Loading...

Loading...
Kitap
770 Hadis
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'den rivayet olunmuştur: "Halka kıldırdığı bir namazdan dolayı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in alnında ve burnunun ucunda toz izleri görüldü. (Sünen-i Ebû Davud'un râvisi) Ebû Ali (el-Lu'luî) dedi ki: Ebû Dâvûd dördüncü (ve son) okutuşunda bu hadisi (burada) okumamıştır
حدثنا مومل بن الفضل، حدثنا عيسى، عن معمر، عن يحيى بن ابي كثير، عن ابي سلمة، عن ابي سعيد الخدري، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم ريي على جبهته وعلى ارنبته اثر طين من صلاة صلاها بالناس . قال ابو علي هذا الحديث لم يقراه ابو داود في العرضة الرابعة
Osman (b. Ebî Şeybe'nin) Câbir b. Semura'dan rivayetine göre, Cabir demiştir ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescid'e girdi. Ellerini (ve gözlerini) havaya kaldırmış bazı kimseler gördü. (Bu cümle, hadisin Müsedded tarafından yapılan rivayetinde yoktur.) Ancak (Ebû Dâvûd'un hocaları Müsedded ve Osman) hadisin bundan sonraki kısmında birleştiler (ve şu sözleri naklettiler). Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Bu kimseler gözlerini havaya dikmeye kesinlikle son vermelidirler." Müsedded (bu cümleyi) "namazda" diye nakletti (Muaviye ve Osman ittifakla şu şekilde tamamladılar:) "Yahut onların gözleri (bir daha) kendilerine dönmeyecektir." Diğer tahric: Buhârî, ezan; Müslim, salât; Nesâî, sehv; îbn Mâce, ikâme; Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا مسدد، حدثنا ابو معاوية، ح وحدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا جرير، - وهذا حديثه وهو اتم - عن الاعمش، عن المسيب بن رافع، عن تميم بن طرفة الطايي، عن جابر بن سمرة، - قال عثمان - قال دخل رسول الله صلى الله عليه وسلم المسجد فراى فيه ناسا يصلون رافعي ايديهم الى السماء - ثم اتفقا - فقال " لينتهين رجال يشخصون ابصارهم الى السماء - قال مسدد في الصلاة - او لا ترجع اليهم ابصارهم
Enes b. Mâlik'den; demiştir ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bazı kimselere ne oluyor da namazları esnasında gözlerini semâya dikiyorlar?" (Enes dedi ki); Resûlullah'ın sözü bu mevzuda iyice sertleşti ve buyurdu ki: "Ya bundan vazgeçerler, yahut da gözleri kör olur.” Diğer tahric: Buhari, ezan; Müslim, salât; Nesâî, sehv; İbn Mâce, ikâme
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن سعيد بن ابي عروبة، عن قتادة، ان انس بن مالك، حدثهم قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ما بال اقوام يرفعون ابصارهم في صلاتهم " . فاشتد قوله في ذلك فقال " لينتهن عن ذلك او لتخطفن ابصارهم
Âişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: (Bir defa) Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çizgili bir elbise (hamisa) içinde namaz kıldı ve; "Bunun çizgileri beni meşgul etti. Siz bunu Ebû Cehm'e götürün de bana onun enbicâniyyesini getirin" buyurdu. Diğer tahric: Buhârî, salât; ezan; Müslim, mesâcid; Nesâî, kıble
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا سفيان بن عيينة، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة، قالت صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم في خميصة لها اعلام فقال " شغلتني اعلام هذه اذهبوا بها الى ابي جهم واتوني بانبجانيته
