Loading...

Loading...
Kitap
43 Hadis
Abdullah b. Amr b. el-As'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.): (Dini) İlim(lerin aslı) üçtür: Bunların dışındaki ilim(ler) fazladandır). Muhkem âyet(ler) sabit sünnet (miras taksiminde) adaletli fariza (ilmi) buyurmuştur
حدثنا احمد بن عمرو بن السرح، اخبرنا ابن وهب، حدثني عبد الرحمن بن زياد، عن عبد الرحمن بن رافع التنوخي، عن عبد الله بن عمرو بن العاص، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " العلم ثلاثة وما سوى ذلك فهو فضل اية محكمة او سنة قايمة او فريضة عادلة
İbn el-Münkedir, Cabir'i (şöyle) derken işitmiş; "Ben hastalanmıştım. Baygın bulunduğum bir sırada Peygamber (s.a.v.): Ebû Bekir'le birlikte yaya olarak beni ziyarete gelmiş ben (baygınlığım sebebiyle) kendisiyle konuşamayınca bir abdest alıp (abdest suyunu) üzerime serpmiş, bunun üzerine ben ayıldım. (Rasûl-i Ekrem'in yanımda olduğunu görünce): "Ey Allah'ın Rasûlü malım hakkında nasıl bir işlem yapayım. Benim (geride kalacak) kız kardeşlerim de var" dedim. Hemen o anda "senden fetva istiyorlar de ki, Allah sizi babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkında hükmünü (şöyle) açıklıyor..."[Nisa 176] (mealindeki) miras âyet-i kerimesi indirildi
حدثنا احمد بن حنبل، حدثنا سفيان، قال سمعت ابن المنكدر، انه سمع جابرا، يقول مرضت فاتاني النبي صلى الله عليه وسلم يعودني هو وابو بكر ماشيين وقد اغمي على فلم اكلمه فتوضا وصبه على فافقت فقلت يا رسول الله كيف اصنع في مالي ولي اخوات قال فنزلت اية المواريث { يستفتونك قل الله يفتيكم في الكلالة}
Câbir (r.a)'den demiştir ki: (Bir defasında) "Hastalanmıştım. Yanımda yedi kızkardeşim vardı. (Bir gün bayılmışım) RasûluUah (s.a.v.) yanıma gelip yüzüme üfürmüş de kendime geldim ve: "Ey Allah'ın Rasûlü. (ben ölünce) kızkardeşlerime (kalacak olan malımın) üçte ikisini vasiyet edemez miyim?, dedim. (Kız kardeşlerine) iyi davran buyurdu. (Bu malın) yarısı(m vasiyet etsem olmaz mı?) dedim. (Yine kızkardeşlerine) iyi davran buyurdu. Sonra beni bırakıp çıktı. (Çıkıp giderken) "Ey Cabir! Bu hastalığından dolayı öleceğini sanmıyorum, şübhesiz ki (yüce) Allah (Kurân-ı Kerim'inde miras âyetini) indirdi ve kızkardeşlerine düşecek olan payı da açıkladı. Onlara üçte iki pay ayırdı." buyurdu. (Bu hadisi Cabir'den nakleden Ebû Zübeyr) dedi ki Cabir "Senden fetva istiyorlar, de ki: Allah sîze babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkına hükmünü açıklıyor.[Nisa 176] Âyeti benim hakkımda indirdi, derdi
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا كثير بن هشام، حدثنا هشام، - يعني الدستوايي - عن ابي الزبير، عن جابر، قال اشتكيت وعندي سبع اخوات فدخل على رسول الله صلى الله عليه وسلم فنفخ في وجهي فافقت فقلت يا رسول الله الا اوصي لاخواتي بالثلث قال " احسن " . قلت الشطر قال " احسن " . ثم خرج وتركني فقال " يا جابر لا اراك ميتا من وجعك هذا وان الله قد انزل فبين الذي لاخواتك فجعل لهن الثلثين " . قال فكان جابر يقول انزلت هذه الاية في { يستفتونك قل الله يفتيكم في الكلالة}
el-Bera b. Azib'den demiştir ki: Kelale (geride baba ve çocuk bırakmadan ölen kimse) hakkında inen en son âyet "senden fetva istiyorlar.De ki Allah size babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkında hükmünü şöyle açıklıyor:”[Nisa 176] âyet-i kerimesidir
