Loading...

Loading...
Kitap
182 Hadis
İbn Abbas şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girer, onlar efsun yapmazlar. (Herhangi bir şeyde) uğursuzluk olduğuna inanmazlar ve her hususta Rablerine güvenip dayanırlar" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kim Allah'a tevekkül ederse o, ona yeter." Buradaki tevekkülden maksat "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah'ın üzerinedir"(Hud 6) ayetinin delalet ettiği şeye inanmak demektir. Yoksa bundan maksat, sebebe sarılmayı ve mahlukattan gelen şeylere dayanmayı terk etmek demek değildir. Çünkü bu insanı bazen düşündüğü tevekkülün zlttına götürebilir. Ahmed İbn Hanbel'e evinde veya mescidde oturan ve "Hiçbir şey yapmam ve rızkım bana gelir" diyen adamın durumu soruldu. Ahmed İbn Hanbel "Bu, ilmi bilmeyen bir adamdır" dedikten sonra şöyle devam etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah rızkımı mızrağımın gölgesi altında yaratmıştır. " "Sizler Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz sabahleyin boş karınlarla gidip, akşamleyin dolu karınla geri dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı" (Tirmizı ve İbn Mace, Zühd) demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisinde kuşların rızık peşinde sabahleyin gidip, akşamleyin döndüklerinden bahsetmektedir. Ahmed İbn Hanbel şöyle der: Sahabiler ticaretle meşguloluyorlar, hurmalıklarında çalışıyorlardı. Bizim örneğimiz onlardır
حدثني اسحاق، حدثنا روح بن عبادة، حدثنا شعبة، قال سمعت حصين بن عبد الرحمن، قال كنت قاعدا عند سعيد بن جبير فقال عن ابن عباس ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " يدخل الجنة من امتي سبعون الفا بغير حساب، هم الذين لا يسترقون، ولا يتطيرون، وعلى ربهم يتوكلون
Muğire İbn Şu'be'nin nakline göre Muaviye İbn Ebi Süfyan kendisine "Benim için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğun bir hadis yaz" diye mektup yolladı. Bunun üzerine Muğire de Muaviye'ye şunları yazdı: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namazdan çıkmasının akabinde üç kere şunları söylediğini işittim: 'La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve huve ala kulli şey'in kadir == Bir olan Allah'tan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mahsusutur. O her şeye kadirdir.' Ve yine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ''Kİyle ve kale yi (dedikodu), çok soru sormayı, mal telef etmeyi, analara itaatsizlik etmeyi, kızları diri diri toprağa gömmeyi yasakladı" diye yazdı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dedikodunun çirkin görülmesi." Bundan maksat Hz. Nebi'in içinde fayda olmayan sözü yasaklamış olduğudur. Bazıları, söylenmek istenenin insanların sözlerini nakletme ve bunu araştırmalarıdır kanaatini benimsemiştir. Mesela bir kimsenin kendisinden nakledilmesinden hoşlanmadığı halde "Filanca şöyle dedi", "Onun hakkında şöyle dendi" denmesi buna örnektir. Bazıları ise hadiste getirilen yasaklık herhangi bir olay hakkında alimlerden birçok görüş nakledip, sonra tercih ettirici bir sebep olmaksızın bunlardan birine göre amel etmek veya ağır basan görüşü beyan etmek maksadıyla araştırmada bulunmadan ve ihtiyatlı olmaksızın bunları mutlak olarak söylemektir. Çok soru sorma yasaklığı, talepte ısrarı ve kişiyi ilgilendirmeyen şeyi sormayı da kapsar. Yasaklıktan maksat, "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın"(Maide 101) ayetinin hakkında indiği meselelerdir denilmiştir. Bazılarına göre ise bu yasaklık, dini meseleleri n (ihtiyaç yokken) detayına girmeden ileri gitmeyi kapsar. İmam Malik'in şöyle dediği nakledilir: Allah'a yemin olsun ki ben meseleleri füruuna ayırma tavrınızdan korkuyorum. Buradan hareketle selef alimlerinden bir grup henüz meydana gelmemiş olayların hükmünü sormayı -dinde zorlama, zor beğenen, zaruret yokken zanna dayanarak hüküm verme gibi sakıncalar içerdiğinden- mekruh görmüşlerdir. Bu konuların birçoğu Salat Bölümündeki hadis açıklanırken geçmişti ve orada çok soru sorma yasaklığının mal konusunda olduğundan söz edilmişti. Bazıları "Malı telef etme" ifadesine uygun düştüğü için bu yaklaşımı tercih etmişlerdir
حدثنا علي بن مسلم، حدثنا هشيم، اخبرنا غير، واحد، منهم مغيرة وفلان ورجل ثالث ايضا عن الشعبي عن وراد كاتب المغيرة بن شعبة ان معاوية كتب الى المغيرة ان اكتب الى بحديث سمعته من رسول الله صلى الله عليه وسلم قال فكتب اليه المغيرة اني سمعته يقول عند انصرافه من الصلاة " لا اله الا الله، وحده لا شريك له، له الملك، وله الحمد، وهو على كل شىء قدير ". ثلاث مرات قال وكان ينهى عن قيل وقال وكثرة السوال، واضاعة المال، ومنع وهات، وعقوق الامهات، وواد البنات. وعن هشيم اخبرنا عبد الملك بن عمير قال سمعت ورادا يحدث هذا الحديث عن المغيرة عن النبي صلى الله عليه وسلم
