Loading...

Loading...
Kitap
145 Hadis
Ebû Said el-Hudrî'den "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu" dediği ve önceki (1635.) hadisi zikrettiği rivayet edilmiştir. İbn Mace, zekât; Ahmed b. Hanbel, III, 56. Ebu Davud dediki: Onu İbn Uyeyne de Zeyd'den Malik'in rivayeti gibi rivayet etmiştir. Sevri onu Zeyd'den rivayet etmiş, Zeyd şöyle demiştir: Güvenilir bir kişi"[Yani Atâ b. Yesar.] bana Nebi (s.a.v.)'den şunu rivayet etti
حدثنا الحسن بن علي، حدثنا عبد الرزاق، اخبرنا معمر، عن زيد بن اسلم، عن عطاء بن يسار، عن ابي سعيد الخدري، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم بمعناه . قال ابو داود ورواه ابن عيينة عن زيد كما قال مالك ورواه الثوري عن زيد قال حدثني الثبت عن النبي صلى الله عليه وسلم
Ebû Said'den; demiştir ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Zengine zekât helâl değildir. Ancak Allah yolunda (cihâd eden) yolcu veya kendisine zekât verilip de onu sana (zengin olduğun halde) hediye eden veya seni ona davet eden fakir komşun (un sana ikram ettiği helâl olur.) Ahmed b. Hanbel, III, 97. Ebu Davud dediki: Firas ile İbn Ebi Leyla Atiyye'den o da Ebu Saîd'den O'da Nebi (s.ajden benzerini rivayet etmiştir)
حدثنا محمد بن عوف الطايي، حدثنا الفريابي، حدثنا سفيان، عن عمران البارقي، عن عطية، عن ابي سعيد، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لا تحل الصدقة لغني الا في سبيل الله او ابن السبيل او جار فقير يتصدق عليه فيهدي لك او يدعوك " . قال ابو داود ورواه فراس وابن ابي ليلى عن عطية عن ابي سعيد عن النبي صلى الله عليه وسلم مثله
Buşeyr b. Yesâr'dan rivayet edildiğine göre; Ensârdan Sehl b. Ebî Hasme denilen biri "Peygamber (s.a.v.)'in Hayber'de öldürülen Ensarî'nin diyeti olarak kendi kavmine zekât develerinden yüz tane verdiğini" haber vermiştir
حدثنا الحسن بن محمد بن الصباح، حدثنا ابو نعيم، حدثني سعيد بن عبيد الطايي، عن بشير بن يسار، زعم ان رجلا، من الانصار يقال له سهل بن ابي حثمة اخبره ان النبي صلى الله عليه وسلم وداه بماية من ابل الصدقة - يعني دية الانصاري الذي قتل بخيبر
Semure r.a. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle demiştir: "Dilenmeler, tırmalamalardır, kişi onlarla yüzünde iz yapar. Dileyen yüzünü korur dileyen de korumaz. Ancak kişinin yetki sahibinden veya kaçınılmaz bir iş için (başkasından) istemesi hariç
حدثنا حفص بن عمر النمري، حدثنا شعبة، عن عبد الملك بن عمير، عن زيد بن عقبة الفزاري، عن سمرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " المسايل كدوح يكدح بها الرجل وجهه فمن شاء ابقى على وجهه ومن شاء ترك الا ان يسال الرجل ذا سلطان او في امر لا يجد منه بدا
Kabise b. Muhârik el-Hilâlî'den; demiştir ki: Bir anlaşmazlıkta ortalığı yatıştırmak üzere kefil olmuştum da Peygamber (s.a.v.)'e geldim. Bana: "Kabisa, bekle de bize zekât gelsin, onun sana verilmesini emredelim," dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Kabîsa, dilenmek ancak şu üç kişiden birine helâl olur: Kefalet altına giren kişinin o meblağı elde edinceye kadar dilenmesi helâldir. Sonra bundan vazgeçer. Malını helak eden bir felâkete maruz kalan, kişinin geçimini temin edinceye kadar dilenmesi helâldir. Kavminden aklı başında üç kişi "gerçekten falan fakir düştü" deyip de şehâdette bulundukları kişinin geçimini te'min edinceye kadar dilenmesi helâldir. Sonra bundan vazgeçer. Kabisa! Bunların dışında dilenmek haramdır. Dilenen, haram yemiş olur
