Loading...

Loading...
Kitap
441 Hadis
Bana Harmele b. Yahya da tahdis etti. (2/16a) Bize İbn Vehb haber verdi, bana Yunus, İbn Şihab'dan haber verdi. Bana Ata b. Yezid elleysi -sonra da el-Cundai nispetli- 'nin tahdis ettiğine göre Ubeydullah b. Adiyy b. el-Hiyar kendisine şunu haber vermiştir: Zühre oğulları ile antlaşmalı olup, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte de Bedir'e katılmış olanlardan bir kişi olan Mikdad b. Amr b. Esved el-Kindi dedi ki: Ey Allah'ın Resulü ne dersin kafirlerden bir adamla karşılaşsam ... Sonra hadisi el-Leys'in hadisi ile aynen zikretti. NEVEVİ ŞERHİ 97.sayfada. DAVUDOĞLU
وحدثني حرملة بن يحيى، اخبرنا ابن وهب، قال اخبرني يونس، عن ابن شهاب، قال حدثني عطاء بن يزيد الليثي، ثم الجندعي ان عبيد، الله بن عدي بن الخيار اخبره ان المقداد بن عمرو بن الاسود الكندي - وكان حليفا لبني زهرة وكان ممن شهد بدرا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم - انه قال يا رسول الله ارايت ان لقيت رجلا من الكفار ثم ذكر بمثل حديث الليث
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Halid-i Ahmer rivayet eyledi. H. Bize Ebu Kureyb ile İshak b. İbrahim de, Ebu Muaviye'den, bunların ikisi de A'meş'den, o da Ebu Zıbyan'dan, o da Usame b. Zeyd'den -bu hadisin İbn Ebu Şeybe tarafından rivayet edilen şeklidir- şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizi bir seriyye (askeri birlik) ile birlikte gönderdi. Cuheyne (toprakları)ndan el-Hurukat'a (2/16b) bir sabah baskını yaptık. Bir adama yetiştim, hemen la ilahe illallah, deyiverdi. Ben ise ona (mızrağımı) sapladım fakat bundan dolayı içime bir rahatsızlık düştü. Durumu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söyleyince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O Ia ilahe illallah dediği halde sen onu öldürdün mü" buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, o bu sözü ancak silah korkusu ile söylemişti, dedim. Allah Resulü: "Sen bu sözü söyleyip, söylemediğini bilmek için neden kalbini açmadın" buyurdu. Allah Resulü bu sözü bana o kadar tekrar edip durdu ki, keşke o gün Müslüman olsaydım, diye temenni ettim. Bunun üzerine Sa'd: Allah'a yemin ederim ki ben -Usame'yi kastederekşu büyük göbekli kişi öldürmedikçe hiçbir müslümanı öldürmem, dedi. Sonra bir adam: Aziz ve celil Allah: "Fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal, 39) buyurmuyor mu, dedi. Sa'd dedi ki: Evet, biz hiçbir fitne kalmayıncaya kadar savaştık ama sen ve arkadaşların ise fitne olsun diye savaşmak istiyorsunuz (2117a) dedi. Diğer tahric: Buhari, 4021, 6478; Ebu Davud, 2643; Tuhfetu'l-qraf
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو خالد الاحمر، ح وحدثنا ابو كريب، واسحاق بن ابراهيم، عن ابي معاوية، كلاهما عن الاعمش، عن ابي ظبيان، عن اسامة بن زيد، وهذا، حديث ابن ابي شيبة قال بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم في سرية فصبحنا الحرقات من جهينة فادركت رجلا فقال لا اله الا الله . فطعنته فوقع في نفسي من ذلك فذكرته للنبي صلى الله عليه وسلم فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اقال لا اله الا الله وقتلته " . قال قلت يا رسول الله انما قالها خوفا من السلاح . قال " افلا شققت عن قلبه حتى تعلم اقالها ام لا " . فمازال يكررها على حتى تمنيت اني اسلمت يوميذ . قال فقال سعد وانا والله لا اقتل مسلما حتى يقتله ذو البطين . يعني اسامة قال قال رجل الم يقل الله { وقاتلوهم حتى لا تكون فتنة ويكون الدين كله لله} فقال سعد قد قاتلنا حتى لا تكون فتنة وانت واصحابك تريدون ان تقاتلوا حتى تكون فتنة
Bana Yakub b. İbrahim ed-Devraki tahdis etti. Bize Huşeym tahdis etti. Bize Husayn haber verdi. Bize Ebu Zabyan tahdis edip dedi ki: Ben Usame b. Zeyd b. Harise'yi tahdis ederken dinledim. Dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizi Cuheyne'den el-Huraka üzerine gönderdi. Biz de onlara sabah vakti bir baskın yaptık ve onları bozguna uğrattık. Ensardan bir adamla birlikte onlardan bir adama yetişti k. Onun karşısında durunca o: La ilahe illallah, deyiverdi. Ensardan olan kişi ona ilişmedi. Ben ise ona mızrağımı sapladım ve sonunda onu öldürdüm. (Medine'ye) döndüğümüzde bu olay Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e de ulaştı. Bana: "Ey Usame! Onu, la ilahe illallah dedikten sonra mı öldürdün" buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, o bununla ancak canını kurtarmak istemişti, dedim. O: "Sen Onu la ilahe illallah dedikten sonra mı öldürdün" buyurdu. (Usame) dedi ki: Bu sözü bana o kadar tekrar edip durdu ki, (2/17b) keşke o günden önce Müslüman olmasaydım, diye temenni ettim.21 DAVUDOĞLU İZAHI İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ 97.sayfada
حدثنا يعقوب الدورقي، حدثنا هشيم، اخبرنا حصين، حدثنا ابو ظبيان، قال سمعت اسامة بن زيد بن حارثة، يحدث قال بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم الى الحرقة من جهينة فصبحنا القوم فهزمناهم ولحقت انا ورجل من الانصار رجلا منهم فلما غشيناه قال لا اله الا الله . فكف عنه الانصاري وطعنته برمحي حتى قتلته . قال فلما قدمنا بلغ ذلك النبي صلى الله عليه وسلم فقال لي " يا اسامة اقتلته بعد ما قال لا اله الا الله " . قال قلت يا رسول الله انما كان متعوذا . قال فقال " اقتلته بعد ما قال لا اله الا الله " . قال فمازال يكررها على حتى تمنيت اني لم اكن اسلمت قبل ذلك اليوم
Bize Ahmed b. Hasen b. Hiraş tahdis etti. Bize Amr b. Asım tahdis etti. Bize Mu'temir tahdis etti. Babamı şöyle tahdis ederken dinledim: Safvan b. Muhriz'in kardeşinin oğlu Halid el-Esbec, Safvan b. Muhriz'den şunları söylediğini tahdis etti: Cundeb b. Abdullah el-Becel!, İbn ez-Zubeyr fitnesi zamanında As'as b. Selame'ye (birisini) gönderip şöyle dedi: Benim için kardeşlerinden (yakın arkadaşlarından) birkaç kişi topla da onlara hadis nakledeyim. O da onlara bir haberci gönderdi. Bir araya gelip, toplandıktan sonra Cundeb de üzerinde sarı bir bornoz olduğu halde geldi. Ne konuşuyor idiyseniz, onu konuşmaya devam edin, dedi. Nihayet söz döndü, dolaştı. Söz söyleme sırası kendisine gelince başından bornozu açarak dedi ki: Ben sizin yanınıza nebinizden size haber vermek isteyerek gelmedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Müslümanlardan bir birliği müşriklerden bir kavim üzerine göndermişti. Bunlar birbirleriyle karşılaştılar. Müşriklerden bir adam vardı ki Müslümanlardan birisine kastetmek istedi mi onun üzerine gidip onu öldürebiliyordu. Müslümanlardan bir adam da bu kişinin gafil bir zamanını yakaladı. Bize anlatıldığına göre bu kişi Usame b. Zeyd imiş. Usame ona kılıcını kaldırınca adam, la ilahe illallah dediği halde onu öldürmüştü. Müjdeci Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldi (ona zafer müjdesini verdikten sonra Allah Resulü) ona sordu. O da kendisine (olanları) haber verdi. Nihayet ona o adamın nasıl bir iş yaptığını da haber verdi. Allah Resulü onu (Usame'yi) çağırıp ona: "O adamı niçin öldürdün" diye sordu. Usame: Ey Allah'ın Resulü, Müslümanlar arasında çok can yaktı, filanı ve filanı öldürdü deyip, birkaç kişinin adını verdi. Ben de ona bir hamle yaptım, kılıcı görünce, la ilahe illallah dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu öldürdün mü yoksa" buyurdu. Usame: Evet deyince, Allah Resulü: "Kıyamet gününde la ilahe illailah gelecek olursa, sen ona karşı ne yapacaksın?" buyurdu. Usame: Ey Allah'ın Resulü, benim için mağfiret dile, dedi. Allah Resulü: "Kıyamet gününde la ilahe illailah gelecek olursa, ona karşı ne yapabileceksin?" buyurdu. (Ravi) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Kıyamet gününde la ilahe illailah ile geleceğinde ona karşı ne yapabileceksin" sözünden fazla bir şey söylemiyordu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 3258 NEVEVİ ŞERHİ (270-275 numaralı hadisler): Bu bapta (270) Mikdad b. el-Esved (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadis vardır: "O dedi ki: Ey Allah'ın Resulüne dersin, kafirlerden bir adam ile karşılaşsam ... O sözünü söylemeden önceki durumuna sen düşersin." (2/98) Bu baptaki diğer bir hadis (273) Usame b. Zeyd (r.a.)'