Loading...

Loading...
Kitap
400 Hadis
Kebşe binti Kab r.a.’dan rivayet edildiğine göre: Kendisi Katade r.a.’ın abdest alması için (bir kaba) su döktü. Kebşe, Ebu Katade’nin bir oğlunun (Abdullah’ın) nikahı altında idi. Bir kedi gelerek o kabdan su içmek istedi. Ebu Katade kabı kediye doğru eğip (kolayca su içmesini sağladı.) Ben de Ebu Katade’ye bakıp durdum.Bunun üzerine Ebu Katade bana şöyle dedi: Ey kardeşimin kızı! Sen hayret mi ediyorsun? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: '' Şüphesiz kedi necis (pis) değildir. Çünkü o etrafınızda) çok dönüp dolaşan erkekler veya dişilerdendir. '' Diğer tahric: Malik, muvatta; Ahmed, müsned; Ebu Davud, sünen; Nesei. Tirmizi, Darekutni. Beyhaki ve Darimi tarafından da rivayet edilmiştir
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا زيد بن الحباب، انبانا مالك بن انس، اخبرني اسحاق بن عبد الله بن ابي طلحة الانصاري، عن حميدة بنت عبيد بن رفاعة، عن كبشة بنت كعب، وكانت، تحت بعض ولد ابي قتادة انها صبت لابي قتادة ماء يتوضا به فجاءت هرة تشرب فاصغى لها الاناء فجعلت انظر اليه فقال يا ابنة اخي اتعجبين قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " انها ليست بنجس هي من الطوافين او الطوافات
Aişe radiyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Önceden kedinin su içtiği bir kabtan ben ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest alırdık. Not: İsnadında. zayıf olan Harise bin Ebi'r-Rical'in bulunduğu Zevaid'de belirtilmiştir
حدثنا عمرو بن رافع، واسماعيل بن توبة، قالا حدثنا يحيى بن زكريا بن ابي زايدة، عن حارثة، عن عمرة، عن عايشة، قالت كنت اتوضا انا ورسول الله، صلى الله عليه وسلم من اناء واحد قد اصابت منه الهرة قبل ذلك
Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: '' Kedi, namazı bozmaz. Çünkü süphesiz o, evin eşyasındandır. '' Zevaid de: İbn-i Huzeyme sahihinde ve el-Hakim Müstedrekinde … tahric etti. AÇIKLAMA : Namaza duran kimsenin önünden kedinin geçmesi ile namazın bozulmadığı hadiste hükme bağlanıyor. Sebebi ise kedinin (yararlı) ev eşyasından sayılmasıdır. Sindi diyor ki: "Bir de kedinin geçmesine mani olmanın güçlüğü var. Bu durum açık olduğu için hadiste belirtilmemiştir. Hadisteki maksad ise, kedinin; siyah köpek, merkep ve kadından farklı olduğunu belirtmektir. Kadın da kedi gibi daima evde bulunduğu halde namaza duranın önünden geçmemesi güç bir sorun arzetmez. Yahut hadisten maksad kedinin, köpek ve merkepten farklı oluşunu ifade etmektir. Böyle yorum yapıldığı takdirde, kedinin zaptedilmesinin güçlük durumunu dikkate almaya gerek kalmaz.» Hadisin açıklaması dolayısıyle kadın, merkep ve siyah köpeğin namaza duran kimsenin önünden geçmesi halinde namazın bozulup bozulmadığı hususuna da değinmek gerekir kanaatindeyim. Müslim'de Namaz kitabının 49'uncu babında Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilen bir hadis'e göre Resulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur: .........'..Kadın, merkep ve köpek (önünden geçtikleri kişinin) namazını bozarlar.»" Ebu Zer' r.a.'ın rivayetindeki uzunca hadisin bu fıkrası şöyledir: ...........= "Çünkü sütreye doğru durmayanın namazını, merkep, kadın ve siyah köpek bozar ... » Müslim'in şarihi Nevevi bu hadisleri izah ederken ezcümle şöyle söyler: "Alimler, bunların namazı bozup bozmadığı hususunda değişik hükümler vermişlerdir: Bazı alimler bunların namazı bozduklarını söylemişlerdir. Ahmed bin Hanbel ''Siyah köpek namazı bozar. Fakat kadın ve merkeb'in namazı bozdukları hususunda kalbimde tereddüt vardır, ''demiştir. Bu imamın siyah köpek hakkında kesin hüküm vermesinin sebebi. aksini bildiren bir hadisin olmayışıdır. Ama kadının geçmesi ile namazın bozulmadığı hakkında Hz. Aişe (r.anha,)'dan bu hadisten sonra Müslim'in rivayet ettiği hadis vardır. Keza merkebin geçmesi ile namazın bozulmadığına dair İbn-i Abbas (r.a.)'den Müslim'in rivayet ettiği hadis bu hadisten evvel geçmektedir. İmamlardan Malik, Ebu Hanife ve Şafii (r.a.) ve selef ile halefin cumhuru; «Ne mezkür canlıların ne de başka hiç bir canlının geçmesi ile namaza duran kişinin namazı bozulmaz» demişlerdir. Bunlara göre kadın, merkep ve siyah köpeğin geçmesi ile namaz bozulur hükmünün çıkarıldığı hadisteki kelime .... fiilidir. Bu fiil lügatta 'keser, bozar,' anlamını taşıyor ise de buradaki maksad namazın bozulması değil, noksan olmasıdır. Yani namaza duran kişinin kalbi, onun önünden geçen şeylere meşgul olmakla namazdaki huzur ve huşu zedelenir. Bazı alimler, bozulur diyen hadisin; «Hiçbir şey namazı bozmaz. Sizin gücünüz dahilinde 