Loading...

Loading...
Kitap
502 Hadis
Ebu Hureyre r.a.'den (rivayet edildiğine göre) Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "(Kişi evin içine baktı da) Bakış (eve) girdi mi, artık (eve girmek için) izin (almaya lüzum) yoktur
حدثنا الربيع بن سليمان الموذن، حدثنا ابن وهب، عن سليمان، - يعني ابن بلال - عن كثير، عن وليد، عن ابي هريرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " اذا دخل البصر فلا اذن
Hüzeyl'den demiştir ki: Bir adam geldi -Osman (b. Ebî Şeybe bu adamın) Sa'd (b. Ebi Vakkas) olduğunu rivayet etti. Nebi (a.s.)'in kapısının önüne durup izin istedi ve kapının önüne dikildi. Osman (b. Ebi Şeybe bu sözü) "kapıya karşı (dikildi)" diye rivayet etti.- Nebi (s.a.v.)'de ona: "Şöyle (dur kapı) senden (biraz sağda veya solda kalacak şekilde biraz sağa veya sola doğru çekil) yahutta şöyle (dur). Çünkü izin göz içindir" buyurdu. İzah 5175 te
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا جرير، ح وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا حفص، عن الاعمش، عن طلحة، عن هزيل، قال جاء رجل - قال عثمان سعد بن ابي وقاص - فوقف على باب النبي صلى الله عليه وسلم يستاذن فقام على الباب - قال عثمان مستقبل الباب - فقال له النبي صلى الله عليه وسلم " هكذا عنك او هكذا فانما الاستيذان من النظر
(Bir Önceki 5174. hadisin) bir benzerini de Nebi (s.a.v.)'den Sa'd (b. Ebi Vakkâs) rivayet etmiştir
حدثنا هارون بن عبد الله، حدثنا ابو داود الحفري، عن سفيان، عن الاعمش، عن طلحة بن مصرف، عن رجل، عن سعد، نحوه عن النبي صلى الله عليه وسلم
Kelede b. Hanbel'den (rivayet edildiğine göre) Safvan b. Ümeyye, kendisini (bir miktar) süt, bir ceylan yavrusu ve ufak cins birkaç salatalıkla Mekke'nin en yukarısında bulunan Nebi (s.a.v.)'e göndermiş. (Kelede olayı şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in huzuruna) selâm vermeden girdim. Bunun üzerine bana: Geri dön ve esselâmu aleyküm (içeri girebilir miyim?) de! buyurdu. Bu (Olay) Safvan b. Ümeyye'nin müslüman oluşundan sonradır. Amr (b. Ebî Süfyan) dedi ki: Bu hadisi bana (Ümeyye) b. Safvan Kelede b. Hanbel'den rivayet etti. (Fakat): "bunu ondan (kendi kulaklarımla) işittim" demedi. Ebu Davud dedi ki: (Her ne kadar hu hadis-i şerifi şeyhim İhn Beşşâr bana rivayet ederken Amr'dan sonra gelen ravinin ismini açıkça belirtmeden Ihn Safvan diye bildirmişse de bu hadisi hana rivayet eden ikinci şeyhim) Yahya b. Habib (o ravinin isminin) "Ümeyye b. Safvan' (olduğunu) rivayet etti. Ve yine (bu şeyhim) Yahya (h. Habih'in) haber verd(iğine göre) Amr b. Abdillah b. Safvan (bu hadisi) kendisine Kelede b. Han-bel'in bildirdiğini söylemiştir. Bu Hadisi Tirmizî de İstizan da tahric etti
حدثنا ابن بشار، حدثنا ابو عاصم، حدثنا ابن جريج، ح حدثنا يحيى بن حبيب، حدثنا روح، عن ابن جريج، قال اخبرني عمرو بن ابي سفيان، ان عمرو بن عبد الله بن صفوان، اخبره عن كلدة بن حنبل، ان صفوان بن امية، بعثه الى رسول الله صلى الله عليه وسلم بلبن وجداية وضغابيس - والنبي صلى الله عليه وسلم باعلى مكة - فدخلت ولم اسلم فقال " ارجع فقل السلام عليكم " . وذاك بعد ما اسلم صفوان بن امية . قال عمرو واخبرني ابن صفوان بهذا اجمع عن كلدة بن حنبل ولم يقل سمعته منه . قال ابو داود قال يحيى بن حبيب امية بن صفوان ولم يقل سمعته من كلدة بن حنبل وقال يحيى ايضا عمرو بن عبد الله بن صفوان اخبره ان كلدة بن الحنبل اخبره
