Loading...

Loading...
Kitap
311 Hadis
Şu (bir önceki 2656.) hadisin bir benzeri Ebû Bürde'nin babası, Ebû Musa el-Eş'arî'den de rivayet olunmuştur
حدثنا عبيد الله بن عمر، حدثنا عبد الرحمن، عن همام، حدثني مطر، عن قتادة، عن ابي بردة، عن ابيه، عن النبي صلى الله عليه وسلم بمثل ذلك
el-Bera (r.a.)'dan; demiştir ki: Nebi (s.a.v.) Huneyn gününde müşriklerle karşılaşınca müşrikler bozguna uğradılar. (Sonra Hz. Peygamber) katırından inip (düşman üzerine) yürüdü
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا وكيع، عن اسراييل، عن ابي اسحاق، عن البراء، قال لما لقي النبي صلى الله عليه وسلم المشركين يوم حنين فانكشفوا نزل عن بغلته فترجل
Cabir b. Atik'den rivayet olunduğuna göre, Allah'ın peygamberi (Muhammed) (s.a.v.) şöyle buyururmuş: "Allah kıskançlığın kimisini sever, kimisine de öfkelenir. Allah'ın sevdiği kıskançlık, şüphe (doğuran işler) hakkındaki kıskançhk(lar)dır. Allah'ın kızdığı kıskançlık ise şüphe (doğuran işlerin) dışındaki kıskançlık(lar)dır. Yine Allah büyüklük taslamaların kimisine kızar, kimisini de sever. Sevdiği, büyüklük taslama kişinin savaş esnasında büyüklük taslaması ile sadaka verirken büyüklük taslamasıdır. Allah'ın kızdığı büyüklük taslama ise zulümden büyüklük taslamadır. (Bu hadisin ravilerinden) Musa (b. İsmail son cümleyi zulümde ve) övünmekte (büyüklük taslamadır, şeklinde) rivayet etti
حدثنا مسلم بن ابراهيم، وموسى بن اسماعيل، - المعنى واحد - قالا حدثنا ابان، قال حدثنا يحيى، عن محمد بن ابراهيم، عن ابن جابر بن عتيك، عن جابر بن عتيك، ان نبي الله صلى الله عليه وسلم كان يقول " من الغيرة ما يحب الله ومنها ما يبغض الله فاما التي يحبها الله فالغيرة في الريبة واما الغيرة التي يبغضها الله فالغيرة في غير ريبة وان من الخيلاء ما يبغض الله ومنها ما يحب الله فاما الخيلاء التي يحب الله فاختيال الرجل نفسه عند القتال واختياله عند الصدقة واما التي يبغض الله فاختياله في البغى " . قال موسى " والفخر
Ebû Hureyre'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) (Mekke'ye) on (kişilik) casus göndermişti. Asım b. Sabit'i de onlara komutan tayin etmişti. Huzeyl (kabilesi) de bunlar (ı takib) için yüz'e yakın okçu çıkardı (ve peşlerine taktı). Asım (r.a.) onları(n kendilerini izlediğini) hissedince Karded (denilen yüksekçe bir yer)e sığındılarsa da okçular (oradan) ininiz ve bize elinizdekilerı teslim ediniz. Sizden hiçbir kimseyi öldürmeyeceğimize dair söz ve teminat veriyoruz, dediler. Bunun üzerine Asım: Bana gelince ben bir kafirin sözüne güvenerek (buradan) inmem (ve onlara teslim olmam) dedi. Bunun üzerine (kafirjer) müslümanlar üzerine ok yağdırıp Asımla birlikte yedi kişiyi şehid ettiler. (Geriye kalan) üç kişi ise (kafirlerin verdiği) söz ve teminattan dolayı (bulundukları yerden) indiler. Bu üç kişi'den (birisi) Hubeyb, (birisi) Zeyd b. ed-Desinne, (birisi de) başka bir adamdı. (Kâfirler) bunları ele geçirince oklarının tellerini çözüp o iplerle kendilerini (sımsıkı) bağladılar. Bunun üzerine üçüncü zat; İşte (bize) ilk ihanet budur. Vallahi size teslim olmam. Bu şehidler benim için bir örnektir, dedi. Onu sürükledüerse de onlarla gitmeye razı olmadığı için onu da şehid ettiler. Hubeyb bir süre esir olarak kaldı. Nihayet (haram aylar çıkınca) onu da öldürmeye ittifakla karar verdiler. Bu öldürme kararı üzerine Hubeyb ödünç olarak bir ustura aldı. Onunla bir etek tıraşı yaptı onu öldürmek için (harem-i şerif haricindeki tenim'e) çıkardılar. Hubeyb onlara; Beni bırakınız da iki rekat namaz kılayım, dedi ve sonra: Allah'a yemin olsun ki, eğer bende olan şu halin bir korku eseri olduğunu düşünmeyecek olsaydınız (bu namazı) daha da artırırdım. dedi