ın rivayet ettiği hadistir: "Dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizleri bir seriye ile birlikte gönderdi. .. Sen ve arkadaşların ise fitne olsun diye savaşmak istiyorsunuz." (2/99) (274) diğer rivayet yolunda da: "Mızrağımı ona sapladım ... O günden önce Müslüman olmasaydım diye temenni ettim." (275) diğer rivayet yolunda belirtildiği üzere (2/100) "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Usame'yi çağırıp ona: Onu neden öldürdün diye sordu ... Kıyamet gününde la ilahe illallah ile geldiği vakit, sen ona karşı nasıl yapacaksın?" denilmektedir. Bu Bapta Geçen Ravi İsimleri Bapta geçen isimlere gelince, "Mikdad b. el-Esved" ilk hadisin ravisidir. (272) diğer rivayette de: "Bana Ata'nın tahdis ettiğine göre Ubeydullah b. Adiyy b. el-Hiyar kendisine şunu haber vermiştir: Zühre oğulları ile antlaşmalı olan ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bedir' e katılmışlardan birisi olan -Mikdad b. Amr b. el-Esved el-Kindi kendisine şöyle dediğini haber verdi: Ey Allah'ın Resulü ... " Burada sözü edilen Mikdad b. Amr b. Salebe b. Malik b. Rabia'dır. Onun gerçek nesebi işte budur. Esved b. Abd Yeğus b. Vehb b. Abdi Menaf (2/101) b. Zuhre onu cahiliye döneminde evlatlık edindiğinden ona nispet edilmiş ve böylelikle ona nispetiyle daha çok tanınmış ve bilinir olmuştur. İkinci olarak şunu belirtelim ki, Mikdad b. Amr b. el-Esved'in adının harekelenmesi ve okunuşunda hata edilebilir. Doğru okuyuş "Amr" isminin mecrur ve tenvinli okunmasıdır. İbnu'l-Esved ise İbn'deki nun harfi nasb ile okunmalı ve be' den önce elif ile yazılmalıdır. Çünkü bu Mikdad'ın bir sıfatıdır ve burada da mansub olduğundan nasb edilmelidir. Burada "ibn" lafzı biri diğerinin neslinden olan iki özel isim arasında yer almamaktadır. Bundan dolayı buradaki "ibn" lafzının muayyen olarak elif ile yazıldığını söyledik. Eğer "İbn el-Esved" ibaresinde "ibn" lafzı mecrur olarak okunacak olursa mana bozulur ve Amr, el-Esved'in oğlu olur. Bu ise apaçık bir hatadır. Bu ismin daha başka benzerleri de vardır. Abdullah b. Amr İbn Um Mektum bunlardan birisidir. Bunu Müslim (rahimehullah) kitabın sonlarında Cessase hadisinde böylece rivayet etmiştir. Abdullah b. Ubeyy İbn Selul, Abdullah b. Malik İbn Buhayne, Muhammed b. Ali İbnu'l-Hanefiyye, İsmail b. İbrahim İbn Uleyye, İshak b. İbrahim İbn Rahuye, Muhammed b. Yezid İbn Mace de bu tür benzerlerind~ndir. Bütün bunlarda baba ismi kendisinden sonra gelen ismin oğlu olmadığından muayyen olarak "ibn" lafzı elif ile yazılır ve ilk olarak adı geçen oğul anlamındaki "ibn, bin, b." lafzının irabı ile irablanır. Um Mektum, Amr'ın zevcesidir. Selul, Ubeyy'in zevcesidir. Yüce Allah'ın izniyle yeri gelince sözkonusu edeceğimiz gibi daha başka açıklamalar da yapılmıştır. Buhayne, Malik'in zevcesi ve Abdullah'ın annesidir. Aynı şekilde elHanefiyye, Ali (r.a.)'ın zevcesidir. Uleyye de İbrahim'in zevcesidir. Rahuye ise İshak'ın babası İbrahim'in kendisidir. Aynı şekilde Mace de Yezid'in kendisidir. Çünkü bunlar (Rahuye ve Mace) iki lakaptır. Allah en iyi bilendir. Bütün bu isimleri bu şekilde zikretmekten maksatları ise, kişiyi tam tanımlamış olmak için her iki niteliği ile tanıtmaktır. Çünkü bir kimse bu kişinin iki vasfından sadece birisini bilebilir. Herkes tarafından tam olarak tanınması için her iki sıfatı bir arada sözkonusu ederler. Burada onun (Mikdad'ın) Amr'a nispetini el-Esved' e nispetinden öne almıştır. Çünkü Amr asılolandır. İşte bu da oldukça nefis ve güzel uygulamalardan birisidir. Allah en iyi bilendir. Mikdad (r.a.) ilk Müslüman olanlardan birisidir. Abdullah b. Mesud (r.a.) dedi ki: Mekke'de İslam'ı ilk açığa vuran yedi kişidir. Mikdad bunlardan birisi idi. Habeşistan'a hicret etti. Ebu'l-Esved künyeli idi. Ebu Amr ve Ebu Mabed künyeli olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir. "Zühre oğulları ile antlaşmalı" ifadesine gelince, kendisi Esved b. Abd Yeğus ez-Zühri ile antlaşma yapmış idi. İbn Abdilberr ve başkalarının zikrettiklerine göre el-Esved de ayrıca onu evlatlık edinmekle birlikte antlaşma da hilf denilen (birbirlerini koruma taahhüdü) yapmış idi. Onun "el-Kindı" nispetine gelince, bunun açıklanması bir dereceye kadar zordur. Çünkü nesep bilginleri onun Behrani olup, Behra b. el-Haf b. Kuzaa'nın sulbünden geldiğini söylemişlerdir. Bu hususta aralarında herhangi bir görüş ayrılığı da yoktur. Hatta bu hususta icma olduğunu nakledenler arasında Kadı Iyaz ve başkaları da vardır. Bunun cevabı şudur: el-leys b. Sa'd (rahimehul1ah)'ın katibi Hafız İmam Ahmed b. Salih el-Mısri şöyle diyor: Mikdad'ın babası Kindelilerle anlaşma yaptığından onlara nispet edilmişti. Bizler İbn Şemase'den, o Süfyan'dan, o Suhabe el-Muhri'den şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Cahiliye döneminde Mikdad b. Esved'in arkadaşı idim. Kendisi Behralı bir zat idi. (2/102) Onlardan birisinin kanını dökünce kaçıp Kindelilere sığınarak onlarla antl2.şma yaptı. Sonra onlardan da birisinin kanını döktü. Bu sefer kaçıp Mekke'ye gitti ve Esved b. Abd Yeğus ile hilf (karşılıklı himaye) antlaşması yaptı. Buna göre aslen Behralı olması itibariyle Behrani nispeti sahihtir. Kuzaalılara nispeti de aynı şekildedir. Kendisinin ya da babasının antlaşmasından ötürü Kindelilere nispeti de sahihtir. Esved ile antlaşmasından ötürü Zührelilere nispeti de sahihtir. Allah en iyi bilendir. (272) "Mikdad b. Amr b. el-Esved ... 0, ey Allah'ın Resulü, dedi" rivayetinde (...;1) lafzının yeniden tekrar edilmesi, araya giren ifadeleri n uzamasından dolayıdır. Eğer ravi bunu zikretmemiş olsaydı yine sahih olurdu. Daha doğrusu asılolan budur. Fakat söz uzayınca onu zikretmek caiz ya da hasen olmuştur. Arap dilinde benzeri kullanımlar çoktur. Bunun benzeri Kur'an-ı Azimuşşan'da da hadis-i şeriflerde de geçmektedir. Kur'an-ı Kerim'de bu türden buyruklardan birisi de yüce Allah'ın kafirlerin söylediklerini naklettiği: '~caba siz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra (evet) siz muhakkak çıkartılacaksınız diye sizi tehdit mi ediyor?" (Mu'minun, 35) buyruğunda, araya giren uzunca lafızlardan ötürü: "(~I): Siz" lafzını iki d~fa zikretmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'ın şu buyruğu da bunun gibidir: "Onceden kendisi vasztası ile kafirlere karşı zafer istedikleri ve ellerindekini doğrulayıcı bir kitap onlara Allah tarafından gönderilince işte o tanıdıkları kendilerine gelince onu inkar ettiler." (Bakara, 89) Bu buyrukta da: "(r"\.:::- k\.j): Kendilerine gönderilince, kendile':':ne gelince" buyruğunu tekrar etmiş bulunmaktadır. Bu meselenin bir benzerini daha önce de sözkonusu etmiştik. Allah en iyi bilendir. Adiyy b. el-Hiyar' ın babasının adında hı harfi kesrelidir. Ata b. Yezid elleysı sonra da el-Cundaı, dal harfi ötreli olarak "el-Cundu1" şeklinde de nispet edilir, iki ayrı söyleyiştir. Cunda' ise leys oğullarının bir koludur. Bundan dolayı el-leysı sonra el-Cundaı diyerek önce umumi olan leysli olduğunu sonra da özelolarak Cunda'lı olduğunu belirtti. Eğer bunun aksini zikredip el-Cundai, el-leysı demiş olsaydı el-Cundai dedikten sonra el-leysı demenin anlamsız olduğundan ötürü hata olurdu. Ayrıca bu Leys'in Cunda'ın bir kolu olmasını gerektirirdi. Bu da bir hatadır. Allah en iyi bilendir. İsnatta daha önce benzerleri geçmiş bir incelik vardır. Bu da senedinde biri diğerinden rivayet nakleden üç tane tabii bulunmasıdır. Bunlar da İbn Şihab, Ata ve Ubeydullah