Loading...

Loading...
Kitap
89 Hadis
Ebu Humeyd es-Saidi'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbnü'I-Uteybiyye adındaki kişiyi Süleym oğullarının zekatlarını toplamak üzere memur tayin etti. Bu zat (zekat mallarını toplayıp) geldiğinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu hesaba çekti. İbnü'l-Utbiyye "(Ya Resulallah!) Şu sizin zekat malınızdır, Bu da (bana verilen) hediyedir" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Eğer sen sözünde doğru bir kişi isen (zekat memuru olmayıp da) babanın evinde yahut ananın evinde otursaydın sana hediyen gelir miydi?" diye sordu. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde ayağa kalktı ve insanlara bir konuşma yaptı. Allah'a hamdedip, Onu sena eyledi, sonra "emma ba'du=imdi" diyerek şunları söyledi: "İçinizden birisini Allah'ın bana havale buyurduğu bir işe memur olarak tayin ediyorum da o bana gelip, hesap verirken 'Şu sizin zekat malınızdır, bu da (bana verilen) hediyedir!' diyor! O kişi doğru söyleyen birisi ise babasının ve anasının evinde otursaydı, kendisine hediyesi gelecek miydi? Allah'a yemin ederim ki herhangi biriniz -Hişam'ın nakline göre haksız olarak- bunlardan (bu mallardan) bif'şey alırsa muhakkak kıyamet günü onu yüklenerek Allah'ın huzuruna gelecektir.iDikkat edin! Sakın sizlerden hiçbir kimseyi boynunda inlemesi olan bir deve ile veya böğürmesi olan bir sığır ile ya da melemekte olan bir davar ile Allah'ın huzuruna gelirken tanımayayım!" Sonra iki elini ben koltuk altlarının beyazlarını görünceye dek kaldırdı ve "Dikkatle dinleyin (ve cevap verin) Sizlere Allah'ın emirlerini tebliğ ettim mi?" buyurdu. ( Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanının, devlet memurlarına hesap sorması." İmam Buhari' bu konuda Ebu Humeyd'in naklettiği İbnü'l-Utbiyye olayına yer verdi. Bu hadisin geniş bir açıklaması memurlara verilen hediyeler başlığı altında geçmişti)
حدثنا محمد، اخبرنا عبدة، حدثنا هشام بن عروة، عن ابيه، عن ابي حميد الساعدي، ان النبي صلى الله عليه وسلم استعمل ابن الاتبية على صدقات بني سليم، فلما جاء الى رسول الله صلى الله عليه وسلم وحاسبه قال هذا الذي لكم، وهذه هدية اهديت لي. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " فهلا جلست في بيت ابيك وبيت امك حتى تاتيك هديتك، ان كنت صادقا ". ثم قام رسول الله صلى الله عليه وسلم فخطب الناس وحمد الله واثنى عليه ثم قال " اما بعد فاني استعمل رجالا منكم على امور مما ولاني الله، فياتي احدكم فيقول هذا لكم وهذه هدية اهديت لي فهلا جلس في بيت ابيه وبيت امه حتى تاتيه هديته ان كان صادقا، فوالله لا ياخذ احدكم منها شييا قال هشام بغير حقه الا جاء الله يحمله يوم القيامة، الا فلاعرفن ما جاء الله رجل ببعير له رغاء، او ببقرة لها خوار، او شاة تيعر ". ثم رفع يديه حتى رايت بياض ابطيه " الا هل بلغت
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala bir Nebi gönderdiği ve bir kimseyi halife yaptığı zaman muhakkak onun iki tür sırdaşı olmuştur. Bunlardan biri ona iyiliği emreder ve onu o yola teşvik eder. Öbürü de ona kötülüğü emreder ve onu buna teşvik ecer. Masum olan ise Yüce Allah'ın {fenalıklardan} koruduğu kimsedir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Bitane, ed-Duhala yani başkanın yanına yalnızken giren ve onun gizli işlerini bilen kişi demektir." Bu söz Ebu Ubeyde'ye aittir. Yüce Allah bu kelimeyi bir ayette şu şekilde kullanmaktadır: "Ey iman edenler! Kendi dışımzdakileri slrdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar. "(Al-i İmran 1l8) "elBitane" sırdaş demektir. "el-Habal" ise kötülük anlamınadır. "ed-Duhala", "dahil" kelimesinin çoğuludur. Anlamı, başkanın yanına yalnızken giren, başkanın kendisine sır verdiği, halkın durumuna dair bilmediği şeyleri haber verdiğinde sözüne inandığı, gereğine göre hareket ettiği kişidir. İmam Buharl'nin yukarıdaki başlıkta başkanın "danıştığı kimseler"i "el-bitane" kelimesi üzerine atfetmesi, dar anlamlı kelimeyi (hass) daha geniş anlamlı kelimeye (amm) atıf kabilindendir. Danışmanın hükmünü "Kişi yargı görevini ne zaman hak eder" başlığı altında belirtmiştim. "Bunlardan biri ona iyiliği emreder." Süleyman'ın rivayetinde "maruf" kelimesi yerine "hayr" kelimesi yer almaktadır. Muaviye b. Selam'ın rivayetinde ise bu cümle "Biri ona iyiliği emredip, kötülüğü yasaklar" şeklinde yer almaktadır. Bu cümle "hayr" kelimesinden neyin kastedildiğini açıklamaktadır. "Öbürü de ona kötülüğü emreder." Evzal'nin rivayetinde bu cümle "Diğeri ona kötülükten geri durmaz" şeklinde yer almaktadır. Bu taksim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem açısından problemli görülmüştür. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına girip çıkan kimseler arasında kötü kimselerin bulunabileceği aklen her ne kadar mümkün ise de onun bu kişiye kulak vereceği ve sözüne göre hareket edeceği tasawur edilemez. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ismet sıfatı vardır. Bu yaklaşıma şöyle cevap verilmiştir: Hadisin kalan kısmında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu gibi bir tehlikeye düşmekten salim olacağına işaret edilmektedir. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Masum olan ise Yüce Allah'ın {fenalıklardan} koruduğu kimsedir" buyurmaktadır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kötülüğü tavsiye eden bir kişinin bulunması, onun sözünü kabul etmesini gerektirmez. Bazıları şöyle demişlerdir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem açısından iki sırdaştan maksat melek ve şeytandır." Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Fakat Allah ona karşı bana yardım etmiştir ve o Müslüman olmuştur" şeklindeki sözü buna işaret etmektedir. Evzai'nin rivayetinde geçen "Kötülükten geri kalmaz" ifadesi, sizin iyiliğinize çalışma şeklindeki işini fesada uğratmaktan geri kalmaz demektir. Bu cümle Yüce Allah'ın "la yelunekum habala" ifadesinden alınmıştır. İbnü't-Tin'in nakline göre Eşheb şöyle demiştir: "Hakimin insanların durumunu gizlice kontra! edecek kişiler edinmesi uygun olur. Böyle bir kişinin güvenilir, akıllı ve zeki birisi olması gerekir." Çünkü güvenilir olan hakime musibet onun güvenilmez kimselere iyi ian leyip de onların sözünü kabul ettiği takdirde gelir. Netice olarak hakimin bu gibi kişileri araştırması gerekir. "Masum olan ise Yüce Allah'ın {fenalıklardan} koruduğu kimsedir." Bundan maksat her şeyin Yüce Allah'tan olduğunu vurgulamaktır. Onların içinden dilediğini koruyan Yüce Allah'tır. "Masum olan ise kendi nefsini koruyan değil, Yüce Allah'ın koruduğu kimsedir." Zira gerçek anlamda Yüce Allah tarafından korunmuş kimse yoktur. Bu hadiste bir üçüncü kısma daha işaret vardır. O da insanların işlerini görmeyi üstlenen kimseler arasında sürekli olarak kötü sırdaşlardan değil, iyi sırdaşlardan görüş kabul edenler vardır. Nebi s.a.v.'e layık olan budur. Buradan hareketle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadisin sonunda "el-ismetü" kelimesini kullanmıştır. Bazıları da iyiliği emreden sırdaşların değil, kötülüğü emreden sırdaşların sözünü kabul eder. Bu tip kimseler bulunabilir. Özellikle de kafirlerin arasından böyle kimseler çıkabilir
Ubade b. es-Samit şöyle demiştir: (Mina'da Akabe gecesinde) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hem neşeli, hem kederli zamanlarımızda emirlerini dinleyip, itaat edeceğimize dair bey'at edip söz verdik. [-7200-] Yönetim işlerine ehil olanlarla çekişmeyeceğimize, her nerede bulunursak bulunalım muhakkak orada hakkı yerine getireceğimize -veya söyleyeceğimize- ve Allah yolunda hiçbir kimsenin kınamasından korkmayacağımıza dair bey'at edip, söz verdik
حدثنا اسماعيل، حدثني مالك، عن يحيى بن سعيد، قال اخبرني عبادة بن الوليد، اخبرني ابي، عن عبادة بن الصامت، قال "بايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة في المنشط والمكره. وان لا ننازع الامر اهله، وان نقوم او نقول بالحق حيثما كنا لا نخاف في الله لومة لايم
Ubade b. es-Samit şöyle demiştir: (Mina'da Akabe gecesinde) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hem neşeli, hem kederli zamanlarımızda emirlerini dinleyip, itaat edeceğimize dair bey'at edip söz verdik. [-7200-] Yönetim işlerine ehil olanlarla çekişmeyeceğimize, her nerede bulunursak bulunalım muhakkak orada hakkı yerine getireceğimize -veya söyleyeceğimize- ve Allah yolunda hiçbir kimsenin kınamasından korkmayacağımıza dair bey'at edip, söz verdik
حدثنا اسماعيل، حدثني مالك، عن يحيى بن سعيد، قال اخبرني عبادة بن الوليد، اخبرني ابي، عن عبادة بن الصامت، قال "بايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة في المنشط والمكره. وان لا ننازع الامر اهله، وان نقوم او نقول بالحق حيثما كنا لا نخاف في الله لومة لايم
Enes b. Malik r.a. şöyle demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Ahzab savaşı esnasında) soğuk bir günün sabahında hendek kazılan yere çıktı ve Muhacirlerle Ensar hendek kazıyorlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Allahumme inne'l-hayra hayru'l-ahire, Fağfir li'l-ensari ve'l-muhacira Allah'ım hayır ancak hayrıdır ahiretin, Lutfeyle ensara ve muhacire mağfiretini" diye dua etti. Orada bulunan sahabiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; Nahnullezine bayeu Muhammedu A!e'l-cihadi ma bakina ebeda Bizleriz bey'at eden Muhammed'e Cihada yaşadıkça devam edeceğiz. diye cevap verdiler
حدثنا عمرو بن علي، حدثنا خالد بن الحارث، حدثنا حميد، عن انس رضى الله عنه خرج النبي صلى الله عليه وسلم في غداة باردة والمهاجرون والانصار يحفرون الخندق فقال " اللهم ان الخير خير الاخره فاغفر للانصار والمهاجره " فاجابوا نحن الذين بايعوا محمدا على الجهاد ما بقينا ابدا
Abdullah b. Ömer r.a. şöyle demiştir: Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e emirlerini dinlemek ve itaat etmek üzere bey'at ettiğimiz zaman O bizlere : "Gücünüzün yettiği kadar" buyurdu
حدثنا عبد الله بن يوسف، اخبرنا مالك، عن عبد الله بن دينار، عن عبد الله بن عمر رضى الله عنهما قال كنا اذا بايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة يقول لنا " فيما استطعت
Abdullah b. Dinar şöyle demiştir: İnsanlar Abdulmelik bin Mervan'ın halifeliği üzerinde birleştikleri zaman İbn Ömer'in yanında bulunuyordum. O: "Ben de Allah'ın ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti üzere Allah'ın kulu ve emiru'l-mu'minin Abdu'l-melik'e gücümün yettiği kadar emirlerini dinlemek ve itaat etmeye ikrar edip, söz veriyorum. Oğullarım da bu suretle bey'at ve ikrar vermişlerdir'' diye mektup yazdı
