Loading...

Loading...
Kitap
188 Hadis
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah kıskanır. Allah'ın kıskanmasına sebep ise mu'minin Allah'ın haram kıldığı işi yapmasıdır
وعن يحيى، ان ابا سلمة، حدثه ان ابا هريرة حدثه انه، سمع النبي صلى الله عليه وسلم. حدثنا ابو نعيم، حدثنا شيبان، عن يحيى، عن ابي سلمة، انه سمع ابا هريرة رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم انه قال " ان الله يغار وغيرة الله ان ياتي المومن ما حرم الله
Ebu Bekr'in kızı Esma R.A.a'dan, dedi ki: "ez-Zubeyr benimle evlendiğinde yeryüzünde mal namına, köle namına hiçbir şeyi yoktu. Su çeken bir devesi ile atı dışında hiçbir şeye sahip değildi. Bundan dolayı atının yemini ben koyar, suyu ben çekerdim. Su kovasını ben onarıp dikerdim, hamuru ben yoğururdum. Ancak güzel ekmek pişiremezdim. Ensardan bazı hanım komşularım benim ekmeğimi pişirirdi. Bunlar oldukça sadakatli kadınlardı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ez-Zubeyr'e ikta' olarak verdiği araziden hurma çekirdeğini başımın üzerinde taşırdım. Bu arazi evimden üçte iki fersahlık mesafede idi. Bir gün hurma çekirdekleri başımın üzerinde olduğu halde geliyordum. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştım. Beraberinde ensardan da birkaç kişi vardı. Beni çağırdı. Sonra da beni arkasına, terkisine bindirmek için (devesini çöktürmek amacıyla) "ıh ıh" dedi. Ancak ben erkeklerle beraber yürümekten utandım. Ayrıca ez-Zubeyr'i ve onun kıskançlığını da hatırladım. -ez-Zubeyr insanların en kıskancı idi- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim utandığımı anladığından yoluna devam etti. Zübeyr'e gelerek: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni gördü. Hurma çekirdeklerini başımın üzerine koymuş taşıyordum. Beraberinde de ashabından birkaç kişi vardı. Arkasına bineyim diye devesini çöktürdü, ben de ondan utandım ve senin kıskançlığını da hatırladım, dedim. Zübeyr bana şu cevabı verdi: Allah'a yemin ederim, senin hurma çekirdeklerini taşıman, onunla beraber binmenden bana daha ağır gelir. Esma dedi ki: (Bu halim) sonunda Ebu Bekr bana atın bakımını üstlenen bir hizmetçi gönderinceye kadar sürdü. Onu göndermekle sanki beni kölelikten kurtarmış oldu
حدثنا محمود، حدثنا ابو اسامة، حدثنا هشام، قال اخبرني ابي، عن اسماء بنت ابي بكر رضى الله عنهما قالت تزوجني الزبير، وما له في الارض من مال، ولا مملوك، ولا شىء غير ناضح، وغير فرسه، فكنت اعلف فرسه، واستقي الماء، واخرز غربه واعجن، ولم اكن احسن اخبز، وكان يخبز جارات لي من الانصار وكن نسوة صدق، وكنت انقل النوى من ارض الزبير التي اقطعه رسول الله صلى الله عليه وسلم على راسي، وهى مني على ثلثى فرسخ، فجيت يوما والنوى على راسي فلقيت رسول الله صلى الله عليه وسلم ومعه نفر من الانصار فدعاني ثم قال " اخ اخ ". ليحملني خلفه، فاستحييت ان اسير مع الرجال، وذكرت الزبير وغيرته، وكان اغير الناس، فعرف رسول الله صلى الله عليه وسلم اني قد استحييت فمضى، فجيت الزبير فقلت لقيني رسول الله صلى الله عليه وسلم وعلى راسي النوى، ومعه نفر من اصحابه، فاناخ لاركب، فاستحييت منه وعرفت غيرتك. فقال والله لحملك النوى كان اشد على من ركوبك معه. قالت حتى ارسل الى ابو بكر بعد ذلك بخادم يكفيني سياسة الفرس، فكانما اعتقني
Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hanımlarından birisinin yanında idi. mu'minlerin annelerinden birisi, içinde yemek bulunan bir tabak gönderdi. Nebiin evinde bulunduğu o kadın (Aişe) hizmetçinin eline vurdu. Kap düştü ve ikiye ayrıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabın parçalarını bir araya getirdi, daha sonra kapta bulunan yemeği tekrar ona toplamaya koyuldu. Bu arada da: Anneniz gayrete geldi (kıskandı) diyordu. Daha sonra hizmetçiyi, evinde bulunduğu hanımı nezdinden bir kap getirilinceye kadar alıkoydu. Sağlam kabı, kabı kırılan hanımına gönderdi, kırık olan kabı da evinde kırıldığı hanımı için alıkoydu
حدثنا علي، حدثنا ابن علية، عن حميد، عن انس، قال كان النبي صلى الله عليه وسلم عند بعض نسايه فارسلت احدى امهات المومنين بصحفة فيها طعام، فضربت التي النبي صلى الله عليه وسلم في بيتها يد الخادم فسقطت الصحفة فانفلقت، فجمع النبي صلى الله عليه وسلم فلق الصحفة، ثم جعل يجمع فيها الطعام الذي كان في الصحفة ويقول " غارت امكم "، ثم حبس الخادم حتى اتي بصحفة من عند التي هو في بيتها، فدفع الصحفة الصحيحة الى التي كسرت صحفتها، وامسك المكسورة في بيت التي كسرت فيه
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben cennete girdim -yahut cennete gittim-, bir köşk gördüm. Bu kimindir, diye sordum, Ömer İbn el-Hattab'ındır, dediler. İçine girmek istedim; ama (Ey Ömer) senin bildiğim gayretin (kıskançlığın) dışında hiçbir şey beni içine girmekten alıkoymadı. Ömer İbn el-Hattab dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, babam, anam sana feda olsun, ey Allah'ın nebisi, ben seni mi kıskanacağım, dedi
حدثنا محمد بن ابي بكر المقدمي، حدثنا معتمر، عن عبيد الله، عن محمد بن المنكدر، عن جابر بن عبد الله رضى الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " دخلت الجنة او اتيت الجنة فابصرت قصرا فقلت لمن هذا قالوا لعمر بن الخطاب. فاردت ان ادخله فلم يمنعني الا علمي بغيرتك ". قال عمر بن الخطاب يا رسول الله بابي انت وامي يا نبي الله اوعليك اغار