'namazınızın önünden geçmek isteyeni defedin' hadisi ile mensuh olduğunu iddia etmişler ise de bu iddiaya pek rıza gösterilmemiştir. Çünkü hadislerin nesih yoluna hemen gidilemez, Ancak bir diğerine görünüşte zıt olan hadisler arasında uzlaştırma ve hepsinin geçerliliği sağlanamaz, tevili mümkün görülemez ve hadislerin hangisinin önce hangisinin sonra buyurulduğunu bilirsek o zaman nesih yoluna gidilir. Burada hadislerin tarihlerini bilmiyoruz, hepsinin geçerliliği ve tevili mümkündür. Nitekim yukarda tevil şeklini izah ettik. Diğer taraftan nasih olduğu iddia edilen hadis zayıt'tır. Hanefi mezhebine ait fıkıh kitaplarında İbn-i Abidin'in "Namazı bozan şeyler''e dair olan babta şöyle der: ''Namaza duranın önünden geçen şey ne olursa olsun namazı bozmaz. Zahiriye mezhebine mensub alimlerin; «Kadın, köpek ve merkebin geçmesi ile namaz bozulur» sözleri merduttur. Keza (Hanbeli İmamı) Ahmed'in siygh köpeğe mahsus benzer hükmü de Hanefi alimlerince kabule şayan görülmemiştir:. Bu hususta delil olarak gösterdikleri hadis mensuhtur.'' Şafii fıkıh kitaplarından Minhac'ın şerhi Nihayetu'l-Muhtac'ın 'Namazı bozan şeyler' babında aynen şöyle söylenir: «Namaza duranın önünden kadın, merkep. köpek ve benzeri bir şeyin geçmesi ile namaz bozulmaz. Sahih-i Müslim'deki : ''Kadın, köpek ve merkep namazı keser.'' mealindeki hadisten murad bunların namaz kılanı meşgul etmekle namazdaki huşuu kesmeleridir
İbni Abbas r.a.’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hanımlarından biri (Meymune) büyükçe bir çanakta(ki sudan bir miktarla) gusletti.Biraz sonra Resulullah s.a.v. gelerek (o sudan) gusletmek veya abdest almak istedi. Bunun üzerine hanım: Ya Resulullah! Şüphesiz ben cünüp idim. (Bu sudan guslettim) dedi. Resulullah s.a.v. de: '' Su necis olmaz '' buyurdu. AÇIKLAMA : Hadis'i, Tirmizi, Nesei, Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud. Taharet kitabının "SU NECİS OLMAZ'' başlığı ile açtığı babta, hadisi aynı senedie rivayet etmiştir. Yalnız burada son ravi Ebu Bekir bin Şeybe iken orada bunun yerine Müsedded var. EI-Menhel yazarı, hadisi açıklarken şöyle söyler: Hadiste ismi anılmayan hanım Meymune r.anha'dır. Çünkü Darekutni'nin İbn-i Abbas'tan aldığı rivayette bu olay Meymune'nin ağzından anlatılıyor. (İbn-i Maceh'in (372 nolu) hadisi de buna delalet ediyor. (Annemiz) Meymune (r.anha), büyükçe bir çanaktaki sudan bir miktarını avuçlamak suretiyle boy abdestini aldıktan sonra Resul-i Ekrem s.a.v. gelerek çanakta kalan su ile abdest veya boy abdestini almak istiyor. Meymune (r.anha) ise cünüp iken elini soktuğu çanaktan su almakla artan suyun artık abdest ve ğusülde kullanılamıyacağını sandığı için durumu Resul-i Ekrem'e haber veriyor. Resul-i Ekrem ise cünüp bir uzvun necis bir uzuv gibi suyu necis etmediğini bildiriyor. Hadisteki; الَمْاء لاَ يجنب (el mai la yucnibu.) cümlesinin lugat manası: "Su cünüp olmaz.'' demek ise de bu cümleyi: "Su necis olmaz'' şeklinde terceme etmek gerekir. Çünkü Nesei'nin rivayetinde bu cümle şöyledir: ............. "Şüphesiz bir şey (yani cünüp uzuv) suyu necis etmez.'' Resul-i Ekrem burada müşakele denilen edebi san'ata uygun olarak yani Meymune'nin kullanmış olduğu cünüplük tabirine uysun diye "La Yucnibu'' tabirini kullanmıştır. İmam Malik, Nehai, Hasan-ı Basri ve Sevri bu hadisi delil göstererek abdest ve ğusülde kullanılmış olan suyun, temizleyici olduğuna yani necasetin giderilmesinde ve abdest ile gusülde kullanılabildiğine hükmetmişlerdir. Fakat abdest ve ğusülde kullanılmış olan ve fıkıh lisanında «Müsta'mel» adını alan suyun temiz olmakla beraber temizleyici olmadığına hükmeden fıkıh alimleri bu hadisin delil gösterilemiyeceğini beyan etmişlerdir. Şöyle ki: Meymune, çanağın içinde ğusletmemiştir. Çanaktan su avuçlayıp çanak dışında yıkanmıştır. Çünkü çanak içinde yıkanması çok zor ve uzak bir ihtimaldir. Muhtemel olan bir şey ise delil olamaz. Kaldı ki Beğavi'nin Şerhu's-Sünne'de ve EI-Mesabih'teki İbn-i Abbas'ın rivayeti (37) açıkca belirtiyor ki Meymune çanaktaki suyun bir miktarını kullanmış ve bir miktar su artmıştır. Resul-i Ekrem de artan su ile ğusletmiştir. Ğusülden artmış olan suyun temizleyici oluşu ğusülde kullanılmış olan suyun temizleyici olduğuna delalet etmez. EI-Menhel yazarı, El-Mirkat' tan naklen yukardaki malümatı verdikten sonra hadisten alınan fıkhi hükmü şöyle beyan ediyor: Kadının abdest veya ğusülde tek başına kullandığı sudan artan kısım ile erkek abdest ve ğuslünü alabilir. Ebu Hanife, Malik, Şafii ve alimlerin cumhuru bu hükme katılmışlardır