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن سفيان، حدثنا عبد الله بن دينار، قال شهدت ابن عمر حيث اجتمع الناس على عبد الملك قال كتب اني اقر بالسمع والطاعة لعبد الملك امير المومنين على سنة الله وسنة رسوله ما استطعت، وان بني قد اقروا بمثل ذلك
Cerir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile emir ve yasaklarını dinlemek ve itaat etmek üzere bey'at ettim. O da bana: "Gücümün yettiği kadar" kaydını söylememi telkin etti. Bir de her Müslümana iyi niyetli olmak üzere bey'at ettim
حدثنا يعقوب بن ابراهيم، حدثنا هشيم، اخبرنا سيار، عن الشعبي، عن جرير بن عبد الله، قال بايعت النبي صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة، فلقنني، فيما استطعت، والنصح لكل مسلم
Abdullah b. Dinar şöyle anlatmıştır: İnsanlar Abdulmelik b. Mervan'a bey'at ettikleri zaman Abdullah b. Ömer de Allah'ın kulu, mu'minlerin emiri olan Abdulmelik'e bir mektup gönderip şöyle yazdı: "Allah'ın sünneti ve Resulünün sünneti üzere Allah'ın kulu, mu'minlerin emiri olan Abdulmelik b. Mervan'a emir ve yasaklarını dinleyip, itaat etmeyi ikrar edip söz veriyorum. Oğullarım da bunları ikrar edip söz vermişlerdir
حدثنا عمرو بن علي، حدثنا يحيى، عن سفيان، قال حدثني عبد الله بن دينار، قال لما بايع الناس عبد الملك كتب اليه عبد الله بن عمر الى عبد الله عبد الملك امير المومنين اني اقر بالسمع والطاعة لعبد الله عبد الملك امير المومنين، على سنة الله وسنة رسوله، فيما استطعت، وان بني قد اقروا بذلك
Yezid b. Ebi Ubeyd şöyle demiştir: Ben Seleme b. el-Ekva'a "Hudeybiye günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hangi şey üzere bey'at ettiniz?" diye sordum. O da "Ölmek üzere bey'at ettik" diye cevap verdi
حدثنا عبد الله بن مسلمة، حدثنا حاتم، عن يزيد، قال قلت لسلمة على اى شىء بايعتم النبي صلى الله عليه وسلم يوم الحديبية قال على الموت
Misver b. Mahreme şöyle anlatmıştır: Ömer b. Hattab'ın (kendisinden sonra halifeliği) kendilerine havale ettiği kimseler toplanıp, aralarında istişare ettiler. Abdurrahmanb. Avf onlara şöyle dedi: "Ben bu hilafet işi üzerine çekişecek değilim. Fakat şayet dilerseniz içinizden size birini seçeyim!" (Bu teklif üzerine) o topluluk bu tercihi Abdurrahman b. Avf'a bıraktı. Onlar kendilerinden birini tercih etme işlerini Abdurrahman'a havale edince insanlar Abdurrahman'a meylettiler, hatta ben insanlardan hiçbir kimseyi o topluluğa tabi olur ve onların izlerine basar diye düşünmüyordum. İnsanlar Abdurrahman'a meylettiler. Çünkü bu gecelerde halifelik işi üzerine istişare ediyorlardı. Nihayet sabahlayıp da Osman b. Affan'a bey'at ettiğimiz gece olunca Misver b. Mahreme şöyle dedi: Gecenin bir kısmı geçtikten sonra Abdurrahman b. Avf gelip, benim kapımı çaldı. Bunun üzerine uykudan uyandım. Bana "Seni uyumuş görüyorum. Allah'a yemin ederim ki benim gözüme bu üç geceden beri bir damla uyku girmedi. Hadi git, Zübeyr b. el-Awam ve Sa'd b. EbiVakkas'ı çağır!" dedi. Bunun üzerine ben de onun için bu iki sahabiyi çağırdım. Abdurrahman o ikisiyle istişare etti. Sonra beni tekrar çağırdı ve "Bana Ali b. Ebi Talib'i çağır!" dedi. Ben de Ali'yi çağırdım. Ali geldi. Abdurrahman b. Avf da gece yarısına kadar Ali ile gizli olarak konuştu. Sonra Ali b. Ebi Talib onun yanından kendisine (görev) verilmesi arzusuyla kalkıp gitti. Abdurrahman b. Avf da Ali tarafından fitneye yönelik bir muhalefet gelmesinden endişe ediyordu. Sonra Abdurrahman "Bana Osman'ı çağır!" dedi. Ben de Osman' ı çağırdım. Abdurrahman onunla da müezzin sabah eza nı ile aralarını ayırıncaya kadar gizli gizli konuştu. Nihayet insanlara sabah namazını kıldırdığı zaman bu Şura minberin yanında toplandı. Abdurrahman Muhacirlerden ve Ensardan hazır bulunan kimselere haber gönderip çağırttı. Ordu kumandanıarına da haber gönderip çağırttı. Bunların hepsi o yıl Ömer'le beraber Mekke'ye gelip buluşmuş ve birlikte hac yapmışlardı (ve Medine'ye de birlikte dönmüşlerdi). Bunlar toplandıkları zaman Abdurrahman (minber üzerinde oturup) şehadet kelimelerini söyledi. Bundan sonra "imdi" diyerek şu konuşmayı yaptı ve "Ya Ali! Ben insanların bu işteki tercihlerine iyice bakıp araştırdım. İnsanların Osman'a meylettiklerini gördüm. Onun için sen (benim Osman' i tercih etmemden dolayı) sakın kendin alyehine bir davranışa sebep olma!" dedi. Abdurrahman, Osman'a hitaben de "Ya Osman! Ben sana Allah'ın sünneti, Resulünün sünneti ve Resulünden sonra geçen iki halifesinin sünneti üzere bey'at ediyorum!" dedi ve bu konuşmanın ardından Abdurrahman, Osman'a bey'at etti. Bundan sonra bütün insanlar, Muhacirler, Ensar, ordu kumandanıarı ve bütün Müslümanlar da Osman'a bey'at ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanların devlet başkanına nasıl bey'at edecekleri" Başlıkta yer alan "keyfiyet = nasıllık"tan maksat, burada yer verilen altı hadisin ışiğında fiilen nasıl hareket edileceği değil, bey'atın hangi sözcüklerle yapılacağıdır. Bu da (emir ve yasakları) dinleyip, itaat etmeye, hicrete, cihatta sabrederek ölmek pahasına bile olsa cihad meydanından kaçmamaya, kadınların bey'atını sağlamaya ve İslam'a tabi olmaya bey'at edip, söz vermek şeklindedir. Bütün bunlar onların arasında yapılan bey'at te sözlü olarak ifade edilmiştir. "İnsanlar Abdulmelik'in halifeliği üzerinde birleştikleri zaman." Burada adı geçen Abdulmelik'ten maksat, Abdulmelik b. Mervan b. el-Hakem'dir. "Birleşmek" kelimesinden maksat ise, söz birliği etmektir. İnsanların bundan önceki görüşleri ayrı ayrı idi. Bundan önce ortada iki kişi vardı ve bunlardan her biri halifeliğin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Bunlar Abdulmelik b. Mervan ve Abdullah b. Zübeyr idi. Abdullah b. Zübeyr, Mekke'de ikamet ediyordu ve Muaviye'nin ölümünden sonra Beytullah'a sığındı. Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten kaçındı. Yezid ise defalarca onun için ordu hazırladı. Yezid, İbnü'z-Zübeyr'in üzerine gönderdiği orduları Mekke'yi kuşatmışken vefat etti. İbnü'z-Zübeyr, Yezid 61 yılının rebiul ewelinde vefat edinceye kadar halifelik iddiasında bulunmadı. İnsanlar Hicaz'da ona bey'at ettiler. Uzakta bulunan belde halkı ise Muaviye b. Yezid b. Muaviye'ye bey'at ettiler. Bu Muaviye sadece kırk gün kadar yaşadı ve sonra öldü. Etrafta bulunan halkın büyük çoğunluğu Abdullah b. Zübeyr'e bey'at etti. Hicaz, Yemen, Mısır, Irak, bütün doğu bölgesi, Dimeşk'e kadar tüm Şam beldesinin idaresi Abdullah'ın eline geçti. Ümeyye oğullarının tümü ve onların paralelinde olanlar hariç kimse Abdullah'a bey'atten geri durmadı. Muhalifler Filistin'de idiler ve Mervan b. el-Hakem'in başkanlığı altında bir araya gelip, halife olarak ona bey'at ettiler. Mervan kendisine itaat edenlerle birlikte Dimeşk tarafına doğru yola çıktı. ed-Dahhak b. Kays orada İbnü'z-Zübeyr'e bey'at etmişti. Taraflar Mercu'r-Rahit denilen yerde çarpışmaya başladılar. ed-Dahhak orada o yılın zilhicce ayında öldürüldü. Böylece Mervan Şam'a galip geldi. Sonra bütün Şam'ın idaresine hakim oldu. Buradan Mısır'a doğru hareket etti. Orada İbnü'z-Zübeyr'in valisi Abdurrahman b. Cahdar'ı kuşattı. Sonunda 65 senesinin Rebiul ewel ayında Mısır'a da galip geldi. Ardından aynı yıl içinde vefat etti. Onun iktidar süresi altı ay sürdü. Mervan halifeliği kendisinden sonra oğlu Abdulmelik b. Mervan'a verdi. Abdulmelik babasının yerine geçti ve Şam, Mısır ve batı bölgelerinin idaresi eline geçti. İbnü'z-Zübeyr ise Hicaz, Irak ve doğu kesimine hakimdi. Ancak el-Muhtar b. EbI' Ubeyd Kufe'ye hakim oldu. O ehl-i beytten el-Mehdl'ye davet ediyordu. el-Muhtar orada iki yıl kadar kaldı. Sonra Basra emiri Mus'ab b. Zübeyr onun üzerine yürüdü. Kendisini kuşattı ve 67 yılının Ramazan ayında onu katletti. Böylece Irak'ın tüm idaresi İbnü'z-Zübeyr'in eline geçti ve bu, 71 yılına kadar devam etti. Bundan sonra Abdulmelik, Mus'ab'ın üzerine yürüdü, onunla çarpıştı. Nihayet aynı yılın cemaziyelahirinde onu katletti. Böylece bütün Irak'ı ele geçirmiş oldu. İbnü'z-Zübeyr'in elinde sadece Hicazla Yemen kaldı. Abdulmelik ona karşı Haccac'ın emrinde bir birlik techiz etti. Haccac 72 senesinde İbnü'z-Zübeyr'i kuşattı. Sonunda 73 senesinin Cemaziyelewel'inde Abdullah b. Zübeyr şehid edildi. Abdullah b. Ömer bu süre zarfında İbnü'z-Zübeyr'e veya Abdulmelik'e bey'at etmekten kaçındı. Ayrıca o Ali veya Muaviye'ye bey'at etmekten de kaçınmıştı. İbn Ömer daha sonraları Muaviye, el-Hasen b. Ali ile anlaşmaya varıp, insanlar onun hilafeti üzerinde birleşince ona bey'at etti. Oğlu Yezid'e de Muaviye'nin vefatından sonra insanlar etrafında birleştikten sonra bey'at etti. Sonra ihtilaf olduğu sürece hiç kimseye bey'at etmedi. Nihayet İbnü'z-Zübeyr şehid edilip, idare tamamıyla Abdulmelik'in eline geçince ona bey'at etti. "İnsanlar Abdulmelik'in halifeliği üzerinde birleştikleri zaman" cümlesinin manası budur. Yakup b. Süfyan'ın Tarih'inde Said b. Harb el-Abdl"den naklen şöyle bir açıklaması yer almaktadır: "İbnü'z-Zübeyr'e bey'at edilince, İbn Ömer'e haber gönderdiler. İbn Ömer bey'at için elini uzattığında tir tir titriyordu. Şöyle dedi: 'Vallahi hiçbir fırkaya bey'atımı verecek değilim. Hiçbir topluluktan da onu esirgemeyeceğim.' İbn Ömer bey'atten kısa bir süre sonra aynı yıl içinde Mekke'de vefat etti. Daha önce Hac bölümünde geçtiği üzere Abdulmelik, Haccac'a hacda yapılması gereken ibadetler (menasik) konusunda İbn Ömer' e uymasını emretmişti. Iydeyn bölümünde açıklandığı üzere Haccac ona zehirli mızrağını sapladı ve vefatına sebep oldu. "Ömer b. Hattab'ın kendisinden sonra halifelik işini kendilerine havale ettiği kimseler." Yani belirlemiş olduğu kimseler. Hz. Ömer, halifenin onların arasından danışma yoluyla seçilmesini istemişti. Bir başka ifadeyle Hz. Ömer aralarında halife olacak kişi hakkında onları danışmalarda bulunmakla görevlendirmişti. Bu konunun geniş bir açıklaması Osman'ın menkıbeleri başlığı altında geçmişti. Hz. Ömer, Ebu Lü'lü tarafından hançerlenince insanlar kendisine "Yerine halife göster" dediler. Ömer "Bu göreve şu topluluktan daha layık kimse yoktur" dedi ve Ali, Osman, ez-Zübeyr, Talha, Sa'd ve Abdurrahman'ın ismini verdi. Orada "Hz. Ömer'in toprağa verilme işlemi bittikten sonra bu danışma heyeti toplandı" cümlesi de yer almaktadır. "Onun izinebasmaz." Yani onun arkasından yürür. Bu cümle "yüz çevirme" fiilinin kinayeli anlatımıdır. "İnsanlar Abdurrahman'a meylettiler." Abdurrahman b. Avf bu cümleyi insanların neden meylettiğini beyan etmek için tekrarladı. Bu sebep "Çünkü bu gecelerde halifelik işi üzerine istişare ediyorlardı" cümlesidir. ...... İbharra'l-leylu" gece