Sehl İbn Sa'd'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim iki çene kemiği arasındaki (dili)ni ve iki budu arasında bulunan (organ)'ı (kötülükten korumayı) bana garanti ederse ben de ona cenneti garanti ederim!" buyurmuştur
حدثنا محمد بن ابي بكر المقدمي، حدثنا عمر بن علي، سمع ابا حازم، عن سهل بن سعد، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " من يضمن لي ما بين لحييه وما بين رجليه اضمن له الجنة
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hayır söylesin veya sussun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden konuşursa eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden konuğuna ikram etsin!" buyurmuştur
حدثني عبد العزيز بن عبد الله، حدثنا ابراهيم بن سعد، عن ابن شهاب، عن ابي سلمة، عن ابي هريرة رضى الله عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " من كان يومن بالله واليوم الاخر فليقل خيرا، او ليصمت، ومن كان يومن بالله واليوم الاخر فلا يوذ جاره، ومن كان يومن بالله واليوم الاخر فليكرم ضيفه
Ebu Şureyh el-Huzaİ şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisi tebliğ ederken iki kulağım söylediklerini işitti ve kalbim de ezberledi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Konukluk üç gündür. Onlardan biri caizesidir" buyurdu. "Konuğun caizesi (yani mutat üstü ikramı) nedir?" denildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Konuğun mutat üstü ikramı (caizesi) bir gün ve bir gecedir. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa konuğuna ikram etsin. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa hayır söylesin veya sükQt etsin!" buyurdu
حدثنا ابو الوليد، حدثنا ليث، حدثنا سعيد المقبري، عن ابي شريح الخزاعي، قال سمع اذناى، ووعاه، قلبي النبي صلى الله عليه وسلم يقول " الضيافة ثلاثة ايام جايزته ". قيل ما جايزته قال " يوم وليلة، ومن كان يومن بالله واليوم الاخر فليكرم ضيفه، ومن كان يومن بالله واليوم الاخر فليقل خيرا، او ليسكت
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de o söz sebebiyle cehennemin içinde güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasından daha uzak bir derinliğe kayıp gider
حدثني ابراهيم بن حمزة، حدثني ابن ابي حازم، عن يزيد، عن محمد بن ابراهيم، عن عيسى بن طلحة التيمي، عن ابي هريرة، سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " ان العبد ليتكلم بالكلمة ما يتبين فيها، يزل بها في النار ابعد مما بين المشرق
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kul, Allah'ın hoşnut olduğu kelimelerden bir kelimeyi önem vermeyerek söyler de Allah o kimseyi bu kelime sebebiyle birçok derecelere yükseltir. Bir kul da Allah'ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi hiç önem vermeden söyler de kendisi o kelime sebebiyle cehennemin içine düşer!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dili muhafaza etme." Yani lisanı şer'an konuşmak caiz olmayan şeylerden muhafaza etmek. Bunlar kişinin o sözleri ağzına almaya hiç ihtiyacı olmayan sözlerdir. Ebü'ş-Şeyh'in Kitabu's-Sevab'da, Beyhakıınin Şuabu'l-İman'da Ebu Cuhayfe'den yaptıkları nakle göre Resulullah s.a.v. "Amellerin Allah'a en sevimli olanı dili muhafazadır" demiştir. "Allahu Teala'ın 'İnsan hiçbir söz söylem ez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın. '(Kaf 18) sözü." Bu ayette geçen "er-rakıb" muhafaza eden, "el-atıd" hazır bulunan demektir. Susmanın faziletine dair birçok hadis gelmiştir. Bunlardan birisi Süfyan İbn Abdullah es-Sakafı'nin şu rivayetidir: Resulullah'a "Benim açımdan endişe ettiğin en korkunç şey nedir?" diye sordum. Resulullah s.a.v. "Budur" dedi ve dilini tuttu (Tirmizı, Zühd) Tirmizı bu hadisi hasen-sahih şeklinde değerlendirmiştir. İman Bölümünde "Müslüman, Müslümanların lisanından ve elinden salim olduğu kimsedir" ifadesi daha önce geçmişti. Ahmed İbn Hanbel'in, sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban'ın, el-Bera'dan yaptıkları nakle göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır söylemek hariç dilini tut" buyurmuştur.(Ahmed İbn Hanbel, LV, 299; İbn Hibban, Sahih, II, 97) Ukbe İbn Amir şöyle anlatmıştır: Resulullaha "Kurtuluş nedir?" diye sordum. Bana "Dilini tut" diye cevap verdi. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizı, Zühd) Muaz'ın naklettiği bir hadise göre Resulullah "Bütün işin özünü sana haber vereyim mi? Bunu tut" dedi ve diline işaret etti. Ben "Ya Resulallah! Bizler bnuştuğumuz şeylerden hesaba çekilecek miyiz?" dedim. Resulullah "İnsanları yüz üstü cehenneme atan dilleriyle kazandıklarından başka nedir ki?" buyurdu. Bu hadisi Ahmed İbn Hanbel, sahihtir değerlendirmesiyle Tirmizı, Nesaı ve İbn Mace rivayet etmişlerdir.