Ribi'den demiştir ki: Âmir oğullarından bir adamın bildirdiğine göre, kendisi Nebi (s.a.v.) evde iken "Girebilir miyim?" diyerek izin istemiş de Nebi (s.a.v.) hizmetçisine: "Şu adam(ın yanın)a çık ve ona izin istemeyi öğret, ona: "Esselâmu aleyküm girebilir miyim de(mesini) söyle!" buyurmuş. Adam da bunu işitmiş ve: "Esselâmu aleyküm girebilir miyim?" demiş. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) ona (girmesi için) izin vermiş, (o da Hz. Nebi'in huzuruna girmiştir)
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو الاحوص، عن منصور، عن ربعي، قال حدثنا رجل، من بني عامر انه استاذن على النبي صلى الله عليه وسلم وهو في بيت فقال الج فقال النبي صلى الله عليه وسلم لخادمه " اخرج الى هذا فعلمه الاستيذان فقل له قل السلام عليكم اادخل " . فسمعه الرجل فقال السلام عليكم اادخل فاذن له النبي صلى الله عليه وسلم فدخل
Ribî b. Hıraş'dan demiştir ki: Bana haber verildiğine göre Âmir oğullarından bir adam (huzuruna girmek için) Nebi (s.a.v.)'den izin istemiş" (Daha sonra Hiraş, bir önceki (5177.) hadisin manasını (rivayet etti). Ebu Davud dedi ki: Aynı şekilde (bu hadisi, bize) Müsedde, Ebu Avâ-ne'den o Mahsur'dan, o da Rib'Tden rivayet etti. (Ancak bu rivayete göre Rib'î) -Âmir oğullarından birinden rivayet edilmiştir- (sözünü) söylemiştir
حدثنا هناد بن السري، عن ابي الاحوص، عن منصور، عن ربعي بن حراش، قال حدثت ان رجلا من بني عامر استاذن على النبي صلى الله عليه وسلم بمعناه . قال ابو داود وكذلك حدثنا مسدد حدثنا ابو عوانة عن منصور عن ربعي ولم يقل عن رجل من بني عامر
Âmir oğullarından bir adam'dan (rivayet edildiğine göre) Kkendisi Nebi (s.a.v.)'den (huzuruna girmek üzere) izin istemiş, (sözü geçen adam hadisin bundan sonraki kısmında 5177 nolu hadisin) manasını (rivayet etmiş ve) şöyle demiştir: Ben Hz. Nebi'nin hizmetçisine: Çık da şu adam'a izin istemesini ve "esselâmu aleyküm girebilir miyim?" demesini öğret, dediğini) işittim de bunun üzerine "esselâmu aleyküm girebilir miyim?" dedim ve (yanına girdim)
حدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا شعبة، عن منصور، عن ربعي، عن رجل، من بني عامر انه استاذن على النبي صلى الله عليه وسلم بمعناه . قال فسمعته فقلت السلام عليكم اادخل
Ebû Said el-Hudrî'den demiştir ki: Ensar'ın meclislerinden bir mecliste oturuyordum. Hz. Ebu Musa, korkmuş bir halde (yanımıza) çıkageldi. Kendisine: Seni korkutan şey nedir? dedik. O: Ömer, yanına varmam için bana emir vermişti. Ben de (kapısının) yanına varıp (içeri girmek için) üç defa izin istedim, (fakat) bana izin verilmedi. Ben de geri döndüm. (Bir de baktım Ömer hemen arkamdan yetişti ve bana): Yanıma (girip) gelmene engel olan nedir? dedi. Ben de: Ben geldim. (İçeri girebilmem için) üç defa izin istedim. (Fakat) izin verilmedi. Rasûlullah (s.a.v.) de: "Sizin biriniz (içeri girmek için) üç defa izin