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda oturduğumuz bir sırada Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyurken rüyamda kendimi cennette gördüm. Bir köşkün yanında abdest alan bir kadın görüverdim. Bu köşk kimindir, dedim. (Melek): Bu Ömer'indir, dedi. Ben de onun kıskançlığını hatırlayınca, arkamı dönüp gittim. O sırada mecliste bulunan Ömer ağladı ve sonra: Ben seni mi seni kıska nacağım, ey Allah'ın Rasulü, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "(Eşler arasında) kıskançlık." İyad ve başkaları der ki: Bu lafız (gayret) özelolarak sahip olunan hususlarda ortak çıkılması sebebiyle kalbin değişmesi ve gazabın harekete geçmesinden türemiştir. Bunun en ileri derecesi de eşler arasında görülendir. Söz konusu bu hal, insanoğulları ile ilgilidir. Yüce Allah hakkında bunun kullanılması ile ilgili olarak el-Hattabı şöyle demektedir: Bu hususta yapılacak en güzel açıklama, Ebu Hureyre yoluyla gelen hadiste var olan açıklamadır. Kastettiği de bu başlıkta zikredilen ve: "Allah'ın gayreti (kıskanması) ise mu'minin Allah'ın kendisine haram kılmış olduğu şeyi yapmasıdır" buyruğu ile getirilen açıklamadır. "Eni ile değil, keskin tarafıyla" lafzıyla kılıcın enli tarafını kastetmektedir. Yani onun enli tarafı ile değil, keskin tarafıyla onu vururum, demek istemiştir. Kılıcın keskin tarafı ile vuran bir kimse, ölclürme kastıyla vurur. Oysa enli tarafıyla vuran kimse böyle değildir. O tedib maksadı ile vurur. "Nihayet Ebu Bekir bana atın bakımını benim yerime üstlenecek bir hizmetçi gönderdi. Sanki beni kölelikten azad etmiş oldu." Hadisten Çıkartılan Son\Jçlar 1- Bu kıssa, kadının kocasının gerek duyacağı bütün işleri yerine getirmesi gerektiğine delil olarak gösterilmiştfr. Ebu Sevr de bu kanaattedir. Diğerleri ise bu olayı onun bu işleri kendiliğinden, görevi olmadığı halde yaptığı ve onun bunu yapmakla yükümlü olmadığı şeklinde yorumlamışlardır. el-Mühelleb ve başkaları buna işaret etmiştir. Görüldüğü kadarıyla bu ve benzeri olaylar daha önce geçtiği gibi zaruret halinde söz konusu olmuştur. Dolayısıyla onların durumlarına benzer bir durumda olmayan kimseler hakkında aynı hüküm söz konusu olmaz. Alemlerin hanımlarının efendisi Fatıma el değirmeninden ötürü ellerindeki rahatsızlığı ve çektiği sıkıntıları şikayet edip babasından bir hizmetçi isteyince ona bundan daha hayırlı olan bir yol gösterdiğine dair rivayet geçmiş bulunmaktadır. Daha hayırlı olan bu iş ise yüce Allah'ı zikretmektir. Tercih noktasında ağırlık kazanan görüş ise bu hususta meselenin yaşanılan beldenin adetlerine göre yorumlanacağıdır. Çünkü ülkeler bu hususta birbirinden farklıdır. 2- el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten anlaşıldığına göre soylu bir kadın eğer yapmakla yükümlü olmadığı herhangi bir hizmeti kocasına kendiliğinden yapacak olursa baba da, yönetici de buna karşı çıkamaz. Ancak, bu görüşünü bu tür işleri kendiliğinden ve görevi olmadan yapmış olması şeklindeki ilkesine söylediği gerekçesiyle ona itiraz edilmiştir. Çünkü onun aksi kanaatte olanların meseleyi tam tersine çevirerek şöyle demek hakları da vardır: Şayet bu gibi işleriyapmak yükümlülüğü bulunmasaydı, mesela kızının bu tür ağır işleri yapması kendisine de, kızına da ağır geldiğini gören babası buna karşı sessiz durmazdı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Ebu Bekir es-Sıddik'ın nezdindeki üstün değerine rağmen böyle bir uygulamaya itiraz etmeden durmazdı. 3- el-Mühelleb dedi ki: Koca, hanımının zor hizmetleri ifa ettiğinden ötürü gayrete gelebilir, bundan dolayı bunu kendisine yedirmeyebilir. Özellikle de hanımı belli bir konumda ise ... 4- Bu hadiste Esma'nın, ez-Zubeyr'in, Ebu Bekr'in ve ensar hanımlarının övülmeye değer olduklarını gösteren bir menkıbeleri yer almaktadır. "Anneniz kıskandı." Burada anneden kasıt, tabağı kırandır. O da mu'minlerin annelerinden birisidir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1 - Hadiste kıskanan bir kadının yaptıkları dolayısıyla sorumlu tutulmayacağına bir işafet vardır. Çünkü böyle bir durumda kıskançlığın harekete getirdiği ileri derecedeki kızgınlıktan ötürü aklı perdelenmiş olur. Ebu Ya'la beis olmayan bir sened ile Aişe'den merfu olarak: "Aşırı kıskanç bir kadın vadinin alt tarafı neresi, üstü neresi göremez" hadisini rivayet etmiş bulunmaktadır. 2- "Abdest alan bir kadın gördüm." ed-Davudi bu hadisi şuna delil göstermiştir: Cennette huri kadınlar abdest alır, namaz kılarlar. Derim ki: Cennette ibadet mükellefiyetinin bulunmaması, kullardan herhangi bir kimsenin kendi isteğiyle dilediği ibadet türlerinden herhangi birisini yapmamasını gerektirmez. 3- Daha sonra İbn Battal şunları söylemektedir: Hadisten anlaşıldığına göre bir arkadaşının bir huyundan haberdar olup onu bilen bir kimsenin, onun (bu huyu dolayısıyla) kızmasına sebep olacak herhangi bir işi yapmaya kalkış ma ması gerekir. 4- Salah ifade eden bir vasfa sahip olduğu bilinen bir kimsenin buna aykırı bir hali görülecek olursa gereken şekilde ona tepki gösterilir. 5- Cennet şu anda vardır, huriler de aynı şekilde mevcuttur. Buna dair gerekli açıklamalar Bed'u'I-Halk bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Hadisten çıkartılabilecek diğer sonuçlar ise Ömer radıyalliihu anh'ın Menktbeleri bölümünde geçmiş bulunmaktadır