حدثنا مسلم بن ابراهيم، حدثنا شعبة، عن ابي اسحاق، عن البراء بن عازب، قال اخر اية نزلت في الكلالة { يستفتونك قل الله يفتيكم في الكلالة}
Bera b. Azib'den demiştir ki: Bir adam Nebi (s.a.v.)'e gelerek "Ey Allah'ın Rasûlü kelale hakkında senden fetva istiyorlar" (âyetindeki) kelâle nedir? Dedi.(Peygamber (s.a.v.) de): "Sana (bu hususta) "yaz âyeti yeter" buyurdu. (Ravî Ebû Bekir) dedi ki "Ben Ebû İshak'a -kelâle (arkasında) çocuk ve baba bırakmadan ölen kimsedir- dedim. O da -öyledir ve (başkaları da) öyle olduğuna hükmettiler- cevabım verdi
حدثنا منصور بن ابي مزاحم، حدثنا ابو بكر، عن ابي اسحاق، عن البراء بن عازب، قال جاء رجل الى النبي صلى الله عليه وسلم فقال يا رسول الله يستفتونك في الكلالة فما الكلالة قال " تجزيك اية الصيف " . فقلت لابي اسحاق هو من مات ولم يدع ولدا ولا والدا قال كذلك ظنوا انه كذلك
Hüzeyl b. Şürahbil el-Evdî'den demiştir ki: Ebû Musa el-Eş'arî ile Selman b. Rabia'ya bir adam gelerek onlara kız(ın mirası) ile oğlun kızı ve anne-baba bir kızkardeş(in mirasını) sordu. Onlar da (bir kimsenin mirasının) "yarısı kızma yarısı da anne-baba bir kızkardeşine düşer" (dediler). Oğlun kızına mirastan hiçbir şey düşürmediler. (ve) Bir de (bu soruyu soran kimseye) "İbn Mes'ud'a git. (O'na da sor) kuşkusuz (bu hususta) o da bize uyacaktır" (dediler). Bunun üzerine o adam İbn Mes'ud'a varıp (bu meseleyi) ona da sordu ve ona Ebû Musa el-Eşârî ile Selman b. Rabia (r.a.)'ın sözlerini de nakletti. İbn Mes'ud da "Eğer ben bu (hususta) onlara uyacak olursam (haktan) sapmış olurum ve hidayete erenlerden olmam. Fakat ben (bu meselede) Rasûlullah (s.a.v.)'in verdiği hükümle hükmedeceğim (şöyle ki mirasın) yarısı (ölenin) kızı içindir. Üçte ikisinin tamlayıcısı olan altıda bir pay da (ölünün) oğlunun kızına, geriye kalanı da anne-baba bir kızkardeşe aittir." cevabını verdi
حدثنا عبد الله بن عامر بن زرارة، حدثنا علي بن مسهر، عن الاعمش، عن ابي قيس الاودي، عن هزيل بن شرحبيل الاودي، قال جاء رجل الى ابي موسى الاشعري وسلمان بن ربيعة فسالهما عن ابنة وابنة ابن واخت، لاب وام فقالا لابنته النصف وللاخت من الاب والام النصف ولم يورثا ابنة الابن شييا وات ابن مسعود فانه سيتابعنا فاتاه الرجل فساله واخبره بقولهما فقال لقد ضللت اذا وما انا من المهتدين ولكني ساقضي فيها بقضاء النبي صلى الله عليه وسلم لابنته النصف ولابنة الابن سهم تكملة الثلثين وما بقي فللاخت من الاب والام
Câbir b. Abdullah'dan demiştir ki: (Bir gün) Rasûlullah (s.a.v.)'le birlikte çıkmıştık. Medine'nin hareminde ensardan bir kadının yanına vardık. Kadın (yanımıza) kendisine ait olan iki kız çocuğu getirdi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü bunlar Uhud (savaşı) günü senin yanında savaşırken şehid edilen Sabit b. Kays'm kızlarıdır. Bunların amcaları mallarının ve miraslarının tümünü (ellerinden) aldı ve onlara hiçbir şey bırakmadı. Ey Allah'ın Rasûlü (bu hususta) ne buyurursun? Allah'a yemin ederim ki bunlar malları olmadıkça asla evlenemezler." dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de (Hele sabredin bakalım) "Allah bu hususta bir hüküm verir" buyurdu. Ve (bir süre sonra) Nisa suresinin "Allah size çocuklarınızın alacağı miras) hakkında erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder"[Nisa 11] âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) "O kadınla, şikayetçi olduğu adamı çağırınız" dedi. (ve bu emir yerine getirildi kızların) amcasına (mirasın) "üçte ikisini kızlara, sekizde birini annelerine ver, kalanı da senindir." buyurdu. Ebû Dâvûd der ki (bu hadisi rivayet) eden Bişr el-Mufaddal hata etmiştir. Bu kızlar Sa'd b. er-Rabi'in kızlarıdır. Sabit b. Kays ise (Uhud savaşında değil) Yemâme gününde şehid edilmiştir
