Loading...

Loading...
Kitap
188 Hadis
Bürde'den, O babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Herhangi bir adamın yanında bir küçük cariye bulunur da ona öğretir ve öğrenimini güzel yaparsa, onu te'dib eder, güzel bir şekilde edeplendirirse, sonra onu azad edip onunla evlenecek olursa, onun için iki ecir vardır. Kitap ehlinden herhangi bir adam hem kendi Nebiine iman eder, hem de bana iman ederse, onun için de iki ecir vardır. Herhangi bir köle, efendilerinin hakkını ve Rabbimin de hakkını eksiksiz yerine getirirse onun için iki ecir vardır. "564 ************** Burada hadisin devamında Buharilnin zikrettiği, fakat ihtisar edenin almadığı hadis rivi'ıyeti bakımından bir anekdotu önemli gördüğümüz için tercüme etmekte fayda mülahaza ettik:
حدثنا موسى بن اسماعيل، حدثنا عبد الواحد، حدثنا صالح بن صالح الهمداني، حدثنا الشعبي، قال حدثني ابو بردة، عن ابيه، قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ايما رجل كانت عنده وليدة فعلمها فاحسن تعليمها، وادبها فاحسن تاديبها، ثم اعتقها وتزوجها فله اجران، وايما رجل من اهل الكتاب امن بنبيه وامن بي فله اجران، وايما مملوك ادى حق مواليه وحق ربه فله اجران ". قال الشعبي خذها بغير شىء قد كان الرجل يرحل فيما دونه الى المدينة. وقال ابو بكر عن ابي حصين عن ابي بردة عن ابيه عن النبي صلى الله عليه وسلم " اعتقها ثم اصدقها
Eyyub'dan, o Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: ... " Muhammed'den, o Ebu Hureyre'den: "İbrahim ancak üç yalan söylemiştir. İbrahim beraberinde Sare bulunduğu halde zorba birisinin ülkesinden geçti. .. diye hadisin geri kalan bölümünü zikretti. .. derken (o zalim hükümdar) ona Hacer'i verdi. (Sare) dedi ki: Allah katirin elini benden uzak tuttu ve ayrıca bana Hacer'i de hizmetçi olarak verdi. .. Ebu Hureyre dedi ki: Ey semanın suyunun oğulları! İşte anneniz budur." (Hadisi Ebu Burde'den rivayet eden) eş-Şa'bı hadisi kendisinden naklettiği Salih b. Salih'e dedi ki: "Sen bunu herhangi bir bedel ödemeksizin al, ama önceleri adam bundan daha basit bir mesele için dahi Medine'ye gider, yolculuk yapardı." Ebu Bekr, Ebu Husayn'dan naklen, o Ebu Burde'den, onun da babasından rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "O cariyeyi azad ettikten sonra onun mehrini verirse ... " diye rivayet etmiştir. (Çeviren)
حدثنا سعيد بن تليد، قال اخبرني ابن وهب، قال اخبرني جرير بن حازم، عن ايوب، عن محمد، عن ابي هريرة، قال قال النبي صلى الله عليه وسلم. حدثنا سليمان عن حماد بن زيد عن ايوب عن محمد عن ابي هريرة {قال قال النبي صلى الله عليه وسلم} " لم يكذب ابراهيم الا ثلاث كذبات بينما ابراهيم مر بجبار ومعه سارة فذكر الحديث فاعطاها هاجر قالت كف الله يد الكافر واخدمني اجر ". قال ابو هريرة فتلك امكم يا بني ماء السماء
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber ile Medine arasında üç gün ikamet etti ve Huyey kızı Safiye ile evlendi. Ben Müslümanları onun düğün ziyafetine davet ettim. O ziyafette ne ekmek, ne de et vardı. Tabaklanmış derilerden yapılmış sofraların yayılmasını emretti. Oraya bir miktar hurma, keş ve yağ konuldu. İşte onun düğün yemeği bunlar oldu. Müslümanlar: Acaba bu mu'minlerin annelerinden birisi mi olacak, yoksa sağ elinin malik olduklarından mı, diye sordular. Sonra şöyle dediler: Eğer onu örterse (hicablandırırsa) mu'minlerin annelerinden birisi olacaktır. Eğer örtmezse bu sağ elinin sahip olduklarından (cariyesi) olacaktır. Yola koyulunca (bineğin üzerinde) arkasında Safiye için bir yer hazırladı ve Safiye ile diğer insanlar arasında da hicabı (örtüyü) uzattı." AÇiKLAMA : "Cariyeler (es-serari) edinmek." Bu kelime sürriyye (bir diğer okuyuşa göre sirriyye )nin çoğuludur
حدثنا قتيبة، حدثنا اسماعيل بن جعفر، عن حميد، عن انس رضى الله عنه قال اقام النبي صلى الله عليه وسلم بين خيبر والمدينة ثلاثا يبنى عليه بصفية بنت حيى فدعوت المسلمين الى وليمته فما كان فيها من خبز ولا لحم، امر بالانطاع فالقى فيها من التمر والاقط والسمن فكانت وليمته، فقال المسلمون احدى امهات المومنين او مما ملكت يمينه، فقالوا ان حجبها فهى من امهات المومنين، وان لم يحجبها فهى مما ملكت يمينه، فلما ارتحل وطى لها خلفه ومد الحجاب بينها وبين الناس
Enes İbn Malik'ten rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye'ye hürriyetini verdi ve onu hürriyetine kavuşturmayı (azad etmeyi) mehri yaptı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cariyeyi hürriyetine kavuşturmayı onun mehri yapan kimse." Buhari bu babı bu şekilde hükmünün ne olduğunu belirtmeden zikretmiştir. Bundan zahiren anlaşılan hükmü, eski fukahadan Said İbn el-Müseyyeb, İbrahim, TavUs ve ez-Zühr!, İslam dünyasındaki çeşitli fukahadan es-Sevr!, Ebu Yusuf, Ahmed ve İshak da bu görüşü benimsemiş ve şöyle demişlerdir: Bir kimse cariyesine onu aza d etmeyi mehri yapmak üzere hürriyetini verecek olursa akit de, azad etmek de, mehir de -hadisin zahirinden anlaşıldığı üzere- sahihtirler. İbnu's-Salah der ki: Hürriyeti vermek mehir olmasa dahi mehrin yerini tutar. Ayrıca şunları da eklemektedir: Bu açıklama şekli, en sahih ve hadisin lafzma en yakm olan açıklamadır. Nevevi de "er-Ravda" adlı eserinde onun izinden gitmiştir. Ancak garip hususlardan birisi de Tirmizi'nin bu hadisi zikrettikten sonra söylediği şu sözlerdir: Bu aynı zamanda Şafii'nin, Ahmed'in ve İshak'ın da görüşüdür. (Nevevi) der ki: Ama bazı ilim adamları onu azad etmenin dışında ona ayrıca bir mehir tespit etmeksizin hürriyetini vermeyi, mehri olarak kabul etmeyi mekruh görmüşlerdir. Bununla birlikte birinci görüş daha sahihtir. İbn Hazm da Şafii'den böyle nakilde bulunmuştur. Ancak Şafiiler nezdinde bilinen, bunun sahih olmayacağıdır; ama ondan bu görüşü nakledenlerin kastı, muhtemelen birinci ihtimalde öngörülen şekildir. Çünkü özellikle Şafii açıkça şunu ifade etmiştir: Bir kimse cariyesini onunla evlenmek üzere azad etse, cariyesi de bunu kabul etse hürriyetine kavuşur; ama onunla evlenmek zorunluluğu yoktur. Yalnız bu durumda değerini, kendisini azad eden eski efendisine ödemesi gerekir. Çünkü efendisi onu bedelsiz olarak azad etmeyi kabul etmemiştir. Dolayısıyla bu, diğer fasid şartlar gibi olur. Eğer onunla evlenmeye razı olup, üzerinde ittifak edecekleri bir mehir şartı ile onunla evlenirse, tespit edilen mehir onun olur. Bununla birlikte kendi değerini eski efendisine ödemesi gerekir
حدثنا قتيبة بن سعيد، حدثنا حماد، عن ثابت، وشعيب بن الحبحاب، عن انس بن مالك، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم اعتق صفية، وجعل عتقها صداقها