b. Adiyy b. el-Hiyar' dır. Ebu Zabyan isminde zı harfi fethalı ve kesreli (Zibyan) olarak da okunur. Dilciler bunu fethalı okur ve kesreli okuyanların hata ettiklerini söylerler. Hadis alimleri ise bunu kesreli okurlar. İbn MakCıla ve başkaları da böyle kaydetmişlerdir. Ebu Zabyan'ın adı Husayn b. Cundub b. Amr'dır. Kufelidir, 90 yılında vefat etmiştir. el-Hurekat ha harfi ötreli ve ra harfi fethalıdır. ed-Devraki nispeti de daha önce defalarca geçmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde Ahmed b. Hiraş'ın da hı harfi kesreli okunur. Halid el-Esbec' e gelince, dilciler şu açıklamayı yaparlar: el-Esbec sırt tarafı, omuz araları geniş olan kimseye denilir. Safvan b. Muhriz isminde hı harfi sakindir. Cundub isminde dal harfi ötreli ve fethalı okunabilir. As'as b. Selame ismi iki ayn ve iki sin iledir. Ayn harfleri fethalı, aralarındaki sin ise sakindir. Ebu Ömer b. Abdilberr (2/103) el-İstiab adlı eserinde şöyle diyor: O Basralıdır, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet nakletmiştir. Onun rivayet ettiği hadislerin mürselolduğu ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bizzat hadis dinlemediği söylenir. Buhari de et-Tarih' inde bu şekilde hadisi mürseldir, demiştir. İbn Ebu Hatim ve başkaları da aynı şekilde onu tabiin arasında zikretmişlerdir. Buhari ve başkaları As'as'ın künyesi Ebu Sufra olup, Temimli ve Basralıdır. Benzeri bilinmeyen müfred (bu şekliyle tek) isimlerdendir. Allah en iyi bilendir. Açıklanması Gereken Lafızlar Babın baş tarafında: "Ey Allah'ın Resulü, ne dersin eğer kafirlerden bir adamla karşılaşırsam ... " ibare çoğu muteber asıllarda bu şekildedir. Bazılarında ise ne dersin, karşılaştım şeklinde (eğer anlamındaki) (ı:.ıD'in hazfi (zikredilmemesi) sureti iledir. Ancak doğrusu olan birinci şekildir. "Benden korunmak için" yani kendisini benden korumak için "bir ağaca sığınırsa." "Ama o bu sözü kendisini korumak için" yani kendisini (bana karşı) korumak amacıyla "söylemişti." (271) "el-Evzaı ve İbn Cureyc hadislerinde" sözleri asıl nüshaların çoğunda bu şekilde "fi" harfi tek fe iledir ama çoğu asıllarda ise iki fe'li olarak "fe fi" şeklindedir. Asılolan ve güzelolan budur. Bununla birlikte birinci şekil de caizdir çünkü "emma" edatının cevabında "fe" harfinin getirilmesi -cevabın söylemek (kavl) olması hali dışında- zikredilmelidir. Fakat kavl (söz) hazfedilecek olursa fe'nin de hazfedilmesi caiz olur. Bu da o kabildendir. Buna göre ifade: "(......): el-Evzaı ve İbn Cureyc ise hadislerinde şöyle dediler ... " takdirindedir. Kur'an-ı azimuşşan' da da, Arapların dilinde de bu kullanımın benzerleri pek çoktur. Kur' an-ı Kerim' deki yüce Allah'ın: "Yüzleri kararanlara: İmanınızdan sonra kafir oldunuz ha ... " (Al-i İmran, 106) buyruğu buna bir örnektir. Yani onlara: Kafir oldunuz ha, denilir. Aynı şekilde yüce Allah'ın: "Kafir olanlara gelince: Ayetlerim sizlere oku nmadı ml. .. (denecek)" (Casiye, 31) buyruğu da buna örnektir. Allah en iyi bilendir. (273) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "O sözü söyleyip söylemediğini öğrenmen için neden onun kalbini açıp bakmadın" cümlesindeki söyleme fiilinin öznesi kalptir. Yani sen ancak zahire göre ve dilin söylediği ile am el etmekle yükümıüsün. Kalbin içinde ne olduğunu bilmeye imkan bulamazsın. Böylelikle Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun dil ile açığa vurulan gereğince amel etmeyişine tepki göstererek kalp bu sözü söyleyip, ona inandı mı, bu söz kalbinde yer etmiş miydi, etmemiş miydi yoksa sadece bu söz dilinden dökülmekle mi kaldı, görmen için neden kalbini açıp bakmadın, buyurdu. Bu da senin buna gücün yetmez, bu sebeple yalnızca dilin söylediği ile yetin, başka bir şeyi arama, demektir. Usame (r.a.)'ın: "Öyle ki keşke o gün Müslüman olsaydım diye temenni ettim" sözü de şu demektir: Keşke daha önce Müslüman olmamış olsaydım. Şu anda İslam'a girmiş olsaydım da geçmiş günahlarımı böylece silmiş olsaydı. Onun bu sözü söylemesinin sebebi içine düştüğü halin büyüklüğünden ileri idi. "Sa' d dedi ki: Ben de Allah'a yemin ederim ki hiçbir müslümanı -şu büyük göbekli kişi onu öldürmedikçe- öldürmem" sözlerine gelince, kastettiği kişi Vsame'dir. Sa'd ise Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.)'dır. Küçültme ismi olarak "zul butayn" okuyuşu hakkında Kadı Iyaz (rahimehullah) şunları söylemektedir: Ona böyle deniliş sebebi büyük bir karnının bulunması idi. (275) "Başından bornozu açıp şöyle dedi: Ben size nebinizden haber vermek isteği ile yanınıza gelmedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir askeri birlik göndermişti. .. " (2/104) Bornoz kelimesinde be ve nun harfleri ötreli olarak okunur. Dilcilerin söyledikleri üzere ister kaftan, ister cübbe, ister başka bir giyecek olsun, başlığı gövdesine bitişik olan her elbiseye denilir. "Size haber vermek istemediğim halde yanınıza geldim." Bütün asıllarda bu şekildedir. Ancak hadisin baş tarafında: "As'as'e haber göndererek bana arkadaşlarından birkaç kişi topla da onlara hadis nakledeyim" dedikten sonra: "Size haber vermek istememekle birlikte yanınıza geldim" demesi açıklanması zor ifadelerdir. Çünkü bu sözler iki anlama gelebilir. 1- Olumsuzluk anlamı veren "la" zaid olabilir. Yüce Allah'ın: "(~i ~ )\;J ,-;-,\:501): Ta ki kitap ehli. .. bilsinler." (Hadid, 29); "('i 0i ~ lo ~): Seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (A'raf, 12) buyruklarında olduğu gibi zaiddir. 2- Zahiri üzere, ben size nebinizden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haber vermek isteği ile değil de, size kendime ait sözlerle öğüt verip, sizinle konuşmak için geldim. Ama şu anda ben size niyet ettiğimden daha fazlasını söyleyerek, size Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in bir askeri birlik gönderdiğini. .. haber vereyim deyip, hadisi nakletti. Allah en iyi bilendir. "Kılıç onun üzerine dönünce" Güvenilir bazı asıl nüshalarda bu şekilde (döndü fiili ile) "recea" şeklindedir. Bazı asıllarda ise fe ile: "rafea: kaldırdı" diye kaydedilmiştir. Her ikisi de doğrudur. Her iki rivayete göre de kılıç anlamındaki lafız nasb iledir. Yüce Allah'ın: "Eğer Allah seni bir kesimin yanına geri döndürürse" (Tevbe, 83) buyruğu ile: "Onları kafirlere geri döndürmeyin" (Mumtehine, 10) buyrukları da bu türdendir. Allah en iyi bilendir. Hadisin Senedine Yapılmış Bazı İtirazlar ve Cevapları Bilelim ki bu hadisin bazı rivayetlerindeki isnada Darakutni ve başkalarının itirazları vardır. Bu itiraz Müslim'in (271 numaralı hadisteki): "Bize İshak b. İbrahim ve Abd b. Humeyd tahdis edip dediler ki. .. Hepsi ez-Zührl'den bu isnad ile" sözleri ile ilgilidir. Evet, bu isnad Culı1dl'nin rivayetinde bu şekildedir. Kadı Iyaz dedi ki: Fakat bu isnad İbn Mahan'da -yani el-Culı1dl'nin arkadaşında- görülmemektedir. Kadı Iyaz dedi ki: Ebu Mesud ed-Dımeşkı dedi ki: Bu Velid'den bu isnad ile yani Ata b. Yezid'den, o Ubeydullah'tan diye bilinmemektedir. Bu isnatta Velid' e de, el-Evzai'ye de muhalefet edilmiştir. Darakutni, el-İlel adlı eserinde bu husustaki ihtilafı açıklamış ve el-Evzai' nin bunu İbrahim b. Murre'den rivayet ettiğini ayrıca ona muhalefet ederek bunu Ebu İshak elFezari, Muhammed b. Şuayb, Muhammed b. Humeyd ve Velid b. Mezyed'in el-Evza1'den, o İbrahim b. Murre'den, o ez-Zühri'den, o Ubeydullah b. elHiyar'dan, o Mikdad'dan diye rivayet etmiş, bunlar senette Ata b. Yezid'i zikretmemiştir. Velid b. Müslim'den de farklı rivayet ile gelerek bunu Velid el-Kuraşi, Velid'den, o el-Evzal'den diye. el-leys b. Sa'd da ez-Zührı'den, o Ubeydullah b. el-Hiyar'dan, o Mikdad'dan diye rivayet etmiş, senette Ata'yı sözkonusu