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا ابراهيم، - يعني ابن سعد - اخبرنا ابن شهاب، اخبرني عمرو بن جارية الثقفي، - حليف بني زهرة - عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم عشرة عينا وامر عليهم عاصم بن ثابت فنفروا لهم هذيل بقريب من ماية رجل رام فلما احس بهم عاصم لجيوا الى قردد فقالوا لهم انزلوا فاعطوا بايديكم ولكم العهد والميثاق ان لا نقتل منكم احدا فقال عاصم اما انا فلا انزل في ذمة كافر . فرموهم بالنبل فقتلوا عاصما في سبعة نفر ونزل اليهم ثلاثة نفر على العهد والميثاق منهم خبيب وزيد بن الدثنة ورجل اخر فلما استمكنوا منهم اطلقوا اوتار قسيهم فربطوهم بها فقال الرجل الثالث هذا اول الغدر والله لا اصحبكم ان لي بهولاء لاسوة . فجروه فابى ان يصحبهم فقتلوه فلبث خبيب اسيرا حتى اجمعوا قتله فاستعار موسى يستحد بها فلما خرجوا به ليقتلوه قال لهم خبيب دعوني اركع ركعتين ثم قال والله لولا ان تحسبوا ما بي جزعا لزدت
(Şu bir önceki 2660.) Hadisi Ebû Hureyre'nin arkadaşlarından Amr b. Ebî Sufyan b. Esîd b. Cariyetes-Sakafî de rivayet etmiştir
حدثنا ابن عوف، حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، عن الزهري، اخبرني عمرو بن ابي سفيان بن اسيد بن جارية الثقفي، - وهو حليف لبني زهرة - وكان من اصحاب ابي هريرة فذكر الحديث
el-Berâ'dan demiştir ki: Uhud (savaşı) günü, Rasûlullah (s.a.v.) elli kişi'(den ibaret) olan okçuların başına, Abdullah b. Cubeyr'i koymuş ve (onlara); "Bizi kuşların kaptığını bile görmüş olsanız ben size haber gönderinceye kadar sakın şu yerinizi terketmeyiniz. Bizim onları bozguna uğratıp yendiğimizi görseniz bile ben size bir haberci iletinceye kadar (sakın şu bulunduğunuz yerden) ayrılmayınız." diye emretti. (el-Berâ b. Azîb) dedi ki: Allah müşrikleri bozguna uğrattı, ve Allah'a yemin olsun ki ben (müşriklerin safında bulunan) kadınları (korkularından) dağa tırmanırlarken gördüm. Bunun üzerine Abdullah b. Cübeyr'in arkadaşları: Ey arkadaşlar ganîmet ganimet! Arkadaşlarınız galip geldi. Siz ne bekliyorsunuz?" dedi(ler) Bunun üzerine Abdullah b. Cübeyr; Siz Rasûlullah (s.a.v.)'in size ne dediğini unuttunuz mu? dedi. Onlar da; Müslüman askerlerin yanına varacağız, biz de ganimetten pay alacağız! diye karşılık verdiler ve müslüman askerlerin yanına varır varmaz yüzgeri edildiler. Müslümanlar da bozulmaya başladı
حدثنا عبد الله بن محمد النفيلي، حدثنا زهير، حدثنا ابو اسحاق، سمعت البراء، يحدث قال جعل رسول الله صلى الله عليه وسلم على الرماة يوم احد - وكانوا خمسين رجلا - عبد الله بن جبير وقال " ان رايتمونا تخطفنا الطير فلا تبرحوا من مكانكم هذا حتى ارسل اليكم وان رايتمونا هزمنا القوم واوطاناهم فلا تبرحوا حتى ارسل اليكم " . قال فهزمهم الله . قال فانا والله رايت النساء يشتددن على الجبل فقال اصحاب عبد الله بن جبير الغنيمة اى قوم الغنيمة ظهر اصحابكم فما تنتظرون فقال عبد الله بن جبير انسيتم ما قال لكم رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالوا والله لناتين الناس فلنصيبن من الغنيمة فاتوهم فصرفت وجوههم واقبلوا منهزمين
Hamza b. Ebî Useyd'in babası Ebû Useyd (Mâlik b. Rabîate'I-Ensâri's-Sâidi)'den; demiştir ki: Biz Bedir (savaşı) gününde saf tuttuğumuz zaman, Rasûlullah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu: "(Düşman askerleri) Size yaklaştıkları zaman yani sizi (iyice yakından) sardıkları zaman onlara ok atınız. (Ok menzilinin dışında kalacak kadar uzak oldukları zaman ise) oklarınızı (atmayınız, yanınızda) muhafaza ediniz.”