Sehl İbn Sa'd es-Saidl'den, dedi ki: "Bir kadın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ey Allah'ın Rasulü, kendimi sana hibe etmek amacı ile geldim," dedi. {SehI} dedi ki: Rasulullah ona baktı, onu baştan aşağıya süzdü. Daha sonra başını önüne eğdi. Kadın onun kendisi hakkında bir hüküm vermediğini görünce yerine oturdu. Ashabından bir adam kalkıp dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü! Eğer sen onunla evlenmeyi düşünmüyorsan onu benimle evlendir. Allah Rasulü: Peki yanında (mehir olarak verecek) bir şeyin var mı, diye sordu. Adam: Allahla yemin ederim ki hayır, ey Allah'ın Rasulü, dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Ailenin yanına git, bak, herhangi bir şey bulabilir misin? Adam gitti, sonra geri döndü. Hayır, Allah'a yemin ederim hiçbir şey bulamadım, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bir bak, hiç olmazsa demirden bir yüzük olsun. Adam gitti, sonra geri dönüp şöyle dedi: Hayır, Allah'a yemin ederim ey Allah'ın Rasulü, demirden bir yüzük dahi bulamadım. Fakat şu izarım (belden aşağısını örten peştamal) var. Yarısı onun olsun. -Sehl dedi ki: O sahabinin izarının üzerine giyineceği ridası yoktu.- Rasulullah bunun üzerine şöyle buyurdu: Bu kadın senin izarını ne yapsın? Sen onu giydiğin takdirde o izardan bu kadının üzerinde bir şeyolmaz. Şayet o giyecek olursa, ondan senin giyineceğin bir payın kalmaz. Bunun üzerine adam da oturdu. Oturuşu da uzayıp gitti, sonra kalktı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun gittiğini görünce, çağırılmasını emir buyurdu, onu çağırdılar. Gelince, Allah Rasulü ona: Kur'an'dan neyi ezbere biliyorsun, diye sordu. Adam: Şu sureyi, şu sureyi ezbere biliyorum deyip, onları saydı. Allah Rasulü: Bunları ezberden okuyabiliyor musun, diye sordu. Adam: Evet deyince, şöyle buyurdu: Git, ezbere bildiğin Kur'an sureleri dolayısıyla seni bu kadına malik kıldım (onunla evlendirdim)
حدثنا قتيبة، حدثنا عبد العزيز بن ابي حازم، عن ابيه، عن سهل بن سعد الساعدي، قال جاءت امراة الى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت يا رسول الله جيت اهب لك نفسي قال فنظر اليها رسول الله صلى الله عليه وسلم فصعد النظر فيها وصوبه ثم طاطا رسول الله صلى الله عليه وسلم راسه فلما رات المراة انه لم يقض فيها شييا جلست فقام رجل من اصحابه فقال يا رسول الله ان لم يكن لك بها حاجة فزوجنيها. فقال " وهل عندك من شىء ". قال لا والله يا رسول الله. فقال " اذهب الى اهلك فانظر هل تجد شييا ". فذهب ثم رجع فقال لا والله ما وجدت شييا. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " انظر ولو خاتما من حديد ". فذهب ثم رجع فقال لا والله يا رسول الله ولا خاتما من حديد ولكن هذا ازاري قال سهل ما له رداء فلها نصفه فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " ما تصنع بازارك ان لبسته لم يكن عليها منه شىء وان لبسته لم يكن عليك شىء ". فجلس الرجل حتى اذا طال مجلسه قام فراه رسول الله صلى الله عليه وسلم موليا فامر به فدعي فلما جاء قال " ماذا معك من القران ". قال معي سورة كذا وسورة كذا عددها. فقال " تقروهن عن ظهر قلبك ". قال نعم. قال " اذهب فقد ملكتكها بما معك من القران
Aişe r.anha'dan rivayete göre Ebu Huzeyfe, Utbe İbn Ebi Rebia İbn Abdi Şems -ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bedir'de bulunanlardan idi- Salim'i evlatlık edinmiş, kardeşinin oğlu el-Velid İbn Utbe İbn Rabia'nın kızı Hind ile onu evlendirmişti. O sırada kendisi de ensardan bir kadının mevlası idi. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Zeyd'i evlatlık edinmişti. Cahiliye döneminde bir adamı evlatlık edinen kimseye insanlar, o evlatlığı ona nispet eder ve evlatlığı ona mirasçı olurdu. Nihayet yüce Allah: "Onları babalarına nispet edip, çağırın ... Dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdırlar. "(Ahzab, 5) buyruğunu indirdi. Bunun üzerine evlatlıklar (nesebi belirtilerek çağrılmak hususunda) babalarına geri döndürüldüler. Babasının kim olduğu bilinmeyen kimseler de Mevla (dost) ve dinde kardeş oldular. Süheyl İbn Amr el-Kuraşi, sonra da eı-A.mirl'nin kızı Sehle -ki bu Ebu Huzeyfe İbn Utbe'nin hanımıdır- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, biz Salim'i bir çocuğumuz olarak görüyorduk. Allah da onun hakkında bildiğin buyrukları indirmiş bulunuyor... deyip, hadisin geri kalan bölümünü zikretti
حدثنا ابو اليمان، اخبرنا شعيب، عن الزهري، قال اخبرني عروة بن الزبير، عن عايشة رضى الله عنها ان ابا حذيفة بن عتبة بن ربيعة بن عبد شمس،، وكان، ممن شهد بدرا مع النبي صلى الله عليه وسلم تبنى سالما، وانكحه بنت اخيه هند بنت الوليد بن عتبة بن ربيعة وهو مولى لامراة من الانصار، كما تبنى النبي صلى الله عليه وسلم زيدا، وكان من تبنى رجلا في الجاهلية دعاه الناس اليه وورث من ميراثه حتى انزل الله {ادعوهم لابايهم} الى قوله {ومواليكم} فردوا الى ابايهم، فمن لم يعلم له اب كان مولى واخا في الدين، فجاءت سهلة بنت سهيل بن عمرو القرشي ثم العامري وهى امراة ابي حذيفة النبي صلى الله عليه وسلم فقالت يا رسول الله انا كنا نرى سالما ولدا وقد انزل الله فيه ما قد علمت فذكر الحديث
Aişe r.anha'dan, dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zübeyr'in kızı Dubaa'nın yanına girdi ve ona: Galiba sen hacca gitmek istiyorsun, dedi. Dubaa: Allah'a yemin ederim, kendimi hasta görüyorum, deyince, ona şöyle buyurdu: "Haccet ve şöyle diyerek şart koş: Allah'lm, beni, haccımı tamamlamaktan alıkoyacağın yerde ihramdan çıkmış olacağım, de. Dubaa o sırada el-Mikdad İbn Esved'in nikahı altında idi
حدثنا عبيد بن اسماعيل، حدثنا ابو اسامة، عن هشام، عن ابيه، عن عايشة، قالت دخل رسول الله صلى الله عليه وسلم على ضباعة بنت الزبير فقال لها " لعلك اردت الحج ". قالت والله لا اجدني الا وجعة. فقال لها " حجي واشترطي، قولي اللهم محلي حيث حبستني ". وكانت تحت المقداد بن الاسود
Ebu Hureyre r.a.'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadın şu dört şey için nikahlanır: Malı için, şerefi için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı nikahlamakla zafere kavuş. Ellerin toprağa bulanasıca!" Diğer tahric: Müslim rada’; Ebu Davud, nikah (2047); İbn-i Mace, nikah (hno:1858) AÇIKLAMA 5091’de. MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن عبيد الله، قال حدثني سعيد بن ابي سعيد، عن ابيه، عن ابي هريرة رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " تنكح المراة لاربع لمالها ولحسبها وجمالها ولدينها، فاظفر بذات الدين تربت يداك