İbni Abbas r.a.’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in zevcelerinden bir hanım cünüplükten gusletti. Onun kullandığı su'dan artan su ile bilahare Resul-i Ekrem abdest aldı ve ğusül etti
حدثنا علي بن محمد، حدثنا وكيع، عن سفيان، عن سماك بن حرب، عن عكرمة، عن ابن عباس، ان امراة، من ازواج النبي صلى الله عليه وسلم اغتسلت من جنابة فتوضا او اغتسل النبي صلى الله عليه وسلم من فضل وضويها
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in zevcelerinden Meymune r.a.’dan rivayet edildiğine göre: Kendisinin cünüplükten dolayı aldığı boy abdestinden artan su ile Nebi s.a.v. abdest aldı
حدثنا محمد بن المثنى، ومحمد بن يحيى، واسحاق بن منصور، قالوا حدثنا ابو داود، حدثنا شريك، عن سماك، عن عكرمة، عن ابن عباس، عن ميمونة، زوج النبي صلى الله عليه وسلم ان النبي صلى الله عليه وسلم توضا بفضل غسلها من الجنابة
El-Hakem bin Amr (el-Akra) r.a.’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kadının abdest suyunun artığı ile erkeğin abdest almasını yasakladı
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا ابو داود، حدثنا شعبة، عن عاصم الاحول، عن ابي حاجب، عن الحكم بن عمرو، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم نهى ان يتوضا الرجل بفضل وضوء المراة
Abdullah bin Maceh (=müellifimiz) dedi ki sahih olanı birinci hadistir. (= El-Hakem’in hadisi) İkincisi (= Abdullah bin Sercis’in hadisi) ise zayıftır. Ebul Hasan bin Seleme dedi ki: Ebu Hatim ve Ebu Osman el-Muharibi bize tahdis ederek: El-Mualla bin Esed (mezkur yolla) aynı hadisi bize rivayet etti. 373, 374 AÇIKLAMA : İki hadiste geçen ..... kelimesi abdest için kullanılmaya şer'an elverişli su demektir. Böyle bir su gusül için de kullanılabilir. Aynı şekilde necasetten taharette de kullanılabilir. Vadu' adı verilen suya fıkıh lisanında «Tahur» da denilebilir. Temizleyicilik vasfı bakımından aynıdır. Şunu da belirtmek isteriz: Abdest için elverişli olan bir su ğusül için de kullanılabilir. Keza ğusül için kullanılabilen bir su ile abdest de alınabilir. Bu duruma göre: İlk hadis. kadının abdest veya ğusül için bir kısmını kullandığı sudan artan (yani kullanmadığı) kısım ile erkeğin abdest veya ğusül almasını menediyor. İkinci hadis ise erkeğin gusül veya abdestinden artan su ile kadının veya bunun aksine kadının gusül (veya abdestinden artan su ile erkeğin abdest veya gusül) almasını yasaklıyor ve erkek ile kadının bir kabtaki suyu. beraberce abdest veya gusül almak için kullanmalarına cevaz veriyor. Kadın veya erkeğin taharette (= abdest veya gusülde) kullandığı sudan artan kısmın diğeri tarafından taharette kullanılıp kullanılamıyacağı hususunda Sünen-İ Ebi Davud'un şerhi EI-Menhel'de 6 mezhebin bulunduğu belirtilerek şöyle bir izah yapılıyor; 1. Kadının taharetinden artan su ile erkek taharet yapamaz. Bunların beraber taharetlenmesi veyahut önce kadının taharetini yapıp ondan sonra erkeğin taharetlenmesi farketmez. Kadının ister cünüplükten ister aybaşı adetinden ötürü gusül etmesi veya başka nedenle taharetlenmesi neticeyi değiştirmez. Ömer bin El-Hattab, Abdullah bin Sercis, El-Hakem bin Amr, Said bin El-Müseyyeb ve İbn-i Hazm r.anhum'un mezhebi budur. Bunların delili ise El-Hakem'in hadisi (373 nolu) dur. 2. Kadın ile erkeğin aynı kabtan beraberce su alıp taharetlenmeleri caizdir. Fakat önce kadının taharetlenmesi halinde ondan artan su ile erkeğin taharetlenmesi caiz değildir. Davud, İshak ve bir rivayette Ahmed'in kavli budur. Onlar, bu hususların caiz olup olmadığı hususunda hadisler vardır. Kadının kullandığından artan su ile erkeğin taharetlenemiyeceği hususunda ise bir kaç Sahabi'den sahih hadis rivayet edilmiştir, demişlerdir. Bunlara şöyle cevap verilmiştir; «Yasaklamaya ait hadisler, tenzihan kerahete yorumlanmak suretiyle hadisler arasında görülen zahiri ihtilafın kaldırılması mümkündür. Diğer taraftan, ne şekilde• olursa olsun caizdir, diyen sahabiler de vardır. Ezcümle, Ali, İbn-i Abbas, Cabir, Ebu Hureyre, Enes, Aişe, Ümmü Seleme, Meymune ve Ümmü Hani r.anhum böyle söylemişlerdir.» 3. Kadın, cünüplük veya aybaşı adeti dolayısıyla guslettiği takdirde artan suyun erkek tarafından taharet işinde kullanılması yasaktır. Başka durumlarda yasaklık yoktur. Bu görüş İbn-i Ömer, Şa'bi ve Evzai'ye isnad edilmiştir. Bu görüşü destekliyen bir delil yoktur. 