حدثنا مسدد، حدثنا بشر بن المفضل، حدثنا عبد الله بن محمد بن عقيل، عن جابر بن عبد الله، قال خرجنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى جينا امراة من الانصار في الاسواق فجاءت المراة بابنتين لها فقالت يا رسول الله هاتان بنتا ثابت بن قيس قتل معك يوم احد وقد استفاء عمهما مالهما وميراثهما كله فلم يدع لهما مالا الا اخذه فما ترى يا رسول الله فوالله لا تنكحان ابدا الا ولهما مال . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " يقضي الله في ذلك " . قال ونزلت سورة النساء { يوصيكم الله في اولادكم } الاية . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ادعوا لي المراة وصاحبها " . فقال لعمهما " اعطهما الثلثين واعط امهما الثمن وما بقي فلك " . قال ابو داود اخطا بشر فيه انما هما ابنتا سعد بن الربيع وثابت بن قيس قتل يوم اليمامة
Câbir b. Abdillah'dan demiştir ki: Sa'd b. er-Rebi’in karısı (Hz. Peygamber'e gelerek) "Ey Allah'ın Rasûlü, Sa'd şehid oldu (ve geride) iki de kız bıraktı" (bu kızların hali ne olacak?) demiş. Ebû Dâvûd der ki bu (hadisin Sa'd b. er-Rebi’ ile ilgili kısmı bir önceki 2891. hadiste geçen Sabit b. Kays'la ilgili kısımdan) daha sağlamdır
حدثنا ابن السرح، حدثنا ابن وهب، اخبرني داود بن قيس، وغيره، من اهل العلم عن عبد الله بن محمد بن عقيل، عن جابر بن عبد الله، ان امراة، سعد بن الربيع قالت يا رسول الله ان سعدا هلك وترك ابنتين . وساق نحوه قال ابو داود وهذا هو الصواب
Esved b. Yezid'den demiştir ki: Muaz b. Cebel Yemen'de (vali) iken (bir ölü'nün) bir kız(ı) ile bir kızkardeş(in)e miras bölüştürmüş de bunlardan her birine (mirasın) yarasını) vermiş. O zaman Peygamber (s.a.v.) de hayatta imiş
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا ابان، حدثنا قتادة، حدثني ابو حسان، عن الاسود بن يزيد، ان معاذ بن جبل، ورث اختا وابنة فجعل لكل واحدة منهما النصف وهو باليمن ونبي الله صلى الله عليه وسلم يوميذ حى
Kabaysa b. Züeyb'den demiştir ki: Bir nine Ebû Bekr es-Sıddîk’a gelerek miras(tan kendisine düşecek olan pay)ını sordu. (Hz. Ebû Bekir de bu hususta): "Senin için Allah'ın kitabında bir hüküm yok. Allah'ın Peygamberi'nin sünnetinde de (bu hususta) seninle ilgili bir hüküm bilmiyorum. Binaenaleyh sen git de ben (bunu) halka bir sorayım" cevabını vermiş ve halka sormuş. Bunun üzerine Mugîre b. Şube "Ben Rasûlullah (s.a.v.) bir nineye altıda bir (pay) verirken yanında bulundum." demiş. Hz. Ebû Bekir de (Ona) "Senin yanında başka birisi daha var mıydı? diye sorunca Muhammed b. Mesleme ayağa kalkıp Mugîre b. Şube'nin söylediklerini aynen tekrarlamış. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir o nineye bu hükmü uygulamış. Sonra başka bir nine de Ömer b. ei-Hattâb (r.a.)'ya gelerek ona miras(tan alacağı pay)ını sormuş o da "yüce Allah'ın kitabında seninle ilgili bir hüküm yok, (bu hususta daha önce) verilmiş olan hüküm ise senden başkasına (yani senden başka bir nineye) ait olan (özel) bir hükümdür. Ben (Allah tarafından Kur'ân-ı Kerim'de belirlenen) paylara (bir pay) ilave edecek değilim. Fakat (sahih) ninenin miras pay'ı şu (Ebû Bekr'in kendi devrindeki nineye vermiş olduğu) altıda bir paydır. Artık bu hissede ikiniz birden bulunacak olursanız, bu hisse ikiniz arasındadır. İkinizden hangisi tek başına bu hisseye mirasçı olursa bu hisse onundur" cevabım vermiş