Sehl'den, dedi ki: "Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından geçip gitti. Bu adam hakkında ne dersiniz, diye sordu. Ashab: Bu adam bir kıza talip olursa onunla evlendirilmeye, bir şefaatte (iltimasta) bulunursa, o şefaati kabul edilmeye, konuşursa da dinlenilmeye layık birisidir, dediler. (Sehl) dedi ki: Sonra sustu. Biraz sustu. Müslümanların fakirlerinden bir adam geçince: Bu adam hakkında ne dersiniz, diye sordu. Onlar: Bir kıza evlenmek için talip olursa nikahlanmamaya, şefaat (iltimasta) bulunmak isterse şefaati kabul olunmamaya, konuşursa da dinlenilmemeye layıktır dediler. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu, ötekinden yeryüzü dolusu kadar daha hayırlıdır, diye buyurdu." Bu hadis 644 7 numara ile gelecektir Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kefaetler dindedir." el-Ekfa' kelimesi "kufv"in çoğuludur. Benzer ve denk anlamındadır. Dinde denkliğin aranacağı hususu üzerinde ittifak edilmiştir. Bu sebeple Müslüman bir kadın asla bir kafire helal olmaz. "Ve o sudan bir insan yaratan, ondan neseb ve sıhrı akrabaları çıkaran O'dur."(Furkan, 54) İmam Malik kefaetin (evlenecek eşler arasındaki denkliğin) sadece dine has olduğunu açık bir şekilde ifade etmiş bulunmaktadır. Aynı zamanda bu görüş İbn Ömer ve İbn Mesud'dan da nakledilmiştir. Tabiınden de Muhammed İbn Sırın ve Ömer İbn Abdulaziz'den bu görüş nakledilmiştir. Cumhur neseb hususunda da kefaetin göz önünde bulundurulacağını kabul etmektedir. Ebu Hanife dedi ki: Kureyş birbirine denktir. Araplar da aynı şekildedir. Fakat Arap olmayan bir kimse Araplara denk (küfv) olmadığı gibi, Araplardan da herhangi bir kimse Kureyşlilere denk değildir. Bu aynı zamanda Şafiilerin de bir görüşüdür. Sahih olan ise Haşim ve Muttaliboğullarının diğerlerine göre daha önde olduklarıdır. Bunun dışındakilerin hepsi ise birbirine denktir. Sevri dedi ki: Meval1'den olan bir kimse, Arap bir kadınla nikahlanacak olursa bu nikahı feshedilir. Bir rivayete göre Ahmed de bu görüşü benimsemiştir. Şafii ise orta yol tutarak şöyle demektedir: Birbirlerine denk olmayanların nikahı haram değildir ki, bundan dolayı yapılmış olan bir nikahı reddedeyim. Ancak bu, kadına ve velilere karşı işlenmiş bir kusurdur. Onlar buna razı olurlarsa nikah sahih olur ve onların kullanmadıkları bir hakkı olarak kalır. Eğer velilerden bir kişi bu nikaha razı olmazsa onu feshedebilir. Nakledildiğine göre nikahta veliliğin şart koşulması, kadının kendisine denk olmayan birisi ile nikahlanmayı kabul etmek suretiyle değerini düşürmemesi içindir. Kefaet hususunda nesebin de göz önünde bulundurulacağını belirten herhangi bir hadis sabit olmamıştır. "Nebi sa1Ia11ahu a1eyhi ve sellem'in Zeyd (yani İbn Harise'yi) evlatlık edindiği gibi." "Salim'i bir evladımız olarak görüyorduk." el-Berkanı bu rivayette Buhari'nin hocası Ebu'l-Yeman yolu ile Ebu Davud da Yunus'un ez-Zührı'den diye naklettiği rivayetinde şu fazlalık vardır: "O benimle ve Ebu Huzeyfe ile birlikte aynı odada kalırdı. Beni üstüm başım açık gördüğü de olurdu." Kasıt, iş yaparken ki elbiselerinin iş dolayısıyla üzerinden açıldığı halde kendisini görmüş olduğudur. " ... diye hadisi zikretti." Yani onun geri kalan kısmını el-Berkanı ve Ebu Davud şöylece zikretmektedirler: "Bu husustaki görüşün nedir? Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Süt emzir dedi. O da Salim'e beş defa süt emzirdi. Böylelikle Salim onun süt çocuğu durumunda oldu." Buna dayanarak Aişe de erkek ve kız kardeşlerinin kızlarına kendisini görmelerini, huzuruna girmelerini uygun gördüğü kimselere -yaşça büyük olsa dahi- beş defa süt emzirmelerini söyler ve bu kimseler de onun huzuruna girerdi. Ama Ümmü Seleme ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diğer zevceleri, beşikte iken süt emmemiş olduğu takdirde herhangi bir kimsenin huzurlarına girmelerine izin vermeyi kabul etmemişler ve Aişe'ye şöyle demişlerdir: Allah'a yemin ederiz, biz bilemiyoruz. Belki bu, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diğer insanları dışarıda tutarak, sadece Salim'e vermiş olduğu bir ruhsattır. Zubeyr'in kızı DuMa'nın başından geçen olay ile ilgili Aişe'nin rivayet ettiği (babdaki) ikinci hadis ile ilgili açıklamalar, daha önce Hac bölümündeki Muhsar ile ilgili bablarda geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisten anlaşıldığına göre yemin kastı gütmeksizin söz arasında yemin etmek caizdir. Kadının farz olan haccı eda etmek için kocası ile danışması vacip değildir. Böyle denilmiş olmakla birlikte, bu, farz haccını engellemesinin kocası için caiz olmaması, ondan izin istemesi gereğini de kaldırmaz. "Malı ve şerefi dolayısıyla" ... Buradan anlaşıldığına göre, soylu ve şerefli bir kimsenin aynı şekilde soylu birisi ile evlenmesi müstehabtır. Ancak dindar olmayan soylu bir kadını nikahlamak ile dindar olmakla birlikte soyu o derecede bulunmayan bir kimseyi nikahlamak arasında seçim yapması gerektiği takdirde dindar olanın öncelenmesi sözkonusudur. Bütün niteliklerde de aynı ilke uygu- "Güzelliği" ... Buradan da güzel olan kadınla evlenmenin müstehab olduğu anlaşılabilir. Ancak mütedeyyin olnayan güzel bir kadın ile mütedeyyin olup güzel olmayan kadından birisini tercih etmek durumunda kalması hali müstesna. Bununla birlikte dindarlıkları eşit olursa, güzelolanla evlenmek daha uygundur. "Vasıfları, nitelikleri güzel bir kadın" da "güzel kadın" tabirinin kapsamında görülür. Mehrinin ağır ve külfetli olmaması da bunlar arasındadır. "Sen dindar olanı seç." Cabir yoluyla gelen bu hadisin rivayetinde: "Sen dindar olanı nikahlamaya bak" şeklindedir. Buyruğun anlamı da şudur: Dindar ve mürüwet sahibi olana yakışan, her hususta dindarlığı göz önünde bulundurmasıdır. Özellikle de uzun bir süre beraber kalınacaklar için bu böyledir. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona istenen vasıfların en ilerisi olan dinine bağlı olan hanım ile evlenmeyi emir buyurmuştur. İbn Mace'de yer alan Abdullah İbn Amr'ın rivayet ettiği hadise göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "(Sırf) güzellikleri için kadınlarla evlenmeyiniz. Belki onların güzellikleri onları aşağılara düşürür. -Yani onları helake götürür.- Kadınlarla malları için de evlenmeyiniz. Çünkü malları serkeşlik etmelerine sebep olabilir. Fakat dindarlıkları sebebiyle onlarla evleniniz. Şüphesiz dindar ve siyah i bir cariye (dindar olmayandan) daha faziletlidir." "Elleri toprakla dolasıca" ... Yani ellerin toprağa değsin. Bu tabir fakirlikten kinayedir. Kip olarak dua anlamında haberdir. Fakat bu sözle ifade ettiği hakikat anlamı kastedilmez. el-Umde müellifi bunu bu şekilde açık olarak dile getirmiştir. Başkası da şunu eklemektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir Müslüman hakkında bu sözü söylemesi halinde bu duası kabul olunmaz. Çünkü onun (duasının kabulolunması için) Rabbine koştuğu şarta aykırıdır. Kurtubı dedi ki: Hadisin anlamı şudur: Bu dört özellik, bir kadın ile evlenmeyi daha çok isteten hususlardandır. Bu buyruk, mevcut olan dun•ın hakkında bir haberdir. Yoksa emir anlamında değildir. Hatta zahiri bütün bu soepler dolayısıyla nikahlama maksadını gütmenin mubah olduğunu göstermektedir. Ancak din dolayısıyla nikahlamayı kastetmek daha uygundur. Bu hadisten hareketle, denkliğin kabul edileceği esasların bunlar olacağı, yani denkliğin sadece bu hususlara münhasır olduğu zannedilmemelidir. Bildiğim kadarıyla ilim adamları kefaetin ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahip iseler de, bu kimsenin ileri sürdüğü bir görüş değildir