etmemiş (2/105) ve İbrahim b. Murre'yi de düşürmüştür. İsa b. Musavir de ona muhalefet edip, bunu Velid' den, o el-Evzaı' den, o Humeyd b. Abdurrahman'dan, o Ubeydullah b. el-Hiyar'dan, o Mikdad'dan diye rivayet etmiş, senette İbrahim b. Murre'yi zikretmemiş, Ata b. Yezid'in yerine Humeyd b. Abdurrahman'ı koymuştur. Bunu el-Firyabi de el-Evzal'den, o İbrahim b. Murre'den, o ez-Zührı'den, Mikdad'dan mürselolarak rivayet etmiştir. Ebu Ali el-Ceyani dedi ki: Bu hadisin isnadında sahih olan Müslim'in ilk olarak zikrettiği leys, Ma'mer, Yunus ve İbn Cureyc'in rivayetidir. Salih b. Keysan da onlara mutabaat etmiştir. Kadı Iyaz (rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir. Derim ki: Bu farklılığın ve ızdırabın neticesi Velid b. Müslim'in, elEvza1'den rivayeti hakkındadır. Leys, Ma'mer, Yunus ve İbn Cureyc'in rivayetlerinin sıhhatinde ise hiçbir şüphe yoktur. Bu rivayetler gereğince am el edilecek müstakil rivayetlerdir ve onlara itimat edilir. el-Evzaı'nin rivayetini ise Müslim mutabaat olmak üzere sözkonusu etmiştir. Hadis alimleri nezdinde kabul edildiği üzere mutabaat rivayetlerde bir tür zayıflık bulunması katlanılabilir bir husustur. Çünkü mutabaat itimat olunan, dayanak alınan bir rivayet değildir, mutabaat sadece istinas (destekleyici özelliği) içindir. Velhasıl Velid'in, el-Evza1'den rivayetindeki bu ızdırap hadisin aslının sıhhatine herhangi bir zarar vermemektedir. Çünkü onun sahih oluşunda bir ihtilaf yoktur. Darakutni'nin yaptığı istidraklerin çoğunlukla bu türden olduğunu da ve bunun asıl metinlerin sıhhatini etkilemediğini daha önceden belirttiğimiz gibi yazdığımız fasıllarda Müslim (rahimehullah)'ın bu tür rivayetlerde asıl dayanak aldığı rivayetler onlar olmadığından ötürü mazur görülmesi gerektiğini de belirtmiştik. HADİSLERİN ANLAMI VE FIHİ HÜKÜMLER Hadislerin anlamları ve fıkhi hükümlerine gelince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (270) la ilah e illailah diyen kimse hakkında: "Onu öldürme. Şayet onu öldürürsen, senin onu öldürmeden önceki konumunda o olur. Sen de O'nun söylediği sözden önceki konumunda olursun" buyruğunun anlamı hakkında farklı açıklamalar yapılmıştır. Bu hususta yapılmış açıklamaların en iyisi ve en güçlü olanı İmam Şafii, İbnu'l-Kassar el-Maliki ve başkalarının yaptığı şu açıklamadır: Böyle bir kimse la ilahe illailah sözünü söyledikten sonra sen onu öldürmeden önceki halinde olduğun gibi kanı koruma altındadır, öldürülmesi haramdır. Sen ise la ilahe illailah diyen kişiyi öldürdükten sonra artık kanın koruma altında değildir ve öldürülmen de haram değildir. Tıpkı onun la ilahe illailah demeden önceki durumu gibi. İbnu'l-Kassar dedi ki: Bu da, senin üzerinden kısası düşüren tevil ile mazur görülme n olmasaydı durumun bu olacaktı, demektir. Kadı Iyaz dedi ki: Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Hakta muhalefet ve günahı işlemek bakımından sen de onun gibisin. Muhalefetin ve günahın türü farklı olsa dahi onun günahının adı küfür, senin günahının adı ise masiyet ve fısktır. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Usame'ye kısas uygulanmasını, diyet ve kefaret ödemesini vacip görmemesi de bütün bunların (böyle bir sebeple) düşürüldüğüne delil gösterilebilir. Ama şüpheden ötürü kısas düşmekle birlikte, kefaret vaciptir. Çünkü Usame onu kafir olarak zannetmiş, onun açıktan böyle bir durumda tevhid kelimesini söylemesinin onu Müslüman yapmayacağını sanmıştı. Böyle bir durumda diyetin gerekip gerekmediği hususunda Şafii'nin iki görüşü vardır. Bunların her birisini birtakım ilim adamları benimsemiştir. Kefaretin sözkonusu edilmeyişine de, kefaretin fevren (derhal) ödenmesi gereken bir şeyolmayıp zaman içerisinde ödenebilme özelliği gerekçe gösterilebilir. Diğer taraftan usul alimleri nezdinde sahih kabul edilen kanaate göre, beyanın ihtiyaç duyulan vakitten sonraya bırakılması da caizdir, diye de cevap verilebilir. (2/106) Diyetin (bu gibi durumlarda) vacip olduğunu kabul edenlerin görüşüne göre ise, Usame'nin o zamanlarda böyle bir diyeti ödeyebilecek maddi imkana sahip olmadığından, onu kolaylıkla ödeyebileceği bir zamana ertelenmiş olması ihtimali vardır, diye cevap verilebilir. Cundub b. Abdullah (r.a.)'ın insanları toplayıp, onlara öğüt vermesi şeklindeki uygulamasına gelince, buradan alim kişinin ve kendisine itaat olunan büyük ve meşhur bir zatın fitne zamanlarında insanları teskin etmesi, onlara öğüt verip, onlara delilleri açıklaması gerektiği hükmü anlaşılmaktadır. Resulullah (sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Neden kalbini açıp bakmadm" buyruğunda ise, fıkıh ve usul-u fıkıh'ta bilinen kaideye dair bir delil vardır. O kaide de: Ahkam ile ilgili hususlarda zahirlere göre amel edilir. Gizli haller ise Allah'a havale edilir. Birinci rivayette Usame'nin: "Ben de ona mlZrağıml sapladım fakat bundan dolayı içimde bir rahatsızlık hissettim, onu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söyledim" denildiği halde, diğer rivayette: "Medine'ye vardığımlZda bu husus Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaştı ve bana: Ey Usame, onu öldürdün mü, dedi." Öbür rivayette ise: "Müjdeci Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip, ona adamın durumunu haber verince, O' da onu çağırdı." Yani Usame'yi çağırıp ona sordu. Muhtemelen bu rivayetlerin arası şöyle ce telif edilebilir: Usame o kişiyi öldürdükten sonra içinde bir rahatsızlık hissetti ve durumunu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sormayı içinden niyet etti. Müjdeci de gelip, Usame daha Medine'ye varmadan durumu haber verdi, onlar (askeri birlik) Medine'ye henüz varmadan da durum Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaştı. Usame'nin: "Ben bunu söyledim" sözünde ise bu hususu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) olayı bilmeden önce ilk olarak kendisinin ona anlattığını ortaya koyan bir delil bulunmamaktadır. Allah en iyi bilendir
Bana Zubeyr b. Harb ve Muhammed b. Müsenna tahdis edip dediler ki: Bize Yahya -ki el-Kattan'dır- tahdis etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti, bize Ebu Usame ve Numeyr tahdis etti. Hepsi Ubeydullah'tan, o Nafi'den, o İbn Ömer'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den (H). Bize Yahya b. Yahya da -tafız onun olmak üzere- tahdis edip dedi ki: Malik'e, Nafi'den naklen okudum. O İbn Ömer'den rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bize karşı silah taşıyan bizden değildir" buyurdu. Diğer tahric: İbn Numeyr'in rivayetini yalnız Müslim tahriç etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 8003; Ebu Usame yoluyla gelen rivayetini İbn Mace, 2576; Tuhfetu'l-Eşraf, 7836; Malik yoluyla gelen rivayetini Buhari, 7070; Nesai, 4111; Tuhfetu'l-Eşraf, 7364 DAVUDOĞLU İZAH’I 100.sayfa’da
حدثني زهير بن حرب، ومحمد بن المثنى، قالا حدثنا يحيى، - وهو القطان - ح وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو اسامة، وابن، نمير كلهم عن عبيد الله، عن نافع، عن ابن عمر، عن النبي صلى الله عليه وسلم ح وحدثنا يحيى بن يحيى، - واللفظ له - قال قرات على مالك عن نافع عن ابن عمر ان النبي صلى الله عليه وسلم قال " من حمل علينا السلاح فليس منا
Bize Ebû Bekir İbni Ebî Şeybe ile îbni Nümeyr rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Mus'ab —ki İbnü'l-Mikdâm'dır— rivayet etti. (Dediki): Bize Ikrimetü'bnü Ammâr, İyas b. Seleme'den, o da babasından, o da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den: "Bize karşı kılıç çeken bizden değildir" buyurduğunu nakletti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 4521 DAVUDOĞLU İZAH’I 100.sayfa’da