(Ahmed İbn Hanbel, V, 231, 236, 237; Tirmizı, İman; Nesaı, es-Sünenu'l-Kübra, VI, 428; İbn Mace, Fiten) Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi güzel Müslümanlığındandır" buyurmuştur. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizi, Zühd) "Men yadman = kim garanti eder." Kelime masiyeti terk etme sözünde durma anlamına "ed-daman"dan türemiştir. Hadiste "ed-daman" kullanılmış ve bununla kelimenin lazimı manası kastedilmiştir. Bu mana dil üzerindeki hakkı ifa etmektir. Buna göre hadisin manası şöyle olmaktadır: Her kim dili üzerindeki gerekli olan şeyleri konuşup, gereksiz şeyleri konuşmamak şeklindeki hak ile cinsel organı üzerindeki onu helal yolda kullanıp, haramdan kaçınma şeklindeki hakkı ifa ederse, ben de ona cenneti garanti ederim. "Lahyeyhi." Bu ağzın iki yanındaki kemikler anlamına gelir. Hadiste kastedilen bu ikisi arasındaki dil ve onunla sağlanan konuşma, iki bacağı arasındakinden maksat da cinselorgandır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadis dünyada kişinin başına gelebilecek belanın en büyüğünün dilinden ve cinselorganından kaynaklandığını göstermektedir. Her kim bu iki organın şerrinden korunursa kötülüğün en büyüğünden korunmuş olur. Ebu Hureyre'nin naklettiği ikinci hadisin açıklaması Edeb Bölümünün baş taraflarında geçmişti. Bu hadiste misafire ikram etme, ona eziyet etmeme tavsiye edilmektedir. Hadiste "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayrı söylesin ya da sussun" buyurulmuştur. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği üçüncü hadiste de yine misafire üç gün ikram edileceği e bir de mutat üstü bir ikram (caize) söz konusu olduğu bildirilmiştir. Caizenin ne olduğu sorulduğunda bunun bir gün ve bir gece olduğu şeklinde cevap verilmiştir. "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de ... " Bu cümledeki "elkelime" ister uzun, ister kısa hayır veya şer olarak anlaşılan söz demektir. "Kelimetu'ş-şahade = Şehadet sözü" buna örnektir. Nitekim kasideye de "kelimetu fulanin = filancanın sözü" denilir. "Ma yetebeyyenu fıha = manasını düşünmeden" yani manasını talep etmeksizin, bir başka ifadeyle o mana üzerinde acele etmeden dikkatli davranmış olmak için ve ancak masıahat ortaya çıktığında onu söylemiş olmak için düşünce bazında araştırmadan ve üzerinde düşünmeden demektir. "Yezellu biha" yani düşer, ayağı kayar. İbn Abdilberr şöyle der: İnsanın cehenneme yuvarlanmasına sep olan söz, zalim sultanın yanında söylediği sözdür. İbn Battal bu cümleye haksız yere veya Müslümanın aleyhine çalışarak zalim sultanın yanında söylediği sözdür ilavesinde bulunmuştur. Bu söz -söyleyen bunu kastetmemiş bile olsa- o kişinin helakine sebeptir. Kişi bunu kastetmemiş bile olsa bazen bu sakıncalı duruma yol açabilir ve onun günahı söyleyenin üzerine yazılır. Dereceleri yükselten ve Allah'ın rızasının yazılmasına sebep olan söz ise bir Müslümandan herhangi bir haksızlığı gideren veya bir sıkıntısını ortadan kaldıran ya da bir mazluma yardım etme sağlayan sözdür. Bir başkası şöyle demiştir: Bu söz sultan sahibinin yanında Allah'ı gazaplandırmak pahasına onu hoşnut eden sözdür. İbnü't-Tıyn şöyle der: Çoğunlukla olan budur. Bazen otorite sahibi olmayan fakat kendisinden sultandan gelebilecek faydaların gelebileceği kimselerin nezdinde de söylenebilir. Kadı lyaz şöyle demiştir: Bu sözün müstehcen ve çirkin söz olma, bir Müslümana üstü kapalı büyük günah işleme iftirası veya akıl hastası olduğu iftirası ya da içinden inanmasa da Nebiliği ve dini hafife alma sözleri olma ihtimali de vardır. Nevevı şöyle der: Bu hadis dili muhafaza etmeye teşvikte bulunmaktadır. Dolayısıyla konuşmak isteyen kimsenin söz ağzından çıkmadan önce söyleyeceği şeylerin üzerinde iyice düşünmesi uygun olur. Konuşacağı sözde bir masıahat ve menfaat ortaya çıkarsa konuşur. Aksi takdirde susar. İkinci ve üçüncü hadisin açıkça ifade ettiği şeyin bu olduğunu belirtmiş olalım. "Yehvı" kelimesi hakkında Kadı lyaz düşerek cehennemi boylar demiştir
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları (kıyamet gününde) kendi gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlardan biri Allah'ı anıp da iki gözü yaşlarla dolan kişidir" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! bu başlık altında Allahu Teala'ın kendi gölgesiyle gölgelendirecek olduğu yedi sınıf insandan söz eden hadisin bir kısmına yer vermiştir. Bu hadis, bütünlüğü içinde açıklamasıyla birlikte Mesacid Bölümünde geçmişti
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا يحيى، عن عبيد الله، قال حدثني خبيب بن عبد الرحمن، عن حفص بن عاصم، عن ابي هريرة رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " سبعة يظلهم الله، رجل ذكر الله ففاضت عيناه