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, ben senin benden hoşnut olduğun zamanları da, bana kızgınolduğun zamanları da bilirim, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Ben ona, "peki bunu nasıl biliyorsun", diye sordum. O: "Sen benden hoşnut isen 'hayır Muhammed'in Rabbi hakkı için' diyerek yemin edersin, kızgın olduğun takdirde ise 'hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için' diye yemin edersin", diye buyurdu. Aişe dedi ki: Evet, Allah'a yemin ederim ey Allah'ın Rasulü! Ancak senin ismini anmamakla kalırım." Bu Hadis 6078 numara ile gelecektir
حدثنا عبيد بن اسماعيل، حدثنا ابو اسامة، عن هشام، عن ابيه، عن عايشة رضى الله عنها قالت قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم " اني لاعلم اذا كنت عني راضية، واذا كنت على غضبى ". قالت فقلت من اين تعرف ذلك فقال " اما اذا كنت عني راضية فانك تقولين لا ورب محمد، واذا كنت غضبى قلت لا ورب ابراهيم ". قالت قلت اجل والله يا رسول الله، ما اهجر الا اسمك
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbirisini kıskanmış değilim. Buna sebep ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu çok anışı, onu çok övmesidir. Bir de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Hatice'ye cennette oyulmuş inciden bir evinin bulunduğu müjdesini de ona vermesi vahyedilmiş idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların gayreti ve üzülüp öfkelenmeleri." Musannıf (Buhari) başlıkta sözünü ettiği hallerin hükmünü açıklamamıştır. Çünkü bu hüküm, hallere ve şahıslara göre değişiklik arz eder. Gayret (kıskançlık), asıl itibariyle kadınların kendilerinin. kazandıkları bir şey değildir. Fakat bu. hususta aşırıya kaçması halinde kınanması söz konusudur. Bunun ölçüsü de bir başka hadiste ensardan olan Gıbir İbn Atik'in merfu olarak rivayet ettiği şu hadiste dile getirilmiştir: "Şüphesiz gayretin bir kısmını Allah sevdiği gibi, bir kısmına da Allah buğzeder. Allah'ın sevdiği gayret, şüphe etmeyi haklı kılan sebepler dolayısıyla gayrettir. Allah'ın buğzettiği gayret ise şüpheyi gerektirmeyecek hususlar dolayısıyla gayrete gelmektir." Böyle bir ayrım, bir kadının helal olarak aynı anda iki kocaya sahip olması söz konusu olmadığından ötürü erkekler hakkında geçerli değildir. Ancak kadın, mesela kocasının zina etmesi yahut hakkını eksik vermesi, kumasının lehine kendisine zulmetmesi ve kumasını ona tercih etmesi gibi bir haramı işlediğinden ötürü gayrete gelip kıskanacak olursa, bunları yaptığı kesinleşir yahut buna dair ortada karineler varsa, bu meşru olan bir gayret(kıskançlık)tir. Eğer bu herhangi bir delil bulunmaksızın soyut vehime dayanacak olursa, şüpheyi gerektirecek bir hal bulunmayan bir durum olmakla birlikte kıskanmak demektir. Eğer koca eşit davranan ve adaletle hareket eden birisi olup kumaların her birisine hakkını veriyor ise, kumasını kıskanmak, hiçbir kadının kendisini kurtaramadığı beşeri tabiattan ileri geliyorsa, kendisine haram olan bir söz söyleyip yahut bir mı işleme sınırına gelmediği sürece, bundan dolayı mazur görülürler. Tibi der ki: Bu (Aişe'nin Nebi'e söylediği "sadece ismini ağzıma almıyorum" sözü) oldukça latif bir tabirdir. Çünkü bu sözleriyle (akıllı bir kimsenin tercih imkanını ortadan kaldıran) gazap ve öfke halinde olduğu takdirde kalbinde yer etmiş bulunan muhabbetinde bir değişiklik olmadığını bildirmektedir. Onun bu sözleri şairin şu beyiti gibidir: "Ben senden, -evet- yüz çeviriyorum ama Sana yemin ederek söylüyorum ki yüz çevirdiğim halde sana meylim artıyor." İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Aişe'nin bu sözleriyle, onun sadece lafz1 olarak adını terk ettiğini, fakat kalbinin onun kerim zatına karşı duyduğu sevgi ve muhabbete bağlılığından vazgeçmediğini anlatmak istemektedir. Aişe R.A.a'nın diğer nebiler arasında İbrahim aleyhisselam'ın adını zikretmeyi tercih etmesi, Kur'an-ı Kerim'in açıkça belirttiği üzere insanlar arasında ona en yakın olanın Nebi Efendimiz oluşudur. Aişe, Nebi Efendimizin o şerefli ismini anmamak mecburiyeti ile karşı karşıya kaldığında herhangi bir yolla onunla ilişkili olan birisinin adını zikretmiştir ki genelolarak ona bağlılık dairesinin dışına çıkmamış olsun