حدثنا احمد بن سنان، حدثنا ابو احمد الزبيري، حدثنا عبد الرحمن بن سليمان بن الغسيل، عن حمزة بن ابي اسيد، عن ابيه، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم حين اصطففنا يوم بدر " اذا اكثبوكم - يعني اذا غشوكم - فارموهم بالنبل واستبقوا نبلكم
Malik b. Hamza b. Ebî Üseyd es-Saidi'nin dedesi (Malik b. Rabiâ el-Ensârîs-Sâîdî) den; demiştir ki: Nebi (s.a.v.) Bedr (savaşı) gününde; "Size yaklaştıklarında onlara ok atınız. Onlar sizi iyice yakından sarıncaya kadar da kılıç çekmeyiniz/' buyurmuştur
حدثنا محمد بن عيسى، حدثنا اسحاق بن نجيح، - وليس بالملطي - عن مالك بن حمزة بن ابي اسيد الساعدي، عن ابيه، عن جده، قال قال النبي صلى الله عليه وسلم يوم بدر " اذا اكثبوكم فارموهم بالنبل ولا تسلوا السيوف حتى يغشوكم
Ali (r.a.)'den; demiştir ki: Utbe b. Rabîa (düşman saflarından çıkıp harp meydanına) ilerledi oğlu ile erkek kardeşi de onun arkasından yürüdüler. Utbe (Benimle) Kim savaşacak? diye haykırdı. Ensar'dan bazı gençler (biz savaşacağız, diye) ona cevap verdiler (Utbe); Siz kinsiniz? dedi. Onlar da kendilerini ona bildirdiler. Bunun üzerine (Utbe); Bizim sizinle (döğüşmeye) ihtiyacımız yok. Biz (kendileriyle vuruşmak için karşımıza) sadece amca oğullarımızı istiyoruz, dedi. Peygamber (s.a.v.) de; "Ey Hamza kalk, ey Ali kalk, ey Ubeyde b. el-Hâris sen de kalk" buyurdu. Hamza Utbe'ye yöneldi. Ben de Şeybe'ye yöneldim. Ubeyde ile Velîd arasında karşılıklı iki darbe inip kalktı ve her ikisi de hasmını yaraladı. Sonra biz (Hamza ile ben) Velid'in üzerine çullanıp onu öldürdük, Ubeyde'yi de (yine birlikte) yüklendik (yakaladık) geldik
حدثنا هارون بن عبد الله، حدثنا عثمان بن عمر، اخبرنا اسراييل، عن ابي اسحاق، عن حارثة بن مضرب، عن علي، قال تقدم - يعني عتبة بن ربيعة - وتبعه ابنه واخوه فنادى من يبارز فانتدب له شباب من الانصار فقال من انتم فاخبروه فقال لا حاجة لنا فيكم انما اردنا بني عمنا . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " قم يا حمزة قم يا علي قم يا عبيدة بن الحارث " . فاقبل حمزة الى عتبة واقبلت الى شيبة واختلف بين عبيدة والوليد ضربتان فاثخن كل واحد منهما صاحبه ثم ملنا على الوليد فقتلناه واحتملنا عبيدة
Abdullah (tbn Mes'ûd)'dan; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.): "Öldürme yöntemi yönünden insanların en iffetlisi (merhametlisi) iman sahihleridir
حدثنا محمد بن عيسى، وزياد بن ايوب، قالا حدثنا هشيم، اخبرنا مغيرة، عن شباك، عن ابراهيم، عن هنى بن نويرة، عن علقمة، عن عبد الله، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اعف الناس قتلة اهل الايمان
el-Heyyac b. îmran'dan dedi ki: İmrân b. Havayn'ın bir kölesi kaçmıştı. Köleyi eline geçirdiği zaman onun elini keseceğine dair Allah için nezretti. Bunun üzerine beni (bu mes'eleyi) kendi adına sormam için (Hz. Peygamberin sahabelerine) gönderdi. Bende Semûre b. Cündüb'e gelip (meseleyi) ona sordum. O da; "Rasûlullah (s.a.v.) bizi sadaka vermeye teşvik ederdi. Canlıların organlarını keserek onlara işkence yapmaktanda nehyederdi." diye cevap verdi. Sonra İmran b. Husayn'a varıp bir de O'na sordum. O da; "Rasûlullah (s.a.v.) bizi sadaka vermeye teşvik ederdi. Yaratıkların organlarını keserek onlara işkence yapmaktan nehyederdi, cevâbım verdi