حدثنا مسدد، حدثنا حماد بن زيد، عن هارون بن رياب، قال حدثني كنانة بن نعيم العدوي، عن قبيصة بن مخارق الهلالي، قال تحملت حمالة فاتيت النبي صلى الله عليه وسلم فقال " اقم يا قبيصة حتى تاتينا الصدقة فنامر لك بها " . ثم قال " يا قبيصة ان المسالة لا تحل الا لاحد ثلاثة رجل تحمل حمالة فحلت له المسالة فسال حتى يصيبها ثم يمسك ورجل اصابته جايحة فاجتاحت ماله فحلت له المسالة فسال حتى يصيب قواما من عيش " . او قال " سدادا من عيش " . " ورجل اصابته فاقة حتى يقول ثلاثة من ذوي الحجا من قومه قد اصابت فلانا الفاقة فحلت له المسالة فسال حتى يصيب قواما من عيش - او سدادا من عيش - ثم يمسك وما سواهن من المسالة يا قبيصة سحت ياكلها صاحبها سحتا
Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre, Ensar'dan bir adam Peygamber (s.a.v.)'e dilenmeye geldi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Evinde hiç bir şeyin yok mu?" diye sordu. Adam: Hayır (bir şeyim yok ancak) bir çul var ki, bir kısmını giyiyor, diğer kısmını da (altımıza) seriyoruz. Bir de su içtiğimiz bir bardak var, dedi. Peygamber (s.a.v.): "Onları bana getir" dedi. Adam da getirdi. Resûlullah (s.a.v.) onları eline aldı ve: "Bunları kim satın alır?" dedi. Bir adam: Ben onları bir dirheme alırım, dedi. Peygamber (s.a.v.) iki veya üç defa: "Kim bir dirhemden fazla verir" dedi. Bir başka adam: Onları ben iki dirheme alırım, dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.); o adama verdi ve iki dirhemi aldı. Ensârî'ye verdi ve şöyle buyurdu: "Birisiyle yiyecek satın al da ailene götür ver. Diğer dirhem ile de bir keser satın alıp bana getir." Ensârî keseri getirdi. Resûlullah (s.a.v.) Ona eliyle bir sap takdı ve Ensârî'ye dedi ki: "Git, odun topla ve sat. Seni on beş güne kadar görmeyeyim." Adam gitti odun toplayıp sattı. (On beş gün sonra) on dirhem biriktirmiş olarak geldi. Onun bir kısmı ile elbise, bir kısmı ile de yiyecek satın aldı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): "Bu senin için kıyamet gününde yüzünde dilencilik lekesi ile gelmenden hayırlıdır. Dilencilik ancak şu üç kişi için caiz olabilir: Şiddetli fakirlik çeken, çok ağır bir borç altında bulunan, can yakıcı kan diyetini ödemeyi yüklenen" Diğer tahric: Tirmizî, buyu; Nesai, buyu'; İbn Mace, ticarat; Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا عبد الله بن مسلمة، اخبرنا عيسى بن يونس، عن الاخضر بن عجلان، عن ابي بكر الحنفي، عن انس بن مالك، ان رجلا، من الانصار اتى النبي صلى الله عليه وسلم يساله فقال " اما في بيتك شىء " . قال بلى حلس نلبس بعضه ونبسط بعضه وقعب نشرب فيه من الماء . قال " ايتني بهما " . فاتاه بهما فاخذهما رسول الله صلى الله عليه وسلم بيده وقال " من يشتري هذين " . قال رجل انا اخذهما بدرهم . قال " من يزيد على درهم " . مرتين او ثلاثا قال رجل انا اخذهما بدرهمين . فاعطاهما اياه واخذ الدرهمين واعطاهما الانصاري وقال " اشتر باحدهما طعاما فانبذه الى اهلك واشتر بالاخر قدوما فاتني به " . فاتاه به فشد فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم عودا بيده ثم قال له " اذهب فاحتطب وبع ولا ارينك خمسة عشر يوما " . فذهب الرجل يحتطب ويبيع فجاء وقد اصاب عشرة دراهم فاشترى ببعضها ثوبا وببعضها طعاما . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " هذا خير لك من ان تجيء المسالة نكتة في وجهك يوم القيامة ان المسالة لا تصلح الا لثلاثة لذي فقر مدقع او لذي غرم مفظع او لذي دم موجع