4. Ne erkek, kadının taharetinden artan suyu, ne de kadın, erkeğin taharetinden artan suyu taharette kullanamazlar. Fakat berabet kullanabilirler. Bunların delili (374 numarada geçen) AbduIIah bin Sercis r.a.'den ve bir rivayete göre başka sahabi'den rivayet edilen hadistir. Fakat bu hadis (bir önceki babta geçen 370, 371 ve 372 nolu) hadislere zahiren muhaliftir. 5. Kadın ve erkek gusül veya abdestlerini beraber bile alsalar hiç birisi diğerinin artığını taharette kullanamaz. Bu görüş Ebu Hureyre ve Ahmed r.a.'ya nisbet edilmiş ve İbn-i Abdi'l-Ber tarafından bir gruptan hikaye edilmiştir. Fakat söz konusu artık su ile taharetin yapılmasının caiz olduğuna delalet eden hadislerin açıklığı karşısında bu görüş reddedilmiştir. 6. Bahis konusu artık su ile kayıtsız şartsız taharet yapılabilir. Bu hususta erkek - kadın ayırımı yoktur. Yani kadının taharetinden, artan su ile erkek taharetlenebilir. Erkeğin taharetinden artan su ile de kadın taharetlenebilir. Bunların beraber veya birbirinden sonra gusül veya abdest almaları farketmez. Cumhur'un mezhebi budur. Ahmed'den böyle bir rivayet yapılmıştır. Resul-i Ekrem s.a.v.'in, bazı hanımlannın taharetlenmesinden artan su ile taharetlendiği (370, 371, 372 nolu) hadisler ve benzerleri ile sabittir. Keza bazı hanımları ile beraber taharetIendiği (376, 377, 378. 379,380 nolu) hadisler ve benzerleri ile sabittir. Artık sayılan mezkur su ile taharetlenmenin yasağına ait hadislere gelince cumhur alimleri şu çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır: 1. Abdest veya ğusül yapılırken yıkanan uzuvlardan veya vücuttan ayrılan ve düşen su müsta'meldir. Bir daha o su ile abdest veya ğusül alınamaz, 2. Yasağa ait hadislerdeki yasaklama kabda artmış olan su ile taharet yapmak tenzihen kerahat manasınadır. Hattabi ise yasaklamaya ait hadisler mensuhtur, demiştir. ilk hadis, Ahmed , Beyhaki, Darekutni, Tirmizi ve Ebu Davud tarafından oda rivayet edilmişti.', Tirmizi; bu hadis hasen'dir, demiştir, İbn-i Maceh de bundan sonra gelen hadis'e tercih etmiştir, İbn-i Hibban ve Ebu Muhammed de el F.... bunu sahih saymışlardır. İkinci hadisi de Ahmed, Beyhaki. Ebu Davud ve Nesei de rivayet etmişlerdir. [EI-Menhel cilt 1 sah]
Ali r.a.’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile hanımı aynı kab'dan (beraber) ğuslederlerdi ve birisi arkadaşının (guslünden) artanı ile ğusletmezdi. Not: Zevaid'de bu hadisin isnadı zayıf gösterilmiştir
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا عبيد الله، عن اسراييل، عن ابي اسحاق، عن الحارث، عن علي، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم واهله يغتسلون من اناء واحد ولا يغتسل احدهما بفضل صاحبه
Aişe r.a.’den: Şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ben bir kabtan ğuslederdik. AÇIKLAMA : Hadisi Buhari. Müslim. Nesei, Ebu Davud ve Beyhaki de bir kaç senedIe rivayet etmişlerdir. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve hanımlarının bir kab'dan boy abdesti aldıkları hususunda Ali. Enes, Cabir bin Abdillah, İbn-l Ömer, Ümm-ü Hani, Ümm-ü Habibe, Meymune ve Ümmü Seleme r.a.'den ayrı ayrı rivayetler vardır. Bunların bır kısmı bu babta geçecektir. Buhari'nin bir rivayetinde; ... Her ikimiz de cünüp iken ve Ebu Davud'un rivayetinde aynı manayı ifade eden; ....... cümlesi bulunur. Şu halde yapılan ğusül cünüplük dolayısıyla idi HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER: 1. Cünüp olan birden fazla erkek ve kadın bir kabta bulunan suyu boy abdestinde kullanabilirler. (Ama karı ve koca durumunda olmayanların bir yerde bulunmalarının veya birlikte ğusletmelerinin haramlığı hususu ayrı bir mes'eledir,) 2. Cünüp adam necis sayılmaz. (Yani necis olan bir uzuv kabtaki suya batırılınca o su pislenmiş sayılır, ğusüI veya. abdest işinde kullanılmaz. Fakat cünüp olup da başka sebeple necis olmamış olan bir uzuv kabtaki suya - ğusül niyeti olmadan - batırılınca o su . pislenmiş sayılmaz. Onunla ğusül ve abdest alınabilir)
حدثنا محمد بن رمح، انبانا الليث بن سعد، عن ابن شهاب، ح وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة، قالت كنت اغتسل انا ورسول الله، صلى الله عليه وسلم من اناء واحد
(Mu'minlerin annelerinden olan) Meymune r.a.’dan: Şöyle söylemiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ben bir kab'dan ğuslederdik
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا سفيان بن عيينة، عن عمرو بن دينار، عن جابر بن زيد، عن ابن عباس، عن خالته، ميمونة قالت كنت اغتسل انا ورسول الله، صلى الله عليه وسلم من اناء واحد
Ümmü Hani r.a.’den şöyle demiştir: Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve (hanımı) Meymune r.a., içinde hamur eseri bulunan bir çanaktan ğuslettiler