حدثنا محمد بن المثنى، حدثنا معاذ بن هشام، حدثني ابي، عن قتادة، عن الحسن، عن الهياج بن عمران، ان عمران، ابق له غلام فجعل لله عليه لين قدر عليه ليقطعن يده فارسلني لاسال له فاتيت سمرة بن جندب فسالته فقال كان نبي الله صلى الله عليه وسلم يحثنا على الصدقة وينهانا عن المثلة فاتيت عمران بن حصين فسالته فقال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يحثنا على الصدقة وينهانا عن المثلة
Abdullah (b.Ömer) den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.)'in gazalarından birinde bir kadın ölü olarak bulunmuş, bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) kadınlarla çocukların öldürülmesini yasaklamıştır
حدثنا يزيد بن خالد بن موهب، وقتيبة، - يعني ابن سعيد - قالا حدثنا الليث، عن نافع، عن عبد الله، ان امراة، وجدت، في بعض مغازي رسول الله صلى الله عليه وسلم مقتولة فانكر رسول الله صلى الله عليه وسلم قتل النساء والصبيان
Rebâh b.Rebî'den, demiştir ki: Biz Rasülullah (s.a.v.) ile bir savaşta idik. Halkı bir şeyin etrafında toplanmış halde görünce; "Bunlar neyin etrafında toplanmışlar, bak gel." diyerek (oraya) bir adam gönderdi. (Bu adam oraya bakıp) geldi ve; Öldürülmüş bir kadın'ın etrafında (toplanmışlar) dedi. Bunun üzerine (Hz. Peygamber); "Bu (kadın) öldürülmez " buyurdu. (Ravi devamla şöyle dedi) İleri birliğin başında da Halid b. el-Velid vardı. (Hz.Peygamber oraya tekrar) bir adam gönderip; "Halid'e söyle hiç bir kadın'ı ve (savaşın dışında bir iş için) kiralanmış (ve emir altında) olan bir kimseyi öldürmesin/' diye emir verdi
حدثنا ابو الوليد الطيالسي، حدثنا عمر بن المرقع بن صيفي بن رباح، حدثني ابي، عن جده، رباح بن ربيع قال كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في غزوة فراى الناس مجتمعين على شىء فبعث رجلا فقال " انظر علام اجتمع هولاء " فجاء فقال على امراة قتيل . فقال " ما كانت هذه لتقاتل " . قال وعلى المقدمة خالد بن الوليد فبعث رجلا فقال " قل لخالد لا يقتلن امراة ولا عسيفا
Semûra b. Cündüb'den; demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.); "Müşriklerin yaşlılarını öldürün, çocuklarını bırakın” buyurmuştur
حدثنا سعيد بن منصور، حدثنا هشيم، حدثنا حجاج، حدثنا قتادة، عن الحسن، عن سمرة بن جندب، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اقتلوا شيوخ المشركين واستبقوا شرخهم
Âişe (r.anha) den demiştir ki; Kureyza oğullarının, bir tek kadınından başka hiçbir kadın öldürülmedi. Rasûlullah (s.a.v.) (Kureyza oğullarının) erkeklerini kılıçla öldürürken bu kadın benim yanımda, sarsıla sarsıla gülüyor ve (kendi kendine) söyleniyordu. Derken sahibini göremediğim bir ses Falanca kadın nerededir? diye, kadının ismiyle çağırdı. Kadın da; Benim! diye cevap verdi. (Hz. Âişe diyorki); "Ben (o kadına); Bu hâlin ne? dedim. Ben bir iş yaptım (da ondan dolayı aranıyorum), dedi ve hemen götürülüp boynu vuruldu. Ben o kadına olan şaşkınlığımı hala unutamıyorum. Çünkü öldürüleceğini bildiği halde sırtı ve karnıyla (sağa sola döne döne) gülüyordu