ister de kendisine izin verilmezse geri dönsün" diye buyurmuştu, dedim. (Bunun üzerine Hz. Ömer): Buna dair mutlaka bir delil getirmelisin! dedi. (Ravi Ebu Said sözlerine şöyle devam etti:) Bunun üzerine (orda bulunan ben) Ebu Said (Hz, Ebu Musa'ya): Seninle (buradan) kavmin en küçüğünden başkası kalkmaz diye cevap verdi(m) ve (ben) Ebu Said onunla beraber kalktı(m) ve o hadis(in doğruluğu) hakkında şahitlik etti(m). Tahric edenler: Buharî, istizan; Müslim, edeb; Tirmizî, istizan; Muvatta istizan, Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا احمد بن عبدة، اخبرنا سفيان، عن يزيد بن خصيفة، عن بسر بن سعيد، عن ابي سعيد الخدري، قال كنت جالسا في مجلس من مجالس الانصار فجاء ابو موسى فزعا فقلنا له ما افزعك قال امرني عمر ان اتيه فاتيته فاستاذنت ثلاثا فلم يوذن لي فرجعت فقال ما منعك ان تاتيني قلت قد جيت فاستاذنت ثلاثا فلم يوذن لي وقد قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اذا استاذن احدكم ثلاثا فلم يوذن له فليرجع " . قال لتاتيني على هذا بالبينة قال فقال ابو سعيد لا يقوم معك الا اصغر القوم . قال فقام ابو سعيد معه فشهد له
Hz. Ebu Musa (el-Eşârî, yani Abdullah b. Kays)'dan (rivayet edildiğine göre) Kendisi (birgün) Hz. Ömer'in (kapısının) yanına varmış (birincisinde): "Ebu Musa izin istiyor" (ikincisinde): "el Eş'arî izin istiyor" (üçüncüsünde): "Abdullah b. Kays izin istiyor" diyerek (içeri girmek için) izin istemiş de kendisine izin verilmemiş. Bunun üzerine geri dönmüş. Hemen arkasından Hz. Ömer ona (geri gelmesi için haber) göndermiş (de tekrar Hz. Ömer'in huzuruna gelmiş. Bunun üzerine Hz. Ömer, O'na): "Seni geri çeviren sebep nedir?" diye sormuş O da: Rasûlullah (s.a.v.): "Biriniz üç defa izin ister de izin verilirse (içeri girsin), yoksa dönüp gitsin" buyurdu (da onun için dönüp gitmiştim) diye cevap vermiş, (Hz. Ömer de): Bunun hakkında bana bir delil getir" demiş, bunun üzerine (Hz. Ebu Musa) hemen gitmiş ve (bir süre) sonra (yanında (Ubeyy b. Ka'b r.a. ile birlik) dönmüş. İşte Ubeyy! (Söz konusu hadis hakkında şahitlik edecek) demiş. Hz. Ubey r.a.de: Ey Ömer, Rasûlullah (s.a.v.)'in sahabileri üzerinde bir işkence olma; demiş. Ömer de: Rasûlullah (s.a.v.)'in ashabı üzerinde bir işkence olmayacağım, demiş
حدثنا مسدد، حدثنا عبد الله بن داود، عن طلحة بن يحيى، عن ابي بردة، عن ابي موسى، انه اتى عمر فاستاذن ثلاثا فقال يستاذن ابو موسى يستاذن الاشعري يستاذن عبد الله بن قيس فلم يوذن له فرجع فبعث اليه عمر ما ردك قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " يستاذن احدكم ثلاثا فان اذن له والا فليرجع " . قال ايتني ببينة على هذا . فذهب ثم رجع فقال هذا ابى فقال ابى يا عمر لا تكن عذابا على اصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم . فقال عمر لا اكون عذابا على اصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم
Ubeyd b. Umeyr'den (rivayet edildiğine göre Hz. Ebu Musa (el-Eş'ârî) Hz. Ömer'den (yanıına girmek için) izin istemiş; (Ubeyd bu rivayetine devam ederek) şu (bir önceki 5180. hadiste anlatılan) olayı (naklettti ve) bu rivayetinde (şunları da) söyledi: Sonra (Hz. Ebu Musa) Hz. Ebu Said'le birlikte (Hz. Ömer'in huzuruna) gitti ve hadis(in sıhhati) hakkında şahitlik etti. Bunun üzerine (Hz. Ömer, Hz. Ebu Musa'ya): "Demek Resul~i Ekrem'in emrinden olan bu (hadis) bana gizli kalmış. Beni (bunu öğrenmekten) pazarlarda (yaptığım) alışverişler alıkoydu. Fakat sen (bundan sonra benim yanıma girmek istediğin zaman) istediğin kadar selam ver. (Ama şahsımla ilgili olan bu meselede benden izin almana lüzum görmediğimden) izin istemezsin" dedi
حدثنا يحيى بن حبيب، حدثنا روح، حدثنا ابن جريج، قال اخبرني عطاء، عن عبيد بن عمير، ان ابا موسى، استاذن على عمر بهذه القصة . قال فيه فانطلق بابي سعيد فشهد له فقال اخفي على هذا من امر رسول الله صلى الله عليه وسلم الهاني السفق بالاسواق ولكن سلم ما شيت ولا تستاذن
Şu (bir önceki 5182. hadiste anlatılan) olay Hz. Ebu Musa el-Eş'ârî'den bir de (oğlu) Ebu Bürde b. Ebi Musa kanalıyla (rivayet edilmiştir. Bu rivayete göre râvi Ebu Bürde şöyle) demiştir: Bunun üzerine Hz. Ömer, (babam) Hz. Ebu Musa'ya şöyle dedi: Şunu iyi bil ki, ben seni (bu hadisten dolayı) suçlamadım, Fakat Rasûlullah (s.a.v.)'den hadis (nakletmek) çetin (bir iş)dir (de onun için üzerinde böyle titizlikle durmak lüzumunu hissettim)
حدثنا زيد بن اخزم، حدثنا عبد القاهر بن شعيب، حدثنا هشام، عن حميد بن هلال، عن ابي بردة بن ابي موسى، عن ابيه، بهذه القصة قال فقال عمر لابي موسى اني لم اتهمك ولكن الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وسلم شديد
Rabi b. Ebi Abdirrahman ile onların bu konuda (bilgisi olan) birçok ilim adamlarından (rivayet edildiğine göre) Hz. Ömer, Hz. Ebu Musa'ya şöyle demiştir: Şunu iyi bil ki ben (bu (5180.) hadisten dolayı) Seni suçlamadım. Fakat halkın Rasûlullah (s.a.v.) hakkında hadis uyduracağından endişe ettim
حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن ربيعة بن ابي عبد الرحمن، عن غير، واحد، من علمايهم في هذا فقال عمر لابي موسى اما اني لم اتهمك ولكن خشيت ان يتقول الناس على رسول الله صلى الله عليه وسلم
Kays b. Sa'd (b. Ubade)'den demiştir ki: (Birgün) Rasûlullah (s.a.v.) bizi ziyaret için evimize gelmişti: Esselamu aleyküm ve rahmetullah, dedi (Babam) Sa'd de: Bu selamı sesini yükseltmeden hafifçe aldı. Bunun üzerine ben: "Rasûlullah (s.a.v.)'e (evimize girmesi için) izin vermiyor musun? dedim. Sen O'nu bırak (biz selamı aldığımızı böyle hissettirmesek) bize selamı çoğaltır (biz de o selamlarla bereket buluruz), dedi. Hemen arkasından Rasûlullah (s.a.v.) (ikinci defa olarak): Esselamu aleyküm ve Rahmetullah, dedi (Babam) Sa'd (bu selamı da yine) alçak sesle aldı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) (üçüncü defa olarak) "Esselamu aleyküm ve rahmetullah" dedi. Sonra da dönüp gitti ve (babam) Sa'd de arkasından varıp: Ey Allah'ın Resulü! Ben senin selâmını işitiyordum, bize selâmı çoğaltman için (selâmını işittiğimi belli etmemeğe çalışarak) onu hafif bir sesle alıyordum, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) onunla dönüp geldi. (Babam) Sa'd d'e (Onun yıkanmasını temin etmek maksadıyla) O'nun için