Urve'den rivayete göre o: "Aişe R.A.a'ya: "Eğer yetim kızlar hakkında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız."(Nisa, 3) ayeti hakkında soru sordum. Ona dedi ki: Ey kardeşimin oğlu! Bu, velisinin himayesinde bulunan ve velisi tarafından güzelliği ve malı dolayısıyla nikahlanmak istenen yetim kızlar hakkındadır. Velisi (onunla nikahlanmak isteyince) onun mehrini eksik vermek ister. İşte onların mehirlerini eksiksiz vermek suretiyle ad aletli davranmaları hali dışında bu kızları nikahlamaları onlara yasaklandı ve onların dışındakileri nikahlamaları emrolundu. (Devamla) dedi ki: Daha sonra insanlar Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva sordular. Yüce Allah da: "Senden kadınlar hakkında fetva isterler ... "(Nisa, 127) buyruğunu, " ... ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz öksüz kızlar ile küçük çocuklar ve yetimler hakkında ... "(Nisa, 127) buyruğuna kadar indirdi. Allah onlara şu hükmü indirmiş oldu: Yetim bir kız eğer güzel ve varlıklı olduğu takdirde onu nikahlamayı istiyor, nesebini de beğeniyoriarsa mehrini tamamlamalarını, eğer malı ve güzelliği az olduğu takdirde onu beğenmiyorlarsa terk etmelerini, ondan başka bir kadın almalarını söylüyor. (Aişe) dedi ki: Onu nikahlamayı arzulamadıkları vakit nasılonu terk ediyorlarsa, onu nikahlamak istediklerinde de -ona karşı adaletli davranarak mehir hakkını ona eksiksiz vermedikçe- onu nikahlayamayacaklarını bildirmiş oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mal bakımından birbirlerine denk sayılanlar ve malı az erkeğin, malı çok kadın ile evlendirilmesi." Mal bakımından denkliğin göz önünde bulundurulması hususunda, denkliğin şart olduğunu kabul edenler arasında görüş ayrılığı vardır. Şafiilere göre en meşhur olan görüş, bunun muteber olmayacağıdır. el-İfsah müellifi Şafii’den şöyle dediğini nakletmektedir: Denklik, din, mal ve nesep hususlarındadır. Ebu't-Tayyib es-Saymari ve bir topluluk, bunun göz önünde bulundurulacağını kesin bir dille ifade ettiği gibi, çeşitli bölgelerdeki fukaha arasında el-Maverdi de buna itibar etmiştir. Bu husustaki görüş ayrılığının sadece mal ile övünmeyip, nesep ile birbirlerine karşı övünen köylerde ve kırsal kesimlerde yaşayanlar hakkında özellikle sözkonusuolduğu da söylenmiştir. Hadise dair açıklamalar Nisa suresinin tefsirinde(4574.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadis velinin, himayesi altında bulunan kızı, kendisi ile evlendirebileceğine delil gösterildiği gibi, velinin evlendirme hakkına sahip olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü yüce Allah velilere bu suretle hitap etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Uğursuzluk kadında, evde ve attadır
حدثنا اسماعيل، قال حدثني مالك، عن ابن شهاب، عن حمزة، وسالم، ابنى عبد الله بن عمر عن عبد الله بن عمر رضى الله عنهما ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " الشوم في المراة والدار والفرس
İbn Ömer'den, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda uğursuzluktan söz ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eğer uğursuzluk herhangi bir şeyde varsa bu, evde, kadında ve atta sözkonusu olur
حدثنا محمد بن منهال، حدثنا يزيد بن زريع، حدثنا عمر بن محمد العسقلاني، عن ابيه، عن ابن عمر، قال ذكروا الشوم عند النبي صلى الله عليه وسلم فقال النبي صلى الله عليه وسلم " ان كان الشوم في شىء ففي الدار والمراة والفرس
Sehl İbn Sa'd'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eğer (uğursuzluk) bir şeyde varsa atta, kadında ve meskendedir
حدثنا عبد الله بن يوسف، اخبرنا مالك، عن ابي حازم، عن سهل بن سعد، ان رسول الله صلى الله عليه وسلم قال " ان كان في شىء ففي الفرس والمراة والمسكن
Usame İbn Zeyd r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim." Diğer tahric eden Tirmizi edeb Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının uğursuzluğundan sakınılması." Burada (uğursuzluk anlamı verilen): "eş-Şu'm" uğur anlamına gelen "el-yumn"un zıttıdır. "Ve yüce Allah'ın: "Muhakkak ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman olanlar vardır."(Teğabun, 14) buyruğu." Bununla (Buhari) uğursuzluğun yalnızca bazı kadınlar hakkında sözkonusu olduğunu, diğer bazıları hakkında da sözkonusu olmadığını işaret etmek istemiş gibidir. Buna da ayet-i kerime'deki kısmllik bildiren ( ... dan anlamındaki) "min"in delaletinden hareket ederek işarette bulunmaktadır. Bir hadiste anlatılanlar buna açıklama getirebilir mahiyette olabilir. Sözkonusu bu hadisi Ahmed rivayet ettiği gibi İbn Hibban ve Hakim de sahih olduğunu belirtmişlerdir. Hadisi Said merfu olarak rivayet etmiş bulunmaktadır: "Şu üç husus Ademoğlu'nun mutluluğundandır: Saliha bir kadın, uygun bir mesken ve uygun bir binek. Şu üç husus da Ademoğlu'nun bedbahtlığındandır: Kötü kadın, kötü mesken ve kötü binek." "Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim." Şeyh Takıyyuddin es-Sübki der ki: Buhari'nin bu hadisi, ayet-i kerimeyi bab başlığında zikrettikten sonra İbn Ömer ve Sehl yolu ile gelen iki hadisin akabinde zikretmesi, uğursuzluğun, kendisinden düşmanlık ve fitne görülen kadınlara tahsis edildiğine bir işarettir. Bazı kimselerin anladığı gibi, kadının topuğundan bile uğursuzluğun sözkonusu olduğu yahut kadının bunda bir etkisinin olduğu şeklindeki anlam doğru değildir. Zaten bu, ilim adamlarından hiçbir kimsenin belirtmediği bir görüştür. Kadının bunda bir sebep olduğunu söyleyen kimse de cahildir. Çünkü şeriat koyucu, yağmuru yıldızların doğuşlarına bağlayan kimse hakkında mutlak olarak kafir ifadesini kullanmıştır. O halde kadının herhangi bir dahlinin bulunmadığı bir husus dolayısı ile şerri kadına nispet eden kimsenin durumu ne olabilir? Olsa olsa görülen bir kaza ve kadere uygun bir halin ortaya çıkmasından ibarettir. Bunun sonucunda da nefis bundan nefret eder. Böyle bir hal ile karşı karşıya kalan kimsenin böyle bir kadını terk etmesinin kendisine bir zararı olmaz. Ancak o fiili o kadına nispet etmek gibi bir kanaat taşımaması şarttır. Hadisten Çıkartılan Sonuçlar 1- Kadınlar dolayısıyla fitneye maruz kalmak, başkaları dolayısıyla fitneye maruz kalmaktan daha ağırdır. Buna yüce Allah'ın: "Kadınlar ... gibi arzulanan şeylere sevgi, insanlara süslü gösterildL" (Ali İmran, 3/14) buyruğu da buna tanıklık etmektedir. Yüce Allah onları arzulanıp, sevilen şeyler arasında saymış ve diğer türler arasında önce onları zikrederek başlamıştır. Bu da onların bu hususta asılolduklarına bir işarettir. Yine müşahede ile görülen şu ki: Erkeğin, yanında bulunan hanımından olma çocuğuna karşı olan sevgisi, bu durumda olmayan başka bir kadından doğma çocuğuna olan sevgisinden daha fazladır. 