Bu (914.) haber (bir de) Âişe (r.anhâ)'den (Hişâm vasıtasıyla) nakledilmiştir. (Hişâm) dedi ki: "Ve (Resûlullah Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Cehm'e ait çizgisiz bir kumaş aldı ve (kendisine): Ey Allah'ın Resulü, çizgili elbise bu çizgisiz kumaştan daha güzeldi, denildi
حدثني عبيد الله بن معاذ، حدثنا ابي، حدثنا عبد الرحمن، - يعني ابن ابي الزناد - قال سمعت هشاما، يحدث عن ابيه، عن عايشة، بهذا الخبر قال واخذ كرديا كان لابي جهم فقيل يا رسول الله الخميصة كانت خيرا من الكردي
Sehl b.el-Nanzaliyye'den; demiştir ki: Namaz için -yani sabah namazı için- ikâmet getirildi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz'a durdu ve dağ yoluna bakıyordu. Ebu Davud dediki: Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) dağ yoluna geceleyin bekçilik yapacak bir atlı göndermişti. Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
حدثنا الربيع بن نافع، حدثنا معاوية، - يعني ابن سلام - عن زيد، انه سمع ابا سلام، قال حدثني السلولي، - هو ابو كبشة - عن سهل ابن الحنظلية، قال ثوب بالصلاة - يعني صلاة الصبح - فجعل رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلي وهو يلتفت الى الشعب . قال ابو داود وكان ارسل فارسا الى الشعب من الليل يحرس
Ebû Katâde'den rivayet olunmuştur: Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kızı Zeyneb'in kızı Ümâme'yi (omuzunda) taşır olduğu halde namaz kılardı. Secdeye varacağı zaman indirir, (kıyama) kalkacağında da (omuzuna) bindirirdi. Diğer tahric: Nesâî, İmame
حدثنا القعنبي، حدثنا مالك، عن عامر بن عبد الله بن الزبير، عن عمرو بن سليم، عن ابي قتادة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يصلي وهو حامل امامة بنت زينب بنت رسول الله صلى الله عليه وسلم فاذا سجد وضعها واذا قام حملها
Ebu Katâde (r.a.) (şöyle) demiştir: Bizler Mescidde oturmakta iken Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kendi kızı Zeyneb ile Ebu'l-Âs b. er-Rebî'den.olma kızı (yani torunu) Ümâme'yi omuzunda taşıyarak çıkageldi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümâme omuzunda olduğu halele namaz'ı kıldı. Rükû'a varacağı zaman onu indiriyor, kalkacağı zaman da onu tekrar omuzuna bindiriyordu. Namazını bitirinceye kadar böyle yaptı. Diğer tahric: Nesâî, imame
حدثنا قتيبة، - يعني ابن سعيد - حدثنا الليث، عن سعيد بن ابي سعيد، عن عمرو بن سليم الزرقي، انه سمع ابا قتادة، يقول بينا نحن في المسجد جلوس خرج علينا رسول الله صلى الله عليه وسلم يحمل امامة بنت ابي العاص بن الربيع وامها زينب بنت رسول الله صلى الله عليه وسلم وهي صبية يحملها على عاتقه فصلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وهي على عاتقه يضعها اذا ركع ويعيدها اذا قام حتى قضى صلاته يفعل ذلك بها
Ebû Katâde el-Ensârî şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Ümame bint Ebi'I-As omuzunda olduğu halde halk’a namaz kıldırırken gördüm, secdeye varacağı zaman onu (yere) indiriyordu. Ebû Davud dedi ki: (Bu hadisin ravisi) Mahreme (her ne kadar bu hadisi babasından naklettiğini söylemişse de aslında) babasından sadece bir hadis dinlemiştir. Diğer tahric: Nesâî, imame