Misver İbn Mahreme r.a.'den, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i minber üzerinde iken şöyle buyururken dinlemişimdir: Şüphesiz Hişam İbn Muğire oğulları, kızlarını Ali İbn Ebi Talib ile nikahlamak üzere benden izin istediler. Hayır, ben izin vermiyorum, tekrar söylüyorum, izin vermiyorum, yine tekrar ediyorum, izin vermiyorum. Ancak Ebu Talib'in oğlunun kızımı boşayıp onların kızlarını nikahlamak istemesi müstesnadır. Çünkü o (Fatıma) benden bir parçadır. Onu şüpheye düşüren bir şey beni de şüphelendirir, onu rahatsız eden bir şey bana da eziyet verir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişinin kızını kıskançlık ve adalet hususlarında savumnası" Yani onun kıskanmasını gerektirecek hususları önleyip ona adaletli davranılmasını istemesi. "Ancak Ebu Talib'in oğlunun, kızımı boşayıp onların kızlarını nikahlamak istemesi müstesnadır." Bu da şuna yorumlanır: Ali'ye buğzeden bazı kimseler onun böyle bir işi yapmak istediğine dair bir haberi Nebie ulaştırmışlardır. Yoksa onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile danışıp böyle bir şeyi yapmamasını söylemesinden sonra onların kızlarını istemeyi sürdürmesi düşünülemez. Zührı'nin rivayetinde şu fazlalık vardır: "Şüphesiz ben helal olan bir şeyi haram kılmıyorum. Haram olan bir şeyi de helal kılmıyorum. Fakat Allah'a yemin ederek söylüyorum, Rasulullah'ın kızı ile Allah'ın düşmanının kızı ebediyyen bir adamın nikahı altında bir arada bulunamazlar." İbnu't-TIn der ki: Bu olayın yorumlanacağı en sahih husus, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali'ye kendi kızı ile Ebu Cehil'in kızını nikahı altında bulundurmasını haram kılmış olmasıdır. Çünkü buna illet (gerekçe) olarak da bu işin kendisine eziyet verdiğini göstermiştir. Ona eziyet verecek bir işi yapmak ise ittifakla haramdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Ben helal olan bir şeyi haram kılmıyorum" sözünün anlamı şudur: Eğer onun yanında nikahında Fatıma yoksa o kızla evlenmesi ona helaldir. Fakat Fatıma'nın rahatsız olması sebebiyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in rahatsız olmasını gerektirecek bir iş olan her ikisini aynı nikah altında bulundurmak ise helal değildir. Bazısı da hadisteki ifadelerin, böyle bir işin Ali'ye mubah olduğu izlenimini vermekle birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Fatıma'nın hatırını göz önünde bulundurarak onu bu işten alıkoyduğunu ifade etmektedir. Kendisi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine uyarak bunu kabul etmiştir. Benim görüşüme göre ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızları üzerine başkası ile evlenilmemesinin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hususiyetIeri arasında sayılması uzak bir ihtimalolarak görülmüyor. Bunun Fatıma'ya (selam ona) ait bir özellik olma ihtimali de vardır. "Çünkü o benden bir parçadır." Bu hadisten anlaşıldığına göre Fatıma eğer bu işe razı olmuş olsaydı, Ali radıyaııilhu anh'a sözü geçen ile ya da başkası ile evle nmesine engel olunmazdı. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Rahatsız edilmelerinden ötürü Nebi s.a.v.'in eziyet duya cağı kimseleri rahatsız etmek haramdır. Çünkü az ya da çok olsun, Nebie eziyet vermenin haram olduğu ittifakla kabul edilmiştir. Fatıma'yı rahatsız eden bir işin kendisini de rahatsız edeceğini açıkça ve kesin olarak ifade etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla Fatıma'ya karşı bir iş yapıp, bundan dolayı Fatıma rahatsız olmuşsa aynı şey -bu sahih haberin tanıklığı ile- Nebi s.a.v. için de rahatsızlık verici bir iştir. Onun çocuğunu öldürmekten daha çok onu rahatsız edip eziyet verecek hiçbir şey de olamaz. Bundan dolayı istikra yoluyla bu işi yapan kimselerin dünya hayatında cezalandırılması gerektiği de anlaşılmaktadır. Ahiretteki azap ise elbette daha ağırdır. 2- Seddu'z-Zeria'yı delilolarak kabul edenlerin lehine bir delil vardır. Çünkü dört sınırını aşmadığı sürece erkeklerin birden fazla kadın ile evlenmesi helaldir. Bununla birlikte netice itibariyle ortaya çıkaracağı zararlardan ötürü böyle bir işin şu anda yapılması (Ali r.anh'a) yasak kılınmış oldu
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Andolsun size Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitip dinlediğim ve size onu benden başka kimsenin nakletmeyeceği bir hadis aktaracağım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Şüphesiz ilmin kaldırılması, cehaletin çoğalması, zinanın artması, içki içmenin çoğalması, erkeklerin azalıp kadınların elli kadına tek bir kişi bakacak şekilde çoğalması, kıyametin şartlarından (aıametlerinden)dir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeklerin azalıp, kadınların çoğalması." Bundan kasıt ahir zamanda böyle olacağıdır. "Tek bir kişi bakacak (kayyim)", yani bu kadar kadının işini görecek tek bir kişi. .. Bunun, helal ya da haram olsun kendileri ile nikahlanması için erkeğin arkasından gideceklerinden kinaye yolu ile bir anlatım olma ihtimali de vardır
حدثنا حفص بن عمر الحوضي، حدثنا هشام، عن قتادة، عن انس رضى الله عنه قال لاحدثنكم حديثا سمعته من رسول الله صلى الله عليه وسلم لا يحدثكم به احد غيري، سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول " ان من اشراط الساعة ان يرفع العلم، ويكثر الجهل ويكثر الزنا، ويكثر شرب الخمر، ويقل الرجال، ويكثر النساء حتى يكون لخمسين امراة القيم الواحد
Ukbe İbn Amir r.a.'den rivayete göre "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kadınların (yalnız olmaları halinde) yanına girmekten uzak durunuz. Ensardan bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, kayınlar hakkında ne dersin, diye sordu. Allah Rasulü: Onlar (ile halvette bulunmak) ölümdür, diye buyurdu