su ve sabun (getirilmesini) emretti. (Bunlar derhal getirildi ve Hz. Nebi de bunlarla) yıkandı. Sonra (babam) kendisine zâferanla veya alçehre ile boyanmış bir peştemal getirdi. (Hz, Nebi de) ona sarındı. Sonra ellerini kaldırıp: "Allahümme c'al salavâtike ve rahmeteke alâ âl-i Sa'd ibn Ubade! =(Ey Allah, Sa'd b. Ubade ailesinin makamlarını yükselt ve onlara rahmet et!" diye dua etti. Sonra biraz yemek yeyip de ayrılmak isteyince (babam) Sa'd kendisine üzeri kadife (palan) ile donatılmış bir merkep yaklaştırdı. Rasûlullah (s.a.v.) de ona bindi, (babam) Sa'd (bana): "Ey Kays! (evine kadar) Rasûlullah (s.a.v.)'e arkadaş ol" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'de bana: "Sen de bin!" buyurdu. Ben de (Rasûlullah'ı rahatsız etmemek için) kabul etmedim. (Rasûlullah (s.a.v.): Ya binersin yahutta (evine) dönersin, (benimle yaya olarak gelip de yorulma) dedi. Bunun üzerine (evime) dönüp gittim. Hişam Ebu Mervân (bu hadisi) "Muhammed b. Abdurrahman b. Sa'd b. Zürare'den (şeklinde muan'an olarak rivayet etti. Ebu Davüd dedi ki: Ömer b, Abdih Vâhid ile İbn Semaa da bu hadisi Kays b. Şadın ismini söylemeden Evzaî'den mürsel olarak rivayet ettiler)
حدثنا هشام ابو مروان، ومحمد بن المثنى، - المعنى - قال محمد بن المثنى حدثنا الوليد بن مسلم، حدثنا الاوزاعي، قال سمعت يحيى بن ابي كثير، يقول حدثني محمد بن عبد الرحمن بن اسعد بن زرارة، عن قيس بن سعد، قال زارنا رسول الله صلى الله عليه وسلم في منزلنا فقال " السلام عليكم ورحمة الله " . فرد سعد ردا خفيا . قال قيس فقلت الا تاذن لرسول الله صلى الله عليه وسلم . فقال ذره يكثر علينا من السلام فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " السلام عليكم ورحمة الله " . فرد سعد ردا خفيا ثم قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " السلام عليكم ورحمة الله " . ثم رجع رسول الله صلى الله عليه وسلم واتبعه سعد فقال يا رسول الله اني كنت اسمع تسليمك وارد عليك ردا خفيا لتكثر علينا من السلام . قال فانصرف معه رسول الله صلى الله عليه وسلم فامر له سعد بغسل فاغتسل ثم ناوله ملحفة مصبوغة بزعفران او ورس فاشتمل بها ثم رفع رسول الله صلى الله عليه وسلم يديه وهو يقول " اللهم اجعل صلواتك ورحمتك على ال سعد بن عبادة " . قال ثم اصاب رسول الله صلى الله عليه وسلم من الطعام فلما اراد الانصراف قرب له سعد حمارا قد وطا عليه بقطيفة فركب رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال سعد يا قيس اصحب رسول الله صلى الله عليه وسلم . قال قيس فقال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم " اركب " . فابيت ثم قال " اما ان تركب واما ان تنصرف " . قال فانصرفت . قال هشام ابو مروان عن محمد بن عبد الرحمن بن اسعد بن زرارة . قال ابو داود رواه عمر بن عبد الواحد وابن سماعة عن الاوزاعي مرسلا ولم يذكرا قيس بن سعد
Hz. Abdullah b. Büsr'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) birinin kapısına geldiği zaman kapının tam karşısında durmazdı. Fakat sağa ya da sola çekilirdi ve (çıkan ev sahibine oradan): "Esselamu aleyküm, esselamu aleyküm" derdi. Çünkü o günlerde evlere (in kapıları üzerinde perdeler yoktu)