حدثنا محمد بن سلمة المرادي، حدثنا ابن وهب، عن مخرمة، عن ابيه، عن عمرو بن سليم الزرقي، قال سمعت ابا قتادة الانصاري، يقول رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلي للناس وامامة بنت ابي العاص على عنقه فاذا سجد وضعها . قال ابو داود ولم يسمع مخرمة من ابيه الا حديثا واحدا
Ebû Katâde'den; demiştir ki: Biz öğle yahut da ikindi namazı için Resûluliah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i beklemekte, Bilâl de (Fahr-i Kâinat'ı) namaz'a da'vet etmiş iken bir de baktık ki, kızının kızı Ümâme bint Ebi'I-Âs omuzunda olarak mescid'e girip namaz kılacağı yere durdu. (Ona, uyarak) biz de arkasına durduk. Ümâme ise, bulunduğu yerde (yani Resûlullah'ın omuzunda) duruyordu. (Resûlullah) tekbir aldı. biz de tekbir aldık. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) rükû'a varmak isteyince onu tuttu (omuzundan aşağı) indirdi. Sonra rükû ve secdeye vardı. Secdeyi bitirip de ayağa kalkmak isteyince Ümâme'yi yine (eski) yerine koydu. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz'ı bitirinceye kadar her rekat'ta bunu yapmaya devam etti." Diğer tahric: Nesâî, imame
حدثنا يحيى بن خلف، حدثنا عبد الاعلى، حدثنا محمد، - يعني ابن اسحاق - عن سعيد بن ابي سعيد المقبري، عن عمرو بن سليم الزرقي، عن ابي قتادة، صاحب رسول الله صلى الله عليه وسلم قال بينما نحن ننتظر رسول الله صلى الله عليه وسلم للصلاة في الظهر او العصر وقد دعاه بلال للصلاة اذ خرج الينا وامامة بنت ابي العاص بنت ابنته على عنقه فقام رسول الله صلى الله عليه وسلم في مصلاه وقمنا خلفه وهي في مكانها الذي هي فيه قال فكبر فكبرنا قال حتى اذا اراد رسول الله صلى الله عليه وسلم ان يركع اخذها فوضعها ثم ركع وسجد حتى اذا فرغ من سجوده ثم قام اخذها فردها في مكانها فما زال رسول الله صلى الله عليه وسلم يصنع بها ذلك في كل ركعة حتى فرغ من صلاته
Ebû Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Namazda iki siyah renkli (haşere)'yi, (yani) yılanla akreb'i öldürünüz" buyurdu." Diğer tahric: Tirmîzî, salât; İbn Mâce, ikâme; Nesâî, sehv; Dârimî, salât, Ahmed b. Hanbel II
حدثنا مسلم بن ابراهيم، حدثنا علي بن المبارك، عن يحيى بن ابي كثير، عن ضمضم بن جوس، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اقتلوا الاسودين في الصلاة الحية والعقرب
(Müsedded'in rivayet ettiği lafızlar esas alınmak suretiyle:) Âişe (r.anhâ)'dan; demiştir ki: Resûlullah (s.a.v.) (odasında) idi. -Ahmed'in rivayetinde, "namaz kılıyordu"- Ve kapı da kapalı idi. Ben geldim (namazda olduğunu bilmeden) kapıyı açmasını istedim. Ahmed buraya "yürüdü" sözünü ilave etti. Bana kapıyı açtı. Sonra (geri geri giderek) namaz kıldığı yere döndü." (Hadisin râvilerinden Urve b. ez-Zübeyr) "kapı kıble cihetindeydi" demiştir. Diğer tahric: Nesâî, sehv; Tirmizî, cuma; Ahmed b. Hanbel, I, 74, VI
حدثنا احمد بن حنبل، ومسدد، - وهذا لفظه - قال حدثنا بشر، - يعني ابن المفضل - حدثنا برد، عن الزهري، عن عروة بن الزبير، عن عايشة، قالت كان رسول الله صلى الله عليه وسلم - قال احمد - يصلي والباب عليه مغلق فجيت فاستفتحت - قال احمد - فمشى ففتح لي ثم رجع الى مصلاه . وذكر ان الباب كان في القبلة