yarısı oldu demektir. "Sonra Ali b. Ebi Talib onun yanından kendisine (görev) verilmesi arzusuyla kalkıp gitti." Yani kendisini göreve getirir arzusuyla kalkıp gitti. "Abdurrahman b. Avf da Ali tarafından fitneye ve karışıklığa nden olacak bir muhalefetin gelmesinden endişe ediyordu." İbn Hubeyre şöyle demiştir: Zannediyorum o Ali hakkındaki propagandaya ve buna benzer faaliyetlere işaret ediyordu. Bu cümleyi Abdurrahman'ın, Ali'den kendisine bir tehlike geleceği endişesi içinde olduğu şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Bizim anladığımız kadarıyla Abdurrahman bir başkasına bey'at ederse Ali'nin ona itaat etmeyeceğinden endişe ediyordu. Nitekim "Sakın kendi aleyhinde olabilecek bir davranışa yeltenme!" cümlesi ile buna işaret ediyordu. "Sonra bana Osman' i çağır dedi." Abdurrahman'ın o gece Osman'dan önce Aliyle konuşmuş olduğu noktasında bu cümle gayet açık ve nettir. "Ordu kumandanıarına da haber gönderip çağırttı. Bunların hepsi o yıl Ömer'le beraber Mekke'ye gelip buluşmuş ve birlikte hac yapmışlardı." Yani tümü Mekke'ye gelmişler, Ömer'le birlikte haccetmişler ve Medine'ye de birlikte gitmişlerdi. Bunlar Şam emiri Muaviye, Hıms emiri Umeyr b. Sa' d, Kufe emiri Muğira b. Şube, Basra emiri Ebu Musa el-Eş'arı ve Mısır emiri Amr b. el-As' dı. "Sakın kendi aleyhinde olabilecek bir davranışa yeltenme!" Yani sakın çoğunluğa katılmayarak kendine kınanma yolu açma. Bu ifade, Abdurrahman'ın Osman'a bey'at konusunda tereddüt içinde olmadığını gayet açık olarak ifade etmektedir. Fakat Amr b. Meymun'un rivayetinde daha önce şöyle açık bir ifade geçmişti: "Abdurrahman işe Ali ile başladı. Onun elini tuttu ve 'Bilindiği üzere senin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e akraba olmak ve İslam' a ilk girenlerden bulunmak gibi bir özelliğin var. Sana yeminle söylüyorum ki seni emir tayin edersem adaletten şaşmayacaksın. Osman'ı emir tayin edersem emirlerini ve yasaklarını dinleyecek, ona itaat edeceksin' dedi. Abdurrahman bundan sonra diğer adayla başbaşa kaldı. Ona da Ali'ye söylediğinin aynısını söyledi. Adaylardan söz alınca 'Kaldır elini ey Osman' dedi ve ona bey'at etti. Ardından da Ali bey'at ettL" Bu iki rivayeti birbiriyle uzlaştırmak şöyle ce mümkün olur: Amr b. Meymun diğer ravinin ezberlemediğini ezberlemiş olabilir ya da diğer ravi de bu haberi ezberlemiştir, fakat bazı raviler bunu zikretmemiş olabilirler. İbnü'l-Müneyyir şöyie demiştir: Bu hadis yetki verilmiş olan vekilin -vekil açıkça belirtmemiş bile olsa- bir başkasını ve kil etmesinin caiz olduğunu göstermektedir. Zira danışma heyetinde bulunan beş kişi halife adayını belirleme işini Abdurrahman'a verdiler ve bu konuda onu tek yetkili kıldılar. Abdurrahman -Ömer danışma heyetine teker teker yetki vermediği halde- tek başına hareket etti. İbnü'l-Müneyyir şöyle devam eder: Bu hadis, İmam Şafil'nin şu görüşünü desteklemektedir: Bir kimse "Bu meselede iki görüş vardır" demişse, bunun anlamı benim nazarımda gerçek bu iki görüştedir. Ben bunlardan birini belirleme konusunda şu anda düşünmekteyım demektir. Hadise göre bir konuda ittifak edilen görüşün dışında bir başka görüş daha ortaya koymak caiz değildir. Danışma heyetine bir yedinci kişiyi katmak söylediğimize örnek teşkil eder. İbnü'lMüneyyir şöyle der: Abdurrahman'ın Osman'ın adaylığını, Ali'nin adaylığından sonraya bırakması güzel bir politikadır ve bu Hz. Yusuf'un kralın kaybolan su kabını arama olayında kardeşinin yükünü aramayı en sona bırakmasından alınmıştır. Abdurrahman'ın maksadı halife seçiminde taraflı davrandığı şeklindeki töhmeti ortadan kaldırmak ve firasetini gizlemekti. Zira o bey'at gerçekleşmeden önce Osman' i tercih ettiğinin ortaya çıkmaması görüşünde idi
Seleme b. Ekva şöyle demiştir: (Hudeybiye'de) ağaç altında ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at etmiştik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ya Seleme! Sen bey'at etmez misin?" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Ben ilk başta bey'at ettim!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İkincide de bey'at et" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki kere bey'at etme." Söylenmek istenen, bir durumda iki kez bey'at etmektir. "Ben ilk başta bey'at ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İkincide de bey'ot et" buyurdu. "İkinci"den maksat içinde bulundukları o vakittir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Nebi s.a.v. Seleme'nin cesaretini, İslam uğruna çektiklerini ve sebatkarlıktaki şöhretini bildiği için onun bey'atı nı pekiştirmek istedi. Bundan dolayı bey'at ederek fazilet kazanması için bunu tekrarlamasını emretti. Bizim kanaatimiz ise şudur: Seleme önce bey'at etmeye davranmış, sonra yakın bir yere oturmuş, insanlar da son ferdi kalıncaya kadar bey'ata devam etmiş olabilirler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan kendisine yapılan bey'atın ardarda gelmesi ve arada boşluk olmaması için bey'at etmesini istemiş olabilir. Çünkü her şeyin başlangıcında adet, bunu yapanın çok olup, ardarda devam etmesidir. O görevi yapanlar sona erdiğinde son gelenle öncekiler arasında bir boşluk meydana gelebilir. Bu hadiste Seleme'nin zikredilen şeylerle ayrıcalıklı olduğu sonucu çıkmaz. Gerçek şu ki İbn Battal'ın Seleme hakkında işaret ettiği cesaret ve diğer vasıflar o sırada henüz ortaya çıkmamıştı. Zira bütün bu nitelikler daha sonra Zukared gazvesinde ortaya çıktı. Çünkü bu savaşta es-Serh denilen mevkii üzerine hücum eden müşriklerden geri aldı ve anıçırın elbiselerini ganimet olarak ele geçirdi. Sonunda Resulullah s.a.v. ona ganimetten bir süvari, bir de yaya hissesi tahsis etti. En uygun olanı şöyle demektir: Nebi s.a.v. ondaki bu özellikleri tespit etti ve o da iki kez bey'at etti. Resulullah s.a.v. bu hareketiyle Seleme'nin savaşta iki kişi yerini tutabileceğini işaret etti. Seleme gerçekten böyle idi