Huzeyfe'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden önce geçen ümmetierden bir kişi vardı. Amelinin kötülüğünü düşünerek ailesine şöyle bir vasiyette bulunmuştu: 'Ben öldüğüm zaman benim cesedimi alın ve beni küçük küçük zerrelere parçalayın ve sıcak bir günde denize serpip dağıtın!' ÖıÜnce aile fertleri onu dediği şekilde yaptılar. Allah onun zerrelerini topladıktan sonra kendisine 'Seni bu yaptığın işe sevkeden nedir?' diye sordu. O kul da 'Beni bu işi yapmaya sevkeden, ancak senden korkmamdır' dedi. Bunun üzerine Allah onu bağışladı
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا جرير، عن منصور، عن ربعي، عن حذيفة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " كان رجل ممن كان قبلكم يسيء الظن بعمله، فقال لاهله اذا انا مت فخذوني فذروني، في البحر في يوم صايف، ففعلوا به، فجمعه الله ثم قال ما حملك على الذي صنعت قال ما حملني الا مخافتك. فغفر له
Ebu Said el-Hudri'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bir olay anlatmıştır: "Sizden önce geçenler içinde -veya sizden öncekiler içinde- bir adam vardl. Allah ona mal ve eulat vermişti." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Kendisine ölüm yaklaşınca oğullarına 'ben sizler için ne çeşit bir baba oldum?' dedi. Oğulları 'Sen bize hayırlı bir baba oldun' dediler. O da 'Şurası muhakkak ki bu baba Allah yanında bir hayır biriktirmemiştir' dedi." Katade bu "Iem yebteir" sözünü "Allah yanında bir hayır biriktirmemiştir" şeklinde tefsir etmiştir. "Baba şöyle devam etti: 'Bu baba Allah huzuruna vardığında Allah ona azap edecektir. Bunun için bakınız! Ben öldüğüm zaman beni yıkayınız, kapkara kömür olduğum zaman beni ezip öğüterek ufalayınız -veya beni iyice inceltiniz.Sonra şiddetli esen bir rüzgar olduğu zaman benim zerrelerimi rüzgara verip uçurunuz' dedi ve oğullarından bu söylediklerini yapacaklarına dair 'Rabbime yemin olsun ki yapacağız!' diye kesin ahd ve söz aldı. Sonra oğulları onun kendilerine söylediği bu işleri yaptıilir Allah o kimseye 'OL! buyurdu. O da hemen bir adam olup, ayakta durdu. Sonra Allah ona 'Ey kulum bu yaptığın uasiyete seni seukeden nedir?' diye sordu. O zat 'Senin mehafetin -veya senden korkmaktır-' dedi. Allah 'onu Allah'ın kendisine merhamet etmesi telafi eder' buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'tan korkma." Allah'tan korkma, yüce makamlardan birisidir. Bu, imanın gerektirdiği şeylerdendir. Allahu Teala bu konuda şöyle buyurmuştur: "Şu halde eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun. "(Al-i İmran 175) "Şu halde insanlardan korkmayın, benden korkun. "(Maide 44) "Kulları içinden ancak alimler Allah'tan (gereğince) korkar. "(fatır 28) Bundan önce "Ben sizin içinizde Allah'ı en iyi bileniniz ve O'ndan en çok korkanınızım"(Ahmed İbn Hanbel, VI, 122) hadisi geçmişti. Kul, Rabbine ne kadar yakın olursa onun dışındakileri bir yana bırakarak ondan o derece korku içinde olur. Allah'Cı Teala melekleri "Onlar üstlerindeki Rablerinden korkarlar"(Nahl 50) şeklinde nitelerken Nebileri "O Nebiler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve ondan başka kimseden korkmazlar"(Ahzab 39) şeklinde nitelemektedir. Allah'a yakın olanların (mukarrabCın) korkuları daha fazla olur. Çünkü onlardan, başkalarından istenmeyen şeyler talep edilir ve onlar bu mertebelerinin hakkını verirler. Zira o kulun Allah için yapmas1 gereken şey, erişmiş olduğu mertebeye şükretmektir. Dolayısıyla onun işgal ettiği mertebenin yüceliğinden dolayı yapacağı şükür katlanır. Kul istikamet üzere dosdoğru olduğunda korkusu ya kötü akıbete uğramaktan kaynaklanır. Çünkü Allahu Teala "Allah kişi ile onun kalbi arasına girer"(Enfal 24) buyurmaktadır. Ya da derecesinin nispeten eksikleceği endişesinden kaynaklanır. Bu kişi doğru yoldan sapmışsa korkusu yaptığı fiilin kötü akıbetindendir. Bu korku, pişmanlık duygusu ve günahtan vazgeçmekle birlikte ona fayda sağlar. Çünkü korku, yapılan fiilin çirkinliğini bilmekten ve o fiile karşı yöneltilen tehdide inanmaktan ve kendisine tövbe etmenin nasip olmayacağı düşüncesinden kaynaklanır ya da kişinin Allahu Teala'ın bağışlamayı dilediği kişilerden olmadığı düşüncesinden doğar. Netice olarak kul günahından korkmakta, Rabbinden kendisini bağışladığı kimselerin zümresine katmasını talep etmektedir. Bu konuya bundan önceki hadis de dahildir. O hadiste şöyle bir cümle yer almaktaydı: "Bir diğeri de varlıklı ve güzel bir kadının davet ettiği erkektir ki o 'ben Allah'tan korkarım' der." Bu konuya giren bir başka hadis ise mağaraya sığınan üç kişiden söz eden rivayettir. Onlardan birisi Allah korkusuyla bir kadından çekinen ve kendisine verdiği malı ona bağışlayan erkektir. Bu hadisin açıklaması Enbiya Bölümünde İsrailoğulları başlığı altında geçmişti. "Amelinin kötülüğünü düşünerek" bu kişinin kefen soyucu olduğu daha önce geçmişti. "Fe zerrCınl" Bu fiil "tezriye" kökünden türeme olup, zerrelere parçalamak imlamınadır. "TezrCıhu'r-riyah = rüzgarın savurduğu"(Kehf 45) tabiri de bundandır. "Onu Allah'ın merhamet etmesi telafi eder." Yani ortadan kaldırır. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Burada sözü edilen kişi, inanmış bir mu'mindi. Çünkü o hesaba çekileceğine ve yapılan kötülüklere ceza verileceğine kesin olarak inanmıştl. Yaptığı vasiyete gelince, her halde bu tövbenin geçerli olması için onların dininde caizdi. İsrailoğullarının şeriatında tövbelerinin geçerli olması için kendilerini öldürmesi biçiminde bir hüküm olduğu sabittir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre'ye göre bu hadisten bir şeye ona yakın olanla isim vermenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hadiste "hadarahu'l-mevtu =ona ölüm gelip çattı" denilmektedir. Oysa bu durumda o kişiye gelip çatan ölüm değil, onun ön alametleridir. 2- Hadisten Muhammed ümmetinin fazileti ve üstünlüğü anlaşılmaktadır. Zira bu ümmete böylesi ağır şer'i mükellefiyetler getirilmemiştir ve hoşgörülü bir din (el-hanmyye es-semha) getirilmek suretiyle ihsanda bulunulmuştur. 3- Hadisten Allahu Teala'ın kudretinin ne kadar büyük olduğu anlaşılmaktadır. Zira o sözkonusu kişinin bedenini ezilip ufaltılarak dağıldıktan sonra toplamış bir araya getirmiştir. Biz de şu hatırlatmayı yapalım: Bunların kıyamet günü alacaklara dair bir haber verme olduğu daha önce geçmişti
Ebu Musa el-Eş'ari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Benim benzerim ve beni kendisiyle Allah'ın (Nebii olarak) gönderdiği şeyin benzeri şu kimsenin misali gibidir ki o bir kavme gelmiş ve 'Ben şurada gözlerimle bir ordu gördüm. Ben çıplak bir korkutucuyum. Hemen kurtulmaya, hemen kaçmaya bakm!' demiştir. Bu haber üzerine bir zümre ona itaat edip, sözünü tutarak bütün gece vakar içinde kaçıp kurtuldu. Bir zümre de onu yalanladı. Bunun üzerine sabahleyin ansızın ordu onları basıp hepsini öldürdü
حدثنا محمد بن العلاء، حدثنا ابو اسامة، عن بريد بن عبد الله بن ابي بردة، عن ابي بردة، عن ابي موسى، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " مثلي ومثل ما بعثني الله كمثل رجل اتى قوما فقال رايت الجيش بعينى، واني انا النذير العريان فالنجا النجاء. فاطاعته طايفة فادلجوا على مهلهم فنجوا، وكذبته طايفة فصبحهم الجيش فاجتاحهم
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Benim durumumla insanların durumu ancak şu adamın durumu gibidir: o, bir ateş yakar da ateşin ışığı etrafını aydınlattığı zaman küçük kelebekler ve onun içine düşen şu hayvancıklar içine düşmeye başlarıar. O adam da bu hayvancıkları geri çekmeye başlar. Fakat onlar bu davetçiye galip gelip hepsi de ateşin içine düşerler. İşte ben de sizlerin izar bağlarınızdan tutuyor ve sizleri ateşten çekip kurtarmaya çalışıyorum. İnsanlar ise ateşe giriyorlar
حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، حدثنا ابو الزناد، عن عبد الرحمن، انه حدثه انه، سمع ابا هريرة رضى الله عنه انه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " انما مثلي ومثل الناس كمثل رجل استوقد نارا، فلما اضاءت ما حوله جعل الفراش وهذه الدواب التي تقع في النار يقعن فيها، فجعل ينزعهن ويغلبنه فيقتحمن فيها، فانا اخذ بحجزكم عن النار، وانتم تقتحمون فيها
Abdullah İbn Amr'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların selamette kaldığı kimsedir. Muhacir de Allah'ın yasakladığı şeyleri terk edendir" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Masiyetlerden vazgeçme." Yani onları kesin ve nihai olarak terk etmek, içine düştükten sonra onlardan yüz çevirmek. "Ben çıplak uyarıcıyım." İbn Battal şöyle demiştir: "Çıplak uyarıcı" deyimi Has'am kabilesinden bir adamdan çıkmıştır. Zülhalasa günü birisi ona hamle yapar ve onunla karısının elini keser. Bu kişi kavmine geri döner ve onları uyarıro Bir haberin araştırılması ve tahkiki uğrunda bu kimse "çıplak uyarıcı" şeklinde darb-ı mesel haline gelir. "Fe edlecu" gecenin ilk başında veya manasındaki farklılığa göre bütün gece boyu yürüdüler. "Ala mehelihim" vakar ve sükun içinde demektir. "Fe ceale'r-raculu yez'uhunne" yani onları geri çekmeye başladı. "Fe yaktahimne flha" yani onun içine giriyorlardı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Hadis insanoğlunun müjdeciden çok uyarıcıya ihtiyaç olduğuna işaret etmektedir. Çünkü insanın yaratılışı ileride verilecek nasibe değil, peşinen verilecek olan haz ve paya meyyaldir. 2- Hadis Hz. Nebi'in şefkati, rahmeti ve ümmetinin kurtuluşuna olan hırsını göstermektedir. Nitekim Allahu Teala aynı manada "O, size çok düşkün, mu'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir"(Tevbe 128) demektedir. "Bi hucezikum" yani izar bağladığınız yerden demektir