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا ليث، عن يزيد بن ابي حبيب، عن ابي الخير، عن عقبة بن عامر، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " اياكم والدخول على النساء ". فقال رجل من الانصار يا رسول الله افرايت الحمو. قال " الحمو الموت
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Mahrem bir akraba ile birlikte bulunması hali dışında bir erkek asla bir kadın ile baş başa halvette kalmasın. Bir adam kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü, benim karım haccetmek üzere yola çıktı. Ben de şu şu gazveye katılmak üzere yazıldım deyince, Allah Rasulü: Dön ve hanımınla beraber haccet, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nevevi der ki: Dil bilginlerinin ittifakla belirttiklerine göre kayınlar, kadının kocasının babası, amcası, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğlu, amcasının oğlu ve buna benzer akrabalarıdır. Kocanın hanımının akrabalarına da "haten" denilir. "Sıhr" ise her iki tür akrabalık hakkında kullanılır. Nevevi der ki: Hadiste kastedilen, kocanın babaları ve oğulları dışındaki akrabalarıdır. Çünkü bunlar zevcenin mahremleridirler, onunla halvette kalmaları caizdir ve onlarla halvette kalmak ölüm diye nitelendirilmez .•. Maksat ancak kardeş, kardeşin oğlu, amca, amcanın oğlu, kız kardeşin oğlu ve buna benzer evli olmaması halinde kadınların kendileri ile evlenmesi helal olan erkek akrabalarıdır. Fakat bu hususta gevşeklik gösterilmesi bir adet halini almıştır. Kocanın kardeşi, kardeşinin hanımı ile halvette kalabiliyor. Nebi de bunu ölüme benzetmiştir. Ayrıca böyle bir halde halvette kalışın yasaklanması, yabancıya göre eweliyetIe söz konusudur. "Kayın (hamv) ölümdür." Denildiğine göre anlatılmak istenen şudur: Kayın ile baş başa halvette kalmak, masiyetin vukua gelmesi halinde dinin dahi yok olması sonucuna ya da masiyet gerçekleşip recm icab ettiği takdirde ölüm ile sonuçlanmasına ya da kadının kocası kıskançlığı sebebiyle onu boşama noktasına kadar gitmesi halinde kocasından ayrılması suretiyle kadının helak olmasına kadar götürebilir. Bütün bu hususlara Kurtubi' işaret etmiş bulunmaktadır. Yine Kurtubi', el-Müfhim adlı eserinde şunları söylemektedir: Erkeğin yakınının, karısının yanına girmesi çirkinlik ve fesadı bakımından ölüme benzer. Yani bu, bilinen bir haramdır. Bu işten uzak kalmak gereğini bu derece mübalağalı bir üslupla ifade edip onu ölüme benzetmesinin sebebi, insanların koca olsun, zevce olsun bu yönden (mahrem olmayan) akrabalara -alışkanlıkları dolayısıyla ona kadının yabancısı değilmişçesine- müsamahakar davranmalarıdır. Mahrem Kadınlar Mahrem kadınlar, erkeğin ebediyen nikahlaması haram olan kadınlar demektir. Ancak şüphe (kendisine helal olup olmadığını bilmeksizin) yolu ile ilişki kurulmuş kadın ile Ii'an yapılmış kadının annesi bundan müstesnadır. Bunlarla evlenilmesi ebedi olarak haram olmakla birlikte, mahremlik söz konusu değildir. mu'minlerin anneleri de böyledir. Bazıları da tanımı yaparken "hürmeti (dolayısıyla haramhğı) değil de, mubah bir sebep dolayısıyla ... " kaydını koyarak onları kapsamın dışında tutmuştur. Ebedilik kaydı ile kadının kız kardeşi, halası ve teyzesi ile nikah akdi yapıp zifafa girmemiş olduğu annenin kızı da kapsamın dışına çıkarılmış olmaktadır
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Ensardan bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi, o da onunla baş başa kaldı. Daha sonra: Allah'a yemin ederim, sizler en sevdiğim insanlarsınız, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeğin, insanların huzurunda kadın ile baş başa kalmasının caiz oluşu." Yani insanların kendilerini göremeyecekleri bir şekilde baş başa kalmamalıdırlar. Şayet kadının insanlar arasında zikretmekten utanacağı bir şeyolması gibi gizlice konuşulması icab eden bir hal varsa, kadın ile erkeğin konuşmalarının işitilmeyeceği ama görülecekleri bir şekilde konuşabilirler. Musannıf, başlıktaki: "İnsanların huzurunda" ifadesini, bu hadisin bazı rivayet yollarında zikredilen: "Yolun bir tarafında ya da yollardan birisinde onunla baş başa konuştu" ifadesinden çıkartmıştır. Burada sözü edilen yol ise çoğunlukla insanların gidip geldikleri ve gidip gelenin eksilmediği, izlenen yollar demektir. "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla baş başa" yolun bir bölümünde "kaldı", konuştu. el-Mühelleb dedi ki: Enes bu sözleriyle onun beraberinde bulunanların gözünden kaybolacak şekilde kadın ile baş başa kaldığını anlatmak istememiştir. Nebi kadınla huzurunda bulunanların, şikayetini duymayacağı, aralarındaki konuşmaları işitmeyeceği bir şekilde onunla baş başa kaldı (bir kenara çekildi) demek istemiştir. "Allah'a yemin ederim, sizler en sevdiğim insanlarsınız, diye buyurdu." Hadiste ensara ait bir menkıbe dile getirilmektedir. Ayrıca Nebi efendimizin ne kadar halim, alçak gönüllü, küçük olsun büyük olsun insanların ihtiyaçlarını görmek hususunda sabırlı olduğunu da ortaya koymaktadır
حدثنا محمد بن بشار، حدثنا غندر، حدثنا شعبة، عن هشام، قال سمعت انس بن مالك رضى الله عنه قال جاءت امراة من الانصار الى النبي صلى الله عليه وسلم فخلا بها فقال " والله انكن لاحب الناس الى