حدثنا ابو عاصم، عن يزيد بن ابي عبيد، عن سلمة، قال بايعنا النبي صلى الله عليه وسلم تحت الشجرة فقال لي " يا سلمة الا تبايع ". قلت يا رسول الله قد بايعت في الاول. قال " وفي الثاني
حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن محمد بن المنكدر، عن جابر بن عبد الله رضى الله عنهما ان اعرابيا بايع رسول الله صلى الله عليه وسلم على الاسلام، فاصابه وعك فقال اقلني بيعتي. فابى، ثم جاءه فقال اقلني بيعتي. فابى، فخرج. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " المدينة كالكير، تنفي خبثها، وينصع طيبها
Ebu Akll Zühre b. Mabed'in nakline göre Abdullah b. Hişam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanına yetişmiş ve annesi Zeynep binti Humeyd kendisini (Mekke'nin fethinde) Restilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürmüştü. Annesi "Ya Resulallah! Onunla bey'at etseniz" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "O küçüktür!" buyurdu ve çocuğun başını, eliyle dokunup okşayarak kendisine dua etti. Hadisi rivayet eden Zühre "(Büyük babam Abdullah b. Hişam) bütün ev halkı adına bir tek koyun kurban ederdi" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "çocuğun bey'atı." Yani çocuğun bey'atı meşru mudur yoksa değil midir? İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İmam Buharl'nin attığı başlık bu konuda insanı yanılgıya düşÜrmektedir. Hadis ise bu yanılgıyı gidermektecj.ir. Hadis küçük çocuğun bey'atının geçerli olacağını göstermektedir. Buhari bu konuda Abdullah b. Hişam et-Teymı hadisine yer vermiştir. Buraya alınan, Şirket Bölümünde tamamı daha önce geçen hadisin bir kısmıdır
حدثنا علي بن عبد الله، حدثنا عبد الله بن يزيد، حدثنا سعيد هو ابن ابي ايوب قال حدثني ابو عقيل، زهرة بن معبد عن جده عبد الله بن هشام، وكان، قد ادرك النبي صلى الله عليه وسلم وذهبت به امه زينب ابنة حميد الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت يا رسول الله بايعه. فقال النبي صلى الله عليه وسلم " هو صغير " فمسح راسه ودعا له، وكان يضحي بالشاة الواحدة عن جميع اهله
Cabir b. Abdullah'ın nakline göre bedevinin biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere bey'at etmişti. Sonra bu kişiye Medine'de bir humma hastalığı isabet etti de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Ya Resulallah! Benim bey'at mı çöz de (çöle döneyim)!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu kabul etmedi. Sonra o kişi tekrar geldi ve yine "Benim bey'atımı çöz (de ben yine çöle döneyim!)" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu isteği yine kabul etmedi. Bunun üzerine bedevi (çöle dönmek üzere) çıkıp gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Medine demirci körüğü gibidir. Pislikleri dışarı atar, temiz olanı alıkor" buyurdu. İmam Buhari bu konuda bedevi ile ilgili olarak Cabir hadisine yer verdi. Bu hadisin açıklaması 45.bab da 2355.sayfada geçti
حدثنا عبد الله بن يوسف، اخبرنا مالك، عن محمد بن المنكدر، عن جابر بن عبد الله،. ان اعرابيا، بايع رسول الله صلى الله عليه وسلم على الاسلام فاصاب الاعرابي وعك بالمدينة، فاتى الاعرابي الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال يا رسول الله اقلني بيعتي، فابى رسول الله صلى الله عليه وسلم ثم جاءه فقال اقلني بيعتي فابى، ثم جاءه فقال اقلني بيعتي فابى فخرج الاعرابي، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " انما المدينة كالكير تنفي خبثها وينصع طيبها
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Üç (kişi vardır ki) Allah kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için (yaptıklarına karşılık) elem verici bir azap vardır: (Bunlardan birincisi) yol üzerinde (ihtiyacından) fazla bir suyu bulunan ve onu yolculardan alıkoyan kimsedir. (İkincisi) devlet başkanına yalnız dünya menfaati için bey'at eden kimsedir. Devlet başkanı ona istediğini verirse kendisine vefakar olur, aksi takdirde ahdini yerine getirmez. (Üçüncüsü) malını ikindiden sonra bir adama satıp, Allah adına yemin ederek 'Bu mala şöyle şöyle fiyat verilmiştir' diyendir. Müşteri de o kimsenin sözüne-dediği kadar verilmediği halde- inanır da o malı kendisinden yüksek bedelle satın alır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Devlet başkanına sırf dünya menfaati için bey'at etme." Yani devlet başkanlığına layık olan kimseye bey'at etmede Allah'a itaatı hedeflemeyen kimse. İmam Nevevı şöyle demiştir: "Allah onlarla konuşmaz" cümlesinin manası Allah onlardan razı olduğunu göstererek, razı olduğu kimselerle konuştuğu gibi konuşmaz. Aksine gazap ettiğini gösteren bir ifadeyle konuşur demişlerdir. Bazılarına