حدثنا عبد الله بن محمد النفيلي، حدثنا محمد بن سلمة، عن محمد بن اسحاق، حدثني محمد بن جعفر بن الزبير، عن عروة بن الزبير، عن عايشة، قالت لم يقتل من نسايهم - تعني بني قريظة - الا امراة انها لعندي تحدث تضحك ظهرا وبطنا ورسول الله صلى الله عليه وسلم يقتل رجالهم بالسيوف اذ هتف هاتف باسمها اين فلانة قالت انا . قلت وما شانك قالت حدث احدثته . قالت فانطلق بها فضربت عنقها فما انسى عجبا منها انها تضحك ظهرا وبطنا وقد علمت انها تقتل
es-Sa'b b. Cessâme'den rivayet olunduğuna göre; Kendisi (bir gün) Peygamber (s.a.v.)'e, (savaşta) üzerlerine gece baskını düzenlenen müşriklerin saldırıya uğrayan, kadın çocuk ve evlerinin durumunu sordu. Peygamber (s.a.v.)'de: “Onlar da onlardandır'! buyurdu. Amr b. Dinar (bu son cümleyi) “Onlar babalarındandır." diye rivayet ederdi. ez-Zührî dedi ki; Daha sonra Rasûlullah (s.a.v.) (savaşta) kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı
حدثنا احمد بن عمرو بن السرح، حدثنا سفيان، عن الزهري، عن عبيد الله، - يعني ابن عبد الله - عن ابن عباس، عن الصعب بن جثامة، انه سال النبي صلى الله عليه وسلم عن الدار من المشركين يبيتون فيصاب من ذراريهم ونسايهم . فقال النبي صلى الله عليه وسلم " هم منهم " . وكان عمرو - يعني ابن دينار - يقول هم من ابايهم . قال الزهري ثم نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم بعد ذلك عن قتل النساء والولدان
Muhammed b. Hamza el-EsIemî'nin babasından rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) onu bir seriyye'nin başına başkan tayin etmiş (Bu zat başından geçen hadiseyi) şöyle anlattı: Seriyyenin yanına vardım. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); "Eğer falan kimseyi bulursanız onu ateşle yakınız," buyurdu. Sonra ben (seriyyenin yanından) geri döndüm. (Rasûl-i Ekrem) beni çağırdı. Huzuruna varınca; "Falan kimseyi bulursanız onu öldürünüz. (Fakat) onu yakmayınız. Çünkü ateşle ancak ateşin sahibi (olan Allah) azâb eder." Buyurdu
حدثنا سعيد بن منصور، حدثنا مغيرة بن عبد الرحمن الحزامي، عن ابي الزناد، حدثني محمد بن حمزة الاسلمي، عن ابيه، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم امره على سرية قال فخرجت فيها وقال " ان وجدتم فلانا فاحرقوه بالنار " . فوليت فناداني فرجعت اليه فقال " ان وجدتم فلانا فاقتلوه ولا تحرقوه فانه لا يعذب بالنار الا رب النار
Ebû Hureyre (r.a.)'den demiştir ki: Rasûluliah (s.a.v.) bizi (bir miktar askerle birlikte savaş'a) gönderdi ve gönderirken (şöyle) buyurdu: "Eğer, falan kimse ile falan kimseyi bulursanız...” ( Hz. Ebû Hureyre rivayetinin bundan sonraki kısmında bir önceki 2673. hadîs'in) mânâsını nakletti
حدثنا يزيد بن خالد، وقتيبة، ان الليث بن سعد، حدثهم عن بكير، عن سليمان بن يسار، عن ابي هريرة، قال بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم في بعث فقال " ان وجدتم فلانا وفلانا " . فذكر معناه