حدثنا مومل بن الفضل الحراني، - في اخرين - قالوا حدثنا بقية بن الوليد، حدثنا محمد بن عبد الرحمن، عن عبد الله بن بسر، قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم اذا اتى باب قوم لم يستقبل الباب من تلقاء وجهه ولكن من ركنه الايمن او الايسر ويقول " السلام عليكم السلام عليكم " . وذلك ان الدور لم يكن عليها يوميذ ستور
Hz. Câbir'den (rivayet edildiğine göre, Babası Uhud savaşında şehid düşünce, babasının alacaklıları borçlarını almak için kapışma yığıldıkları gün) kendisi babasının borçları(nı erteletmek) için Nebi (s.a.v.)'e gitti(ği bu olayı Hz. Câbir şöyle anlatıyor:) Hz. Nebi'in kapısına varınca kapıyı çaldım. (Hz. Nebi): Kim o? diye cevap verdi, (ben de): Benim, dedim. Sanki benim bu cevabımdan hoşlanmamış gibi: Ben ben! dedi. Tahric edenler: Buharî, istizan: Müslim,edeb, Tirmizî, İstizan; İbn Mace, edeb; Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا مسدد، حدثنا بشر، عن شعبة، عن محمد بن المنكدر، عن جابر، انه ذهب الى النبي صلى الله عليه وسلم في دين ابيه فدققت الباب فقال " من هذا " . قلت انا . قال " انا انا " . كانه كرهه
Nâfi Abdil Haris'den demiştir ki: (Birgün) Rasûlüllah (s.a.v.)'le birlikte (Medine'nin bahçe aralarına) çıkmıştım. (Yine Rasûlullah (s.a.v.)'le birlikte) bir bahçeye girdim. Bana "Kapıyı (içeriden sıkı) tut (da kimse izinsiz giremesin)" buyurdu. Hemen arkasından kapı çalındı. "Kim. o?" dedim. (Nâfi b. Abdil Haris sözlerine devam ederek bir önceki 5187.) hadisi rivayet etti. Ebu Davud dedi ki: Ebu Musa el-Eş'arî hadisini [Müslim, Fedail] kast ederek dedi ki: Hz. Ebu Musa bu hadiste "kapıyı çaldı" kelimesini rivayet etti
حدثنا يحيى بن ايوب، - يعني المقابري - حدثنا اسماعيل، - يعني ابن جعفر - حدثنا محمد بن عمرو، عن ابي سلمة، عن نافع بن عبد الحارث، قال خرجت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى دخلت حايطا فقال لي " امسك الباب " . فضرب الباب فقلت " من هذا " . وساق الحديث . قال ابو داود يعني حديث ابي موسى الاشعري قال فيه فدق الباب
Hz. Ebu Hureyre'den (rivayet edildiğine göre) Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Bir kimsenin diğer bir kimseye (davet için) elçisi(ni göndermesi, o kimsenin evine girmesine) izin vermesi (demektir)
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا حماد، عن حبيب، وهشام، عن محمد، عن ابي هريرة، ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " رسول الرجل الى الرجل اذنه
Ebu Hureyre r.a.'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Biriniz bir yemeğe davet edilir de ( o davet'e ev sahibinin gönderdiği) elçiyle gelirse bu (eve girmek hususunda) kendisi için bir izindir." Ebu Dâvûd dedi ki: Denildiğine göre Katâde, Ebû Rafi'den hiçbir şey işitmemiştir. Ebu Alı el Lulüî dedi ki: Ben Ebu Davud'u şöyle derken işittim. "Katâde Ebu RafT den hiçbir şey işitmemiştir
حدثنا حسين بن معاذ، حدثنا عبد الاعلى، حدثنا سعيد، عن قتادة، عن ابي رافع، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " اذا دعي احدكم الى طعام فجاء مع الرسول فان ذلك له اذن " . قال ابو علي اللولوي سمعت ابا داود يقول قتادة لم يسمع من ابي رافع شييا