حدثنا ابو نعيم، حدثنا زكرياء، عن عامر، قال سمعت عبد الله بن عمرو، يقول قال النبي صلى الله عليه وسلم " المسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده، والمهاجر من هجر ما نهى الله عنه
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim bilmekte olduğumu sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınlz" buyurmuştur
حدثنا يحيى بن بكير، حدثنا الليث، عن عقيل، عن ابن شهاب، عن سعيد بن المسيب، ان ابا هريرة رضى الله عنه كان يقول قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " لو تعلمون ما اعلم لضحكتم قليلا، ولبكيتم كثيرا
Enes r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim bilmekte olduğum şeyleri sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınzz" buyurmuştur. Diğer tahric: Daha geniş hali; Tirmizi h.no: 2312, İbn-i Mace 4190 Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! bu konuda Ebu Hureyre'nin yukarıdaki başlığı oluşturan kelimelerle naklettiği hadise ile, Enes hadisini nakletmiştir. Enes'in rivayet ettiği hadis, Maide suresinin tefsirinde daha önce geçen hadisin bir kısmıdır. Bu hadisin açıklaması inşaallah İ'tisam Bölümünde gelecektir. Burada "bilmek"ten maksat, Allah'a karşı gelen kimsenin onun azameti ve intikamına dair bilgisiyle, insanın canı çıkarken ve ölürken, kabirde ve kıyamet günü karşılaşacağı korkunç olaylara dair bilgidir. Bu noktada çok ağlama ve az gülmenin ilişkisi gayet açıktır. Bundan maksat, hadisi duyan ilgili kimselere korku vermektir. Hasan-ı Basrı'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Her kim ölümün varış yeri, kıyametin randevu yeri, Allah'ın huzurunda durmanın bulunma noktası olduğunu bilirse uzun süre dünyada kalması onu üzer
حدثنا سليمان بن حرب، حدثنا شعبة، عن موسى بن انس، عن انس رضى الله عنه قال قال النبي صلى الله عليه وسلم "لو تعلمون ما اعلم لضحكتم قليلا ولبكيتم كثيرا
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cehennem şehvet perdeleriyle, cennet de nefsin hoş!anmadığı mükellefiyet perdeleriyle perdelenip örtü!müştür" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cehennemin şehvet perdeleriyle örtülmüş olduğu." Bu hüküm herkes için geçerlidir. Ebu Nuaym'in rivayetinde "hudbet" yerine "huffet" kelimesi yer almaktadır ki manası cehennem şehvet perdeleriyle örtülmüştür demek olur. Buna göre şehvetler cehenneme düşmeye sebeptirler. Bu cümle Hz. Nebi'in nefisler kendisine meyletse de şehvetleri kınama, ne fisler kendisinden hoşlanmayıp, onlara ağır gelse de itaatlere teşvik noktasında özlü sözlerinden (cevamiu'l-kelim) ve eşsiz belagatından biridir. "Huffet", "el-hifaf" kökünden türemedir. Manası bir şeye kendisini geçmedikçe ulaşmak mümkün olmayacak derecede onu kuşatan ve çevreleyen demektir. Netice olarak cennete ancak hoşlanılmayan şeylerin çöllerini kat ederek ulaşılırken, cehennemden ancak şehvetleri terk etmek suretiyle kurtulmak mümkün olur
حدثنا اسماعيل، قال حدثني مالك، عن ابي الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " حجبت النار بالشهوات، وحجبت الجنة بالمكاره
Abdullah bin Mes’ud'un nakline göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Cennet sizin her birinize kendi ayağındaki nalınının tasmasından daha yakındır. Cehennem de bunun gibidir" buyurmuştur
حدثني موسى بن مسعود، حدثنا سفيان، عن منصور، والاعمش، عن ابي وايل، عن عبد الله رضى الله عنه قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " الجنة اقرب الى احدكم من شراك نعله، والنار مثل ذلك
Ebu Hureyre (r.a.)'ın nakline göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Şairlerin söylediği en doğru beyiti ‘ala kulli şey'in ma hale'l-lahe batilu Ve kulli na min la mahalate zailu’ (= Allah'tan başkası ne varsa mutlaka fani! Çıkacaktır elden her nimet bir gün yani!)" Beytidir" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, itaatin cennete götürdüğünü, masiyetin cehenneme yaklaştırdığını, itaat ve masiyetin bazen en basit şeylerde bile gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Bu manada kısa bir süre önce "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler" hadisi geçmişti. Dolayısıyla kişinin az bir hayrın kendisine gelmesi ve az bir kötülükten kaçınmak konusunda uzak durmamalıdır. Çünkü o Allah'ın merhametine sebep olacak iyiliği, gazabına sebep olacak kötülüğü bilemez. İbnü'l-Cevzl şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Kulun niyetini düzeltip, itaat ederek cenneti elde etmesi kolaydır. Aynı şekilde heva ve hevesine uyup, masiyet işleyerek cehenneme düşmesi de kolaydır