حدثنا ابو عامر الاشعري عبد الله بن عامر، حدثنا يحيى بن ابي بكير، حدثنا ابراهيم بن نافع، عن ابن ابي نجيح، عن مجاهد، عن ام هاني، ان النبي صلى الله عليه وسلم اغتسل وميمونة من اناء واحد في قصعة فيها اثر العجين
Cabir bin Abdillah r.a.’dan: Şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve hanımları bir kab'dan ğuslederlerdi. Zevaid de: ''Bu isnad hasendir
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا محمد بن الحسن الاسدي، حدثنا شريك، عن عبد الله بن محمد بن عقيل، عن جابر بن عبد الله، قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم وازواجه يغتسلون من اناء واحد
Ümmü Seleme r.a.’den rivayet edildiğine göre: Kendisi ve Resulullah s.a.v. bir kab'dan ğuslederlerdi
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا اسماعيل ابن علية، عن هشام الدستوايي، عن يحيى بن ابي كثير، عن ابي سلمة، عن زينب بنت ام سلمة، عن ام سلمة، انها كانت ورسول الله صلى الله عليه وسلم يغتسلان من اناء واحد
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle rivayet edilmiştir: Erkekler ve Kadınlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kab'dan abdest alırlardı. Diğer tahric: Ebu Davud, Nesei, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından aynı sözlerle rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : EI-Menhel'de hadisle ilgili olarak şu izah var: ''Resulullah s.a.v. zamanında ... '' tabiri, hadisin hükmen merfu' olduğunu ifade eder. Çünkü Sahabi, bir fiili Resul-i Ekrem'in zamanına isnad edince merfu' hükmünde olur. Hadisin zahirine göre erkekler ile kadınlar bir kabtan aynı zamanda abdest alırlardı. Eğer böyle manalandırılırsa hadis eş durumunda olanlara ve mahremlere ait olur. Çünkü yabancı erkeklerle kadınların bir. kabtan aynı zamanda abdest almaları uzak bir ihtimaldir. İbnü't-Tin'in dediği gibi şayet hadis mahrem olanlara tahsis edilmeyerek genel olarak kabul edilirse hadisden maksad şu olur: ''Erkekler kendi aralarında toplu halde kadınlar da kendi aralarında toplu halde aynı kabtan abdest alırlardı." Bu takdirde erkekler ayrı, kadınlar da ayrı olmuş olur. Ebu Davud'un Müsedded'den bir rivayetinde bulunan "Cemian = toplu halde" kelimesi de İbnü't-Tin tarafından bu şekilde açıklanmıştır. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı zamanlarda ama toplu halde aynı kaptan abdest almış olduğu burada anlatılmış oluyor. Bazıları da kadınların örtünmesine ait 'Hicab' emri gelmeden önceki zamanda erkeklerle kadınların bir arada ve aynı zamanda bir kaptan abdest aldıkları bu hadiste ifade edilmiş olabilir, demişler ise de bu yorum pek kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu hal akıldan bile uzaktır. Sindi de bu hadisle ilgili olarak ezcümle şöyle söyler: 'Suyuti, Rafii'den naklen beyan ettiğine göre bu hadis, eş durumunda olan erkek ve kadının bir kabtan beraber abdest aldıklarını, bu durumun Nebi s.a.v. zamanında yoğun olduğunu, Nebi s.a.v.in bu duruma itiraz etmediğini ve değiştirmediğini belirtmek içindir.» EI-Menhel yazarı daha sonra hadisten çıkarılan fıkıh hükmünün şu olduğunu ifade eder: 1. İki ve daha çok kimsenin bir kabtan suyu avuçlayarak (kabın dışında) abdest almaları caizdir. 2. El-Hafız, EI-Fetih'de demiştir ki: Kabtan su avuçlamakla, kabta kalan suyun müsta'mel sayılmayacağı hükmü bu hadisten çıkar. Çünkü onların kabları küçük idi. Nitekim Şafii bu hususu EI-Ümm'ün bir çok yerlerinde açıkça belirtmiştir. 3. Sindi'nin beyanına göre, bazı alimler: 'Bu hadis, kadının abdest artığı ile erkeğin abdest almasının caiz olduğuna delalet eder.' demiştir. Şöyle ki: Erkek ile kadın bir kabtan abdest alınca icabında kadın erkekten önce abdestini tamamlar, dolayısı ile erkek kadın artığı sayıları kabtaki su ile abdest almış sayılır. Eğer bu artik ile erkeğin abdest alması memmi olmuş olsaydı sahabiler bu artıkla abdest almayacaklar idi
Ümmü Subyetül-Cüheniyye r.a.’den: Şöyle söylemiştir: ''Tek bir kab'dan abdest alırken bazen benim elim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in eli gelip giderdi. '' Ebu Abdillah bin Maceh dedi ki: '' Ümmü Subye’nin Kays kızı Halvete olduğunu Muhammed’den işittim,sonra Ebu Zura’ya anlattım.Ebu Zura : Muhammed doğru söyledi, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud; Darekutni, Ahmed, Beyhaki, İbn-i Ebi Şeybe, Tabarani ve Tahavi; Buhari de EI-Edebu'l-Müfred'de nakletmiştir. (40) AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, Ebu Davud'un rivayet ettiği bu hadisi açıklarken ez cümle şunları söyler: Ümmü Subye r.a.'nın maksadı: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bazen kendisinden önce ve bazen de kendisinden sonra suyu avuçla kabtan aldığını belirtmektedir. Ümmü Subye, Kays kızı Havlete'dir. Resul-i Ekrem'e biat edenlerdendir. Ravileri de Harrabuz'un oğulları Salim ve Nafi'dir. Ebu Davud ve İbn-i Maceh, onun hadislerini almışlardır. Ümmü Subye (r.a.) , Nebi (s.a.v.)'in mahremi veya zevcesi olmadığı halde, Nebi s.a.v. ile aynı kabtan abdest almaları nasıl caiz olur? denmesin, çünkü ikisinin arasında ve su kabı üzerinde bir perdenin gerilmiş olması ve perde arkasında durup sırayla suyu avuçlamış olmaları muhtemeldir. 