حدثنا القعنبي، عن مالك، عن ابن شهاب، عن عثمان بن اسحاق بن خرشة، عن قبيصة بن ذويب، انه قال جاءت الجدة الى ابي بكر الصديق تساله ميراثها فقال ما لك في كتاب الله تعالى شىء وما علمت لك في سنة نبي الله صلى الله عليه وسلم شييا فارجعي حتى اسال الناس . فسال الناس فقال المغيرة بن شعبة حضرت رسول الله صلى الله عليه وسلم اعطاها السدس . فقال ابو بكر هل معك غيرك فقام محمد بن مسلمة فقال مثل ما قال المغيرة بن شعبة فانفذه لها ابو بكر ثم جاءت الجدة الاخرى الى عمر بن الخطاب رضى الله عنه تساله ميراثها فقال ما لك في كتاب الله تعالى شىء وما كان القضاء الذي قضي به الا لغيرك وما انا بزايد في الفرايض ولكن هو ذلك السدس فان اجتمعتما فيه فهو بينكما وايتكما خلت به فهو لها
(İbn Büreyde'nin) babasından rivayet ettiğine göre: Nebi (s.a.v.) daha aşağısında ana olmamak şartıyla nine için (mirastan) altıdabir (pay) tahsis etmiştir
حدثنا محمد بن عبد العزيز بن ابي رزمة، اخبرني ابي، حدثنا عبيد الله ابو المنيب العتكي، عن ابن بريدة، عن ابيه، ان النبي صلى الله عليه وسلم جعل للجدة السدس اذا لم تكن دونها ام
İmrân b. Husayn'dan demiştir ki: Bir adam Nebi (s.a.v.)'e gelip: Oğlumun oğlu vefat etti. Onun mirasından benim (payıma düşecek olan) nedir?" diye sormuş (Hz. Peygamber de),: "Senin (payın) altıda birdir" cevabını vermiş ve (adam gitmek üzere) sırtını dönünce onu çağırıp "Senin için altıdabirden başka bir (hisse) daha var" demiş. (Adam gitmek üzere) sırtını dönünce onu tekrar çağırıp (beriki) "altıdabir (hisse) sana (esas hissenin dışında asabe hakkı olarak verilen) bir rıziktır" buyurmuş. (Bu hadisin ravisi) Katade dedi ki: "Sahabe-i kiram Peygamber efendimizin bu (zatı) beriki altıdabir hissesinden dolayı vâris kıldığını bilmiyorlardı (işin aslı şudur ki). Altıdabir hisse, dedenin mirastan aldığı payın en azıdır. (Bazan dede asabe olarak ilk altıda bir hisseden başka ikinci bir altıdabir daha alabilir)
حدثنا محمد بن كثير، اخبرنا همام، عن قتادة، عن الحسن، عن عمران بن حصين، ان رجلا، اتى النبي صلى الله عليه وسلم فقال ان ابن ابني مات فما لي من ميراثه فقال " لك السدس " . فلما ادبر دعاه فقال " لك سدس اخر " . فلما ادبر دعاه فقال " ان السدس الاخر طعمة " . قال قتادة فلا يدرون مع اى شىء ورثه . قال قتادة اقل شىء ورث الجد السدس
Hasen (eİ-Basrî)den rivayet olunduğuna göre) Ömer (b. Hattab) (r.a.) bir gün ashab-ı kirama hitaben "Rasûlullah (s.a.v.)'in dedeye miras'tan ne kadar bir pay verdiğini (içinizden) hanginiz biliyor?" demiş de Ma'kıl b. Yesar: Ben (biliyorum) Rasûlullah (s.a.v.) dedeye altıda bir pay verdi" cevabını vermiş (Bunun üzerine Hz. Ömer' de) "Kiminle beraber (bulunduğu zaman Hz. Peygamber ona bu payı verdi?) demiş (Hz. Ma'kıl da) "Bilmiyorum" cevabını vermiş (bu cevabı alan Hz. Ömer de) "Öyleyse (senin yukarıdaki cevabın bizim meselemize) bir çözüm getirmez." karşılığını vermiş