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وابن، نمير قالا حدثنا مصعب، - وهو ابن المقدام - حدثنا عكرمة بن عمار، عن اياس بن سلمة، عن ابيه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " من سل علينا السيف فليس منا
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrad el-Eş'arî ve Ebû Küreyb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Ebû Usame, Büreyd'den, o da Ebû Bürde’den, o da Ebu Musa'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bize karşı silah taşıyan bizden değildir" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 6660; Tirmizi, 1459; İbn Mace, 2577; Tuhfetu'l-Eşraf, 9042 NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadisin ma'nası: Haksız yere müslümanlarla harb etmek ve onları öldürmek için silah taşıyan kimse bizim yolumuzda değildir. Demektir. Çünkü bir müslünıanın din kardeşi üzerindeki hakkı, ona karşı silahlanarak öldürmeye çalışması ve bu suretle onu korkutması değil bilakis ona yardım etmesi ve onun namına düşmanlariyle çarpışmasıdır. Kirmanî «Bizden değildir» cümlesini «Bizim sünnetimize tabi olanlardan ve yolumuzda gidenlerden değildir» şeklinde tefsir etmiştir. Yoksa böylelerin dinden çıktığı kasdedllmemiştir. Ancak Süfyan b. Uyeyne «Bizden değildir.» sözünü «Bizim yolumuzda gidenlerden değildir.» şeklinde tefsir etmekten hoşlanmaz, «Bu söz ne çirkin.» dermiş, Zira o cümleyi hiç te'vil etmemeyi daha müessir bulurmuş. Kirmanı: «Biri mütecaviz olan iki taifeye ne buyurursun?» diye bir sual irad etmiş; buna yine kendisi: «Mütecaviz olan taifa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine tabî* olmamıştır.» cevabını vermiştir. Bittabi haksız yere müsîüman öldürmeyi helal i'tikad eden kafir olur. Buhari'nin «Kitabü'l-İnıan» ile «Kitabü'ıntk» da, Müslim 'inde «Kitabu'I-Fiten» de ittifakla tahric ettikleri Ahnef b. Kays hadisinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «iki müsliman kılıçlariyle karşılaşırlar da biri diğerini öldürürse hem kaatil hem maktul cehennemi boylarlar...» buyurmuştur. Hadisin tamamı, yeri gelince görülecektir. NEVEVİ ŞERHİ (276-278 numaralı hadisler): Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bize karşı silah taşıyan bizden değildir" (2/107) buyruğunu İbn Ömer, Seleme ve Ebu Musa rivayet etmiştir. Seleme'nin rivayetinde: "Bize karşı kılıç çeken" şeklindedir. Ebu Musa'nın isnadında (278) bir incelik vardır. O da bu rivayetin isnadındaki bütün raviler Kufelidir. Bunlar: "Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Ubeydullah b. Berrad ve Ebu Kureyb dediler ki: Bize Ebu Usame, Bureyd' den tahdis etti. O Ebu Burde' den, o Ebu Musa'dan" senedinde zikredilenlerdir. Berrad isminde re harfi şeddelidir. Ebu Kureyb'in adı Muhammed b. el-Ala' dır. Ebu Usame'nin adı Hammad b. Usame'dir. Bureyd isminde be harfi ötrelidir. Ebu Burde'nin adı Amir'dir, Haris olduğu da söylenmi~tir. Ebu Musa'nın adı ise Abdullah b. Kays'dır. Hadisin anlamı: Kitabın baş taraflarında geçtiği üzere ehl-i sünnetin ve fukahanın kaidesi şudur: Haksız yere herhangi bir tevilde bulunmaksızın ve helal da kabul etmemekle birlikte Müslümanlara karşı silah taşıyan bir kimse asidir, bundan dolayı kafir olmaz. Eğer helal kabul ederse kafir olur. Hadisin teviline gelince; bunun herhangi bir tevil yapmaksızın böyle bir işi helal kabul eden kişi hakkında olduğu kabul edilir. Böyle bir kişi kafir olur ve dinden çıkar. Bunun, böyle bir kimse bizim tam ve eksiksiz uygulamalarımız ve hidayet yolumuz üzere değildir anlamında olduğu da söylenmiştir. Süfyan b. Uyeyne (rahimehullah), böyle bir kişi bizim yolumuz üzere değildir, diye açıklayanların bu açıklamasını hoş görmez ve bu söz ne kötüdür, derdi. Yani bu söz nefisleri daha bir etkilesin, böyle bir işe kalkışmaktan daha ileri derecede alıkoysun, diye onu tevil etmezdi, demektir. Allah en iyi bilendir
Bize Kuteybe b. Said tahdis etti. Bize Yakub -b. Abdurrahman el-Kari- tahdis etti. (H) Bize Ebu'l-Ahvas Muhammed b. Hayyan da tahdis etti. Bize İbn Ebu Hazim tahdis etti. (Yakup ile birlikte) her ikisi Suheyl b. Ebu Salih'ten, o babasından, o Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bize karşı silah taşıyan bizden değildir, bizi aldatan bizden değildir" buyurdu. Diğer tahric: Ebu'l-Ahvas'ın hadisini İbn Mace, 2575; Tuhfetu'l-Eşraf, 12692'de rivayet etmiştir. Yakub'un hadisini yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12775 SENED: Hadisin senedinde Yakub b. Abdurrahman el-Kari vardır ki nispetinin sonundaki ye şeddelidir. Bildik bir kabile olan Kare'ye mensuptur. (2/108) "İbn Ebu Hazim" ise Abdulaziz b. Ebu Hazim'dir. Burada geçen Ebu Hazim'in adı ise Seleme b. Dinar'dır. AÇIKLAMALAR 100. sayfada geçti
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا يعقوب، - وهو ابن عبد الرحمن القاري ح وحدثنا ابو الاحوص، محمد بن حيان حدثنا ابن ابي حازم، كلاهما عن سهيل بن ابي صالح، عن ابيه، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " من حمل علينا السلاح فليس منا ومن غشنا فليس منا
Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe ve İbn Hucr hep birlikte İsmail b. Cafer'den tahdis etti. İbn Eyyub dedi ki: Bize İsmail tahdis etti. Bana el-Ala babasından haber verdi. Onun Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir buğday yığınının yanından geçip elini içine soktu, parmaklarının ıslak olduğunu fark edince "bu ne ey buğday sahibi" buyurdu. O: Ey Allah'ın Resulü üzerine yağmur yağmıştı, dedi. Allah Resulü: "O halde insanlar onu görsün diye neden onu buğdayın üst tarafına koymadın? Aldatan benden değildir " buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, 1315; Tuhfetu'l-Eşraf, 13979 NEVEVİ ŞERHİ: "Bir buğday yığını" ibaresindeki "subre" yığın demektir. el-Ezheri: Subre bir araya getirilip, yığılmış, toplanmış buğdaya denilir. Birbiri üstüne boşaltıldığı için ona bu ad verilmiştir. Üst üste yığılmış bulutlara "sabır" denilmesi de buradan gelmektedir. Hadiste (lafzı manasıyla): "Ona sema isabet etti"den kasıt yağmurdur. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Aldatan benden değildir" buyruğu asıl nüshalarda bu şekilde "benden" ibaresiyledir. Bu sahihtir. Buna dair açıklama bundan önceki başlıkta geçti. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in oraya uğraması ya pazar yerindeki müslümanların hâllerini teftiş etmek yahut bir şey satın almak içindir. Böyle bir teftişi hükümet yaptırmalıdır. «Islak kısmı üstüne koysa idin ya» buyurulmasından anlaşılıyor ki sahibi o ekini toptan yahud ne kadar olduğunu ölçmeden ölçeği şu kadara...» diyerek satacakmış. Zira aldatma ancak bu şekil satışda olur. Üzüm, incir, elma ve armud gibi yemişlerin iyilerini sepetin üstüne dizerek sepet hesabiyle satmak da bu kabildendir. Sepetin üstündekilerle altındakiler arasındaki fark büyük olursa yapılan bu iş aldatma sayılacğından müşteri o malı kabul etmeyebilir. Fark az olursa kabulden imtina edemez; bunun hükmü yoktur. Çünkü alış verişler az miktar aldanmadan hâli kalmazlar. Nebi (Sallallahu Aleyh! ve Sellem) 'in o zâtı te'dîb veya pazardan koğduğuna dair bir ma'lumat verilmemiştir. İhtimâl bu hal ilk defa vuku' bulduğu için te'dib hususunda söale iktifa etmiştir. Hadis-i şerif ehl-i fazilet zevatın bir şey satın almak için pazara girmelerinin rüchana delildir. Zira Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ancak tercih edilecek bir şeyi yapar. Maamâfih caiz olduğunu göstermek için de gitmiş olabilir. Bu takdirde hadis ruchana değil, cevaza delâlet eder. İmam Mâlik: «Eskiden insanların âdeti pazar yerlerine çıkmak ve oralarda oturmak idi. İbni Ömer çok defa pazara gelir; orada otururmuş, diyor. Yahya b. Saîd dahi: «Ben Said b. el-Müseyyeb ile Sâlim'in bir çok hadislerini ancak pazarda otururlarken almışımdır.» demiştir