2- Hukemadan birisi şöyle demiştir: Kadınlar tamamıyla bir şerdir. Onlardaki en şer olan husus ise onlardan müstağni kalamayıştır. Kadınlar "akll ve dinı bakımdan eksiklik" ile nitelendirilmiş olmakla birlikte erkeği aklı ve dinı bakımdan eksiklik gerektiren hususları işlemeye de iterler. Erkeğin dinı hususlar ile uğraşmaktan uzaklaşarak dünyaya talipolmak üzere hırs göstermesi gibi... Bu ise fesadın en ağır halidir. Müslim, Ebu Said yoluyla gelen "ve kadınlardan sakınınız" diye bilinen hadisin bir kısmında şunları da zikretmiş bulunmaktadır: "Çünkü İsrailoğullarının fitneye ilk maruzkalması, kadınlar hususunda olmuştu
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Berire hususunda üç tane sünnet ortaya çıkmıştır: O kölelikten azad edildi ve muhayyer bırakıldı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Vela azad edene aittir" diye buyurdu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girdiğinde taştan bir tencere ateşin üzerinde kaymyordu. Allah Rasulü'nün huzuruna ekmek ve evdeki katıktan bir miktar katık takdim edildi. O: Ben (kaynayan) bir tencere görmedim mi, diye buyurdu. Ona: O, Berire'ye sadaka olarak getirilen bir ettir, sense sadakadan yemezsin, denilince, Allah Rasulü: "O Berıre için bir sadaka, bize de bir hediyedir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hür kadının kölenin nikahı altında bulunması." Yani kölenin razı olması halinde hür kadın ile evlendirilmesinin caiz oluşu. Buhari bu başlık altında Berirelnin kıssasının bir kısmını zikretmektedir. Onun kölelikten azad edildikten sonra muhayyer bırakıldığını belirtmektedir. Bu hadise dair yeterli açıklamalar Talak bölümünde(5284. hadiste) gelecektir. Başlıktaki ifade musanmfın (Buhariinin), azad edildiği sırada kocasının köle bulunduğu neticesine varmış olduğunu göstermektedir
حدثنا عبد الله بن يوسف، اخبرنا مالك، عن ربيعة بن ابي عبد الرحمن، عن القاسم بن محمد، عن عايشة رضى الله عنها قالت كان في بريرة ثلاث سنن عتقت فخيرت، وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " الولاء لمن اعتق ". ودخل رسول الله صلى الله عليه وسلم وبرمة على النار، فقرب اليه خبز وادم من ادم البيت فقال " لم ار البرمة ". فقيل لحم تصدق على بريرة، وانت لا تاكل الصدقة قال " هو عليها صدقة، ولنا هدية
Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Eğer yetim kızlara adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız ... " (en-Nisa, 4/3) buyruğu hakkında dedi ki: "Sözü edilen yetim kız, velisi olan bir erkeğin velayetinde bulunması halidir. Bu kızın malı dolayısıyla velisi onunla evlenir, ama onunla iyi geçinmez, malı hususunda ona adaletli davranmazdı. Böyle bir kişi (onunla değil de) onun dışında, kendisinin hoşuna giden (helalolan) başka kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere evlensin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "İkişer, üçer, dörder" buyruğu dolayısı ile dörtten fazla kadın ile evlenemez." Başlıkta sözü geçen bu hüküm, icma' ile kabul edilmiş bir hükümdür. Bundan muhalif kanaat belirtmesine itibar edilmeyen Hatız! ve buna benzer kimselerin kanaatleri istisnadır. Bunların Nebi s.a.v.'in aynı zamanda dokuz hanımı nikahı altında bulundurduğunu delil göstermeye kalkışmalarına karşı, dörtten fazla hanım ile evli bulunurken Müslüman olan kimselere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dörtten fazla olan kadınları boşamakla emretmesi delil gösterilmektedir. Çünkü böyle bir emri o Gaylan İbn Seleme'ye ve başkalarına vermiş durumdadır. Bu husus Sünen kitaplarında rivayet edilmiştir. O halde bu emri vermiş olması bunun (dörtten fazla hanımı bir arada nikahı altında bulundurmanın) Nebi efendimizin özelliklerinden olduğunun delilidir. (Ali İbn el-Hüseyn) dedi ki: Yani Ali İbn el-Hüseyin İbn Ali İbn Ebi Talib dedi ki: "Buyruk ikişer, yahut üçer, yahut dörder demektir" şeklinde açıklamıştır. Bu açıklamasıyla ayet-i kerimedeki "vav: ve" edatının "ev: yahut, veya" anlamında olduğunu anlatmak istemektedir. O halde bu, çeşitlendirmek anlamını verir yahut amile atfeden bir edattır, bu durumda ifadenin takdiri de şöyle olur: O halde hoşunuza giden (ve sizin için helalolan) kadınlardan iki tane nikahlayınız ve size helalolan kadınlardan üç tane nikahlayınlZ ... şeklindedir. Bu da Rafızilere karşı verilecek ve onların görüşlerini reddeden delillerin en güzellerindendir. Çünkü bu Zeynu'ı-Abidin'in bir açıklaması ve tefsiridir. O da onların sözlerine başvurdukları ve masum olduklarına inandıkları imamlarındandır
حدثنا محمد، اخبرنا عبدة، عن هشام، عن ابيه، عن عايشة، {وان خفتم ان لا، تقسطوا في اليتامى}. قالت اليتيمة تكون عند الرجل وهو وليها، فيتزوجها على مالها، ويسيء صحبتها، ولا يعدل في مالها، فليتزوج ما طاب له من النساء سواها مثنى وثلاث ورباع
Abdurrahman kızı Amre'den aktarılan rivayette: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe'nin kendisine haber vediğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunuyordu. Aişe, Hafsa'nın odasının önünde (içeri girmek üzere) izin isteyen bir adamın sesini duydu. Aişe: "Ey Allah'ın Rasulü! İşte bir adam, senin odanın önünde (içeri girmek üzere) izin istiyor" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: -Hafsa'nın süt amcası olan birisini kastederek- Zannederim filan kişidir, diye buyurdu. Aişe dedi ki: -Süt amcası olan birisi için- Filan kişi hayatta olsaydı, yanıma girebilir miydi diye sordu. Allah Rasulü: Evet, süt emmek, doğum sebebiyle haram kılınanları haram kılar, buyurdu