Abdullah b. Mes'ûd'dan; demiştir ki: Rasûluliah (s.a.v.) ile bir seferde idik, bir ihtiyacından dolayı (yanımızdan) uzaklaşmıştı. O sırada iki tane yavrusuyla birlikte bir kaya kuşu gördük ve yavrularını yakaladık. Bunun üzerine (anne) kuş gelip kanatlarını (onların üzerine) germeye başladı. Derken Peygamber (s.a.v.) geldi ve; "Bunu yavrularıyla üzen kimdir? Onları kendisine geri veriniz!" buyurdu. Yine (Fahr-i kainat efendimiz) bizim yakmış olduğumuz bir karınca yuvasını gördü de; "Bunu kim yaktı" diye sordu. Biz de, Biz dedik. "Ateşle cezalandırmak, ateş'in yaratıcısından başka hiçbir kimse için uygun değildir," buyurdu
حدثنا ابو صالح، محبوب بن موسى اخبرنا ابو اسحاق الفزاري، عن ابي اسحاق الشيباني، عن ابن سعد، - قال غير ابي صالح عن الحسن بن سعد، - عن عبد الرحمن بن عبد الله، عن ابيه، قال كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في سفر فانطلق لحاجته فراينا حمرة معها فرخان فاخذنا فرخيها فجاءت الحمرة فجعلت تفرش فجاء النبي صلى الله عليه وسلم فقال " من فجع هذه بولدها ردوا ولدها اليها " . وراى قرية نمل قد حرقناها فقال " من حرق هذه " . قلنا نحن . قال " انه لا ينبغي ان يعذب بالنار الا رب النار
Vasile b. el-Eşkâ'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) Tebûk savaşına (gidilmek üzere) çağrıda bulundu. Bunun üzerine ben hemen (harp için gerekli malzemeyi temin etmek için) ailemin yanına vardım. Geri döndüğümde Rasûlullah (s.a.v.)'in sahâbilerinin ilki (savaş için yol'a) çıkmış bulunuyordu. Bunun üzerine Medîne'de Bir adam'a (savaştan kazanacağı) ganimeti karşılığında kiralık at verecek kim vardır? diye bağırmaya başladım. Derken Ensardan yaşlı bir adam; Savaştan kazanacağı ganimetin bizim olması şartıyla ona bizimle nöbetleşe bineceği bir hayvan veririz, yemesi de bizimledir diye haykırdı. Ben de; Kabul dedim. (Yaşlı adam); Yüce Allah'ın bereketi üzere (savaş için) yürü dedi. Ben de (bu) hayırlı arkadaşla (yola) çıktım. Nihayet Allah bize (bu yolculuktan) bir fey nasibetti. Benim hisseme de birtakım genç develer isabet etti. Develeri sürüp o'na getirdim. (Arkadaşım) çıkıp develerin (arkasına konan) heybelerinin birinin üzerine oturdu. Sonra; Bunları geriye, doğru sür dedi. Sonra da; İleri doğru sür dedi. Arkasından da; Senin genç develerinin kıymetli olduklarını görüyorum, dedi. (Ben de ona); Bu(nlar) benim sana şart koştuğum sana ait ganimet(Ier)dir dedi(m). Ey kardeşim (bu) genç develerini al (götür). Bizim arzumuz (aslında) senin ganimetinden başka (Ahiret sevabı ve senin arkadaşlığın) idi. cevâbını verdi
حدثنا اسحاق بن ابراهيم الدمشقي ابو النضر، حدثنا محمد بن شعيب، اخبرني ابو زرعة، يحيى بن ابي عمرو السيباني عن عمرو بن عبد الله، انه حدثه عن واثلة بن الاسقع، قال نادى رسول الله صلى الله عليه وسلم في غزوة تبوك فخرجت الى اهلي فاقبلت وقد خرج اول صحابة رسول الله صلى الله عليه وسلم فطفقت في المدينة انادي الا من يحمل رجلا له سهمه فنادى شيخ من الانصار قال لنا سهمه على ان نحمله عقبة وطعامه معنا قلت نعم . قال فسر على بركة الله تعالى . قال فخرجت مع خير صاحب حتى افاء الله علينا فاصابني قلايص فسقتهن حتى اتيته فخرج فقعد على حقيبة من حقايب ابله ثم قال سقهن مدبرات . ثم قال سقهن مقبلات . فقال ما ارى قلايصك الا كراما - قال - انما هي غنيمتك التي شرطت لك . قال خذ قلايصك يا ابن اخي فغير سهمك اردنا