göre bu cümleden maksat, Cenab-ı Allah onlardan yüz çevirir demektir. Başka bazı bilginlere göre Allah onlarla kendilerini sevindirecek bir şey konuşmaz, demektir. Başka bazı bilginler ise Yüce Allah onlara selamı ile birlikte melekleri göndermez demişlerdir. ''Allah onlara bakmaz" (Bu cümle hadiste yok) cümlesinin manasına gelince, Allah onlardan yüz çevirir demektir. Allah'ın kullarına bakması, onlara rahmet etmesi ve lütufta bulunmasıdır. "Allah onları temize çıkarmaz" demek, onları günahlarından arındırmaz demektir. Bazılarına göre ise onları övmez an lamınadır. Hadiste geçen "İbnu's-Sebll" suya ihtiyaç duyan yolcu demektir. Fakat bundan harbi ve mürtedler -küfürde ısrarcı oldukları takdirde- istisna tutulmuştur. G:l nlara suyu alma müsadesi vermek gerekmez. Yeminle ikindi sonrasının birlikte zikredilmesi, bu vaktin gece ve gündüz meleklerinin toplanması ve başka ne'denlerle şerefli bir vakit olmasından dolayıdır. Hadiste sözü edilen şekliyle devlet başkanına bey'at eden kimsenin hadiste zikredilen tehdide layık olması Müslümanların liderini aldatmasından dolayıdır. Devlet başkanını aldatmanın ayrılmaz parçası halkı aldatmaktır. Zira bunda fitne uyandırmaya sebep olmak vardır. Özellikle o kişi bu konuda örnek alınan şahıslardan biri ise. Hattabi şöyle demiştir: Yalan yere yemin her vakit haram olduğu halde günahın büyüklüğünün ikindi vaktine tahsis edilmesi, Yüce Allah'ın bu vaktin şanını yüceltmesinden dolayıdır. Çünkü Allah bu vakitte melekleri bir araya toplar. İkindi amellerin sona erdiği vakittir. Her şey sonuna göre değerlendirilir. Netice olarak bu vakitteki günah, kulun cüret edip de buna atılmaması için ağır ve büyük olmuştur. Zira bu vakitte günah işlemeye cüret eden kimse, başka vakitte işlemeyi adet haline getirir. Selef bilginleri ikindiden sonra yemin ediyorlardı. Bu da hadiste yer almıştır. Bu hadis, bey'atını bozan ve devlet başkanına isyan eden kimselere ağır bir tehdit ihtiva etmektedir. Zira bu tavır, Müslümanların tefrikaya düşmelerine yol açar. Öte yandan ahde vefa, ırz, namus, mal ve canı korur. Devlet başkanına bey'at etmede asılolan, kişinin ona hakka göre hareket edeceği, şer'i cezaları uygulayacağı, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayacağı şartıyla bey'at etmesidir. Her kim bey'atını esas hedeflenen amacı göz önüne almaksızın devlet başkanının vereceği bir mala karşılık yaparsa apaçık bir hüsrana düşer ve hadiste sözü edilen tehdide muhatap olur. Yüce Allah onu yaptıklarından dolayı affetmezse bu cezaya maruz kalır. Hadise göre kişinin Allah rızasını hedeflemediği ve sadece dünya malını istediği her türlü amel fasittir ve bunu işleyen günahtadır. Başarıya ulaştıracak olan sadece Yüce Allah'tır
Ubade b. es-Samit şöyle demiştir: Bizler bir mecliste otururken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şöyle buyurdu: "Allah'a (ibadette) hiçbir şeyi ortak etmemek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınzz hiçbir yalanla kimseye bühtan etmemek, hiçbir maruf işte isyan etmemek üzere bana bey'at ediniz. İçinizden her kim sözünde durursa, onun mükofatı Allah'zn üzerindedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada cezaya uğrarsa bu onun için kefarettir. Bunlar0an birini yapıp da yaptığı o fiili Yüce Allah örtüp gizlerse onun işi Allah'a ka/zr. Isterse ona ceza verir, dilerse onu affeder." Biz de bu şart üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at ettik
حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، عن الزهري، وقال الليث، حدثني يونس، عن ابن شهاب، اخبرني ابو ادريس الخولاني، انه سمع عبادة بن الصامت، يقول قال لنا رسول الله صلى الله عليه وسلم ونحن في مجلس " تبايعوني على ان لا تشركوا بالله شييا، ولا تسرقوا، ولا تزنوا، ولا تقتلوا اولادكم، ولا تاتوا ببهتان تفترونه بين ايديكم وارجلكم ولا تعصوا في معروف، فمن وفى منكم فاجره على الله، ومن اصاب من ذلك شييا فعوقب في الدنيا فهو كفارة له، ومن اصاب من ذلك شييا فستره الله فامره الى الله ان شاء عاقبه وان شاء عفا عنه "، فبايعناه على ذلك
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Allah' a hiçbir şeyi ortak koşmamalan '(Mümtehine 12) ayetinin sözleri ile kadınların bey'atlarını kabul ederdi. Aişe r.anha şöyle devam etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eli bey'at esnasında hiçbir kadının eline dokunmamıştır. Ancak (nikahına veya hürriyetine) malik olduğu kadınlar müstesna
حدثنا محمود، حدثنا عبد الرزاق، اخبرنا معمر، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة رضى الله عنها قالت كان النبي صلى الله عليه وسلم يبايع النساء بالكلام بهذه الاية {لا يشركن بالله شييا} قالت وما مست يد رسول الله صلى الله عليه وسلم يد امراة، الا امراة يملكها
Ümmü Atıyye şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at ettik. Bize ''Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları"(Mümtehine 12) ayet-i kerimesini okudu ve (ölü üzerine) çığlıkla matem tutmamızı yasakladı. Bunun üzerine kadınlardan birisi bey'at etmekten elini çekti ve "Ya ResulallahI Filanca kadın cahiliye mateminde bana yardım etmişti. Ben şimdi onun bendeki hakkını karşılayıp ödemek istiyorum!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kadına hiçbir şey söylemedi. Bunun üzerine kadın gitti. Sonra dönüp bey'at etti. Ümmü Atıyye şöyle demiştir: Benimle birlikte bey'at eden kadınlardan anca Ümmü Süleym, Ümmü'l-Na, Ebu Sebre'nin kızı Muaz b. Cebel'in hanımı yahut Ebu Sebre'nin kızı ve Muaz b. Cebel'in hanımından başkası bu bey'atteki feryatla ağlamama şartına riayet etmedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis yabancı bir kadının konuşmasını dinlemenin mubah olduğunu, sesinin avret olmadığını, zorunluluk yokken tenine değmenin yasak olduğunu göstermektedir