'Sindi bu ihtimalin yanında ikinci bir ihtimalolarak bu durumun "HiCAB,. emrindcan önceki zamanda meydana gelmiş olmasıdır, der.' El-Menhel'de daha sonra hadisten çıkarılan şu fıkhi hükümleri anlatılır: 1. Abdestsiz bir kimsenin (temiz olan) eli ile kabtan avucuyla su alması caizdir. 2. Abdestsiz bir kimse (temiz olan) elini kaba batırmakla kabtaki su müstamel sayılmaz /temizleyicidir, taharette kullanılır.) 3. Kabta kalan su ile abdest alınabilir. 4. Biri erkek, diğeri kadın bile olsa iki kişinin tek bir kabtan abdest alması caizdir. (Yabancı erkek ile kadının bir arada bulunup abdest almalarının başka yönlerden yasak olması ayrı bir husustur)
حدثنا عبد الرحمن بن ابراهيم الدمشقي، حدثنا انس بن عياض، حدثنا اسامة بن زيد، عن سالم ابي النعمان، - وهو ابن سرج - عن ام صبية الجهنية، قالت ربما اختلفت يدي ويد رسول الله صلى الله عليه وسلم في الوضوء من اناء واحد . قال ابو عبد الله ابن ماجه سمعت محمدا يقول ام صبية هي خولة بنت قيس . فذكرت لابي زرعة فقال صدق
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edildiğine göre: Kendisi ile eşi Aişe r.a. namaz için beraber abdest alırlardı
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا داود بن شبيب، حدثنا حبيب بن ابي حبيب، عن عمرو بن هرم، عن عكرمة، عن عايشة، عن النبي صلى الله عليه وسلم انهما كانا يتوضان جميعا للصلاة
Abdullah İbni Me'sud r.a.’den rivayet edildiğine göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cinler gecesi ona: - ''Senin yanında abdeste elverişli su var mı?'' diye sordu. Abdullah: - Hayır! (su yoktur.) Ancak bir su kabında biraz nebiz (=hurma şırası) vardır, diye cevap verdi. Resul-i Ekrem : - '' (O), tertemiz hurma ve temizleyici sudur. '' buyurdu. Sonra (Onunla) abdest aldı. Vekiin hadisi budur. Not: Bunun senedinin sıhhat durumu ravi Ebu Zeyd'in durumuna bağlıdır. Bu ravi ise, Tirmizi ve başkasının dediği gibi hadisçilerce mechul bir kimsedir. Diğer tahric: Ahmed, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Ebi Şeybe, Darekutni ve Tahavi de hadisi müteaddit yollarla rivayet etmişlerdir
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعلي بن محمد، قالا حدثنا وكيع، عن ابيه، ح وحدثنا محمد بن يحيى، حدثنا عبد الرزاق، عن سفيان، عن ابي فزارة العبسي، عن ابي زيد، مولى عمرو بن حريث عن عبد الله بن مسعود، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال له ليلة الجن " عندك طهور " . قال لا الا شىء من نبيذ في اداوة . قال " تمرة طيبة وماء طهور " . فتوضا . هذا حديث وكيع
Abdullah İbni Abbas r.a.’den rivayet edildiğine göre cinler gecesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbni Mesud’a: - Senin beraberinde su bulunur(mu)? buyurdu. Abdullah da: Hayır yanımda su yoktur. Ancak bir tulumda bulunan nebiz vardır, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah s.a.v.: '' Tertemiz hurma ve temizleyici sudur. Bana (=elime) dök '' buyurdu. Abdullah dedi ki: Bunun üzerine O’na (= O’nun eline) döktüm. O da o (nebiz) ile abdest aldı. '' Not: İbn-i Abbas (r.a.)'ın bu hadisini sadece musannıfımız rivayet etmiştir. Senedinde İbn-i Lahia bulunur. Halbuki bu zat zayıftır. Dolayısıyla sened zayıf sayılmıştır
حدثنا العباس بن الوليد الدمشقي، حدثنا مروان بن محمد، حدثنا ابن لهيعة، حدثنا قيس بن الحجاج، عن حنش الصنعاني، عن عبد الله بن عباس، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لابن مسعود ليلة الجن " معك ماء " . قال لا الا نبيذا في سطيحة . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " تمرة طيبة وماء طهور صب على " . قال فصببت عليه فتوضا به