Avf b. Mâlik'ten; demiştir ki: Biz yedi veya sekiz ya da dokuz kişi Resûlullah (s.a.v.)'in yanında idik, Resûlullah (s.a.v.): "Allah'ın elçisine bey'at etmezmisiniz?" buyurdu. Halbuki biz yeni bey'at etmiştik. Biz de: Sana bey'at etmiştik, dedik. Resûlullah (s.a) aynı şeyi üç sefer söyledi. Bunun üzerine ellerimizi uzattık ve ona bey'at ettik. Bu arada biri: Ya Resûlullah! Biz şüphesiz size bey'at etmiştik. Şimdi sana ne üzerine bey'at ediyoruz? diye sordu. Resûlullah (s.a.v.): "Allah'a kulluk etmeniz, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanız, beş vakit namazı dosdoğru kılmanız, (söz) dinleyip itaat etmeniz ve -sesini alçaltarak gizlice- Halktan hiç bir şey istememeniz üzerine" buyurdu. Avf dedi ki: And olsun (durum öyle oldu ki), o cemaatten birinin kamçısı yere düşüyordu da hiç bir kimseden onu vermesini istemiyordu. Müslim, zekât; Nesaî, salât: Ibn Mâce, cihâd Ebu Davud dedi ki: Hişam'ın hadisini Saîd'den başka bir kimse rivayet etmemiştir
حدثنا هشام بن عمار، حدثنا الوليد، حدثنا سعيد بن عبد العزيز، عن ربيعة، - يعني ابن يزيد - عن ابي ادريس الخولاني، عن ابي مسلم الخولاني، قال حدثني الحبيب الامين، اما هو الى فحبيب واما هو عندي فامين عوف بن مالك قال كنا عند رسول الله صلى الله عليه وسلم سبعة او ثمانية او تسعة فقال " الا تبايعون رسول الله صلى الله عليه وسلم " . وكنا حديث عهد ببيعة قلنا قد بايعناك حتى قالها ثلاثا فبسطنا ايدينا فبايعناه فقال قايل يا رسول الله انا قد بايعناك فعلام نبايعك قال " ان تعبدوا الله ولا تشركوا به شييا وتصلوا الصلوات الخمس وتسمعوا وتطيعوا " . واسر كلمة خفية قال " ولا تسالوا الناس شييا " . قال فلقد كان بعض اوليك النفر يسقط سوطه فما يسال احدا ان يناوله اياه . قال ابو داود حديث هشام لم يروه الا سعيد
Resûlullah (s.a.v.)'in azatlısı Sevbân'dan; demiştir ki: Resûlullah (s.a.v.): Halktan bir şey istemeyeceğine kim bana söz verir ki, ona cenneti garanti edeyim" buyurdu. Sevbân: "Ben" dedi. Gerçekten de hiç kimseden bir daha hiç bir şey istemedi
حدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا شعبة، عن عاصم، عن ابي العالية، عن ثوبان، قال وكان ثوبان مولى رسول الله صلى الله عليه وسلم قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من تكفل لي ان لا يسال الناس شييا واتكفل له بالجنة " . فقال ثوبان انا . فكان لا يسال احدا شييا
Ebu Said el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre, Ensâr'dan bazı kişiler Resûlullah (s.a.v.)'dan (bir şeyler) istediler. O da onlara verdi. Sonra tekrar istediler yine verdi. Yanındaki tükenince: "Yanımdaki malı sizden asla gizlemem. Kim iffetli olmak isterse, Allah onu iffetli yapar. Kim de elindeki ile yetinirse, Allah onu zengin yapar. Sabretmeye gayret edene Allah sabır ihsan eder. Hiç bir kimseye sabırdan daha geniş bir ihsanda bulunuİmamıştır" buyurdu. Bu Hadis'i şunlar da tahric etti: Buharî, zekât; Müslim, zekât; Tirmizî, birr; Nesaî, zekât; Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن ابن شهاب، عن عطاء بن يزيد الليثي، عن ابي سعيد الخدري، ان ناسا، من الانصار سالوا رسول الله صلى الله عليه وسلم فاعطاهم ثم سالوه فاعطاهم حتى اذا نفد ما عنده قال " ما يكون عندي من خير فلن ادخره عنكم ومن يستعفف يعفه الله ومن يستغن يغنه الله ومن يتصبر يصبره الله وما اعطى الله احدا من عطاء اوسع من الصبر