حدثنا وهب بن بقية، عن خالد، عن يونس، عن الحسن، ان عمر، قال ايكم يعلم ما ورث رسول الله صلى الله عليه وسلم الجد فقال معقل بن يسار انا ورثه رسول الله صلى الله عليه وسلم السدس . قال مع من قال لا ادري . قال لا دريت فما تغني اذا
İbn Abbâs'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu. (Ölü'nün geride bıraktığı) "mal'ı belirli pay sahipleri arasında Allah'ın kitabına göre bölüştürünüz., Belirli hisselerden arta kalanı da (ölüye) en yakın olan erkeğe veriniz
حدثنا احمد بن صالح، ومخلد بن خالد، - وهذا حديث مخلد وهو الاشبع - قال حدثنا عبد الرزاق حدثنا معمر عن ابن طاوس عن ابيه عن ابن عباس قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اقسم المال بين اهل الفرايض على كتاب الله فما تركت الفرايض فلاولى ذكر
el-Mikdam'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu: "Kim bir yük (yani bakıma muhtaç aile ve borç) bırakırsa (o yük) bana aittir. (Hz. Peygamber efendimiz) bazan da (o yük) "Allah'a ve Rasûlüne aittir" buyurmuştur. (Hz. Peygamber sözlerine şöyle devam etmiştir:) "Kim bir mal bırakırsa mirasçılarına aittir. Ben mirasçısı bulunmayan kimsenin mirasçısı olurum. Onun diyetini öderim ve ona varis olurum. Dayı da mirasçısı bulunmayan kimsenin mirasçısıdır. Onun diyetini öder ve ona varis olur
حدثنا حفص بن عمر، حدثنا شعبة، عن بديل، عن علي بن ابي طلحة، عن راشد بن سعد، عن ابي عامر الهوزني عبد الله بن لحى، عن المقدام، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من ترك كلا فالى " . وربما قال " الى الله والى رسوله " . " ومن ترك مالا فلورثته وانا وارث من لا وارث له اعقل له وارثه والخال وارث من لا وارث له يعقل عنه ويرثه
el-Mikdam b. el Kindî'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben her müslümana kendisinden daha yakınım binaenaleyh kim bir borç ya da bakmaya muhtaç bir aile bırakırsa (bunların sorumluluğu) bana aittir. Kim de bir mal bırakırsa (bu mal) varislerine aittir. Ben varisi olmayan bîr kimsenin de varisiyim. Ona varis olurum ben onun bağını çözerim, dayı da varisi bulunmayan kimsenin varisidir. Onun malına varis olur. Ve onun bağını çözer
حدثنا سليمان بن حرب، - في اخرين - قالوا حدثنا حماد، عن بديل، - يعني ابن ميسرة - عن علي بن ابي طلحة، عن راشد بن سعد، عن ابي عامر الهوزني، عن المقدام الكندي، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " انا اولى بكل مومن من نفسه فمن ترك دينا او ضيعة فالى ومن ترك مالا فلورثته وانا مولى من لا مولى له ارث ماله وافك عانه والخال مولى من لا مولى له يرث ماله ويفك عانه " . قال ابو داود رواه الزبيدي عن راشد بن سعد عن ابن عايذ عن المقدام ورواه معاوية بن صالح عن راشد قال سمعت المقدام . قال ابو داود يقول الضيعة معناه عيال
(Salih b. Yahya b. el-Mikdam'ın) dedesinden (rivayet olunmuştur:) dedi ki: "Ben Rasûlullah (s.a.v.) "Ben varisi olmayan kimsenin varisiyim. Onun bağını çözerim ve malına vâris olurum. Dayı da varisi olmayan kimsenin varisidir. Onun bağını çözer ve malına vâris olur." dediğini işittim
حدثنا عبد السلام بن عتيق الدمشقي، حدثنا محمد بن المبارك، حدثنا اسماعيل بن عياش، عن يزيد بن حجر، عن صالح بن يحيى بن المقدام، عن ابيه، عن جده، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " انا وارث من لا وارث له افك عانيه وارث ماله والخال وارث من لا وارث له يفك عانيه ويرث ماله