Ebu Hureyre r.a.’den: Şöyle demiştir: Bir adam, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Ya Resulallah! Biz deniz'e binerek beraberimizde (tatlı) az su taşırız. Eğer onunla abdest alırsak susamış (susuz) kalırız.Bu sebeple deniz suyu ile abdest alabilirmiyiz? diye sordu. Buna cevaben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: '' Deniz, suyu tahür (temizleyici)dir, meytesi (ölmüşü) helaldir. '' Diğer tahric: Malik, Ahmed, Nesei, Tirmizi. İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Darimi, El-Hakim. Darekutni, ve İbnü'l-Carud AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiş, İbn-i Abdi'l-Ber, İbnü'l-Münzir ve Ebu Muhammed El-Bağavi de hadisin sıhhatına hükmederek alimlerc.e makbul sayıldığını belirtmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.b.)'e müracaat eden zatın Abdullah El-Müdlici olduğu Darekutni'nin bazı senedIerinde belirtilmiş, Darimi'nin rivayetinde de «Beni Müdlic» kabilesinden bir adam ... diye geçer. El-Hakim'in rivayetinde ise: Bir avcı geldi...» ifadesi kullanılmıştır. Soru sahibinin maksadı: EI-Hakim ve El-Beyhaki'nin tafsilatlı olan rivayetinde açıklandığı gibi, avlanmak için denize açıldığında bazen abdest almak veya ğusletmek gerekir. Beraber götürülen tatlı su az olup hem içme hem taharet için bazen yetmez. Abdest veya ğusülde kullanıldığı takdirde içme suyu kalmaz. Deniz suyu acı olduğundan içmeye elverişli değildir. Acaba taharette kullanılabilir mi? Verilen cevapta deniz suyunun temizleyici olduğu bildirilmekle, abdest ve gusül'de kullanılabildiği gibi necasetin (pisliğin), giderilmesinde de kullanılabileceği belirtiliyor. Tahur: Temizleyici demektir. Tahur sayılan bir su hadesten taharette (abdest ve gusülde) ve necasetten (pislikten) taharette kullanılabilir. Soru sahibi, deniz suyunun abdest için kullanılıp kullanılamıyacağını sormuş, fakat Resul-i Ekrem (s.a.v.) daha kapsayıcı bir cevap vererek deniz suyunun taharetin her çeşidine elverişli olduğunu bildiriyor. Meyte: Boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Çekirgeden başka karada yaşayan bütün hayvanlann meytesi necistir. Soru sahibi denizde yaşayan hayvanların meytesinin helal olup olmadığını sormadığı halde önemine binaen Resul-i Ekrem (s.a.v.) meytenin hükmünü bildirmekle bunun açıklanmasını gereğine işaret buyurmaktadır. Deniz meytesine ait hükmün cevapta yer alması sebebi şöyle de olabilir: Genel olarak meyte, necis olup içine düştüğü az suyu da necis eder. Deniz meytesinin diğer meytelerden farklı olup necis sayılmadığı bildirilmekle, deniz suyunun, içindeki meytesinden dolayı pislenmediği belirtiliyor. Böylece soru sahibinin ve emsalinin deniz meytesi ile deniz suyunun pislendiğini sanmaları önlenmiş oluyor. DENİZ MEYTELERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN FETVALARI: Taharet Kitabından bir babı konuya ayıran Ebu Davud'un Sünen şerhi EI-Menhel'de verilen geniş malumat şöyledir: 'Deniz meytesi hakkındaki alimlerin verdiği cevaplarda ayrıntılar vardır: Buhari'nin şarihi El-Ayni şöyle demiştir: Malik. Şafii ve Ahmed, bu hadise dayanarak deniz hayvanlarının hepsinin meytesi helaldır. Ancak Şafii ve Ahmed'den gelen bir rivayette kurbağa bu hükümden hariç tutulmuştur. Bu üç imam'a göre karada eti yenmeyen hayvanın denizdeki türünün meytesi de haramdır. Bizim arkadaşlarımız yani Hanefi alimleri ise; 'deniz hayvanlarından balık, bütün çeşitleri ile helaldır. Diğer deniz hayvanlarının eti yenmez. Çünkü Allah Teala; '' ... Ve murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor ...'' mealindeki El-A'raf suresinin 157'nci ayetinde murdarları haram kılmıştır. Balıktan başkası murdardır. Hadisteki meyte (murdar) ise; balık ile yorumlanır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) : 'Bizim için iki meyte ve iki kan helal kılınmıştır. İki meyte balık ve çekirgedir ...' buyurmuştur; demişlerdir. (Ayni'den yapılan nakil burada bitti). Hanefi alimlere göre zahiren sebepsiz olarak ve kendi kendine ölüp su yüzüne çıkan ve karın kısmı yukarı çıkan balıklar yenilemez. Ama sıcak, soğuk veya başka sebeple ölen balık anılan durumda su yüzüne çıkmış olsa bile yenir. Kurbağa ve kaplumbağa gibi denizde ve karada yaşıyabilen .deniz hayvanının yenilmesi hususunda Maliki mezhebinde ihtilaf vardır. El-Baci, Muvatta' şerhinde diyor ki: Deniz hayvanı iki kısımdır. Bir kısmı karada yaşıyamaz. Balık türleri gibi. Diğeri karada da yaşıyabilendir. Kurbağa, yengeç ve kaplumbağa gibi. Balık ne şekilde ölürse ölsün tahirdir ve yenilir. Malik ve Şafii böyle hükmetmişlerdir. Ebu Hanife ise, kendi kendine ve sebepsiz ölen balık yinilmez, demiştir. = «Deniz altı ve taamı sizler için helal kılındı.» (Maide 96) ayeti ve (bu babta geçen) hadis bizim delilimizdir. Lügat ehli olan Ömer bin El-Hattab r.a. ayetin tefsirinde: Deniz avı senin avlandığındır. Taamı da denize atılandır, demiştir. Meyte kelimesi kayıtsız olarak şer-i şerifte kullanıldığı zaman boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Deniz kurbağası ve kaplumbağası gibi karada hayatını sürdürebilen hayvan Malik'e göre temiz ve helaldır. Boğazlanması gerekmez. İbn-i Nafi ise; bunlar sebepsiz ölürse pistir ve haramdır, demiştir. tmam Malik'e göre bunlar balık gibi deniz hayvanı olup boğazlanmasına ihtiyaç yoktur. İbn-i Nafi'e göre ise bunlar kuş gibi karada yaşıyabilen hayvandır. (El-Baci'nin sözü burada bitti.) Hanbeli alimlerine göre deniz hayvanlarından kurbağa, yılan ve timsah yiyilmez, diğerlerin hepsi yiyilir. Şafii alimlerince genel hüküm budur: Yalnız denizde yaşayan ve karada yaşıyamayan hayvanlar balık şeklinde olmasa bile yinilir. Deniz köpeği ve deniz domuzu gibi. Fakat hem denizde hem karada yaşıyabilen hayvanların yinilmesi haramdır. Kurbağa, yengeç, yılan, kaplumbağa ve timsah gibi. Minhac'ın şerhi Nihayetü'I-Muhtaç müellifi El-AIIame Muhammed Er-Remli konu hakkında şöyle der: Karada yaşıyamıyan deniz hayvanlarından balık türü nasıl ölürse ölsün yenilir. Çünkü Cenab-ı Allah: «Deniz avı ve taamı sizin için helal kılındı» buyurmaktadır. (Maide 96) Sahabilarin ve tabiilerin cumhüru ayetteki «taamı» su yüzünde kalan, diye yorumlamışlardır. (Bu babta geçen) hadis de sahihtir. Evet su yüzünde kalan balık şayet şişerek sıhhi yönden zarar verecek durumda ise yinilmesi haramdır. Karada yaşıyamıyan diğer deniz hayvanları da nasıl ölürse ölsün en sahih kavle göre balık gibi helaldır. Er-Ravda'da belirtildiği gibi karada yaşayamayan bütün deniz hayvanlarına Semek = balık». deniIir. Balıktan. başka deniz hayvanlarının helal olmadığına dair bir kavil vardır. Bu kavIin delili : ''Bizim için iki meyte helal kılındı. Bunlar da balık ve çekirgedir.'' hadisidir. Fakat 'Semek - Balık' kelimesinin bütün deniz hayvanlarına verilen bir isim olduğu gerekçesi ile bu kavil reddedilmiştir. Şafii mezhebindeki diğer bir kavle göre deniz hayvanı. eğer karadaki benzeri yiyilen cinsten ise yenilir. Aksi takdirde yenmez. Buna göre deniz merkebi ve deniz köpeği yenmez. Kurbağa, yengeç, yılan ve kaplumbağa gibi hem denizde hem de karada yaşıyabilen hayvan yinilmez. Çünkü bunlar ham habistir hem de zararlıdır. Mutemed olan kavil budur. (Nihaye'nin sözü burada bitti.) HADİSTEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER: 1. Kişi bilmediği bir sorunu ilim ehline sormalıdır. 2. Susuzluk korkusu bulunduğu takdirde içme suyunun abdestte kullanılmaması mübahtır. 3. Acı olan deniz suyu ile abdest almak caizdir. Selef ve halef'in cumhuru böyle demiştir. 4. Deniz hayvanları yenilir. Bunun tafsilatını yukarda gördük. 5. Balığın boğazlanması gerekmez. Diğer deniz hayvanları da balik gibidir. 6. Müftü, sorulan soruya uzaktan veya yakından ilişkin hususlar soru sahibinin ihtiyacını sezdiğinde sorunun cevabını verirken bu hususları da anlatmalıdır. Hulasa bu hadis, bir çok hükümleri ve önemli kaideleri içermektedir. Bu nedenledir ki Şafii (Rahimehullah): Bu hadis taharet ilminin yarısıdır. demiştir
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا عبيد الله بن عبد المجيد، حدثنا عبد الرحمن بن ابي الزناد، عن ابيه، عن ابي سلمة، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " الهرة لا تقطع الصلاة لانها من متاع البيت
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو الاحوص، عن سماك بن حرب، عن عكرمة، عن ابن عباس، قال اغتسل بعض ازواج النبي صلى الله عليه وسلم في جفنة فجاء النبي صلى الله عليه وسلم ليغتسل او يتوضا فقالت يا رسول الله اني كنت جنبا . فقال " الماء لا يجنب
حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا المعلى بن اسد، حدثنا عبد العزيز بن المختار، حدثنا عاصم الاحول، عن عبد الله بن سرجس، قال نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم ان يغتسل الرجل بفضل وضوء المراة والمراة بفضل الرجل ولكن يشرعان جميعا . قال ابو عبد الله بن ماجه الصحيح هو الاول والثاني وهم . قال ابو الحسن بن سلمة حدثنا ابو حاتم، وابو عثمان البخاري قالا حدثنا المعلى بن اسد، نحوه
حدثنا هشام بن عمار، حدثنا مالك بن انس، حدثني نافع، عن ابن عمر، قال كان الرجال والنساء يتوضيون على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم من اناء واحد
حدثنا هشام بن عمار، حدثنا مالك بن انس، حدثني صفوان بن سليم، عن سعيد بن سلمة، - هو من ال ابن الازرق - ان المغيرة بن ابي بردة، - وهو من بني عبد الدار - حدثه انه، سمع ابا هريرة، يقول جاء رجل الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال يا رسول الله انا نركب البحر ونحمل معنا القليل من الماء فان توضانا به عطشنا افنتوضا من ماء البحر فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " هو الطهور ماوه الحل ميتته