İbn Mes'ûd'dan; demiştir ki: Resûlullah (s.a.v.): "Kime yokluk isabet eder de (halinden şikâyet ederek) onu halka arz eder (onlardan bir şeyler ister)se yokluğu giderilmez. Kim de onu Allah'a arz ederse, Allah onu çabuk zengin eder. Ya çabuk ölümle veya çabuk zenginlikle." diye buyurdu
حدثنا مسدد، حدثنا عبد الله بن داود، ح حدثنا عبد الملك بن حبيب ابو مروان، حدثنا ابن المبارك، - وهذا حديثه - عن بشير بن سلمان، عن سيار ابي حمزة، عن طارق، عن ابن مسعود، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من اصابته فاقة فانزلها بالناس لم تسد فاقته ومن انزلها بالله اوشك الله له بالغنى اما بموت عاجل او غنى عاجل
Îbnu'l-Firâsî'den rivayet edildiğine göre, el-Firâsî, Resûlullah (s.a.v.)'e: Dileneyimmi, ya Resûlullah? dedi. Peygamber (s.a.v.): "*Hayır, eğer mutlaka bir şey istemen gerekirse, salih kişilerden iste!" buyurdu
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا الليث بن سعد، عن جعفر بن ربيعة، عن بكر بن سوادة، عن مسلم بن مخشي، عن ابن الفراسي، ان الفراسي، قال لرسول الله صلى الله عليه وسلم اسال يا رسول الله فقال النبي صلى الله عليه وسلم " لا وان كنت سايلا لا بد فاسال الصالحين
İbnü's Sâidî'den; demiştir ki: Ömer (r.a.) beni zekât toplamak üzere görevlendirdi. İşimi bitirip topladığım zekâtları kendisine teslim edince, bana ücret verilmesini emretti. Bunun üzerine: "Ben bu işi Allah rızası için yaptım, mükâfatım Allah'a aittir" dedim. O şöyle cevap verdi: Sana verileni al, zira ben de Resûlullah (s.a.v.) zamanında (bu işte) çalıştım. Bana ücret verdi ben de söylediğin gibi söyledim. Resûlullah bana: "İstemeden sana bir şey verildiği zaman onu (al) ye ve tasadduk et." buyurdu
حدثنا ابو الوليد الطيالسي، حدثنا الليث، عن بكير بن عبد الله بن الاشج، عن بسر بن سعيد، عن ابن الساعدي، قال استعملني عمر - رضى الله عنه - على الصدقة فلما فرغت منها واديتها اليه امر لي بعمالة فقلت انما عملت لله واجري على الله . قال خذ ما اعطيت فاني قد عملت على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم فعملني فقلت مثل قولك فقال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا اعطيت شييا من غير ان تساله فكل وتصدق
Abdullah b. Ömer'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) minberde zekâttan, haya edip onu almamaktan ve dilenmekten söz ederken şöyle buyurdu: "Yüksek el, alçak elden daha hayırlıdır. Yüksek el, veren (el), alçak el de dilenen (el)dir." Buhârî, zekât; vesâyâ: Rikâk; Müslim, zekât; Nesaî, zekât; Ahmet b. Hanbel, II, 4, 98, 319; III, 330. Ebu Davud dediki: Bu hadisteki Eyyub'un Nafi'den rivayeti konusunda ihtilaf edilmiştir. Abdulvâris: "Yüksek el, haya edip almayandır" demişse de ravilerin çoğu Hammad b. Zeyd'den, o da Eyyub'dan rivayetine göre: "Yüksek el, veren eldir" Hammad'dan rivayet edenlerden biriside: "haya edip almayandır" demiştir
حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن نافع، عن عبد الله بن عمر، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال وهو على المنبر وهو يذكر الصدقة والتعفف منها والمسالة " اليد العليا خير من اليد السفلى واليد العليا المنفقة والسفلى السايلة " . قال ابو داود اختلف على ايوب عن نافع في هذا الحديث قال عبد الوارث " اليد العليا المتعففة " . وقال اكثرهم عن حماد بن زيد عن ايوب " اليد العليا المنفقة " . وقال واحد عن حماد " المتعففة