Ümmü Seleme'den rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunuyordu. Evde de muhannes (davranışlarıyla kendisini kadınlara benzeten) birisi vardı. O muhannes kişi Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah İbn Ebi Umeyye'ye şöyle dedi: Allah yarın size Taif'i fethetmeyi nasip ederse sana Gaylan'ın kızını tavsiye ederim. Çünkü o (kiloları fazla olduğundan) dört büklüm ile gelir, sekiz büklüm ile geri gider. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu, kesinlikle sizin huzurunuza girmesin, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlara benzemeye çalışan erkeklerin kadınların yanına girmesinin nehyedilmesi." Kocasının izni olmaksızın ve -mesela- kadının yolcu olması gibi hallerde, demektir. "Muhannes" Taif gazvesinde adının Hit olduğu geçmiş bulunmaktadır. Muhannes; ahlakını hareketleri, konuşmaları ve daha başka hususlar itibariyle kadınlara benzeten kimse demektir. Eğer bu yaratılışından gelen bir şey ise bundan dolayı kınanması söz konusu değildir, ama bunu izale etmeye de çalışması gerekir. Eğer bu benzeyişte kendisinin kastı ve gayreti söz konusu ise, işte yerilen hal budur. Fuhşiyatı ister işlemiş olsun, ister işlememiş olsun, onun hakkında da muhannes adı kullanılır. "Tavsiye ederim", yani onu ele geçirmeye bak ve onun peşine takıl. "Gaylan" İbn İshak'ın naklettiğine göre Hakım kızı Havle, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle demişti: Allah sana Taif'i fethetmeyi nasip ederse, bana Gayleın'ın kızı Badiye'nin zınet eşyalarını ver. Badiye, Sakif kadınları arasında zınet eşyası en çok olan birisi idi. Gaylan ise Seleme'nin oğlu olup, o Muattib'in, o Malik esSakafı'nin oğludur. Nikahı altında on tane kadın bulunduğu halde İslam'a giren kişi odur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine sadece dört tanesini seçmesini emir buyurmuştur. Gaylan, Sakiflilerin reisierinden olup, Ömer R.A.'ın halifeliğinin son dönemlerine kadar yaşamıştır. Hattabi dedi ki: Bu sözleriyle kadının karnı tarafında dört boğumun ya da büklümün bulunduğunu, karşıdan geldiği vakit bu boğumların biri diğeri üstüne sarkmış şekilde açıkça yerlerinin görüldüğünü, geri dönüp gittiğinde ise bu dört büklümün kenarlarının yan taraflarında (dörderden) sekiz olarak göründüğünü anlatmak istemiştir. Hulasa o, bu Gaylan'ın kızının bedenen kilolu olduğunu ve karnında bundan dolayı boğumların oluşmuş olduğunu anlatmaktadır. Bu da ancak kilolu kadınlarda görülen bir haldir. Çoğunlukla erkeklerin de bu tür kadınlara daha çok istekli oldukları görülegelmiştir. el-Mühelleb dedi ki: Nebiin bu muhannesi kadınların yanına girmekten alıkoyması, erkeklerin kalbierini heyecanlandıran böyle bir şekilde kadını nitelendirmeye koyulduğunu işitmiş olmasıdır. Onun kadınların huzuruna girmesini engelleyerek, (başkalarının) zevceleri(ni) başkalarına nitelendirmesini ve böylelikle hicabın anlamının ortadan kalkmasını önlemek istemiştir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Kadınlar, kadınların güzelliklerini fark edebilen yabancılardan hicab arkasına çekilmelidirier. 2- Herhangi bir hususta kendisinden şüpheye düşülen kimsenin uzaklaştırılmasında bu hadis asıl bir dayanaktır. 3- Kadınlara benzemeye çalışan bir kimsenin, kadınların bulunduğu evIerden dışarıya çıkartılarak -ve bu işten vazgeçmesi için başka yol kalmadığı ortaya çıktığı takdirde sürgüne gönderilerek- tazir edilmesi söz konusudur. 4- Kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara isteyerek ve kasten benzemeye çalışmaları ittifakla haramdır. İleride bu şekilde davranan kimseye lanet olunduğuna dair hadis Libas (giyim) bölümünde gelecektir.(5885.hadiste)
Aişe r.anha'dan dedi ki: "Ben mescidde oynayan Habeşlilere bakar iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de beni ridası ile örtüp sakladığını ve nihayet ben bundan usanıncaya kadar bunu sürdürdüğünü görmüşümdür. Artık yaşı küçük, oyuna, eğlenceye düşkün bir kızın bu durumda ne yapabileceğini siz hesap edin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının, kötü bir düşünceye kapılmaksızın Habeşlere ve başkalarına bakmas!." Başlığın zahirinden anlaşıldığına göre musannıf, kadının yabancı bir erkeğe bakmasının caiz olduğu ama aksinin böyle olmadığı görüşünde idi. Bu meşhur bir mesele olup, Şafil mezhebinde bu hususta hangisinin tercih edileceği ile ilgili olarak ihtilaf edilmiştir. Ancak bu başlıktaki hadis, bunun caiz olduğunu kabul edenleri desteklemektedir. Daha önce Bayram bahislerinde Nevevıinin buna dair şu cevabı verdiği geçmiş bulunmaktadır: Aişe büluğa ermemiş küçük yaşta idi. Yahut bu hicab emrinden önce idi. O bu görüşünü bu rivayette geçen: "Yaşı küçk kızın durumunu siz ölçüp biçiniz" ifadeleri ile pekiştirmektedir. Fakat onun bu delillendirmesinin pek yerinde olmadığını ortaya koyan açıklamalar daha önceden geçtiği gibi, bunun rivayet yollarından birisinden de bu hadisenin Habeşlilerin heyetinin gelişinden sonra olduğu, gelişlerinin de hicretin yedinci yılına rastladığı da ifade edilmektedir. O sırada da Aişe on altı yaşında idi ve büluğa ermiş bulunuyordu. Ayrıca