namazına) devam ediniz .." Ve Resulullah (s.a.v.)'den böyle işittiğini bildirmiş, Ebu Yunus da böyle yazmıştır. EI-Menhel yazarı ''Orta namaz babında rivayet olunan Ali (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: ''Hadis, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyenler için delildir. Ali, İbn-i Mes'ud, Ebu Eyyub, İbn-i Abbas, Ebu Said-i Hudri, Ebu Hureyre, Ubeyde Ee-Selmani, Hasan-ı Basri, İbrahim en-Nahai, Katade, Dahhak, EI-Kelbi, Mukatil, Ebu Hanife, Ahmed, Davud, İbnü'l-Münzir (r.anhum) ve bir çok alim bu görüştedir. Tirmizi: Ashabtan ve onlardan sonra gelenlerden alimlerin ekserisinin kavli budur, demiştir. EI-Menhel yazarı bu arada mezkur alimlerin delillerini sırayla zikretmiş daha sonra sözlerine devamla şöyle demiştir : Ömer bin EI-Hattab, Muaz bin Cebel, Cabir, bir rivayete göre İbn-i Abbas ile İbn-i Ömer ve ashabtan sonra gelen alimlerden Ata', İkrime, Mücahid, Rabi' bin Enes, Malik ve Şafii (r.anhum) orta namazın sabah namazı olduğunu söylemişlerdir. EI-Menhel yazarı, bu görüşteki alimlerin delillerini ve gösterdikleri gerekçeyi beyan ettikten sonra şöyle der: Orta namazın sabah namazı olduğunu söyleyen alimlerin gösterdikleri deliller, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyen alimlerin delillerine denk gelecek durumdan uzaktır. Orta namazın ikindi namazı olduğu, merfu' ve sahih olan hadislerde açıkça bildirilmiştir. Nevevi, EI-Mühezzeb'in şerhinde: Sahih hadislerin gerektirdiği sonuç, orta namazın ikindi namazı olduğudur. Muhtar olan da budur, demiştir. Şafii alimlerinden EI-Havi sahibi: ''Şafii orta namazın sabah namazı olduğunu söylemiştir. Sahih hadisler de orta namazın ikindi namazı olduğunu tesbit etmiştir. Şafii'nin mezhebi, sahih hadise uymaktır. O halde Şafii'nin mezhebi, orta namazın ikindi namazı olmasıdır. Bazı arkadaşlarımızın sandıkları gibi orta namaz meselesi hakkında Şafii'nin iki kavli yoktur, demiştir. Zeyd bin Sabit, Usame bin Zeyd, Ebu Said-i Hudri, Aişe, Abdullah bin Şeddad ve Ebu Hanife (r.anhum)'dan yapılan bir rivayete göre orta namaz öğle namazıdır. EI-Menhel yazarı, bu görüşteki alimlerin delillerini de zikrettikten sonra, orta namazın akşam namazı olduğunu söyleyenlerle, orta namazın yatsı namazı olduğunu söyleyenlerin görüşlerini delilleriyle zikretmiştir. Daha sonra orta namazın beş vakit namaz içinde gizli olduğunu söyleyenleri delilleriyle birlikte zikretmiştir.'' Hadisin: ''Allah da evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.'' bölümüne gelince; bu parça, Buhari ve Müslim'in bazı rivayetlerinde: ''Allah karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun.'' şeklinde geçer. Buna benzer değişik ifadeli rivayetler de vardır. Parça, müşrikler için bir bedduadır. Mazi fi'liyle gelişi, beddua'nın kabul edilmesinin kuvvetle umulduğuna alametlir. Tıybi bölümü şöyle yorumlamıştır: Yani Allah, müşrikleri dünya ve ahirette ateşle ta'zib eylesin. Hem dünyada hem ahirette onlara azab versin. Bazıları da, beddua ile kasdedilen mana şudur: Allah, dünyada evlerini tahrib ettirmek, mallarını talan ettirmek ve çoluk çocuklarını esir ettirmekle ta'zib eylesin. Ölümlerinden sonra da kabirleri ateşle dolup taşsın. demişlerdir. Diger bir kısım alimler; müşrikler için istenen dünya ateşinden maksad ateş gibi. dayanılması çok zor olan çeşitli belalara çarpılmalarıdır, demişlerdir. Yukarıda belirtilen yorumların hangisi olursa olsun Allah, Nebi (s.a.v.)'in bedduasını kabul buyurarak müşrikleri Dünya'da çeşitli felaketlere uğratmıştır. Kafir olarak ölmekle ebedi azaba da müstehak kılınmışlardır. Hadiste belirtildiği gibi Hendek savaşı yüzünden ikindi namazı kazaya bırakılmıştır. Ahmed ve Nesai'nin rivayetlerine göre Ebu Said (r.a.) şöyle demiştir: 'Müşrikler, Peygamber (s.a.v.)'i öğle, ikindi ve akşam namazından alıkoydular. Müslümanlar geceleyin bu namazları kılabildiler. Bu olay, korku halinde yaya veya