Mâlik b. Nadla'dan; demiştir ki: Resülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Eller üç kısımdır: Allah'ın Yed-i Ulyâ'sı (zatına mahsus ve sıfatına lâyık Eli), ondan sonra verenin eli ve dilenenin alçak eli, fazla olanı ver ve nefsine yenilme
حدثنا احمد بن حنبل، حدثنا عبيدة بن حميد التيمي، حدثني ابو الزعراء، عن ابي الاحوص، عن ابيه، مالك بن نضلة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " الايدي ثلاثة فيد الله العليا ويد المعطي التي تليها ويد السايل السفلى فاعط الفضل ولا تعجز عن نفسك
İbn Ebî Râfi, (babası) Ebû Râfi'den rivayet ettiğine göre, Nebi (s.a.v.) Mahzûm oğullarından bir adamı zekât toplamaya gönderdi. O adam Ebu Râfi'e: Bana arkadaş ol ki, ondan pay alasın, dedi. Ebu Râfi'de: Peygamber (S.A.V.)'e gidip sormadıkça (seninle gelmem), dedi ve Peygamber (s.a.v.)'e gidip sordu. Peygamber (s.a.v.): “Kavmin azatlı kölesi onların aile fertlerinden sayılır, bize sadaka helâl değildir" buyurdu
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا شعبة، عن الحكم، عن ابن ابي رافع، عن ابي رافع، ان النبي صلى الله عليه وسلم بعث رجلا على الصدقة من بني مخزوم فقال لابي رافع اصحبني فانك تصيب منها . قال حتى اتي النبي صلى الله عليه وسلم فاساله فاتاه فساله فقال " مولى القوم من انفسهم وانا لا تحل لنا الصدقة
Enes (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) sahibi bilinmeyen, yere düşmüş bir hurmaya rast gelirdi de zekât olması korkusundan başka bir şey onu almaktan menetmezdi
حدثنا موسى بن اسماعيل، ومسلم بن ابراهيم، - المعنى - قالا حدثنا حماد، عن قتادة، عن انس، ان النبي صلى الله عليه وسلم كان يمر بالتمرة العايرة فما يمنعه من اخذها الا مخافة ان تكون صدقة
Enes (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) (yerde) bir hurma buldu da: "Zekât olmasından korkmasaydım, onu yerdim" buyurdu. Buhari, buyu', lukata; Müslim, zekât; Ahmed b. Hanbel II, 317; III, 132, 193, 292. Ebû Dâvûd dedi ki: Hişâm bunu Katâde'den böyle rivayet etti
حدثنا نصر بن علي، اخبرنا ابي، عن خالد بن قيس، عن قتادة، عن انس، ان النبي صلى الله عليه وسلم وجد تمرة فقال " لولا اني اخاف ان تكون صدقة لاكلتها " . قال ابو داود رواه هشام عن قتادة هكذا
İbn Abbas'tan; demiştir ki: Babam, Peygamber (s.a.v.)'in kendisine zekâttan vermiş olduğu deve için beni ona gönderdi
حدثنا محمد بن عبيد المحاربي، حدثنا محمد بن فضيل، عن الاعمش، عن حبيب بن ابي ثابت، عن كريب، مولى ابن عباس عن ابن عباس، قال بعثني ابي الى النبي صلى الله عليه وسلم في ابل اعطاها اياه من الصدقة
İbn Abbâs'tan önceki (1653.) hadisin benzeri rivayet edilmiştir, (ancak Salim, rivayetinde) "develeri değiştirmesi için" ifâdesini eklemiştir
حدثنا محمد بن العلاء، وعثمان بن ابي شيبة، قالا حدثنا محمد، - هو ابن ابي عبيدة - عن ابيه، عن الاعمش، عن سالم، عن كريب، مولى ابن عباس عن ابن عباس، نحوه زاد ابي يبدلها له
Enes (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.)'e et getirildi. "Bu nedir?" diye sordu. Berîre'ye -sadaka olarak verilmiş bir şey, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Bu onun için sadaka, bizim için ise hediyedir", buyurdu
حدثنا عمرو بن مرزوق، قال اخبرنا شعبة، عن قتادة، عن انس، ان النبي صلى الله عليه وسلم اتي بلحم قال " ما هذا " . قالوا شىء تصدق به على بريرة فقال " هو لها صدقة ولنا هدية