حدثنا اسماعيل، قال حدثني مالك، عن عبد الله بن ابي بكر، عن عمرة بنت عبد الرحمن، ان عايشة، زوج النبي صلى الله عليه وسلم اخبرتها ان رسول الله صلى الله عليه وسلم كان عندها، وانها سمعت صوت رجل يستاذن في بيت حفصة، قالت فقلت يا رسول الله هذا رجل يستاذن في بيتك. فقال النبي صلى الله عليه وسلم " اراه فلانا ". لعم حفصة من الرضاعة. قالت عايشة لو كان فلان حيا، لعمها من الرضاعة دخل على فقال " نعم الرضاعة تحرم ما تحرم الولادة
İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Hamza'nın kızı ile evlenmez misin diye soruldu. O: 0, benim süt kardeşimin oğludur, buyurdu
حدثنا مسدد، حدثنا يحيى، عن شعبة، عن قتادة، عن جابر بن زيد، عن ابن عباس، قال قيل للنبي صلى الله عليه وسلم الا تزوج ابنة حمزة قال " انها ابنة اخي من الرضاعة ". وقال بشر بن عمر حدثنا شعبة سمعت قتادة سمعت جابر بن زيد مثله
Ebu Seleme'nin kızından aktarılan rivayette: "Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe'nin kendisine haber verdiğine göre, Allah Rasulüne: 'Ey Allah'ın Rasulü, kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahına al', deyince, o şöyle buyurdu: 'Peki, böyle bir şeyi gerçekten arzu eder misin. Ben: Evet. Çünkü sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin. Bir hayırda bana ortak olmasını en çok sevdiğim kişi de kızkardeşimdir', dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu, bana helal değildir. Ben, dedim ki: 'Ama bize senin Ebu Seleme'nin kızını nikahlamak istediğin söyleniyordu.' Allah Rasulü: (Zevcem) Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye sordu. Ben: Evet deyince şöyle buyurdu: Eğer o benim himayemde bulunan, benim üvey kızım olmasaydı bile yin bana helal olmazdı. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdıf. Süt annem Suveybe beni ve Ebu Seleme'yi birlikte emzirmişti. Sakın bana klZlarınızı da, kız kardeşlerinizi de onlarla evleneyim diye teklif etmeyiniz." Urve dedi ki: "Suveybe, Ebu Leheb'in bir cariyesi idi. Ebu Leheb onu azad etmişti. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e süt emzirmişti. Ebu Leheb öldükten sonra yakınlarından birisine çok kötü bir halde (rüyasında) gösterildi. Ona: Ne ile karşılaştın, diye sordu. Ebu Leheb ona: Sizden sonra (hayır namına) bir şey görmedim. Ancak Suveybe'yi hürriyetine kavuşturmam sebebiyle şununla bana su içirildi." Bu hadis 5106, 5107,5123 ve 5372 nolarla gelecek inşaallah. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Süt emmek, doğum sebebiyle haram kılınanları haram kılar," mubah olanları da mubah kılar demektir. Bu da nikah ve ona tabi olan hususların haramlığı ile alakalı hususlar hakkında icma' ile kabul edilmiş bir husustur. Haramlık, süt emen çocuk ile süt annenin çocukları arasında sözkonusu olur ve onlara bakmanın, halvetin (baş başa kalmanın) ve beraber yolculuk yapmanın caizliği hususunda akrabalar seviyesine getirir. Fakat mirasçılık, nafakanın vücCıbu, köle olarak malik olunma halinde azad oluş, şahit1ik, diyet, kısasın düşürülmesi gibi diğer annelik ahkamı sözkonusu olmaz. Kurtubı dedi ki: Hadiste süt emmenin, süt emen ile süt emziren kadın ve onun kocası arasında hürmetin (haram oluş hükmünün) yaygınlık kazanacağını göstermektedir. Yani o kadının kocası ya da efendisi olup, ondan doğma çocukları ile birlikte süt emen arasında da haramlık sözkonusudur. Bu kadın, süt emen çocuğa, annesi olduğundan haram olur. Süt emziren kadının annesi de onun ninesi olduğundan dolayı haram olur ve bu yukarıya doğru devam eder, gider. O annenin kızkardeşi, teyzesi olduğundan, kızı onun kızkardeşi olduğundan, kızının kızı ve aşağıya doğru onun kızkardeşinin kızı olduğundan süt sahibinin (süt annenin kocasının ya da efendisinin) kızı da kendisinin kızkardeşi olduğundan, onun kızının kızı .aşağıya doğru kendi kızkardeşinin kızı olduğundan, süt sahibinin annesi ve yukarı doğru diğer anneleri. ninesi olduğundan, süt sahibinin kızkardeşi halası olduğundan ona haram olurlar. Ancak haramlık hükmü, süt emen çocuğun yakınlarından herhangi birisi hakkında sözkonusu değildir. Mesela onun süt kızkardeşi kendi kardeşinin kızkardeşi olmadığı gibi, kendisinin baba bir kızkardeşi de böyledir. Çünkü bunlar arasında süt emmek birlikteliği yoktur. Bundaki hikmete gelince, haramlığın sebebi, kadının ve kocanın cüzlerinden ayrılan şeyolan süttür. Süt emen çocuk, bu süt ile gıdalandığı takdirde o çocuk da onların cüzlerinden bir parça olur. Böylelikle aralarında haramlık yayılmış olur. Ancak süt emenin akrabalarının durumu böyle değildir. Çünkü onlarla süt emme arasında ve kocası arasında herhangi bir neseb ya da bir sebep (haram kılıcı gerekçe, bağ) bulunmamaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Kızkardeşimi nikahla", onunla evlen, demektir. "Bunu arzu eder misin?" İfade kadınların tabiatıarında bulunan kıskançlıkla birlikte, kendisinden başkası ile evlenmesini istemesi dolayısıyla hayretini dile getiren bir sorudur. "Sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin ki. .. " Ben seninle baş başa değilim ve kuması olmayan birisi de değilim, demektir. "Hayırda ortak." Bu sözle kumalar arasında adeten görülen arızı kıskançlıkları örten, ortadan kaldıran, dünya ve ahiret mutluluğunu da kapsayan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte oluşun kastedildiği söylenmiştir. Fakat sözü geçen Hişam yoluyla gelen rivayetle şöyle denilmektedir: "Seninle birlikte benimle ortaklığını en çok sevdiğim kişi kızkardeşimdir" denilmektedir. Böylelikle "hayır" ile kastedilenin bizzat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olduğu anlaşılmaktadır. "Ümmü Seleme'nin kızı mı?" Bu, aradaki karışıklığı ortadan kaldırmak için emin olmak amacıyla sorulmuş ya da red ve tepki anlamında yöneltiimiş bir sorudur. Yani: Eğer senin kastetliğin, Ebu Seleme'nin Ümmü Seleme'den olma kızı ise onun benim için haram oluşu -ileride açıklanacağı üzere- iki bakımdandır. Eğer Ebu Seleme'nin, Ümmü Seleme'nin dışında bir kadından doğma kızı ise senin kastetliğin, o takdirde tek bir yönden bana haram olur. Sanki Ümmü Habibe bunun haram oluşundan habersiz idi. Bu habersizliği de ya haram kılan ayetin nüzulünden önce olduğundan dolayı idi yahut bundan sonra olmakla birlikte, böyle bir şeyin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerinden olduğunu zannetmesi dolayısıyla olabilirdi. el-Kermanı böyle demektedir. Kabul edilen de ikinci ihtimaldir. Birincisini hadisin anlatım tarzı uygun kılmamaktadır. Sanki Ümmü Habibe iki kızkardeşi aynı nikah altında bulundurmanın caiz oluşunu, kadının kızı ile birlikte aynı nikah altında bulundurulmasının cevazına göre daha uygun görmüş gibidir. Çünkü üvey kız çocuğu ebediyyen