حدثنا مسدد، حدثنا عبد الوارث، عن ايوب، عن حفصة، عن ام عطية، قالت بايعنا النبي صلى الله عليه وسلم فقرا على {ان لا يشركن بالله شييا} ونهانا عن النياحة، فقبضت امراة منا يدها فقالت فلانة اسعدتني وانا اريد ان اجزيها، فلم يقل شييا، ثم رجعت، فما وفت امراة الا ام سليم وام العلاء، وابنة ابي سبرة امراة معاذ او ابنة ابي سبرة وامراة معاذ
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Bir bedevi Nebie gelerek "Ya Resulallah! Benimle İslam üzere bey'at et" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onunla İslam üzere bey'at etti. Sonra ertesi günü bu bedevi sıtma hastalığına tutulmuş olarak geldi ve "(Ya Resulallah!) Benim bey'atımı çöz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu teklifini kabul etmedi. Adam arkasını dönüp gidince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine demireinin körüğü gibidir. Değersiz olan kiri pası dışarı atar, temiz olanı da ortaya çıkarır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yaptığı bey'atı Bozma." İmam Buhari bu konuda bedevi olayı ile ilgili olan Cabir hadisini zikretmiştir. Bu hadise Bedevilerin bey'atı başlığı ile 2355. sayfada işaret edilmişti. bey'ab bozma konusundaki tehditle ilgili olarak İbn Ömer hadisinde şu ifade geçmişti: "Bir kimsenin bir adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra savaş bayrağı dikilmesinden daha büyük bir sözden cayma bilmiyorum." Bu hadis fiten bölümünün sonlarında geçmişti. Bunun bir benzeri merfu olarak şu şekilde nakledilir: "Her kim bey'atını verir, sonra onu bozarsa (kıyamet günü) Yüce Allah'a yemini yanında olmadığı halde gelir." Bu hadisi Taberani ceyyid bir isnadla rivayet etmiştir. (Taberani, Mucemu'I-Evsat, iX, 50) Bu konuda Ebu Hureyre' den nakledilen merfu bir rivayet daha vardır: "Namaz üç şey hariç (yapılanlara) kefarettir. Bunlar Allah'a ortak koşmak, safkayı bozmak ve sünneti terk etmektir." Bu rivayette "safkayı bozmak" ifadesinin tefsiri "Safkayı bozmak bir kimseye bey'atını verip, sonra onunla çarpışmandır" şeklinde yer almaktadır. Hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II)
حدثنا ابو نعيم، حدثنا سفيان، عن محمد بن المنكدر، سمعت جابرا، قال جاء اعرابي الى النبي صلى الله عليه وسلم فقال بايعني على الاسلام. فبايعه على الاسلام، ثم جاء الغد محموما فقال اقلني. فابى، فلما ولى قال " المدينة كالكير، تنفي خبثها، وينصع طيبها
حدثنا اصبغ، اخبرنا ابن وهب، اخبرني يونس، عن ابن شهاب، عن ابي سلمة، عن ابي سعيد الخدري، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ما بعث الله من نبي ولا استخلف من خليفة، الا كانت له بطانتان، بطانة تامره بالمعروف وتحضه عليه، وبطانة تامره بالشر وتحضه عليه، فالمعصوم من عصم الله تعالى ". وقال سليمان عن يحيى اخبرني ابن شهاب بهذا، وعن ابن ابي عتيق وموسى عن ابن شهاب مثله، وقال شعيب عن الزهري حدثني ابو سلمة عن ابي سعيد قوله. وقال الاوزاعي ومعاوية بن سلام حدثني الزهري حدثني ابو سلمة عن ابي هريرة عن النبي صلى الله عليه وسلم. وقال ابن ابي حسين وسعيد بن زياد عن ابي سلمة عن ابي سعيد قوله. وقال عبيد الله بن ابي جعفر حدثني صفوان عن ابي سلمة عن ابي ايوب قال سمعت النبي صلى الله عليه وسلم
حدثنا عبد الله بن محمد بن اسماء، حدثنا جويرية، عن مالك، عن الزهري، ان حميد بن عبد الرحمن، اخبره ان المسور بن مخرمة اخبره. ان الرهط الذين ولاهم عمر اجتمعوا فتشاوروا، قال لهم عبد الرحمن لست بالذي انافسكم على هذا الامر، ولكنكم ان شيتم اخترت لكم منكم. فجعلوا ذلك الى عبد الرحمن، فلما ولوا عبد الرحمن امرهم فمال الناس على عبد الرحمن، حتى ما ارى احدا من الناس يتبع اوليك الرهط ولا يطا عقبه، ومال الناس على عبد الرحمن يشاورونه تلك الليالي حتى اذا كانت الليلة التي اصبحنا منها، فبايعنا عثمان قال المسور طرقني عبد الرحمن بعد هجع من الليل فضرب الباب حتى استيقظت فقال اراك نايما، فوالله ما اكتحلت هذه الليلة بكبير نوم، انطلق فادع الزبير وسعدا، فدعوتهما له فشاورهما ثم دعاني فقال ادع لي عليا. فدعوته فناجاه حتى ابهار الليل، ثم قام علي من عنده، وهو على طمع، وقد كان عبد الرحمن يخشى من علي شييا، ثم قال ادع لي عثمان، فدعوته فناجاه حتى فرق بينهما الموذن بالصبح، فلما صلى للناس الصبح واجتمع اوليك الرهط عند المنبر، فارسل الى من كان حاضرا من المهاجرين والانصار، وارسل الى امراء الاجناد وكانوا وافوا تلك الحجة مع عمر، فلما اجتمعوا تشهد عبد الرحمن ثم قال اما بعد يا علي، اني قد نظرت في امر الناس فلم ارهم يعدلون بعثمان، فلا تجعلن على نفسك سبيلا. فقال ابايعك على سنة الله ورسوله والخليفتين من بعده. فبايعه عبد الرحمن، وبايعه الناس المهاجرون والانصار وامراء الاجناد والمسلمون
حدثنا عبدان، عن ابي حمزة، عن الاعمش، عن ابي صالح، عن ابي هريرة، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ثلاثة لا يكلمهم الله يوم القيامة، ولا يزكيهم، ولهم عذاب اليم رجل على فضل ماء بالطريق يمنع منه ابن السبيل، ورجل بايع اماما لا يبايعه الا لدنياه، ان اعطاه ما يريد وفى له، والا لم يف له، ورجل يبايع رجلا بسلعة بعد العصر فحلف بالله لقد اعطي بها كذا وكذا فصدقه، فاخذها، ولم يعط بها