Abdullah (b. Mes'ûd)'dan; demiştir ki: Biz, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) namaz kılarken, kendisine selâm verirdik de selâmımızı alırdı. Necâşî'nin yanından döndüğümüzde ise verdiğimiz selâmı almadı ve; "Namazda (namaz'ın kendisine ait) meşguliyet vardır" buyurdu. Diğer tahric: Buhârî , el-amel fi's-salat, menâkıbu'l-ensâr; Müslim, mesâcid, îbn Mace, ikâme; Ahmed b. Hanbel, I
حدثنا محمد بن عبد الله بن نمير، حدثنا ابن فضيل، عن الاعمش، عن ابراهيم، عن علقمة، عن عبد الله، قال كنا نسلم على رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو في الصلاة فيرد علينا فلما رجعنا من عند النجاشي سلمنا عليه فلم يرد علينا وقال " ان في الصلاة لشغلا
Abdullah (b. Mes'ûd)'dan; demiştir ki: "Biz (İslâm'ın ilk yıllarında) namazda (bulunan kimseye) selâm verir ve ihtiyacımızı (ondan) sorardık. (Habeşistan'dan döndükten sonra) Resûlullah'ın yanına geldim. Namaz kılıyordu. Selâm verdim selâmı(mı) almadı. Beni selâmın alınıp verilmesiyle ilgili) olduk - olmadık düşünceler sardı. Resûlullah (s.a.v.) namazı bitirince, "Allah emir (ve hükümlerinden istediğini yeniler. Allahü Teâlâ kesinlikle namazda konuşmamanıza (dair yeni) hüküm gönderdi/* buyurdu ve selâmımı aldı. Diğer tahric: Buhârî, tevhîd; Nesâî, sehv, kusûf; Ahmed b. Hanbel, I
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا ابان، حدثنا عاصم، عن ابي وايل، عن عبد الله، قال كنا نسلم في الصلاة ونامر بحاجتنا فقدمت على رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو يصلي فسلمت عليه فلم يرد على السلام فاخذني ما قدم وما حدث فلما قضى رسول الله صلى الله عليه وسلم الصلاة قال " ان الله يحدث من امره ما يشاء وان الله جل وعز قد احدث من امره ان لا تكلموا في الصلاة " . فرد على السلام
Suhayb (r.a.)'den; demiştir ki: "Resûlullah'ın yanına vardım. Namaz kılıyordu. Selâm verdim, İşaretle (selâmıma) karşılık verdi. (Hadisin râvilerinden Leys) dedi ki: "Öyle zannediyorum ki (bana bu hadisi nakleden Bükeyr) "Parmağıyla işaret ederek" dedi. (Ebû Dâvûd dedi ki); bu lafızlar Kuteybe'nin (rivayet ettiği) hadisindir. Diğer tahric: Tirmizî, salât; Nesâî, sehv; Dârimî, salât
حدثنا يزيد بن خالد بن موهب، وقتيبة بن سعيد، ان الليث، حدثهم عن بكير، عن نابل، صاحب العباء عن ابن عمر، عن صهيب، انه قال مررت برسول الله صلى الله عليه وسلم وهو يصلي فسلمت عليه فرد اشارة . قال ولا اعلمه الا قال اشارة باصبعه وهذا لفظ حديث قتيبة
Câbir b. Abdillah (r.a.)'den; demiştir ki: Nebi (s.a.v.) beni (haber toplamak için) Mustalik oğullarına gönderdi. Geldiğim zaman devesi üzerinde namaz kılıyordu. Ben kendisiyle konuştuğum halde ,o bana eliyle şöyle yaptı. Sonra kendisiyle (tekrar) konuştum. Fakat o eliyle yine şöyle yaptı. Ben kendisini işitiyordum. Okuyor, başı ile işaret ediyordu. Namazı bitirdikten sonra; "Gönderdiğim iş hususunda ne yaptın? Şüphesiz ki, seninle konuşmama namazda bulunmamdan başka bir engel yoktu" buyurdu. Diğer tahric: Dârimî, salât; Ahmed b. Hanbel, III
حدثنا عبد الله بن محمد النفيلي، حدثنا زهير، حدثنا ابو الزبير، عن جابر، قال ارسلني نبي الله صلى الله عليه وسلم الى بني المصطلق فاتيته وهو يصلي على بعيره فكلمته فقال لي بيده هكذا ثم كلمته فقال لي بيده هكذا وانا اسمعه يقرا ويومي براسه فلما فرغ قال " ما فعلت في الذي ارسلتك فانه لم يمنعني ان اكلمك الا اني كنت اصلي
Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah sallellâhu aleyhi ve sellem (bir gün) namaz kılmak için Kuba'ya gitmiş de namaz kılarken ensar gelip kendisine selâm vermişler. Ben Bilâl'e; Resûlullah (s.a.v.) namazda iken kendisine selâm verdikleri zaman onların selâmlarını nasıl alırdı? diye sordum. "Şöyle yapardı" dedi, avucunu açtı ve (bu hadisi Ebû Dâvû'a nakleden râvi el-Hüseyn b. İsâ; "bana bu hadisi nakleden) Cafer de (Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin elinin hareketini bana göstermek için) avucunu açtı (elinin) içini aşağıya dışını da yukarıya getirdi" dedi. Diğer tahric: Tirmizî, salât; Nesâî, selıv; îbn Mâce, ikâme
حدثنا الحسين بن عيسى الخراساني الدامغاني، حدثنا جعفر بن عون، حدثنا هشام بن سعد، حدثنا نافع، قال سمعت عبد الله بن عمر، يقول خرج رسول الله صلى الله عليه وسلم الى قباء يصلي فيه - قال - فجاءته الانصار فسلموا عليه وهو يصلي . قال فقلت لبلال كيف رايت رسول الله صلى الله عليه وسلم يرد عليهم حين كانوا يسلمون عليه وهو يصلي قال يقول هكذا وبسط كفه . وبسط جعفر بن عون كفه وجعل بطنه اسفل وجعل ظهره الى فوق
Ebû Hureyre (r.a.)'ın rivayetine göre; Nebi (s.a.v.) "Namazda noksanlık yapmak ve selam vermek (caiz) olmaz" buyurmuştur. Ahmed (b. Hanbel) dedi ki: Bana göre (bu hadisin) mânâsı, "Namazda selâm verme sana da selâm verilmesin. Kişi namazını eksik kılar, sonra da namazından şüpheli olarak çıkar" demektir. Diğer tahric: Ahmed b. Hanbel, II
حدثنا احمد بن حنبل، حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، عن سفيان، عن ابي مالك الاشجعي، عن ابي حازم، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " لا غرار في صلاة ولا تسليم " . قال احمد يعني فيما ارى ان لا تسلم ولا يسلم عليك ويغرر الرجل بصلاته فينصرف وهو فيها شاك
Bize Muhammed b. el-Alâ haber verdi, dedi ki; bize Muâviye b. Hişâm Süfyân'dan, o da Ebû Mâlik'den, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den nakletti: (Ebû Muâviye) dedi ki: Öyle zannediyorum ki (Ebû Hureyre) bu hadisi (Resul-i Ekrem'e ulaştırarak) refetti. (Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki; "Namazda ve selâm vermede noksanlık yapmak (caîz) olamaz". Ebû Dâvûd dedi ki: "Bu hadisi (bir de) İbn Fudayl (bir önceki (928.) hadisi rivayet eden) İbn Mehdi'nin kelimeleriyle nakletti. Ancak (Resûlullah’a) ulaştırmadı
حدثنا محمد بن العلاء، اخبرنا معاوية بن هشام، عن سفيان، عن ابي مالك، عن ابي حازم، عن ابي هريرة، قال - اراه رفعه - قال " لا غرار في تسليم ولا صلاة " . قال ابو داود ورواه ابن فضيل على لفظ ابن مهدي ولم يرفعه
Muaviye b. el-Hakemi's-Sülemî'den; demiştir ki: Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)'le birlikte namaza durmuştum. Cemaatten birisi aksırdı. Ben de, "Yerhamukellahu" (Allah sana rahmet etsin)" dedim. Bunun üzerine cemaat bana dik dik bakmaya başladı. Ben de; vay başıma gelenler, size ne oluyor ki bana böyle bakıyorsunuz? dedim. (Muaviye) dedi ki: Bunun üzerine ellerini uyluklarına vurmaya başladılar. Ben de hemen bunların beni susturmak istediklerini anladım. (Bu hadisin râvilerinden) Osman (b. Ebî Şeybe, hadisin geri kalan kısmını şöyle) nakletti: Ve ben de sustum. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı bitirince: Annem babam ona feda olsun beni ne dövdü ne azarladı ne de bana sövdü. Bir süre sonra dedi ki: "Şu namaz (var ya) onun içinde böyle insan sözünden her hangi birşeyi konuşmak caiz değildir. O namaz sadece tesbih, tekbir ve Kuran okumaktan ibarettir." Yahutta Resûlullah (s.a.v.)'in buyurduğu gibidir. Ben: Yâ Resülallah, biz cahiliyetten yeni kurtulmuş bir topluluğuz. Gerçi Allah İslâmı getirdi. Ama bizden öyle kimseler var kî hâlâ kâhinlere gidiyorlar dedim. (Bunun üzerine:) "Sen gitme" buyurdu. Bizden bazı kimseler de tetayyur ediyorlar, dedim. “Bu onların içlerinden gelen birşeydir. Ama sakın onları yoldan çıkarmasın" buyurdu, ben: Bizden bazı kimseler de çizgi çiziyorlar, dedim. "Nebilerden biri çizgi çizerdi. Her kimin çizgisi (onun çizgisine) uygun düşerse, isabet etmiş olur, buyurdu. (Muâviye) dedi ki: Benim bir cariyem vardı, dedim. Uhud ve Cevâniyye taraflarında kuzuları güderdi. Bir (gün) çıkıp yanına vardım. Bir de ne göreyim bir kurt kuzulardan birini alıp götürmüş. Ben de ademoğullarından bir adamım. Onlar gibi ben de üzülürüm. Lâkin cariyeye öyle bir tokat vurdum ki... Resûlullah (s.a.v.) bunu bana çok gördü. Ben: Yâ Resûlallah (o halde) cariyeyi azad edeyim mi? dedim. "Sen onu bana getir" buyurdu. Hemen onu (alıp) getirdim. Peygamber (s.a.v.) ona: “Allah nerededir?" diye sordu. (Câriye): -Göktedir, dedi. (Resûl-i Ekrem (s.a.v.): "- Ben kimim?" dedi. Câriye: Sen Allah'ın Nebisisin, cevabını verdi. (Resûl-i Ekrem (s.a.v.): "- Onu âzâd et, çünkü mu'min bir kadındır" buyurdu. Diğer tahric: Müslim, mesâcid; Nesâi, sehv; Ebû Dâvûd, eymân; Dârimî, nuzur; Muvattâ, itki; Ahmed b. Hanbel, II, 291; III, 452; IV, 222, 388, 389; V
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، ح وحدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا اسماعيل بن ابراهيم، - المعنى - عن حجاج الصواف، حدثني يحيى بن ابي كثير، عن هلال بن ابي ميمونة، عن عطاء بن يسار، عن معاوية بن الحكم السلمي، قال صليت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم فعطس رجل من القوم فقلت يرحمك الله فرماني القوم بابصارهم فقلت واثكل امياه ما شانكم تنظرون الى فجعلوا يضربون بايديهم على افخاذهم فعرفت انهم يصمتوني - فقال عثمان - فلما رايتهم يسكتوني لكني سكت قال فلما صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم - بابي وامي - ما ضربني ولا كهرني ولا سبني ثم قال " ان هذه الصلاة لا يحل فيها شىء من كلام الناس هذا انما هو التسبيح والتكبير وقراءة القران " . او كما قال رسول الله صلى الله عليه وسلم . قلت يا رسول الله انا قوم حديث عهد بجاهلية وقد جاءنا الله بالاسلام ومنا رجال ياتون الكهان . قال " فلا تاتهم " . قال قلت ومنا رجال يتطيرون . قال " ذاك شىء يجدونه في صدورهم فلا يصدهم " . قلت ومنا رجال يخطون . قال " كان نبي من الانبياء يخط فمن وافق خطه فذاك " . قال قلت جارية لي كانت ترعى غنيمات قبل احد والجوانية اذ اطلعت عليها اطلاعة فاذا الذيب قد ذهب بشاة منها وانا من بني ادم اسف كما ياسفون لكني صككتها صكة فعظم ذاك على رسول الله صلى الله عليه وسلم فقلت افلا اعتقها قال " ايتني بها " . قال فجيته بها فقال " اين الله " . قالت في السماء . قال " من انا " . قالت انت رسول الله . قال " اعتقها فانها مومنة