Aişe (r.anha)'dan demiştir ki: Nebi (s.a.v.) efendimizin hürriyetine kavuşturduğu bir köle hiçbir mal, çocuk ve akraba bırakmadan ölmüştü de Rasûlullah (s.a.v.): "Onun mirasını kendi köyü halkından bir adam'a veriniz" buyurdu. Ebû Dâvûd der ki (bu hadis bana birisi Müsedded yoluyla, diğeri de Sufyân yoluyla olmak üzere iki yoldan gelmiştir) Müsedded'in rivayeti daha geniştir. Müsedded (ise bu hadisi şöyle) rivayet etmiştir: Peygamber (s.a.v.) (azatlı kölesi ölünce orada bulunanlara) "Burada onun memleketi halkından bir kimse var mı? diye sordu (onlar da) "Evet" cevabını verdiler" (bunun üzerine) (Öyleyse bunun) mirasını ona veriniz." buyurdu
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، حدثنا شعبة، ح وحدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا وكيع بن الجراح، عن سفيان، جميعا عن ابن الاصبهاني، عن مجاهد بن وردان، عن عروة، عن عايشة، رضى الله عنها ان مولى، للنبي صلى الله عليه وسلم مات وترك شييا ولم يدع ولدا ولا حميما فقال النبي صلى الله عليه وسلم " اعطوا ميراثه رجلا من اهل قريته " . قال ابو داود وحديث سفيان اتم وقال مسدد قال فقال النبي صلى الله عليه وسلم " ها هنا احد من اهل ارضه " . قالوا نعم . قال " فاعطوه ميراثه
(Abdullah b. Büreyd'in) babasından demiştir ki: Nebi (s.a.v.)'e bir adam gelip: Bende Ezd (kabilesin)den bir kişi'nin mirası vardır. Onu kendisine vereceğim. Ezd kabilesine mensub bir kimse bulamadım, (ne yapayım?) dedi, (Peygamber efendimiz de): "Git bir sene daha Ezd'li birini ara(maya devam et) buyurdu (Adam) bir sene sonra Hz. Peygamber'e gelip: Ey Allah'ın Rasûlü ben bu mirası kendisine vereceğim Ezdli bîr kimse bulamadım" dedi. (Hz. Peygamber de:) "Öyleyse git* kendisiyle karşılaşacağın ilk Huzua'lıya bak bunu ona ver, buyurdu. (Bu adam) dönüp gidince Hz. Peygamber: "Bu adamı bana geri getirin," buyurdu. Biraz sonra adam huzuruna geldi. (Bu sefer ona) Huzaa kabilesinden en yaşlı olan kimseye bak bu mirası ona ver, buyurdu
حدثنا عبد الله بن سعيد الكندي، حدثنا المحاربي، عن جبريل بن احمر، عن عبد الله بن بريدة، عن ابيه، قال اتى النبي صلى الله عليه وسلم رجل فقال ان عندي ميراث رجل من الازد ولست اجد ازديا ادفعه اليه . قال " اذهب فالتمس ازديا حولا " . قال فاتاه بعد الحول فقال يا رسول الله لم اجد ازديا ادفعه اليه . قال " فانطلق فانظر اول خزاعي تلقاه فادفعه اليه " . فلما ولى قال " على الرجل " . فلما جاء قال " انظر كبر خزاعة فادفعه اليه
(Abdullah b. Büreyde'nin) babasından demiştir: Huzaa kabilesinden bir adam öldü de mirası Peygamber (s.a.v.)'e getirildi. Bunun üzerine (Hz. Peygamber): "Onun varis (leri)ni yahut da yakın(lar)ını arayıp bulunuz" buyurdu. (Fakat sahabiler) "Ona ait bir varis yahutta bir akraba bulamadılar." Rasûlullah (s.a.v.) de: "Bu mirası Huzaa'nın en yaşlısına veriniz." buyurdu. (Ravi Yahya b. Muin) dedi ki: Ben Mürre'nin bu hadisi bir defasında da (şöyle) rivayet ettiğini işittim: "Huzaa kabilesinin en yaşlı adamını arayınız
حدثنا الحسين بن اسود العجلي، حدثنا يحيى بن ادم، حدثنا شريك، عن جبريل بن احمر ابي بكر، عن ابن بريدة، عن ابيه، قال مات رجل من خزاعة فاتي النبي صلى الله عليه وسلم بميراثه فقال " التمسوا له وارثا او ذا رحم " . فلم يجدوا له وارثا ولا ذا رحم فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اعطوه الكبر من خزاعة " . قال يحيى قد سمعته مرة يقول في هذا الحديث " انظروا اكبر رجل من خزاعة