binek üzerinde yürürken namaz kılınabileceğine dair ilahi emir gelmeden önce vuku bulmuştur.' Tirmizi ve Nesai'nin İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; 'Müşrikler, Hendek günü Peygamber (s.a.v.)'i dört vakit namazından alıkoymuşlar ve geceden, Allah'ın dilediği bir süre geçtikten sonra bu namazlar kılınmıştır.' Fakat yatsı namazı zamanı çıkmadığı için kazaya bırakılan namaz sayısı dört değil, üçtür. Buhari ve Müslim'in Ali ve Cabir'den rivayet ettiklerine göre Hendek günü yalnız ikindi namazı kaçırılmıştır. Bunun için İbnü'l-Arabi. rivayetler arasında tercih yolunu tutarak: Sahih olanı yalnız ikindi namazının kazaya bırakıldığına dair Ali ve Cabir'in rivayetidir, demiştir. Nevevi, rivayetler arasını şöyle bulmuştur: Hendek vak'ası bir kaç gün devam etmiş, bazı günlerde şu namaz, bazı günlerde bu namaz veya o namaz kazaya kalmıştır. Nebi (s.a.v.)'in namazı kazaya bırakması muhtemelen kasten olmuştur. Henüz korku namazı ayetleri inmediği için düşmanla meşguliyet, namazı bilerek kazaya bırakmak için meşru bir özür sayılmış olur. Düşmanla meşguliyeti dolayısıyla namazı unutmuş olması muhtemeldir. Müslim'in rivayetinde belirtildiği gibi Nebi (s.a.v.) kazaya bıraktığı ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kılmıştır. Bugün ise, savaş için vakit namazını kazaya bırakmak caiz değildir. Duruma göre korku namazını kılmak mecburiyeti vardır. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Kederler diyarı olan Dünya hayatında kafirin müslümana eziyet edebilmesi mümkündür. 2- Peygamberliğe noksanlık getirmeyen beşeri arızaların Peygamber'de husule gelmesi mümkündür. 3- Zalim adama, yaptığı zulme uygun bir cezaya çarptırılması için beddua etmek caizdir. 4- Orta namaz ikindi namazıdır. 5- Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve arkadaşları, düşmanla meşguliyetleri dolayısıyla ikindi namazını kazaya bırakmışlardır. Çünkü korku namazı emri, henüz gelmemişti
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «İkindi namazını kaçıran kimse ehli ve malı kaçırılmış gibidir.» Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Beyhaki AÇIKLAMA : Hadisin; وتر أهله وماله cümlesindeki fiil, bina-i Mechul olarak okunup ''ehil'' ve ''mal''kelimeleri mensub yani üstünlü okunarak ''vutire'' fiilinin ikinci mef'ulu veya cer harfinin atılmasıyla mensub olduğu söylenebilir. İkinci, mef'ul olduğu halde hadisin manası şu olur: İkindi namazını kaçıran adam, sanki ehli ve malı eksiltilmiştir. Artık kimsesiz ve malsız kalmış olur. Bu yüzden ehIinin ve malının gitmesinden kaçındığı gibi kişi, ikindi namazını kaçırmaktan sakınsın. İkinci ihtimale göre hadisin manası şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ehIi ve malı hakkında bir musibete düçar olmuştur. Yukarıda yazılı cümledeki ''Ehil" ve ''nal'' kelimelerinin ''Vutire'' fiiline naib-i fail olarak merfu' (ötreli) okunması caizdir. Buna göre hadisin manası şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kişi, sanki ehIi ve malı kendisinden alınmıştır. EI-Fetih'te : Mevturi Göz göre göre ehli ve malı elinden alınan kimseye denir. Bu şekilde ehil ve malın alınmasının kederi daha şiddetli olduğu için, ikindi namazını kaçıran kişi buna benzetilmiştir. Çünkü mal ve ehIi alınan kişi, iki yönden kederlidir. Birisi malının alınması kederi; diğeri de intikam alma isteğine ait ızdırabtır. İkindi namazını kaçıramn da iki kederi bulunur. Birisi büyük bir günaha girmiş olma kederidir. Diğeri de namazın büyük sevabını kaçırmış olma kederidir, denmiştir. İbn-i Abdi'l-Berr de: Lugat ehlince ve fıkıhçılarca manası şudur: İkindi namazını kaçıran kişi, malı ve ehli ile ilgili olarak başına öyle ağır bir musibet gelmiş ki, ancak intikamını almakla teselli bulacak kimse gibidir. Bu adam'ın başında iki keder toplamr. Birisi musibet kederidir. Diğeri de intikam alma hasretidir, demiştir. Davudi ise: Hadisin manası