bu, hicab emrinden sonra olmuştu. Bunu kabul etmeyenlerin delili ise Ümmü Seleme yoluyla gelen ve: "Peki ya siz kör müsünüz?" ifadelerinin yer aldığı meşhur hadistir. Bu hadisi Sünen sahipleri ez-Zührı'nin Ümmü Seleme'nin mevlası olan Nebhan'dan, Nebhan'ın da Ümmü Seleme'den diye rivayeti ile gelmiştir ki, senedi kavidir. Her iki hadis bir arada şöylece açıklanabilir: Bu olayın daha önce meydana gelmiş olma ihtimali vardır; yahut Nebhan'ın sözünü ettiği hadiste anlatılan olayda kadınları erkeği görmekten men eden bir husus bulunabilir. Çünkü İbn Üm mü Mektum ama birisi idi. Muhtemelen o, kadınların örtünmesi gereken yerlerini belki fark edebiliyor ve karşıdaki bunu hissetmeyebiliyordu. Bunun (kadınların erkeklere bakmasının) caiz oluşunu güçlendiren delillerden birisi de kadınların mescidlere, pazarlara ve yolculuklara erkeklerin kendilerini görmemesi için nikablı (peçeli) olarak çıkmalarının caiz oluşuna dair uygulamanın devam etmesidir. Ayrıca erkeklere, kadınlar kendilerini görmesin diye yüzlerini örtmesi emri kesinlikle verilmemiştir. İşte bu, her iki kesim arasında hükmü n farklı olduğunun delilidir. Gazzal1 de cevaza bunu delil göstererek şunları söylemiştir: Bizler kadının erkeğin yüzüne bakmasının, erkeğin kadının yüzüne bakması gibi aYret olduğunu söylemiyoruz. Aksine erkeğin yüzüne bakmak, erkeğin tüysüzün yüzüne bakması gibidir, diyoruz. Sadece fitneden korkulması halinde ona bakmak haram olur. Eğer fitne yoksa haram değildir. Çünkü çağlar boyunca erkekler hep yüzleri açık dışarı çıkmışlardır, kadınlar da nikablı olarak dışarı çıkmışlardır. Eğer durumları eşit olsaydı, erkeklere de nikab kullanmaları emredilir, yahut kadınlara dışarı çıkmaları yasaklanırdl. (Gazali'den ikitibas (alıntı) burada bitti) Hadis ile ilgili açıklanması gereken diğer hususlar daha önce "İki Bayram" ile ilgili başlıklarda geçmiş bulunmaktadır. (988.hadiste)
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Zem'a kızı Sevde geceleyin dışarı çıktı. Ömer onu görünce tanıdı ve: Allah'a yemin ederim sensin ey Sevde! Sen bizim için gizli saklı kalmazsın, dedi. Bunun üzerine Sevde, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri dönüp ona bunu anlattı. Nebi de o sırada benim odamda akşam yemeğini yiyordu. Elinde de edi bir kemik vardı. O sırada üzerine vahiy indi. Vahyin nüzulü bitince, o: Allah size ihtiyaçlarınızı karşılamanız için dışarı çıkmanıza izin vermiştir, diye buyurdu
حدثنا فروة بن ابي المغراء، حدثنا علي بن مسهر، عن هشام، عن ابيه، عن عايشة، قالت خرجت سودة بنت زمعة ليلا فراها عمر فعرفها فقال انك والله يا سودة ما تخفين علينا، فرجعت الى النبي صلى الله عليه وسلم فذكرت ذلك له، وهو في حجرتي يتعشى، وان في يده لعرقا، فانزل عليه فرفع عنه وهو يقول " قد اذن لكن ان تخرجن لحوايجكن
Salim'den, onun babasından rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kadın, birinizden mescid'e gitmek üzere izin isteyecek olursa onu engellemesin
حدثنا علي بن عبد الله، حدثنا سفيان، حدثنا الزهري، عن سالم، عن ابيه، عن النبي صلى الله عليه وسلم " اذا استاذنت امراة احدكم الى المسجد فلا يمنعها
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Süt amcam gelerek yanıma girmek üzere izin istedi. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soruncaya kadar ona izin vermedim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince, ona bu konuda sordum. O: O senin amcandır, bu sebeple ona izin ver, diye buyurdu. Bunun üzerine ben: Ey Allah'ın Rasulü, bana süt emziren kadındır, bana erkek süt emzirmedi, dedim. Aişe dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: O senin amcandır, senin yanına girsin. Aişe dedi ki: Bu hadise bizim h icab ın arkasında ka lmamıza dair emrin verilmesinden sonra olmuştu. Aişe dedi ki: Doğum dolayısı ile haram olan ne varsa süt emmek dolayısı ile de haram olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: Buna dair açıklamalar yeteri kadarı ile Nikah bölümünün baş taraflarında (5103.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadis, kadınların yanına girmenin mubahlığı ve diğer hükümler konusunda süt emmenin hükümlerinin de neseb akrabalığı hükümleri gibi olduğu hususunda temel dayanaktır
حدثنا عبد الله بن يوسف، اخبرنا مالك، عن هشام بن عروة، عن ابيه، عن عايشة رضى الله عنها انها قالت جاء عمي من الرضاعة فاستاذن على فابيت ان اذن له حتى اسال رسول الله صلى الله عليه وسلم فجاء رسول الله صلى الله عليه وسلم فسالته عن ذلك فقال " انه عمك فاذني له " قالت فقلت يا رسول الله انما ارضعتني المراة ولم يرضعني الرجل. قالت فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " انه عمك فليلج عليك ". قالت عايشة وذلك بعد ان ضرب علينا الحجاب. قالت عايشة يحرم من الرضاعة ما يحرم من الولادة
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadın kadına mübaşeret etmesin. Sonra onun niteliklerini kocasına o kadını görüyormuşçasına anlatır. " Bu hadis 5241 numara ile gelecektir Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Ebû Dâvûd, Nikah
حدثنا محمد بن يوسف، حدثنا سفيان، عن منصور، عن ابي وايل، عن عبد الله بن مسعود رضى الله عنه قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " لا تباشر المراة المراة فتنعتها لزوجها، كانه ينظر اليها