حدثني محمد بن المثنى، حدثنا غندر، حدثنا شعبة، عن عبد الملك بن عمير، عن ابي سلمة، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " اصدق بيت قاله الشاعر الا كل شىء ما خلا الله باطل
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi biriniz yaratılış, mal ve evlat hususunda kendisinden üstün kılınmış kimselere baktığı zaman (üzülmesin), hemen kendisinden aşağı (halli) kimselere baksm!" Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, hayrın birçok maksadını bir arada toplamaktadır. Çünkü kişi dinle ilgili olarak Rabbine ibadet noktasında hangi seviyede bulunursa bulunsun mutlaka bu konuda kendisinden daha üstün birisi olduğunu görecektir. Nefsi bu kişinin seviyesine ulaşmak istediğinde kendi durumunu eksik görecek ve sonuna kadar Rabbine yaklaşmasını arttırmaya çalışacaktır. Öte yandan dünyada (maddi bakımdan) ne kadar aşağı durumda olursa olsun kendisinden daha aşağı konumda olan birilerini mutlaka görecektir. İnsan bu nokta üzerinde kafa yorduğunda Allah'ın nimetinin -bunu gerektiren bir sebep de olmadığı halde- lütufta bulunduğu birçoklarına değil de kendisine ulaştığını öğrenir, böylece nefsini şükre zorlar ve ahiretinde buna olan nzası büyür
حدثنا اسماعيل، قال حدثني مالك، عن ابي الزناد، عن الاعرج، عن ابي هريرة، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " اذا نظر احدكم الى من فضل عليه في المال والخلق، فلينظر الى من هو اسفل منه
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden rivayet ettiği bir hadisinde Allahu Teala'nın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Şüphesiz Allahu Teala güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı. Sonra bunu beyan edip açıkladı. Her kim bir güzel iş yapmayı diler de onu yapamazsa, Allah o kimse hesabına kendi divanında tam bir hasene yazdırır. Eğer o kimse güzel bir iş yapmak ister ve yaparsa Allah o kimse lehine kendi katında on hasene sevabından yedi yüz misline ve daha çok misline kadar hasene sevabı yazdırır. Bir kimse de çirkin bir iş yapmaya niyetlenir ve onu işlemezse, Allah kendi katında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenalığı yaparsa Allah onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin attığı başlıkta yer alan "el-hemm" insanın fiili işleme kastının ağır basması demektir. "Hememtu bi keza" yani o işi azmimle yapmaya yöneldim demektir. Bu, bir şeyin sırf kalpten geçirilmesinden daha ötedir. "Rabbinden rivayet ettiği bir hadisinde." Yukarıdaki hadis, kudsi hadislerden biridir. Öte yandan bu ifadeler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbinden vasıtasız olarak aldığı vahiylerden olabileceği gibi, melek vasıtasıyla aldığı vahiy olma ihtimali de vardır ve tercih edilen de budur. "Sonra bunu beyan edip açıklad!." Yani "fe men hemme = kim azmederse" ifadesiyle ayrıntısına girdi. Mücmel olan "Allahu Teala (eşyadaki) güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı" cümlesindeki "ketebe" fiilidir. Tufı bunu Allahu Teala hafaza meleklerine yazmalarım emretti şeklinde açıklamıştır ya da maksat Allah bunu ilminde vaki olana uygun olarak takdir etti demektir. Bir başkası ise, yazmaktan maksat takdir etti ve katib olan meleklere bu takdirini bildirdi. Dolayısıyla her vakitte yazmanın nasılolduğunu sormaya ihtiyaç yoktur. Çünkü bu bitirilmiş bir iştir demiştir. İmam Şafii'den bu haberin zahirine uygun bir açıklamaya rastladım. Şafii'ye göre hesaba çekilme bir fiile azmedip fakat eyleme dönüştürmeyene değil, onu yapmaya azmedip, bizzat başlayanadır. "Fe men hemme = Her kim azmederse" Müslim'de Hemmam'ın Ebu Hureyre'den yaptığı rivayette "hemme" yerine "iza tahaddese = içinden geçirdiğinde" ifadesi geçmektedir. Bu diğer rivayetlere uygun olması için "insanın içinden geçirmesi" şeklinde yorumlanmıştır. Bunu zahiri üzere almak da mümkündür. Fakat insanın kendi kendine konuşması iyiliğin yazılması açısından bir kayıt ve şart değildir. Tam tersine sırf irade etmiş olmakla iyilik yazılır. Mutlak olarak azim ve iradenin yetmediğini gösteren birtakım haberlerin olduğunu biz de kabul etmekteyiz. Ahmed İbn Hanbel, sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban ve Hakim'in Hureym İbn Fatik'ten yaptıkları bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim bir iyiliği yapmaya azmederse Allah onu kalbine hissettirdiğini ve bunu istediğini bilir" buyurmuştur.