Bize Yahya b. Yahya tahdis etti. Bize Ebu Muaviye haber verdi. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Ebu Muaviye ve Vekl' tahdis etti. (H) Bize İbn Numeyr de tahdis etti. Bize babam tahdis etti. Hepsi A'meş'den, o Abdullah b. Murre'den, o Mesruk'tan, o Abdullah'tan şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Yanaklara vuran yahut yakaları yırtan ya da cahiliye davasını güden bizden değildir. " Bu (rivayet) Yahya'nın hadisi (rivayeti) dir. İbn Numeyr ve Ebu Bekr ise (rivayetlerinde) elif kullanmaksızın (yani veya yerine ve olarak): "Yaran ve dava güden" demişlerdir. Diğer tahric: Buhari, 1297, 1298, 3519; Nesai, 1859; İbn Mace, 1584; Tuhfetu'l-Eşraf, 9569 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti"den itibaren senedin sonuna kadar adı geçer ravilerin hepsi Kufelidir. "el-Kantari" Beredan kantarasına nispettir. Burası da Bağdat'taki bir köprüdür. (2/109) "Ayılınca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendisinden beri olduğu şeyden ben de beriyim" ibaresini bu şekilde kaydetmiş bulunuyoruz. Asıllarda da burada olduğu gibi: "(k.): Şeyden" şeklindedir ve bu da sahihtir. Yani ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kendisinden beri olduğu o şeyden beriyim, uzağım, demektir)
حدثنا يحيى بن يحيى، اخبرنا ابو معاوية، ح وحدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو معاوية، ووكيع، ح وحدثنا ابن نمير، حدثنا ابي جميعا، عن الاعمش، عن عبد الله بن مرة، عن مسروق، عن عبد الله، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ليس منا من ضرب الخدود او شق الجيوب او دعا بدعوى الجاهلية " . هذا حديث يحيى واما ابن نمير وابو بكر فقالا " وشق ودعا " بغير الف
Bize Osman b. Ebi Şeybe de tahdis etti, bize Cerir tahdis etti. Bize İshak b. İbrahim ve Ali b. Haşrem de tahdis edip dediler ki: Bize İsa b. Yunus haber verdi. Hepsi A'meş'den bu isnad ile hadisi rivayet ettiler ve: "(Yakaları) yaran ve (cahiliye davasını) güden" dediler. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis muttefekun aleyhdir. Buhârî onu «Kitâbü'l-Cenâiz» ile «Kitâbü'l-Menâkib» da, Tirmizi Nesâî ve İbni Mâce'de «Kitâbü'l-Cenâiz» de tahric etmişlerdir. «Bizden değildir» cümlesinden muradın: Bizim yolumuzda değildir demek olduğunu az yukarıda görmüştük. Çünkü ehl-i sünnete göre günah işlemek bir mu'mini dinden çıkarmaz. Günahın helâl olduğuna i'tikad ederse dinden çıkar. Kirmanı diyor ki: «Bu cümle tağliz içindir. Ancak «cahiliyet dâ'veti» haramı helâl i'tikad etmek ve Allah'ın kazasına teslim olmamak gibi küfrü mucib bir şeyle tefsir olunursa o zaman bu nefi hakikat olur.» Cahlliyetden murad: İslâmdan evvelki fetred devridir. Cahiîiyet da'veti: harb için yardıma çağırmaktır. «Cahiliyyet devrinde araplar harbedecek olurlarsa bütün kabileleri dolaşır ve: «Ey filân oğulları!» diye bağırarak onları harbe da'vet ederlerdi. Kabile —zâlim bile olsa — yardım ederlerdi. İslâmiyet bu âdeti yıkmıştır. Hz. Câbir (Radiyallahu anh) 'dan rivayet edilen bir hadise göre bir zât şaka ederek ensardan birine dokunmuş. Ensari buna fena halde içerleyerek kavga etmişler ve Ensarî; «Yetişin ey Ensar!» muhacirde: «Yetişin ey muhacirler» diye harb da'vetinde bulunmuşlar. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanlarına çıkarak : «Bu câhiliyet da'veti ne oluyor?» demiş, sonra kavgalarının sebebini soruşturmuş; muhacirin şakadan dokunması olduğunu anlayınca: «Bırakın onu! Çünkü o çirkin bir şeydir...» buyurmuştur. Kaadî Iyaz'a göre cahiliyet da'veti: Yas ederek ağlamak, ölünün iyiliklerini sayarak ağlamak gibi şeylerdir. Başına bir belâ gelince yanaklarına vurmak, yakalarım yırtmak, yüzünü tırmalamak, vay helakim, vay başıma gelenler... gibi feryadlarda bulunmak câhiiiyet âdetlerindendir. Hadisde yanakların zikredilmesi ekseriyetle onlara vurulduğu içindir. Yoksa vücudun sair yerlerine vurmak da aynı hükümdedir; ve hepsi haramdır. Bu hadisde üç şey zikredilmiş ve bunlar birbirlerine (yahud) ma'nasına gelen «ev» edâtiyle atfolunmuşlardır. Binaenaleyh nefi bunların ayrı ayrı her biri ile hasıl olacak demektir. Vakıa rivayetlerin bâzısında «ev» yerine atıf harflerinden «ve» kullanılmıştır. Bu edat mutlak surette cemi' için olup tertibe filân delâlet etmezse de burada o, «ev ma'nasında kullanılmıştır .Zira bir hadisin iki rivayetinden biri «ev» diğeri «ve» ile gelirse «ve= ye de «ev» manası verilir
Bize Hakem b. Musa el-Kantariy rivayet etti. (Dediki)' Bize Yahya b. Hamza, Abdurrahman b. Yezîd b. Cabir'den rivayet etti. Ona Kaasim b. Muhaymira rivayet etmiş. Demişki: Bana Ebi Bürdete'bni Ebî Musa rivayet etti. Dedi ki: Ebu Musa çok hasta oldu ve bayıldı. Başı kadınlarından birinin kucağında idi. Bunun üzerine kadınlarından biri bir çığlık kopardı. Fakat Ebî Musa ona bir şey söyleyemedi. Ayıldığı vakit: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in berî olduğu bir şeyden ben de beriyim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) va veylacı, saçını traş eden ve elbisesini yırtan kadınlardan berî idi.» dedi. Diğer tahric: Buhari, 1234; Tuhfetu'l-Eşraf, 9125 NEVEVİ ŞERHİ: "Vaveylacı, saçlarını tıraş eden, elbiselerini yırtan" ibaresi diğer rivayette "Ben saçlarını tıraş eden vaveyla edip, bağıran, elbiselerini yırtandan uzağı m " şeklindedir. Vaveylacı anlamındaki laflZ asıl nüshalarda sad ile "es-salika" şeklinde geldiği gibi sin ile de gelmiştir. Her ikisi de sahihtir (mastar olarak) es-selk ve es-salk (fiil olarak da) seleka ve salaka şeklinde iki ayrı söyleyiştir. Bunun ism-u faili (sad ile) salika ve (sin ile) selika şeklinde gelir. Musibet halinde sesini yükselten kadına denilir. Saçlarını tıraş eden (el-halika) ise musibet esnasında saçlarını tıraş eden kadına denir. Elbiselerini yırtan "eş-şakka" da musibet halinde elbisesini yırtandır. Meşhur, zahir ve bilinen anlamı budur. Kadı Iyaz ise İbnu'I-A'rabl'den şöyle dediğini nakletmektedir: Salk yüze vurmaktır. Cahiliye davasını gütmek ile ilgili olarak da Kadı Iyaz: Bu ölen için feryat ve figan edip ağıt yakmak, vaveyla diye bedduada bulunmak ve benzeri sözler söylemektir. Cahiliye kaydından kasıt ise İslam'dan önceki dönemde yapılan işlerdir
حدثنا الحكم بن موسى القنطري، حدثنا يحيى بن حمزة، عن عبد الرحمن بن يزيد بن جابر، ان القاسم بن مخيمرة، حدثه قال حدثني ابو بردة بن ابي موسى، قال وجع ابو موسى وجعا فغشي عليه وراسه في حجر امراة من اهله فصاحت امراة من اهله فلم يستطع ان يرد عليها شييا فلما افاق قال انا بريء مما بري منه رسول الله صلى الله عليه وسلم فان رسول الله صلى الله عليه وسلم بري من الصالقة والحالقة والشاقة
Bize Abd b. Humeyd ile İshak b. Mansur rivayet ettiler. Bediler ki; Bize Ca'fer b. Avn haber verdi (Dedi ki): Bize Ebu Umeys haber verdi. Dedi ki: Ben Ebu Sahra'dan dinledim. Abdurrahman b. Yezid ile Ebu Bürdete b. Ebî Musa'dan naklen anlatıyordu. Demişler ki: Ebu Musa bayıldı, karısı Ümmü Abdullah iniltiyle feryat ederek geldi. Dediler ki: (Ebu Musa) kendisine gelince (zeveesine): Sen Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben (musibet dolayısıyla) saçını tıraş eden, feryat eden, elbisesini yırtan kimselerden uzağım " dediğini bilmiyor musun, dedi. -(Çünkü Ebu Musa) ona (bunu) tahdis ediyordu.- Diğer tahric: Nesai, 1862; İbn Mace, 1586; Tuhfetu'I-Eşraf, 9020, 9081 NEVEVİ ŞERHİ: Diğer isnatla: "Ebu Umeys, Ebu Sahra'dan" isnadında geçen Ebu Umeys'in adı Utbe b. Abdullah b. Utbe b. Abdullah b. Mesud'dur. Bunu Hakim, Efradu'l-kuna arasında zikretmiştir ki, künyesi onun gibi olan başka birisi yok demektir. Ebu Sahra burada böyle zikredildiği gibi, meşhur olan künyesi de budur. Sonundaki te zikredilmeksizin Ebu Sahr da denilir. Adı Cami' b, Şeddad' dır. "İnilti ile feryat ederek" ibaresi ile ilgili olarak el-Metali sahibi şöyle diyor: İnilti (ranne) bazllaflZların tekrar edildiği ağlamakla birlikte çıkartılan bir sestir. Sabit'in: Hadiste "inleyen kadına lanet olunmuştur" ifadesi muhtemelen hadisi nakledenlerden birisine ait bir sözdür. el-Metali sahibinin açıklaması burada sona ermektedir. Dilcilerin açıklamalarına göre ise ranne (inilti) ranin ve iman aynı anlamdadır. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben ... den uzağı m " buyruğu bu işleri yapan kimselerden uzağım yahut bu işlerin gerektirdiği cezadan ya da beyan etmem gereken şeylerin sorumluluğundan uzağı m demektir. Beri/uzak olmanın asıl anlamı ayrı olmaklır. Kadı Iyaz'ın açıklamaları burada sona ermektedir. Bu buyruğun zahirinin kastedilmiş olması da mümkündür. O da bu işleri yapan kimselerden uzak olmak anlamıdır. Bu durumda ayrıca hazfedilmiş ifadelerin varlığını takdir etmeye gerek yoktur