Ubeydullah b. Ebi Yezid'den (rivayet edildiğine göre, Kendisi) Hz. İbn Abbas'ı şöyle derken işitmiş: (Bir âyet-i kerime vardır ki); insanların çoğu (sanki) onunla emr olunmamışlar (gibi hareket ediyorlar. Bu âyet) izin âyetidir. Ben şu cariyeme dahi (sözü geçen âyetin emri uyarınca üç vakitte) yanıma izin alarak girmesini emr ediyorum. Ebu Davud der ki: Aynı şekilde Hz. İbn Abbas'dan bu hadisi (yani) üç vakitte evlere girerken izin istemeyi emrettiğini, Atâ da rivayet etti
حدثنا ابن السرح، قال حدثنا ح، وحدثنا ابن الصباح بن سفيان، وابن، عبدة - وهذا حديثه - قالا اخبرنا سفيان، عن عبيد الله بن ابي يزيد، سمع ابن عباس، يقول لم يومر بها اكثر الناس اية الاذن واني لامر جاريتي هذه تستاذن على . قال ابو داود وكذلك رواه عطاء عن ابن عباس يامر به
Hz. îkrime'den (rivayet edildiğine göre) Irak halkından bir cemaatin Hz. İbn Abbas'a: Ey Abbas'ın oğlu! İçinde bulunan emirlerle emrolunduğumuz halde, hiç kimsenin kendisiyle amel etmediği aziz ve celil olan Allah'ın şu: "Ey iman edenler, sağ elinizin mâlik olduğu (köle ve cariyeler) bir de sizden olup da henüz bulûğ çağına girmemiş (küçük)ler (şu) üç vakitte, sabah namazından sonra (odanıza girecek olurlarsa) sizden izin istesinler. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip-çıkmakta size de onlara da ne sizin üzerine bir vebal yoktur..." buyruğu hakkında görüşün nedir? diye sormuşlar. El-Ka'nebî (yani râvi Abdullah b. Mesleme, bu âyet-i kerimeyi âyetin sonunda yer alan): "Hakkıyla bilendir ve hikmet sahibidir" (kelimelerin) kadar okudu. Hz. İbn Abbas da şöyle demiş: Allah mu'minlere karşı çok yumuşak ve merhametlidir. Örtünmeyi (bu nedenle onların sürekli örtünmelerini ister. Bu âyet-i kerime nazil olduğu sıralarda ise halkın) evlerinde perdeler ve özel hazırlanmış (kilitli) odalar da yoktu. Bazan hizmetçiler, çocuklar yahutta adam'ın (yanında, başkasından) öksüz kalmış kız çocuğu adam hanımı ile cinsi münasebette iken odasına giriverebiliyordu. İşte bu yüzden (yüce) Allah bu açık saçıklık vakitlerinde onlara (odalara girmek için) izin istemeyi emretti. (Sonra da) onlara örtüyü ve hayrı getirdi. Ve ben (bu örtünme ve hayır geldikten sonra) bu âyetle amel eden bir kimseyi görmedim. Ebu Davud dedi ki: Ubeyduîlah ile Atâ rivayet ettikleri (bir Önceki) hadis, bu hadisi zayıflatmaktadır
حدثنا عبد الله بن مسلمة، حدثنا عبد العزيز، - يعني ابن محمد - عن عمرو بن ابي عمرو، عن عكرمة، ان نفرا، من اهل العراق قالوا يا ابن عباس كيف ترى في هذه الاية التي امرنا فيها بما امرنا ولا يعمل بها احد قول الله عز وجل { يا ايها الذين امنوا ليستاذنكم الذين ملكت ايمانكم والذين لم يبلغوا الحلم منكم ثلاث مرات من قبل صلاة الفجر وحين تضعون ثيابكم من الظهيرة ومن بعد صلاة العشاء ثلاث عورات لكم ليس عليكم ولا عليهم جناح بعدهن طوافون عليكم } قرا القعنبي الى { عليم حكيم } قال ابن عباس ان الله حليم رحيم بالمومنين يحب الستر وكان الناس ليس لبيوتهم ستور ولا حجال فربما دخل الخادم او الولد او يتيمة الرجل والرجل على اهله فامرهم الله بالاستيذان في تلك العورات فجاءهم الله بالستور والخير فلم ار احدا يعمل بذلك بعد . قال ابو داود حديث عبيد الله وعطاء يفسد هذا