(İbn Hibban, Sahih, XLV, 45) İbn Hibban bu haberi esas almış ve Sahih'inde habere yer verdikten sonra burada "el-hemm"den maksat azimdir demiş sonra da şu açıklamayı yapmıştır: Allahu Teala'ın kul azmetmese bile fazladan lütufta bulunmak için sırf içinden geçirmekle iyiliği yazma ihtimali de vardır. "Onu yapmazsa." Bu cümlede yapılmayan organların amelidir. Kalbin ameline gelince, bu cümlenin onu kapsaması da mümkündür. Ancak bunun için iyiliğin, hadislerin büyük bir kısmında ifade edildiği üzere sırf insanın içinden geçirmesiyle yazılması ve Hureym'in hadisinde ifade edildiği üzere azimle kaydedilmemesi gerekir. Ebu Zerr'in, Müslim'de yer alan "Kötülükten elini çekmenin sadaka olduğu" yolundaki rivayet birinci görüşü teyit etmektedir. "Bir kimse de çirkin bir iş yapmaya niyetlenir ve onu işlemezse, Allah kendi katında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır." Hattabi şöyle demiştir: Çirkin bir fiili terke hasene (güzellik) yazılması, o fiili terk eden kimsenin bunu işlemeye gücünün olması ve sonra da onu terk etmesi şartına bağlıdır. Çünkü insan bir şeyi ancak yapmaya kudreti varken yapmamışsa terk etmiş sayılır. Bir kimse ile bir fiili işlemeye olan isteği arasına herhangi bir mani girmesi de buna dahildir. Sözgelimi kişi zina etmek üzere bir kadına gitse ve kapıyı kapalı bulup açamasa zinayı terk etmiş sayılmaz. Aynı şekilde bir kimse zina imkanı bulsa ancak ereksiyon olmasa ya da karşısına kısa vadede kendisine zarar verecek bir durum çıksa bu kişi de zinayı terk etmiş olmaz. "Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenafığı yaparsa Allah onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır." Müslim'de yer alan Ebu Zerr hadisine göre Allahu Teala "Onun karşılığı misli bir kötülüktür veya ben onu bağışlarım" buyurmuştur.Müslim, Zikir ve Dua) Bunun manası şudur: Allahu Teala, o kötülüğü lutfuyla veya tövbe ile ya da istiğfarla veya kötülüğüne kefaret olan iyi bir amelde bulunmakla siler. Ebu Zerr hadisinin zahirinden dolayı bunlardan birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Hadis, büyük günahların ancak tövbe ile bağışlanacağını iddia eden görüşe red mahiyetindedir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis Allahu Teala'nın bu ümmete büyük lütuf ve ihsanını açıklamaktadır. Zira eğer böyle olmasaydı hemen hemen hiç kimse cennete giremezdi. Zira kulların kötülük işlemeleri, iyilik işlemelerinden daha çoktur. İyilik işlemeyi düşünmeye sevap verileceği, kötülük işlemeyi düşünmeye hesap sorulmayacağını ifade eden yukarıdaki hadisi Allahu Teala'ın "Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir"(Bakara 286) ayeti teyit etmektedir. Zira kötülükten söz edilirken -iyiliğin aksine- uğraşma ve zorlama anlamı taşıyan "iftial = iktisab" kalıbı kullanılmıştır. 2- Hadiste kulun Rabbi için, onun sevabını arzu ettiğinden, cezasından korktuğundan, lezzetinden vazgeçmesi, şehvetini terk etmesi karşılığında kendisine neyin verileceğinden söz edilmektedir. Hadisten hafaza meleklerinin iyilikleri ve kötülükleri yazma ile görevlendirildikleri için mubahları yazmadıkları sonucu çıkmaktadır. Buna bazı hadis şarihleri, bazı imamların mubahı hasenattan saydıkları yolunda cevap vermişlerdir
حدثني عبد الله بن منير، سمع ابا النضر، حدثنا عبد الرحمن بن عبد الله يعني ابن دينار عن ابيه، عن ابي صالح، عن ابي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ان العبد ليتكلم بالكلمة من رضوان الله لا يلقي لها بالا، يرفع الله بها درجات، وان العبد ليتكلم بالكلمة من سخط الله لا يلقي لها بالا يهوي بها في جهنم
حدثنا موسى، حدثنا معتمر، سمعت ابي، حدثنا قتادة، عن عقبة بن عبد الغافر، عن ابي سعيد رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم "ذكر رجلا فيمن كان سلف او قبلكم اتاه الله مالا وولدا يعني اعطاه قال فلما حضر قال لبنيه اى اب كنت قالوا خير اب. قال فانه لم يبتير عند الله خيرا فسرها قتادة لم يدخر وان يقدم على الله يعذبه فانظروا، فاذا مت فاحرقوني، حتى اذا صرت فحما فاسحقوني او قال فاسهكوني ثم اذا كان ريح عاصف فاذروني فيها. فاخذ مواثيقهم على ذلك وربي ففعلوا فقال الله كن. فاذا رجل قايم، ثم قال اى عبدي ما حملك على ما فعلت قال مخافتك او فرق منك فما تلافاه ان رحمه الله ". فحدثت ابا عثمان فقال سمعت سلمان غير انه زاد فاذروني في البحر. او كما حدث. وقال معاذ حدثنا شعبة، عن قتادة، سمعت عقبة، سمعت ابا سعيد، عن النبي صلى الله عليه وسلم
حدثنا ابو معمر، حدثنا عبد الوارث، حدثنا جعد ابو عثمان، حدثنا ابو رجاء العطاردي، عن ابن عباس رضى الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم فيما يروي عن ربه عز وجل قال قال " ان الله كتب الحسنات والسييات، ثم بين ذلك فمن هم بحسنة فلم يعملها كتبها الله له عنده حسنة كاملة، فان هو هم بها فعملها كتبها الله له عنده عشر حسنات الى سبعماية ضعف الى اضعاف كثيرة، ومن هم بسيية فلم يعملها كتبها الله له عنده حسنة كاملة، فان هو هم بها فعملها كتبها الله له سيية واحدة