Abdullah'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kadın kadına mübaşeret etmesin. Sonra onun niteliklerini kocasına, kocası ona bakıyormuşçasına anlatır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sonra onun niteliklerini kocasına, kocası ona bakıyormuşçasına anlatır." el-Kab isı dedi ki: Bu buyruk, İmam Malik'in Seddu'z-Zerai ile ilgili görüşüne bir dayanaktır. Çünkü böyle bir nehyin hikmeti, kocanın anlatılan nitelikleri beğenerek anlatan hanımını boşamaya yahut nitelikleri anlatılan kadına bağlanma fitnesine maruz kalma sonucuna götürebilir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- İki erkeğin, -zaruret hali dışında- arada bir engel bulunmaksızın tenlerinin birbirlerine değmeleri haramdır. Ancak bundan musafaha istisna edilmiştir. 2- Bedeninin neresi olursa olsun başkasının avretine dokunmak ittifakla haramdır. Nevevi dedi ki: Umumi bir bela haline gelmiş ve pek çok kimsenin gevşek davrandığı hususlardan birisi de hamamda toplanıp bir araya gelmektir. Dolayısıyla hamamda bulunan bir kimsenin gözünü, elini ve başka azalarını diğerlerinin avretinden koruması, avretini de başkalarının görmesine karşı koruması icab eder. Ayrıca bu şekilde hareket eden kimselere karşı gücü yeten kimselerin de marufu emretmesi gerekir. Kendisinin ya da başkasının fitneye (çeşitli eziyetlere) maruz kalacağından korkması hali dışında, söylediği kabul edilmeyecek zannı ile marufun emredilme yükümlülüğü de ortadan kalkmaz
حدثنا عمر بن حفص بن غياث، حدثنا ابي، حدثنا الاعمش، قال حدثني شقيق، قال سمعت عبد الله، قال قال النبي صلى الله عليه وسلم " لا تباشر المراة المراة فتنعتها لزوجها كانه ينظر اليها
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Davud oğlu Süleyman -ikisine de selam olsun-: Andalsun bu gece yüz hanımımı dolaşacağım. Her bir hanım ım da Allah yolunda savaşacak bir erkek doğuracaktır, dedi. Melek ona: İnşaallah de, dedi ise de o söylemeyi unuttu. Süleyman bütün hanımlarını dolaştı. Onlardan yarım bir insan doğuran birisi dışında hiçbir kadın doğum yapmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer inşaallah demiş olsaydı, yeminini bozmamış olurdu ve 'isteğinin gerçekleşme ümidi de daha yüksek olurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeğin: Bu gece kesinlikle hanımlarımı dolaşacağım, demesL" Hadis daha önce Taharet bölümünde "hanımlarını dolaşıp bir defa gusleden kimse" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Hadis, anlamı itibariyle bu başlığın anlamına pek yakındır. Muhammed! şeriatta hükmü, bunun pek çok zevceleri bulunması halinde caiz olmayacağıdır. Ancak kocanın bir defada (birden çok) kadın ile evlenip de paylaştırmaya başlaması yahut bir yolculuktan dönmesi hali müstesm'ldır. Aynı şekilde diğer hanımlarının buna izin vermeleri ve razı olmaları halinde de caiz olur
حدثني محمود، حدثنا عبد الرزاق، اخبرنا معمر، عن ابن طاوس، عن ابيه، عن ابي هريرة، قال " قال سليمان بن داود عليهما السلام لاطوفن الليلة بماية امراة، تلد كل امراة غلاما، يقاتل في سبيل الله، فقال له الملك قل ان شاء الله. فلم يقل ونسي، فاطاف بهن، ولم تلد منهن الا امراة نصف انسان ". قال النبي صلى الله عليه وسلم " لو قال ان شاء الله لم يحنث، وكان ارجى لحاجته
حدثنا عبدان، اخبرنا عبد الله، عن يونس، عن الزهري، قال اخبرني ابن المسيب، عن ابي هريرة، قال بينما نحن عند رسول الله صلى الله عليه وسلم جلوس، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " بينما انا نايم رايتني في الجنة، فاذا امراة تتوضا الى جانب قصر، فقلت لمن هذا قال هذا لعمر. فذكرت غيرته فوليت مدبرا ". فبكى عمر وهو في المجلس ثم قال اوعليك يا رسول الله اغار
حدثني احمد بن ابي رجاء، حدثنا النضر، عن هشام، قال اخبرني ابي، عن عايشة، انها قالت ما غرت على امراة لرسول الله صلى الله عليه وسلم كما غرت على خديجة، لكثرة ذكر رسول الله صلى الله عليه وسلم اياها وثنايه عليها، وقد اوحي الى رسول الله صلى الله عليه وسلم ان يبشرها ببيت لها في الجنة من قصب
حدثنا قتيبة، حدثنا الليث، عن ابن ابي مليكة، عن المسور بن مخرمة، قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول وهو على المنبر " ان بني هشام بن المغيرة استاذنوا في ان ينكحوا ابنتهم علي بن ابي طالب فلا اذن، ثم لا اذن، ثم لا اذن، الا ان يريد ابن ابي طالب ان يطلق ابنتي وينكح ابنتهم، فانما هي بضعة مني، يريبني ما ارابها ويوذيني ما اذاها ". هكذا قال
حدثنا علي بن عبد الله، حدثنا سفيان، حدثنا عمرو، عن ابي معبد، عن ابن عباس، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " لا يخلون رجل بامراة الا مع ذي محرم ". فقام رجل فقال يا رسول الله امراتي خرجت حاجة واكتتبت في غزوة كذا وكذا. قال " ارجع فحج مع امراتك
حدثنا عثمان بن ابي شيبة، حدثنا عبدة، عن هشام بن عروة، عن ابيه، عن زينب ابنة ام سلمة، عن ام سلمة، ان النبي صلى الله عليه وسلم كان عندها وفي البيت مخنث، فقال المخنث لاخي ام سلمة عبد الله بن ابي امية ان فتح الله عليكم الطايف غدا ادلك على ابنة غيلان، فانها تقبل باربع وتدبر بثمان. فقال النبي صلى الله عليه وسلم " لا يدخلن هذا عليكن
حدثنا اسحاق بن ابراهيم الحنظلي، عن عيسى، عن الاوزاعي، عن الزهري، عن عروة، عن عايشة رضى الله عنها قالت رايت النبي صلى الله عليه وسلم يسترني بردايه، وانا انظر الى الحبشة يلعبون في المسجد، حتى اكون انا الذي اسام، فاقدروا قدر الجارية الحديثة السن الحريصة على اللهو