şudur; İkindi namazını kaçıran kişi, ehlini ve malını kaybetmiş gibidir. Artık çok kederli, pişman ve hasretli olması gerekir, demiştir. EI-Menhel yazarı, bu nakilleri yaptıktan sonra: Bence hepsi muhtemeldir. Hepsinin kasdedilmiş olmasına bir engel yoktur. ikindi namazını kaçırmaktan maksad, güneş batıncaya kadar kılmamaktır. Suhnun ve Asili böyle demişlerdir. İbn-i Cüreyc'den rivayet edildiğine göre kendisi: ikindi namazını kaçırmak güneşin batmasıylamı olur? diye Nafi'ye sormuş; Nafi ' de: Evet, demiştir. Ravi fıkılıçı olduğu zaman onun yorumu başkasının yorumundan evıadır.Ebu Davud, Evzai'nin: ikindi namazını kaçırmak Güneş sararıncaya kadar kılmamakla gerçekleşir, dediğini rivayet etmişse de her halde Evzai'ye göre Güneş'in sararmasıyla ikindi vakti çıktığı için böyle demiştir.'' Hadisteki tehdit, ikindi namazını unutarak kaçıranı da kapsar mı? EI-Menhel yazarı, bu hususta da şu ma'lumatı verir: ''Bu hususta alimler arasında. ihtilaf vardır: Salim bin AbdiIIah bin Ömer: Bu tehdit, unutarak ikindiyi kaçıran hakkındadır, demiştir.- Tirmizi de buna temayül etmiştir. Çünkü bu hadis için açtığı babın başlığını şöyle düzenlemiştir: 'İkindi vaktinden sehv hakkında gelen hadisler babı: Davudi: Bu tehdit, ikindi namazını kasden kaçıran hakkındadır, demiştir. Nevevi de bu görüşü benimsemiştir. Zahir olanı da budur. HADiSİN FIKIH YÖNÜ : İkindi namazını Kaçırmak: büyük bir tehdidi icab eder. Peygamber s.a.v. bunu, aile efratlını ve malını kaybedene benzetmiştir. Bu benzetme bizim anlayışımıza yakınlığı dolayısıyla buyurulmuştur. Hakikatta ikindi namazını kaçıranın azabı daha şiddetlidir
Abdullah (İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Müşrikler, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i güneş batıncaya kadar ikindi namazından alıkoydular. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Onlar bizi orta (ikindi) namaz (ın) dan alıkoydular. Allah, onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun.» buyurdu." Müslim'in de rivayet ettiği bu hadis Ali (r.a.)'in (684 nolu) hadisine benzer ve aynı hükümleri ihtiva eder
حدثنا حفص بن عمرو، حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، ح وحدثنا يحيى بن حكيم، حدثنا يزيد بن هارون، قالا حدثنا محمد بن طلحة، عن زبيد، عن مرة، عن عبد الله، قال حبس المشركون النبي صلى الله عليه وسلم عن صلاة العصر حتى غابت الشمس فقال " حبسونا عن صلاة الوسطى ملا الله قبورهم وبيوتهم نارا
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة، قالت كن نساء المومنات يصلين مع النبي صلى الله عليه وسلم صلاة الصبح ثم يرجعن الى اهلهن فلا يعرفهن احد . تعني من الغلس
حدثنا محمد بن الصباح، انبانا سفيان بن عيينة، عن ابن عجلان، سمع عاصم بن عمر بن قتادة، - وجده بدري - يخبر عن محمود بن لبيد، عن رافع بن خديج، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " اصبحوا بالصبح فانه اعظم للاجر او لاجركم
حدثنا ابو كريب، حدثنا معاوية بن هشام، عن سفيان، عن زيد بن جبير، عن خشف بن مالك، عن ابيه، عن عبد الله بن مسعود، قال شكونا الى النبي صلى الله عليه وسلم حر الرمضاء فلم يشكنا
حدثنا عبد الرحمن بن عمر، حدثنا عبد الوهاب الثقفي، عن عبيد الله، عن نافع، عن ابن عمر، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ابردوا بالظهر
حدثنا محمد بن رمح، انبانا الليث بن سعد، عن ابن شهاب، عن انس بن مالك، انه اخبره ان رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يصلي العصر والشمس مرتفعة حية فيذهب الذاهب الى العوالي والشمس مرتفعة
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة، قالت صلى النبي صلى الله عليه وسلم العصر والشمس في حجرتي لم يظهرها الفىء بعد
حدثنا احمد بن عبدة، حدثنا حماد بن زيد، عن عاصم بن بهدلة، عن زر بن حبيش، عن علي بن ابي طالب، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال يوم الخندق " ملا الله بيوتهم وقبورهم نارا كما شغلونا عن الصلاة الوسطى
حدثنا هشام بن عمار، حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن سالم، عن ابن عمر، . ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " ان الذي تفوته صلاة العصر فكانما وتر اهله وماله