حدثنا عبد بن حميد، واسحاق بن منصور، قالا اخبرنا جعفر بن عون، اخبرنا ابو عميس، قال سمعت ابا صخرة، يذكر عن عبد الرحمن بن يزيد، وابي، بردة بن ابي موسى قالا اغمي على ابي موسى واقبلت امراته ام عبد الله تصيح برنة . قالا ثم افاق قال الم تعلمي - وكان يحدثها - ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " انا بريء ممن حلق وسلق وخرق
Bana Abdullah b. Muti' de tahdis etti. Bize Huşeym, Husayn'den tahdis etti. O Iyas el-Eş'ari'den (2/21a), o Ebu Musa'nın hanımından, o Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den (diye rivayet etti). (H) Bunu bana Haccac b. eş-Şair de tahdis etti. Bize Abdussamed tahdis etti. Bana babam tahdis etti. Bize Davud -yani b. Ebu Hind- tahdis etti. Bize Asım, Safvan b. Muhriz'den, o Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den (H). Bize el-Hasan b. Ali el-Hulvani de tahdis etti. Bize Abdussamed tahdis etti. Bize Şube, Abdulmelik b. Umeyr'den haber verdi. O Rib'i b. Hiraş'dan, o Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hadisi nakletti. Şu kadar var ki Iyaz el-Eş'ari'nin hadisinde: "Bizden değildir" demiş ama "uzaktır" dememiştir. Diğer tahric: Nesai, 1865'te Ebu Musa'nın zevcesinden, o Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye; Tuhfetu'l-qraf, 9153. Safvan b. Muhriz'in Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye gelen rivayetini de Nesai, 1860; Tuhfetu'l-Eşraf, 9004; Rib'i b. Hiraş'ın Ebu Musa'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği rivayeti ise yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 8988 NEVEVİ ŞERHİ: "Bana el-Hasan b. Ali el-Hulv€ını tahdis etti. Bize Abdussamed tahdis etti. Bize Şube bildirdi." Sonra da hadisi merfu olarak zikretti. Kadı Iyaz dedi ki: Bu hadisi Şube' den mevkuf olarak rivayet etmektedirler. Hadisi ondan Abdussamed dışında merfu olarak rivayet eden yoktur. Derim ki: Bu doğru ve tercih edilen görüşe göre zarar vermez. Çünkü hadisi bazı raviler mevkuf, bazıları merfu olarak rivayet etmişse; yahut bazıları muttasıl diğer bazısı mürselolarak rivayet etmişse hüküm merfu ve mevsul rivayetin lehinedir. Zayıf bir görüş olarak mevkuf ve mürselin lehinedir de denilmiştir. Daha hafız olanın rivayetine itibar edilir, daha çok ravinin naklettiğine bakılır da denilmiştir ama sahih olan birincisidir. Bununla birlikte Müslim (rahimehullah) bu isnadı sadece ona dayanarak zikretmiş değildir, o bunu mutabaat olmak üzere zikretmiştir. Biraz önce bu türden olan rivayetler hakkında açıklamalarda bulunmuştuk. DAVUDOĞLU
حدثنا عبد الله بن مطيع، حدثنا هشيم، عن حصين، عن عياض الاشعري، عن امراة ابي موسى، عن ابي موسى، عن النبي صلى الله عليه وسلم ح وحدثنيه حجاج بن الشاعر، حدثنا عبد الصمد، قال حدثني ابي، حدثنا داود، - يعني ابن ابي هند - حدثنا عاصم، عن صفوان بن محرز، عن ابي موسى، عن النبي صلى الله عليه وسلم ح وحدثني الحسن بن علي الحلواني، حدثنا عبد الصمد، اخبرنا شعبة، عن عبد الملك بن عمير، عن ربعي بن حراش، عن ابي موسى، عن النبي صلى الله عليه وسلم بهذا الحديث . غير ان في حديث عياض الاشعري قال " ليس منا " . ولم يقل " بريء
Bana Şeyban b. Ferruh ile Abdullah b. Muhammed b. Esma' ed-Du'baî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mehdi — ki İbni Meymun'dur — rivayet eyledi. (Dedi ki): Bize Vasıl el-Ahdeb, Ebu Vail'den, o Huzeyfe'den diye naklettiğine göre; Huzeyfe'ye bir adamın kovuculuk yaptığına dair bir bilgi ulaştı. Bunun üzerine Huzeyfe dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Hiçbir nemmam (koğuculuk yapan) cennete girmeyecektir" buyururken dinledim. Yalnız Müslim rivayet etmiştir
وحدثني شيبان بن فروخ، وعبد الله بن محمد بن اسماء الضبعي، قالا حدثنا مهدي، - وهو ابن ميمون - حدثنا واصل الاحدب، عن ابي وايل، عن حذيفة، انه بلغه ان رجلا، ينم الحديث فقال حذيفة سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا يدخل الجنة نمام
Bize Ali b. Hucr es-Sa'di ve İshak b. İbrahim tahdis etti. İshak dedi ki: Bize Cerir, Mansur'dan haber verdi. O İbrahim' den, o Hemmam b. Haris'den şöyle dediğini nakletti: Bir adam konuşulanları emire taşıyordu. Bizler de mescitte otururken oradakiler: Bu konuşulanları emire taşıyanlardan birisidir dediler. (Hemmam) dedi ki: Sonra o adam gelip yanımıza oturdu. Bu sefer Huzeyfe (r.a.) şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Cennete kattat (laf taşıyan kimse) girmeyecektir" buyururken dinledim. Diğer tahric: Buhari, 5709; Ebu Davud, 4871; Tirmizi, 2026; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا علي بن حجر السعدي، واسحاق بن ابراهيم، قال اسحاق اخبرنا جرير، عن منصور، عن ابراهيم، عن همام بن الحارث، قال كان رجل ينقل الحديث الى الامير فكنا جلوسا في المسجد فقال القوم هذا ممن ينقل الحديث الى الامير . قال فجاء حتى جلس الينا . فقال حذيفة سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا يدخل الجنة قتات
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) Bize Ebu Muaviye ile Vekî', A'meş'den rivayet ettiler. H. Bize Mincab b. el-Haris et-Temîmî de rivayet etti. Bu lafız onundur. (Dedi ki): Bize İbni Müshir, A'meş'den, o da İbrahim'den o da Hemmam b. el-Haris'den naklen haber verdi. Demiş ki: Mescitte Huzeyfe ile birlikte oturuyorduk. Bir adam gelip yanımıza oturdu. Huzeyfe'ye: Bu kişi sultana bazı şeyleri götürüyor, denildi. Huzeyfe ona işittirmek maksadıyla dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Kattat (laf taşıyıcı) hiçbir kimse cennete girmeyecektir" buyururken dinledim. DAVUDOĞLU İZAHI İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (286-288 numaralı hadisler): Bir rivayette: "Cennete koğuculuk yapan (nemmam) girmeyecektir" denilirken diğerinde "kattat" denilmektedir ki bu da birincisinin aynısıdır. Çünkü kattat ile nemmam aynı anlamdadır (koğucu demektir). Cevheri ve başkaları da yaptıkları açıklamalarda bu iki kelimenin aynı anlamda olduklarını ifade etmişlerdir. İlim adamları der ki: Nemime (denilen koğuculuk) insanların sözlerini aralarını bozmak maksadıyla birinden diğerine aktarmaktır. İmam Ebu Hamid el-Gazzali (rahimehullah) el-İhya adlı eserinde şöyle diyor: Şunu bil ki, koğuculuk çoğunlukla başkasının söylediği sözleri hakkında söylediği kimseye taşımaktır. Filan kişi senin hakkında böyle konuşuyor demek gibi, ama koğucu luk sadece bu hale ait değildir. (2/112) Aksine nemime (koğuculuk) açığa çıkartılması hoş olmayan şeyleri açıklamak diye tanımlanır. Sözü başkasına aktarılan kişi yahut kendisine aktarılan şahıs ya da üçüncü bir kişi bundan ister hoşlansın, ister hoşlanmasın, açığa çıkartılan bu husus ister kötülemek kastıyla, ister işaret yoluyla, ister ima yoluyla yapılsın yine fark etmez. Çünkü koğuculuğun gerçek anlamı açığa çıkartılmasından hoşlanılmayan gizli saklı şey üzerindeki perdeyi kaldırıp, sırrı ifşa etmektir. Birisi, bir kimsenin kendisine ait bir malı sakladığını görse, sonra bunu başkasına söylese, bu dahi koğuculuktur. Kendisine söz taşınıp da filan kimse senin için şöyle diyor yahut senin aleyhine şunu yapıyor denilen bir kişinin şu üç hususa dikkat etmesi onun görevidir. 