haram kılınmış olmakla birlikte, kızkardeş sadece diğer kızkardeşi ile birlikte aynı nikah altında bulundurulması halinde haram kılınmıştır. Allah Rasulü ona böyle bir işin helal olmayacağını ve bu hususta ona ulaşan bilginin gerçek olmadığını belirterek Ümmü Seleme'nin kızının da iki bakımdan kendisine haram olduğunu açıklayarak cevaplandırmıştır. Hadis-i şerifte üvey kızın haram kılınışının, süt emmek yoluyla haram kılın IŞtan daha ağır olduğuna da işaret bulunmaktadır. "Çok kötü halde idi." Yani en kötü haldeydi. Hadis-i şerifte kafirin yapmış olduğu salih bir amelin ahirette faydasını görebileceğine işaret vardır. Ancak bu, Kur'an'ın zahirinden anlaşılana muhaliftir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "işledikleri amellerinin önüne geçip, onu havaya saçılmış toz zerreleri yaparız. "(furkan, 23) Ayrıca (hadise karşı) şöyle de cevap verilmiştir: 1 - Bu haber mürseldir. Bunu Urve mürselolarak rivayet etmiş ve kendisine kimin naklettiğini söylememiştir. Mevsul olduğunu kabul etsek dahi haberde sözü edilen şey, görülen bir rüyadır. Bunun delil olacak bir tarafı yoktur. Üstelik o rüyayı gören şahıs o sırada Müslüman olmamış olabilir ve dolayısıyla o şahıs delil olarak kabul edilemez. 2- Şahsın söylediklerinin delil kabul edileceğini varsaysak bile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili olan bu hususta bir özellik olabilir. Buna delil de daha önce geçen Ebu Talib ile ilgili olaydır. Çünkü bu husustaki rivayete göre azabı hafifletilerek cehennemin her tarafı kaplayan azabından ayak topuklarma kadar varan seviyedeki ateşe nakledilmiştir. Beyhaki dedi ki: Kafirlerin hayırlarının boşa çıkarılacağı ile ilgili gelen buyrukların anlamı şudur: Onlar, bunlar sebebi ile cehennemden kurtulamazlar, cennete de giremezler. Bununla birlikte küfür dışında işlemiş oldukları suçlar dolayısıyla görmeleri gereken azap, işlemiş oldukları hayırlardan ötürü hafifletilebilir. (Kadı) lyad ise şöyle demektedir: Kafirlerin işlemiş oldukları (iyi) am ellerinin kendilerine fayda sağlamayacağı ve bundan dolayı ne bir nimet ile ne de azaplarının hafifletilmesi ile bir mükafat görmeyecekleri hususu üzerinde kma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. Kafirlerin bir kısmın m azabı, diğerlerine göre daha ağır olmakla birlikte bu böyledir. Derim ki: Bununla birlikte bu husus Beyhaki'nin sözünü ettiği ihtimali reddetmemektedir. Çünkü bu kabilden gelmiş bütün rivayetler küfür günahı ile alakalıdır. Küfrün dışındaki günahlara gelince, bunla.nn azabının hafifletilmesinin engeli ne olabilir? ibnu'l-Müneyyir, haşiyede der ki: Burada iki mesele vardır. Birincisi imkansızdır, bu da kafirin küfrü ile birlikte itaatinin göz önünde bulundurulacağıdır. Çünkü itaatin bir şartı da sahih bir maksat ile yapılmış olmasıdır. Kafirde ise böyle bir şart bulunmaz. ikincisi ise kafirin yüce Allah'ın bir lütfu olarak bazı amelleri dolayısı ile mükafatlandınlmasıdır. Akıl bunu imkansız bir şey görmez. Bu husus anlaşıldığına göre Ebu Leheb'in, Suveybe'ye hürriyetini vermesi, itibar olunan Allah'a yakınlaştıncı bir amel olamaz. Bununla birlikte yüce Allah'ın Ebu Ta!ib'e lütufta bulunduğu gibi ona da dilediği şekilde lütufta bulunması mümkündür. Bu hususta uyulması gereken ise ister olumsuz, ister olumlu kanaat belirtilsin, konu ile ilgili varid olmuş Kur'anı ve nebevı naslardır. Derim ki: Bunun da tamamlayıcı unsuru şudur: Sözü edilen lütfun, kafirin iyilikte bulunduğu ve benzeri davranışlar yaptığı kimseye ikram olmak üzere yapılmasıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Aişe r.anha'dan rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girdiğinde yanında bir adam vardı. Yüzü değişir gibi oldu. Sanki bundan hoşlanmamıştı. Bunun üzerine Aişe: Bu, benim (süt) kardeşimdir, dedi. Allah Rasulü: (Süt emme dolayısıyla) kardeşlerinizin kim olduğuna iyi dikkat ediniz. Çünkü süt emmek açlıktan dolayı olandır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: 'Anneler çocuklarını iki bütün yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir.'(Bakara, 233) buyruğu dolayısıyla iki yıldan sonra süt emmek yoktur, diyenler." Buhari bununla süt emme süresi azami otuz aydır diyen Hanefilerin görüşlerine işaret etmektedir. Onların bu husustaki delilleri de yüce Allah'ın: "Onun taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. "(Ahkaf, 15) buyruğudur. Yani sözü geçen süre hem hamilelik, hem de sütten kesilme süresidir. Ancak bu oldukça garip bir tevildir. Cumhurun kabul ettiği meşhur görüş ise, bunun asgari hamilelik süresi ile azami süt emme süresinin toplam miktarını ifade ettiğidir. Nitekim Ebu Yusuf ve Muhammed İbn el-Hasen de bu görüşü benimsemişlerdir. Bunu: Ebu Hanife'nin hamileliğin azami süresinin ikibuçuk yılolduğunu söylemediği gerçeği desteklemektedir. Fakat bunun dışında bu sürenin miktarını tespit hususunda ihtilaf etmişlerdir. Yarım sene (altı ay) göz önünde bulundurulmaz denildiği gibi, iki ay göz önünde bulundurulmaz, bir ay ve ona yakın bir süre göz önünde bulundurulmaz da denilmiştir. İki seneye herhangi bir süre eklenmez de denilmiştir. Bu aynı zamanda İbn Vehb'in, Malik'ten naklettiği bir rivayettir. Cumhur da bu görüştedir. Cumhura göre süt emmek, iki yıldan sonra bir an süre dahi meydana gelmişse herhangi bir hüküm ifade etmez. Zufer de: Eğer süt ile yetiniyor, yemek ile yetinmiyor ise bu süre üç yıla kadar devam eder, demiştir. İbn Abdilberr'in ondan naklettiğine göre Züfer bununla birlikte süt ile yetinmesi şartını koştuğunu nakletmektedir. "Az olsun, çok olsun, haram kılan süt emmek." Bu ifadeler Buhari'nin bu başlıktaki ve başka yerlerdeki hadiste olduğu gibi, çeşitli haberlerde geçmiş bulunan genel hükümlere bağlı kalışını göstermektedir. Bu da Malik'in, Ebu Hanife'nin, es-Sevrı'nin, el-Evzaı'nin ve el-leys'in de görüşüdür. Ahmed'in meşhur görüşü de budur. Başkaları ise haram kılan emmenin bir emmeden fazlası olduğu kanaatindedir. Daha sonra da aralarında ihtilaf etmişlerdir. Aişe'den bunun on defa emmek olduğuna dair rivayet gelmiştir. Bunu Malik, Muvatta'da rivayet etmistir. Hafsa'dan da böyle bir rivayet gelmiştir. Yine Aişe'den yedi defa süt emek rivayeti nakledilmiştir. Bunu da İbn Ebi Hayseme sahih bir sened ile Abdullah İbn ZUbeyr'den, o Aişe'den diye rivayet etmiştir. Abdurrezzak da sahih bir sened ile ondan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bilinen beş defa süt emmekten aşağısı haram