1- Onun doğru söylediğini kabul etmeyecek. Çünkü bu kişi koğuculuk yapan (nemmam) fasık birisidir. 2- Ona bu işi yapmamasını söylemeli, ona öğüt vermeli, ona yaptığı işin çirkin olduğunu bildirmelidir. 3- Allah için ona buğz etmelidir. Çünkü böyle bir kişi Allah tarafından buğzedilen birisidir, yüce Allah'ın buğz ettiği kimseye de buğz etmek icap eder. 4- Hazır bulunmayan kardeşi hakkında kötü düşünce beslememetidir. 5- Kendisine aktarılanlar onu tecessüste bulunmaya ve söylenip söylenmediğini araştırmaya itmemelidir. 6- Koğuculuk yapana yasakladığı işi kendisi için uygun görmemelidir. Dolayısıyla kendisine koğuculuk yoluyla aktarılan hakkındaki sözü kendisi aktarıp, filan kişi bunu anlattı, diyerek bu yolla kendisi koğuculuk yapan birisi olmamalı ve yasakladığını işleyen kişi durumuna düşmemelidir. -Gazzali (r.a.)'ın açıklamaları burada bitmektedir.- Koğuculuk hakkında sözü edilen bütün bu hususlar eğer bunda şer'i bir masıahat yoksa sözkonusudur. Şayet ihtiyaç başkasının sözünü aktarmayı gerektirecek ise yasak değildir. Bir kimsenin diğerine bir insan seni yahut aileni öldürmek istiyor ya da malına zarar vermek istiyor diye haber vermesi yahut imama veya kamu görevlisi bir yetkiliye bir kimse şu işi yapıyor ve bir kötülük işliyor diye haber vermesi gibi. Bu durumda yetkilinin bu hali açığa çıkarması ve ortadan kaldırması gerekir. Bütün bunlar ve benzerleri haram değildir. Hatta duruma göre bunun bir kısmı vacip, bir kısmı müstehab da olabilir. İsnatta "Ferruh" ismi geçmektedir ki munsarıf değildir. Daha önce birkaç defa da geçti. Son senette: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. .. " Senedindeki ravilerin hepsi Kufelidir. Huzeyfe b. el-Yeman müstesnadır çünkü o Medain' i yurt edinmişti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Koğucu bir kimse cennete giremez" buyruğu hakkında da daha önce benzerleri ile ilgili sözkonusu edilen iki türlü tevil (açıklama) sözkonusudur. Birincisi bu haram olduğunu bilmekle birlikte herhangi bir tevilde bulunmaksızın bu işi helal kabul eden kişi hakkında yorumlanmasıdır. İkincisi ise böyle bir kişi umduklarını elde edenlerin cennete girmeleri gibi cennete giremeyecektir. Allah en iyi bilendir
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. el-Müsennâ ve İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dedilerid: Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be’den, o da Aliy b. Müdrik'den, o da Ebu Zur'a'dan, o da Hareşetü'bnü'l-Hurr'den, o da Ebu Zerr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde Allah üç kişi ile konuşmayacak, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacak ve onlar için can yakıcı bir azap vardır." (Ebu Zerr) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sözleri üç defa tekrar etti. Ebu Zerr: Bunlar zarara uğradılar, hüsrana uğradılar. Bunlar kimdir ey Allah'ın Resulü, dedi. Allah Resulü: "Elbisesini yere kadar sarkıtan, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yemin ile malını satmaya çalışan" buyurdu. Diğer tahric: Ebu Davud, 4087, 4088; Tirmizi, 1211; Nesai, 2562, 2563. Ayrıca 4470,4471,5348; İbn Mace, 2208; Tuhfetu'l-Eşraf
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، ومحمد بن المثنى، وابن، بشار قالوا حدثنا محمد بن جعفر، عن شعبة، عن علي بن مدرك، عن ابي زرعة، عن خرشة بن الحر، عن ابي ذر، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ثلاثة لا يكلمهم الله يوم القيامة ولا ينظر اليهم ولا يزكيهم ولهم عذاب اليم " قال فقراها رسول الله صلى الله عليه وسلم ثلاث مرار . قال ابو ذر خابوا وخسروا من هم يا رسول الله قال " المسبل والمنان والمنفق سلعته بالحلف الكاذب
Bana Ebu Bekr b. Hallâd-i Bahili rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya —ki el-Kattandır— rivayet etti. (Dediki): Bize Süyfân rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman El-A'meş, Süleyman b. Müshir'den, o da Hareşetü'bnü'I-Hurr'dan, o da Ebu Zerr'den , o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet eyledi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde Allah üç kişi ile konuşmayacaktır: Her ne verirse mutlaka verdiğini başa kakan, yalan yemin ile malını satmaya çalışan ve elbisesini yerlere kadar sarkıtan. " dedi
وحدثني ابو بكر بن خلاد الباهلي، حدثنا يحيى، - وهو القطان - حدثنا سفيان، حدثنا سليمان الاعمش، عن سليمان بن مسهر، عن خرشة بن الحر، عن ابي ذر، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ثلاثة لا يكلمهم الله يوم القيامة المنان الذي لا يعطي شييا الا منه والمنفق سلعته بالحلف الفاجر والمسبل ازاره
Bunu bana Bişr b. Halid de tahdis etti. Bize Muhammed -yani b. Cafer- Şube'den tahdis etti. Ben Süleyman'! bu isnad ile rivayeti naklederken dinledim ve o şöyle dedi: ''Allah üç kişi ile konuşmayacak, onlara bakmayacak onları temize çıkarmayacak ve onlar için acıklı bir azap vardır. " Diğer tahric: Ebu Davud, 4087, 4088; Tirmizi, 1211; Nesai, 2562, 2563. Ayrıca 4470,4471,5348; İbn Mace, 2208; Tuhfetu'l-Eşraf, 11909 AÇIKLAMALAR 108.sayfa’da
وحدثنيه بشر بن خالد، حدثنا محمد، - يعني ابن جعفر - عن شعبة، قال سمعت سليمان، بهذا الاسناد وقال " ثلاثة لا يكلمهم الله ولا ينظر اليهم ولا يزكيهم ولهم عذاب اليم
حدثنا احمد بن الحسن بن خراش، حدثنا عمرو بن عاصم، حدثنا معتمر، قال سمعت ابي يحدث، ان خالدا الاثبج ابن اخي، صفوان بن محرز حدث عن صفوان بن محرز، انه حدث ان جندب بن عبد الله البجلي بعث الى عسعس بن سلامة زمن فتنة ابن الزبير فقال اجمع لي نفرا من اخوانك حتى احدثهم . فبعث رسولا اليهم فلما اجتمعوا جاء جندب وعليه برنس اصفر فقال تحدثوا بما كنتم تحدثون به . حتى دار الحديث فلما دار الحديث اليه حسر البرنس عن راسه فقال اني اتيتكم ولا اريد ان اخبركم عن نبيكم ان رسول الله صلى الله عليه وسلم بعث بعثا من المسلمين الى قوم من المشركين وانهم التقوا فكان رجل من المشركين اذا شاء ان يقصد الى رجل من المسلمين قصد له فقتله وان رجلا من المسلمين قصد غفلته قال وكنا نحدث انه اسامة بن زيد فلما رفع عليه السيف قال لا اله الا الله . فقتله فجاء البشير الى النبي صلى الله عليه وسلم فساله فاخبره حتى اخبره خبر الرجل كيف صنع فدعاه فساله فقال " لم قتلته " . قال يا رسول الله اوجع في المسلمين وقتل فلانا وفلانا - وسمى له نفرا - واني حملت عليه فلما راى السيف قال لا اله الا الله . قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " اقتلته " . قال نعم . قال " فكيف تصنع بلا اله الا الله اذا جاءت يوم القيامة " . قال يا رسول الله استغفر لي . قال " وكيف تصنع بلا اله الا الله اذا جاءت يوم القيامة " . قال فجعل لا يزيده على ان يقول " كيف تصنع بلا اله الا الله اذا جاءت يوم القيامة
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، وعبد الله بن براد الاشعري، وابو كريب قالوا حدثنا ابو اسامة، عن بريد، عن ابي بردة، عن ابي موسى، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " من حمل علينا السلاح فليس منا
وحدثني يحيى بن ايوب، وقتيبة، وابن، حجر جميعا عن اسماعيل بن جعفر، - قال ابن ايوب حدثنا اسماعيل، - قال اخبرني العلاء، عن ابيه، عن ابي هريرة، . ان رسول الله صلى الله عليه وسلم مر على صبرة طعام فادخل يده فيها فنالت اصابعه بللا فقال " ما هذا يا صاحب الطعام " . قال اصابته السماء يا رسول الله . قال " افلا جعلته فوق الطعام كى يراه الناس من غش فليس مني
وحدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا جرير، ح وحدثنا اسحاق بن ابراهيم، وعلي بن خشرم، قالا حدثنا عيسى بن يونس، جميعا عن الاعمش، بهذا الاسناد وقالا " وشق ودعا
حدثنا ابو بكر بن ابي شيبة، حدثنا ابو معاوية، ووكيع، عن الاعمش، ح وحدثنا منجاب بن الحارث التميمي، - واللفظ له - اخبرنا ابن مسهر، عن الاعمش، عن ابراهيم، عن همام بن الحارث، قال كنا جلوسا مع حذيفة في المسجد فجاء رجل حتى جلس الينا فقيل لحذيفة ان هذا يرفع الى السلطان اشياء . فقال حذيفة - ارادة ان يسمعه - سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " لا يدخل الجنة قتات