kılmaz." Şafii de bu görüşü benimsemiştir. Aynı zamanda Ahmed'den gelen bir rivayet de böyledir. İbn Hazm da bu görüşü benimsemiştir. "Kardeşlerinizin kim olduğuna dikkat ediniz." Yani bu hususta gerçekleşmiş olanı iyice tesbit ediniz. Acaba o, süt emme zamanı ve emme miktarı bakımından şartlarına uygun sahih bir süt emme midir, değil midir? Çünkü süt emmekten dolayı sözkonusu olan hüküm, ancak öngörülen şartlara göre meydana gelen süt emme halinde ortaya çıkar. Mühelleb dedi ki: Yani bu kardeşliğin sebebinin ne olduğunu iyice düşününüz. Çünkü süt emmek yoluyla haramlık, ancak küçük yaşta meydana gelen haramlık hakkındadır ki, süt emme, açlığı giderebilsin. Ebu Ubeyd dedi ki: Bunun anlamı şudur: Acıkan çocuğu doyuran ve açlığını gideren, eğer süt emmek yoluyla alınan sütse bu kardeşlik ortaya çıkar. Yoksa sütanne olmaksızın başka gıdalar ile besleniyorsa olmaz. "Süt emmek açlıktan dolayı olandır." Bu buyruk, süt annenin sütü ile beslenildiği takdirde haramlığın ortaya çıkacağına delil gösterilmiştir. Bu süt ister içmek, ister yemek suretiyle olsun, fark etmez. Çünkü bu, açlığı gideren bir haldir. Bu da sözü geçen bütün şekillerde bulunan bir vasıftır. O halde habere ve haberin anlamına da uygun bir kanaattir. Cumhur da böyle demiştir ama Hanefiler hukne yoluyla alınmasını istisna etmişlerdir. Fakat bu hususta el-leys ile Zahiriye'ye mensup olanlar muhalefet etmiş ve şöyle demişlerdir: Haram kılan süt emmek, ancak memenin ağza alınması ve memeden sütün emilmesi yoluyla olur. Ancak İbn Hazm'a karşı şu görüş ileri sürülmüştür: Onların bu açıklamalarına göre Salim'in kendisine yabancı bir kadın olan Sehle'nin memesini ağzına almasını kabul etmek, açıklanması zor bir durum olur. Kadı !yad bu açıklanması zor duruma şu şekilde cevap vermiştir: Sehle'nin sütünü bir kaba sağdıktan sonra onun memesine dokunmadan sütü içmiş olı:na ihtimali vardır. Nevevi der ki: Bu güzel bir ihtimaldir. Fakat bunun İbn Hazm'a bir faydası yoktur. Çünkü İbn Hazm süt emmek hususunda meme ağza alınmadıkça yeterli kabul etmez. Ama Nevevi onun adına böyle bir şey ihtiyaçtan ötürü affedilmiştir, diye cevap vermiş ve bunu süt emmenin ancak küçük yaşta iken muteber olacağına delil göstermiştir. Çünkü süt ile açlığın giderilmesi mümkün olan hal, küçüklük halidir. Büyüklük hali değildir. Bunun ölçüsü ise başlıkta geçtiği üzere tam iki yıldır. Daha önce zikredilmiş bulunan İbn Abbas yoluyla gelen hadis ile Ümmü Seleme'nin hadisindeki şu ifadeler de buna delildir: "Bağırsaklara ulaşıp onların içinden vücuda yayılan ve sütten kesilmeden önce olan dışında süt emmek, sözkonusu değildir." Tirmizi ve İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir. Kurtubi dedi ki: Hadis-i şerifteki: "Süt emmek açlıktan dolayı olandır" buyruğunda küçük çocuğun süt ile yetinip, yemeğe ayrıca ihtiyacının bulunmadığı sürede süt emmenin göz önünde bulundurulacağına dair açık ve külli bir kaide tespit edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu husus yüce Allah'ın: "Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir" buyruğu da bunu desteklemektedir. Çünkü bu buyruk, bu sürenin adeten ihtiyaç duyulan ve şer'an muteber olan azami süt emme süresini göstermektedir. Bundan sonra ise çocuğun adeten süt emmeye ihtiyacı olmadığından şer'an muteber değildir. Çünkü nadiren görülen olayların bir hükmü yoktur. Yaşı büyük bir kimseye süt emzirmenin itibara alınması ise yabancının ondan süt emmesi suretiyle kadının hürmeti (saygınlığı ve açılmaması gereken avreti açılmak suretiyle) çiğnenmiş olur. Çünkü onun memesini ağzına almak suretiyle dahi olsa kadının avretini görmüş olur. Derim ki: Bu son açıklama çoğunlukla görülen hal ile ilgili ve süt emmekte memenin ağza alınmasını şart koşanların görüşlerine yöneliktir. Hadisten aynı şekilde kadının kendisi ile birlikte süt emdiğini itiraf ettiği kimselerin, kadının yanına girmesinin caiz olduğu, böylelikle o erkeğin kadının kardeşi olacağı, itiraf ettiği kimseler hakkında görüşünün kabul edileceği, kocanın karısına erkekleri evine almasının sebebini soracağı, bu hususta ihtiyatlı davranılıp, iyice düşünülmesi gerektiği de anlaşılmaktadır
حدثنا ابراهيم بن حمزة، حدثنا ابن ابي حازم، عن ابيه، عن سهل، قال مر رجل على رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال " ما تقولون في هذا ". قالوا حري ان خطب ان ينكح، وان شفع ان يشفع، وان قال ان يستمع. قال ثم سكت فمر رجل من فقراء المسلمين فقال " ما تقولون في هذا ". قالوا حري ان خطب ان لا ينكح وان شفع ان لا يشفع، وان قال ان لا يستمع. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم " هذا خير من ملء الارض مثل هذا
حدثني يحيى بن بكير، حدثنا الليث، عن عقيل، عن ابن شهاب، قال اخبرني عروة، انه سال عايشة رضى الله عنها {وان خفتم ان لا تقسطوا في اليتامى} قالت يا ابن اختي هذه اليتيمة تكون في حجر وليها فيرغب في جمالها ومالها، ويريد ان ينتقص صداقها، فنهوا عن نكاحهن الا ان يقسطوا في اكمال الصداق، وامروا بنكاح من سواهن، قالت واستفتى الناس رسول الله صلى الله عليه وسلم بعد ذلك، فانزل الله {ويستفتونك في النساء} الى {وترغبون ان تنكحوهن} فانزل الله لهم ان اليتيمة اذا كانت ذات جمال ومال رغبوا في نكاحها ونسبها في اكمال الصداق، واذا كانت مرغوبة عنها في قلة المال والجمال تركوها واخذوا غيرها من النساء، قالت فكما يتركونها حين يرغبون عنها فليس لهم ان ينكحوها اذا رغبوا فيها الا ان يقسطوا لها ويعطوها حقها الاوفى في الصداق
حدثنا ادم، حدثنا شعبة، عن سليمان التيمي، قال سمعت ابا عثمان النهدي، عن اسامة بن زيد رضى الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال " ما تركت بعدي فتنة اضر على الرجال من النساء
حدثنا الحكم بن نافع، اخبرنا شعيب، عن الزهري، قال اخبرني عروة بن الزبير، ان زينب ابنة ابي سلمة، اخبرته ان ام حبيبة بنت ابي سفيان اخبرتها انها، قالت يا رسول الله انكح اختي بنت ابي سفيان فقال " اوتحبين ذلك ". فقلت نعم، لست لك بمخلية، واحب من شاركني في خير اختي. فقال النبي صلى الله عليه وسلم " ان ذلك لا يحل لي ". قلت فانا نحدث انك تريد ان تنكح بنت ابي سلمة. قال " بنت ام سلمة ". قلت نعم. فقال " لو انها لم تكن ربيبتي في حجري ما حلت لي انها لابنة اخي من الرضاعة، ارضعتني وابا سلمة ثويبة فلا تعرضن على بناتكن ولا اخواتكن ". قال عروة وثويبة مولاة لابي لهب كان ابو لهب اعتقها فارضعت النبي صلى الله عليه وسلم فلما مات ابو لهب اريه بعض اهله بشر حيبة قال له ماذا لقيت قال ابو لهب لم الق بعدكم غير اني سقيت في هذه بعتاقتي ثويبة
حدثنا ابو الوليد، حدثنا شعبة، عن الاشعث، عن ابيه، عن مسروق، عن عايشة رضى الله عنها ان النبي صلى الله عليه وسلم دخل عليها وعندها رجل، فكانه تغير وجهه، كانه كره ذلك فقالت انه اخي. فقال " انظرن ما اخوانكن، فانما الرضاعة من المجاعة